Cizre eczanelerinde en çok ne satılıyor?

Bölge eczanelerinde en çok satılan ilaç insanların ruh halini ortaya koyuyor. Şırnak Cizre'de yaşayan 1938 doğumlu Yusuf Durmuş, 1994'de yaşadıkları köyün tümüyle yakıldığını anlatıp, "Devlet çok zalim" diyor.

ABONE OL
GİRİŞ 13.07.2010 14:35 GÜNCELLEME 13.07.2010 14:35 GÜNCEL
Cizre eczanelerinde en çok ne satılıyor?

Mehveş Evin - Namık Durukan haberi

Cizre ilçesi medyada şu haberlerle gündeme gelir: 1. Operasyonlar. 2. Trafik kazaları. 3. Kepenk kapatma ve taş atma eylemleri. 90’lı yıllarda ise faili meçhul cinayetler ile.

İlçenin merkezine girdiğimizde ilk dikkatimi çeken, kadınların çoğunun çarşaflı olması. Cizre ezelden beri muhafazakârmış, bu nedenle de PKK’nın yanında Hizbullah’ın da çok güçlendiği söyleniyor. Hatta “Kürdistan İslam Partisi” kuruluyor.

DHA Cizre muhabiri Ramazan İmrağ’ın fotoğrafçı dükkânında buluşuyoruz. Ramo, bizi ev yemekleri yapan bir lokantaya götürüyor. Nefis sebzeli yemeklerin eşliğinde sohbet ediyoruz. Lokantada “bayan” tuvaleti yok, çünkü kadın kısmı erkeklerin bulunduğu yerlere gitmiyor. Kadınlar genellikle ya evde, ya da çarşıda...

ANTİDEPRESAN ÇOK SATIYOR

Ramo, eczanelerde en çok satılan ilacın antidepresanlar olduğunu söylüyor. Eskiden PKK’ya karşı olanların bile artık örgüte sempati duymaya başladığı herkesin dilinde. Onlarca minibüsten oluşan bir konvoy geçiyor, önce düğünden geldiklerini sanıyoruz. Beyaz tülbentli kadınların kırmızı-sarı-yeşil renkli eşarplar salladığını görünce, cenaze konvoyu olduğu anlaşılıyor. Geçen hafta Siirt’in Pervari ilçesinde öldürülen 10 teröristin cenazesi önce Şırnak, sonra Şemdinli’ye götürülmüştü.  

Sokaklar kalabalık, dükkânların önünde muhabbet eden ve etrafı kesen beşli-onlu gruplar halinde gençler göze çarpıyor. İlçenin girişindeki Karayolları binasının önündeki caddenin taşları sökük bir vaziyette duruyor. Zaten bu taşlar, malum olaylarda kullanılıyor.

Merkezden çıkıp ara sokaklara dalınca yaşları 6-12 arasında değişen çocuk grupları etrafımızı sarıyor. Fotoğraf makinesini görenler hemen tişörtünü maske yapıp poz veriyor. Taş atmak bu sokaklarda saklambaç oynamaktan daha doğal.

NEBAHAT’IN DRAMI

Peki bu çocuklara aileleri hiç mi sahip çıkmıyor? Onları kendi elleriyle mi sokağa bırakıyor? Bu soruların cevabını bulmak için taş atmaktan tutuklanan bir çocuğun annesiyle konuşmak istiyorum.
Nebahat İşçi, incecik, üzgün bakışlı bir kadın. Sadece birkaç kelime Türkçe biliyor. 15 yaşındaki oğlu Naif, iki ay önceki bir yürüyüşte polis tarafından görüntülendiği için tutuklanmış. Sabaha karşı üçte, aynı mahallede üç ayrı eve yapılan operasyonlardan birinde Naif de alınmış. Nebahat karşısında maskeli polisleri gördüğünde heyecandan bayılmış. Parası olmadığı için Midyat Cezaevi’ndeki oğlunu ziyarete gidemiyor.

Nebahat’in altı çocuğu var, en büyüğü Naif. Yaşadıkları ev, tek göz oda. Yer halıları ve yastıkları dışında tek bir eşyaları yok. Dışarıda 42 derece olan sıcaklık, evinde 50’ye kadar yükseliyor.

KOCASI TERK ETMİŞ

“Nüfusunda 17 yaşında yazıyor ama 15 yaşında. Orta üçü bitirmişti. O benim en büyük oğlumdu, çalışıp, kardeşlerine bakacaktı. Şimdi yalnız kaldım... Kocam beni terk etti. Kumara düştü. Çocukların hepsine ben bakıyorum, çaycılık yapıyorum. Okuma yazmam yok. Ailemi Diyarbakır’da bir trafik kazasında kaybettim. Beni de Cizre’de komşularım büyüttü” diye Kürtçe anlatıyor başından geçenleri.

Ne gözü doluyor, ne de abartılı bir duygu gösterisinde bulunuyor Nebahat... Yüzüne garip, acı dolu, donmuş bir ifade yerleşmiş. “Naif’in gösterilere katılmasını engelleyemedin mi?” diye sorunca “Çocukları hep uyarıyordum, size bir şey olursa benim gücüm yok diye. Para kazanmak için komşunun çamaşırlarını yıkıyordum, o zaman katılmış yürüyüşe. Taşlarla Kürdistan kurulmaz...” cevabını veriyor.

Nebahat’in isyansız, sessiz halini görüp üzülmemek mümkün değil. Tek derdi geçim olan gariban bir kadın var karşımızda. Ayrılırken “Teşekkür ederim, Allah razı olsun” diyor kısık bir sesle. Namık, küçük oğlanlarla harçlık veriyor. O üzgün suratlı oğlanların yüzü nasıl aydınlanıyor! Biz arkamızı döner dönmez birbirlerine aldıkları parayı sallıyorlar sevinçle...

DEVLET ZALİM

Cizre’de BDP ilçe teşkilatında otururken rastladığımız 1935 doğumlu Yusuf Durmuş’un anlattıkları:

* Gabar Dağı’nda Alkemer (Kürtçe adıyla Dawşar) köyünde yaşıyoruk. 1994’te köyü ve bütün eşyalarımızı yaktılar.

* 200 haneli bir köydü, kimi Adana’ya, kimi Cizre’ye göç etti.

* Bizim oralarda bakla yetişirdi, tarlalar vardı. Çok bereketliydi.

* Biz barış ve eşitlik istiyoruz. Daima savaşı yaratıyorlar. Devlet çok zalim.

* Savaşla bu iş bitmez, ancak barışla, iyilikle hallolur.

FRANSIZLAR İŞGAL EDEMEDİ

* Cizre demir çağında Kumme (Kumaha, Kummuh, veya Qumaha, Qumenu) krallığının merkeziydi.

* M.Ö. 2000 yılından itibaren, Babil, Araplar, Asurlular, Medler, Kürtler, Persler, Selevkos ve Sasanilerin; İslamiyetin bölgeye gelmesi ile beraber Emevi ve Abbasilerin hâkimiyeti altında kalmış.

* 1096 yılında Büyük Selçuklular müteakiben emir ve şeyhliklerle idare edilen Cizre, 1627 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun  egemenliğine geçmiş.

* Cizre beyliği önceleri Diyarbakır Sancak Beyliğine bağlı iken 1841 yılında Musul’a bağlanmış.

* Milli mücadele döneminde büyük başarılar gösteren Cizre’ye Fransızlar gelip şehri savaşsız teslim
almak istemişlerse de, halkın direnişi ve silahlanmayı görerek işgalden vazgeçmişlerdir.

* İslamiyet’in Cizre’ye girmesi ile birlikte şehre yarımada anlamına gelen Cezire adı verilmiş, Cumhuriyet döneminde ise küçük bir düzeltmeyle Cizre olarak değiştirilmiştir.

* Önceleri Mardin iline bağlı bir yerleşim birimi iken 16.05.1990 tarih ve 3647 sayılı yasa ile Şırnak iline bağlanmıştır. (Kaynak: Cizre Kaymakamlığı ve M. B. Rowton, Urban Autonomy in a Nomadic Environment)

2007 verilerine göre Cizre’nin toplam nüfusu 105.651

Milliyet