Prof. Turhan: Paksüt istifa etmeli

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Prof. dr. Mehmet Turhan, "Osman Paksüt etik olmayan bir şey yapmış, istifa etmeli" dedi ve yargının tarafsız olmadığını söyledi.

ABONE OL
GİRİŞ 03.08.2009 08:29 GÜNCELLEME 03.08.2009 08:29 GÜNCEL
Prof. Turhan: Paksüt istifa etmeli

Seda Şimşek'in röportajı

Hakimler ve savcıların atama kararnamesi bir kez daha gösterdi ki yargı, Türkiye'de ciddi bir tartışma alanı.

Anlaşmazlıklara çözüm mercii olan, toplumun adalet beklediği mekanizma bir anda sorunun asıl kaynağı haline gelebiliyor. Bunun sebebi araştırıldığında ise ortaya aslında ciddi bir iktidar savaşı çıkıyor.

Atanmışlar seçilmişlere karşı mevki ve mevzi kaybetmemek istiyor. Yargıçların kendilerini rejimin bekçisi olarak görmesi, bazılarının da HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumları "son kale" olarak nitelendirmesi bu algıyı güçlendiriyor.

Toplumdaki değişime direnç, iktidarın uygulamalarına en büyük muhalefet yargıdan geliyor. Bunun nedenlerini alanın yetkin isimlerinden Prof. Dr. Mehmet Turhan ile görüştük. Anayasa Mahkemesi eski raportörü Turhan, yargının içinden birisi olarak açık yüreklilikle özeleştirilerde bulundu, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ve HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'a da mesajlar gönderdi...

Anayasa Mahkemesi eski raportörü, Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Mehmet Turhan’dan yargıya yönelik öz eleştiri:

DARBELERİN YERİNİ ARTIK YARGI ALDI

Yargının bağımsız ama tarafsız olmadığının söyleyen Anayasa Hukuku Profesörü Turhan, "Çağımızda askeri darbe tehlikesi artık çok zayıfladı. Bunun yerini şimdi yargı almaya başladı. Demokrasi vesayet altında. Vesayeti ordu ve yargı kurmuş" dedi...

Yargının bağımsızlığı Anayasa’da hükümlerle ve kurumlarla güvence altına alınmış, ama neden biz hâlâ yargının bağımsız olup olmadığını tartışıyoruz? Gerek 1961 Anayasası gerekse 1982 Anayasası yargı organının bağımsızlığını, yargıçlık teminatını oldukça ayrıntılı bir şekilde düzenlemiş, büyük güvenceler getirmiş. Bunu sağlayacak bir de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu getirmiş.

Yalnız, Türkiye'de bağımsızlık, yargıçların tarafsızlığını, yansız olmalarını sağlamıyor. Verilen teminatların ve kurulun asıl amacı, bağımsızlık sonucunda yargının yansızlığını gerçekleştirmek, ama ülkemizde yargı organı bu tür bir yansızlığa sahip değil.

Psikolojik bir olay

Neden?


Benim incelediğim davalarda, özellikle anayasa yargısında, genellikle hakimler ve savcılar, kişi ile devlet arasındaki uyuşmazlıklarda devletten yana tavır alıyorlar. Devletin resmi ideolojisinden yana tavır alıyorlar. Hakimlerin bağımsızlığı veya hakimlik teminatı, anayasada yazılan hükümlerle gerçekleştirilmesine rağmen, yansızlık psikolojik bir olay. Dolayısıyla, yansızlığı Anayasa hükümleri ile gerçekleştirmek mümkün değil.

Ortada bir sorun var

Anayasa’da hakim ve savcı teminatını getirirken, HSYK bir davayı yürüten savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi önerisinde nasıl bulunulabiliyor?


Orada bir sorun var. Yargı organının bağımsızlığı, hakimlik teminatı dediğimizde, görevden alınamamaları, emeklilik yaşından önce emekliye sevk edilememeleri, mali teminatları, idari görevlere atanmamaları teminatını anlıyoruz. Fakat, coğrafi teminat yok.

Anayasa, yerlerinin değiştirilemeyeceği ile ilgili bir güvence getirmemiş. Bir hakimin görevini tamamen huzur ve sükun içinde yapabilmesi için bunlara ek olarak görev yerinin değiştirilememesi gerekir. Bu teminat eski Hakimler Kanunu'nda vardı, coğrafi teminat 1972 yılından beri ülkemizde mevcut değil. Ayrıca, bir hakimin kendi isteği olmaksızın, hakimlik sınıfından alınıp savcılık sınıfına nakledilmemesi de gerekir.

Hiç itiraz edilmiyor

Yargı, yasama ve yürütmenin üstünde bir pozisyonu nasıl alabilir?


 Bizim ülkemiz demokrasi açığı olan bir ülke. Bizim ülkemizde demokrasiye hiç itiraz edilmiyor, ama yaygın bir biçimde halktan korkuluyor. Bunun en bariz örneğini Aysun Kayacı'da görebilirsiniz. "Benim oyumla çobanın oyu nasıl bir olabilir" dedi, bu görüş benim gördüğüm kadarıyla sadece Aysun Kayacı'da değil, çok büyük bir kitlede var.

Bunlar, "Halkın seçtikleri her şeyi yapamamalı. Bunlar üzerinde bir denetim kurulmalı" diye düşünüyor. Bu denetim de özellikle askerlere ve yargı organına ihale edilmiş durumda, onlar bu denetimi yapıyorlar. Halka güvensizlik olması nedeniyle asker ve sivil bürokratlar halk üzerinde bir vesayet rejimi kurmuşlar ve bunu sürdürüyorlar.

Ön plana çıkmaya başladı

Yargı eliyle mi yapılıyor artık darbeler?


Çağımızda askeri darbe tehlikesi artık çok zayıfladı. Bunun yerini şimdi yargı almaya başladı. Ordunun geri çekilmesi ile birlikte yargı ön plana çıkmaya başladı. Yargı içinde de en fazla bu denetimi yapma yetkisine sahip olan Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya uygunluğu denetliyor, 1982 Anayasası ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, Anayasa Mahkemesi'nin vesayetine izin verecek bir anayasa durumunda kalıyor. Bu Anayasa- ’nın en kısa zamanda baştan sona değiştirilmesi lazım.

Türkiye’deki demokrasi VESAYET ALTINDA

Tarafsız olması gereken yargının bir ideolojisi olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Türkiye'de yargının bir ideolojisi var. Yargının ideolojisi resmi devlet ideolojisi. Kişi ile devlet arasında bir sorunla karşılaştığında devletten yana tavır alıyor.

Görev edinmişler

Neden böyle bir yaklaşım sergiliyor?


Çünkü, Türkiye'deki demokrasi vesayet altında bir demokrasi. Bu vesayeti yerine getiren iki önemli yer var. Birisi ordu, askerler, öbürü de yargı organı. Bunlar kendilerine böyle bir görev edinmişler. Meclis üzerinde bir vesayet görevine sahip olduklarını düşünüyorlar.

Son zamanlarda askerler bu görevinden yavaş yavaş çekilmeye başlamasına rağmen, yargı bunu oldukça heyecanlı bir şekilde üstlenmeye çalışıyor. Yargı organlarının böyle bir misyonu olmuş.

Anayasa öyle diyor

Yargı neden böyle bir misyon üstleniyor?


Çünkü, Anayasa’da sistem böyle. Anayasa’nın başlangıcında "Türk vatanı ve milletinin ebed varlığını ve Yüce Türk Devleti'nin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda..." diye başlıyor.

Bütün Anayasa’da bunlar var. Yargı organı bunları korumakla kendisini yükümlü hissediyor, "Ben koruyacağım" diyor.

(Bugün)