48 saatte kurtarıldı 2 gün cesetlerle kaldı

17 Ağustos depreminin üzerinden 12 yıl geçti, acılarsa hala çok taze. Enkazdan çıkarılanlar o günleri ve yaşadıklarını her yıl yeniden hatırlıyor. İşte o çarpıcı hayat hikayeleri:

ABONE OL
GİRİŞ 16.08.2011 12:11 GÜNCELLEME 16.08.2011 12:11 GÜNCEL
48 saatte kurtarıldı 2 gün cesetlerle kaldı

Kocaeli'de 17 Ağustos Marmara depreminde eşi, oğlu, annesi ve kardeşini kaybeden Ülkü Karahan, enkaz altında 48 saat birlikte kaldığı kızı sayesinde yeniden yaşama tutundu ancak ölen oğlu ile eşinin fotoğraflarına 12 yıldır bakamıyor.

İzmit'teki Arızlı Irak Konutları'nda yaşayan Karahan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 12 yıl önce yaşanan depremde, Başiskele ilçesi Yuvacık mevkisinde oturduğu evle birlikte 5 binanın yıkıldığını söyledi.

Evlerinin enkazından eşi ve oğlunun cansız bedeninin çıkarıldığını, kendisi ile birlikte 5 yaşındaki kızı Feyza ve evlerinde misafir olarak kalan erkek kardeşinin 48 saat enkaz altında kaldığını söyleyen Karahan, şöyle devam etti:

''Ezan sesleriyle zamanı tayin etmeye çalışıyordum. Kızım 5 yaşındaydı. Enkaz altında ağzı, bileğime denk gelmişti. Öleceğimi, kendimden geçeceğimi düşünüyordum. Kızıma, 'sesim çıkmazsa bileğimi ısır' dedim. Acısıyla diğer insanlara ses verip, en azından çocuğumun kurtarılabileceğini düşünüyordum. Ama o şekilde ne kadar ayık, ne kadar baygın kaldım hatırlamıyorum. Kızım ara ara ısırması sonucu elimdeki acıyla arada bir kendime geldim. Enkaz altında eşime ve çocuklarıma çok seslendim ama onlardan ses duymadım. Enkazdan sağ olarak çıkan ancak 2 bacağı sakat kalan erkek kardeşim de bizdeydi.''

Daha sonra kurtarma ekiplerinin dozerlerle üzerlerindeki molozları kaldırmaya başladığını ve bu sırada bacağına inşaat demirlerinin saplandığını dile getiren Karahan, ''Uzun uğraşlar sonucu bacağıma saplanan demirlerden kurtararak beni ve kızımı dışarı çıkartmışlar'' diye konuştu.

''2 GÜN ÜZERİMDEKİ CESETLERLE BİRLİKTE KALDIM''

Kızının hastanede tedavi altına alındığını ifade eden Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Beni öldü zannettikleri için hastane bahçesinde ölülerin arasına attılar. 2 gün burada ölülerle kaldım. Üzerimde 2-3 tane ceset vardı. Ama kendimde değildim. 2 gün sonra ise cenazeler ceset torbalarına konulmaya başlandı. Bu sırada görevlilerden biri benim yaralı bacağıma dokununca hafif bir ses çıkarmışım ve görevliler hemen hastaneye götürmüş. Ondan sonra da 3 ay tedavi oldum. Kızımı bu süre zarfında göremedim. Oğlum ve eşimin öldüğünü ise 3 ay sonra söylediler.''

Doktor kontrolünde oğlunun ve eşinin depremde öldüğünün kendisine söylendiğini anlatan Karahan, yaşadığı acıları kelimelerle anlatmasının mümkün olmadığını vurguladı.

FOTOĞRAFLARA 12 YILDIR BAKAMIYOR

Yaklaşık 6 ay süren tedavisinin ardından hastaneden çıktığını dile getiren Karahan şimdi hayattaki tek varlığı olan kızıyla birlikte, eşinden kalan emekli maaşıyla yaşamını sürdürmeye çalıştığını vurguladı.

Eşini ve oğlunu çok sevdiğini ve büyük bir özlem duyduğunu aktaran Ülkü Karahan, ''Şimdi ikisini de kaybettim. Yaşadıkları zaman bir an gözümün önünden kaybolsalar hemen özlerdim. İkisine de çok düşkünüm'' diye konuştu.

Oğlu Feyyaz'ın ismini ölümünden sonra bir kez bile telaffuz edemediğini anlatan Karahan, ''11 yaşında vefat eden oğlum, benim kıymetlim, canım, her şeyimdi. Şimdi ismini söyleyemiyorum, yazamıyorum da... Hem oğlumun hem de eşimin fotoğrafına 1 kez bakamadım. 12 yıldır oğlumu ve eşimi çok özledim ama dayanamıyorum, fotoğraflarına bakacak cesareti kendimde bulamıyorum'' şeklinde konuştu.

''EMANETİME İYİ BAK''

Eşini ve oğlunu bazen rüyasına gördüğünü, o gecelerin sabahında ise özlemini gidermiş mutlu bir şekilde uykudan uyandığını dile getiren Karahan, şunları kaydetti:

''En son eşimi rüyama gördüğümde evden çıktığını gördüm. Hemen arkasından koşup 'Beni bırakıp nereye gidiyorsun?' diye seslendim. Eşim bana döndü, 'Ben gitmeliyim ama sen kalmalısın. Emanetime iyi bak' dedi. O sırada ağlamaya başlamıştım ve eşime 'Sen de benim emanetime iyi bakıyor musun?' diye sorduktan sonra gözyaşlarıyla uykudan uyandım. En son gördüğüm rüya da buydu.''

Hastaneden çıktıktan sonra prefabrike evlere, ardından Arızlı Irak Konutları yerleştirildiğini anlatan Karahan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Şimdi buradan bizi çıkarmak istiyorlar. Lütfen bizi mağdur etmesinler. Tek çocuğum kaldı ve onun en iyi şekilde yetişmesini istiyorum. Her işe girdim, denedim. Ama 2 gün dayanamadım. Bacağımdaki ağrılar, sakatlığım nedeniyle yapamıyorum. Yarım kalmış insanlarız. Kızım şu anda lise son sınıfta. Ufak bir maaşla birlikte yaşıyoruz. Evden çıkartırlarsa çok zor durumda kalırız. Bu evi alacaklarsa çocuğuma bakabileceğim birşey sunsunlar. TOKİ ve Kentkonut taksitlerini ödeyemem.''

 

DEPREMDE TEK EVLADI OLAN 7 YAŞINDAKİ ÖMER'İ KAYBEDEN MERYEM KAVŞUT, DEPREM SONRASI DÜNYAYA GELEN 2 EVLADIYLA HAYATA YENİDEN TUTUNDU

Kocaeli'de 17 Ağustos Marmara depreminde tek evladı 7 yaşındaki oğlunu kaybeden ve o döneme kadar ikinci çocuğu olmayan 42 yaşındaki Meryem Kavşut, deprem sonra dünyaya gelen 2 evladıyla hayata yeniden bağlandı.

İzmit'in Arızlı Mahallesi'nde yaşayan 42 yaşındaki Meryem Kavşut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1992 yılında eşi Sebahattin Kavşut'la evlendiğini ve bir yıl sonra da ilk çocukları Ömer'in dünyaya geldiğini söyledi.

Anne olduğu gün tarifsiz bir mutluluk yaşadığını dile getiren Kavşut, hem kendisinin hem de eşinin oğullarına çok düşkün olduğunu, sokakta oyun oynarken bile kısa süreli yokluğuna dayanamayıp büyük bir özlem duyduğunu ifade etti.

17 Ağustos'ta depremi sırasında Derince'nin 60 Evler Mahallesi'ndeki 5 katlı bir binada oturduklarını dile getiren Kavşut, o gün akşam doğru havada bir basıklık hissettiklerini ve erken saatte yattıklarını anlattı.

Deprem anında büyük bir korku yaşadıklarını ve o an kimsenin sağ kalmayacağını düşündüğünü belirten Kavşut, bu sırada kendinden geçtiğini ve gözlerini açtığında gökyüzündeki yıldızları gördüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:

''O gece eşim ve ben yatak odasında, kayın validem ve Ömer'im ise başka bir odada yatıyordu. Gözlerimi açınca oturduğumuz 5 katlı binanın yan yattığını gördüm. Biz binanın 1. katında oturuyorduk. Bina, oğlum ve kayın validemin yattığı odanın üzerine doğru yıkılmıştı. Dolayısıyla bizim odanın üzeri de tamamen açıktı. Bina ana yola doğru yıkılınca oturduğumuz daire yere gömüldü. Eşim ve ben kendi çabamızla molozlar arasından çıktık. Oğlum ve kayın validem ise tamamen enkaz altındaydı. Oğlumu kısa sürede çıkarabildik. Fakat kayın validemin çıkarılması 4 gün sürdü.''

Depremde yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamayan Kavşut, oğlunun cenazesini bulunduğu yerden çıkarmak için eşiyle birlikte büyük mücadele verdiklerini ve en sonunda oğlunun cansız bedenine ulaştıklarını belirterek, ''Yavrusunun cesedini görmek bir anne için en büyük acı olsa gerek. Ölecekmiş gibi oldum. Kendimi çok zor toparladım'' dedi.

Meryem Kavşut, depremde ablasını, kayın validesini ve oğlunu kaybettiğini, depremde daha sonra enkazdan çıkarılan cesetlerin toprağa verildiğini belirtti.

ÖĞLEN OĞLU KIZININ İSMİNİ VERDİ

Depremde hayatını kaybeden oğlunun 7 yaşında olduğunu söyleyen Kavşut, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ömer'im yaşasaydı şimdi askerlik çağına gelmiş olacaktı. Oğlumun emsalleri askere gidiyor. Tabi insan ister istemez yaşasaydı o yaşta olacaktı diye üzülüyor. Ömer'im bana çok bağlı bir çocuktu. Depremden 10-15 gün önce 'anne beni terk etmeyeceksin değil mi?' şeklinde sorular soruyordu bana. Giderdi, dışarda oynardı, arada gelir zile basar 'Anne evdesin dimi sen korkma ben buradayım bir yere gitmeyeceğim seni terk etmeyeceğim' derdi. O zaman anlam veremiyordum bu sözlerine. Ne oluyor bu çocuğa neyi var diyordum. ''

Oğlunun kız kardeş istediğini, eşinin ve kendisinin istemesine rağmen 7 sene boyunca çocuklarının olmadığını belirten Kavşut, ''Ömer'im depremden bir kaç gün önce yanıma geldi. ''Anne ben sana bir şey söyleyeceğim. Benim bir kız kardeşim olsun. İsmini de Büşra koyacağım'' dedi.

7 YIL ÇOCUKLARI OLMADI

Oğlunu kaybetmenin acısını hala dinmediği ve hayatın artık kendisi için bittiğini düşündüğü bir dönemde hayatında her şeyi değiştirecek yeni şeyler yaşanmaya başladığını vurgulayan Kavşut, şöyle konuştu:

''Yavrumu kaybetmenin acısını beni hayattan koparmak üzereyken depremden 40 gün sonra kızıma hamile kaldım. Oysa depremde ölen Ömer'imden sonra ikinci bir çocuk istememize rağmen 7 yıl boyunca olmamıştı. Bu bizim için dönüm noktası oldu. Hamile olduğumu öğrendiğim zaman sevinçten mi üzüntüden mi ağladım bilemedim. 'Ben kötü bir anneyim Rabbim bu evladımı aldı bana başka bir evlat vermeyecek' diyordum. Kızıma hamile olduğumu öğrenince tövbe ettim isyan etmekten. Kızım sağlıklı bir şekilde dünyaya gelince ölen oğlumun söylediği Büşra ismini verdik. Dünya gelen kızımın ismini Ömer'im hayattayken koymuştu. Daha sonra 2004 yılında dünyaya gelen oğlumun ismini de Ömer koyduk. Hayata tutunmak için sebeplerimiz oldu. Depremde Ömer'imi kaybettim ama Rabbim o kadar büyük ki bir Ömer aldı bir Ömer verdi. Şimdi bu Ömer'imi askere göndereceğim. Hamdolsun Rabbime bir evladımı aldı ama bana iki evlat verdi.''

 

ENKAZ ALTINDAN 15 YAŞINDAKİ OĞLU VE EŞİNİN CESEDİNİ ÇIKARAN 58 YAŞINDAKİ RIZA İNCEKARA, EVLADININ CEBİNDEN ÇIKAN KAĞIT PARAYI ÇERÇEVELETİP ASTIĞI EVİNİN DUVARINDA 12 YILDIR MUHAFAZA EDİYOR

Kocaeli'de 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde 15 yaşındaki oğlunu ve eşini kaybeden 58 yaşındaki Rıza İncekara, evladının cebinden çıkan kağıt parayı çerçeveletip astığı evinin duvarında 12 yıldır muhafaza ediyor.

58 yaşındaki Rıza İncekara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Donanma Caddesi'ndeki Gölcük Vergi Dairesi Lojmanları'nda oturduklarını ve büyük depremde binanın tamamen yıkıldığını söyledi.

Binanın yıkılmasıyla eşi, kızı ve oğluyla birlikte göçük altında kaldıklarını ifade eden İncekara, şu an 28 yaşında olan kızı Suna ve kendisinin 96 saat sonra Fransız arama kurtarma ekiplerince enkaz altından çıkarıldığını vurguladı.

Kızının ve kendisinin Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 12 gün tedavi gördükten sonra taburcu edildiklerini ve daha sonra Gölcük'e döndüklerini ifade eden İncekara, şöyle devam etti:

''Toplam 16 gün boyunca ne oğlumun ne de eşimin cenazesine ulaşamadık. 16'ncı gün enkaz büyük makinelerle kaldırılmaya başladı ve yavrumun cenazesine ulaştım. Evladımın cenazesi parçalar halinde bana teslim edildi. O gün dünyam yıkıldı. Yavrum, canımdan parça alıp gitmişti. 20'nci gün ise eşimin cenazesini dışarı çıkartmayı başardık. Saraylı köyü mezarlığına cenazelerimizi defnettik. Benim için çok acı ama kader böyle. Allah kimseye evlat acısı vermesin. 1984 doğumlu oğlum ile eşim Melek yaşamını yitirdi. Çok zor günler geçirdim. Acıları unutmak imkansız. 11 senedir oğlum ve eşim aklımdan çıkmıyor. Kızım için ayakta kaldım. Çok şükür onu da mutlu mesut bir şekilde evlendirdim.''

''Depremde yaşamını yitiren eşim Melek ve oğlum Servet'in cenazeleri ile kalan eşyalarını aylar sonra teslim alabildim'' diyen İncekara, şöyle konuştu:

''Yaklaşık 9 ay sonra evin enkazından çıkan eşyalarının bulunduğu depoya gittik. Vefat eden oğlum ve eşimin eşyalarını kontrol edip işe yarayanları alalım, diğerlerini sağa sola verelim dedik. Oğlumun kıyafetlerini kontrol ederken, depremden önceki gece yani 16 Ağustos'ta ona verdiğim harçlıktan kalan para çıktı. Bu parayı aldım, çerçevelettirdim ve duvara astım. Kağıt paranın üzerine de şu dizeleri yazdım: 'Doymadım sesine, fidan boyuna. Ah evladım yaram indi yarına, gül gibi düştün toprağın tenine. Seni alan eller kırılsın, kırılsın oğul. Gömdüm oğul seni toprağa gömdüm. Tabutunun üzerinde akan pınara döndüm. Canım oğlum yüreğimdesin, özlüyorum seni.' Evladımı özlediğimde onun elinin değdiği o paraya ve ondan geriye kalan resimlere bakarak özlem gideriyorum.''

ARIZLI KONUTLARI'NDA KALIYOR

Rıza İncekar, evlat acısının tarif edilemeyecek kadar zor bir acı olduğunu 1999'da yaşadığı acının hala yüreğinde tazeliğini koruduğunu belirterek, kimsenin evlat acısını yaşamamasını diledi.

Depremde her şeyini kaybettiği için 2001 yılında Arızlı Irak Konutları'na yerleştirildiklerini dile getiren İncekara, sözlerini şöyle tamamladı:

''Çok zor bir dönemde bu konutlara yerleştirildik. Kızım burada büyüdü. Burada onlarca kişi çok zor durumda. Şimdi buradan çıkmamız isteniyor. Emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorum. Tek geçim kaynağım da bu. Yalnız son bir iki yıldır bizi buradan çıkartmak istiyorlar. Bu konuda büyüklerimizin yardımını istiyoruz. Biz zaten her şeyimizi depremde kaybettik, bize sahip çıkıp korusunlar. Evlerde kalmamıza müsaade etsinler. Ölmeden ikinci kez açıkta kalmak istemiyorum.''

 

AĞRI'DA VATANİ GÖREVİNİ YAPTIĞI SIRADA MARMARA DEPREMİNDE 1,5 YAŞINDAKİ OĞLU VE HAMİLE EŞİNİ KAYBEDEN ERKAN SARAÇ, DEPREMDEN SONRA ASKERDEN İZNE GELİRKEN OLAYDAN HABERSİZ BİR ŞEKİLDE EŞİNE VE ÇOCUĞUNA ALDIĞI HEDİYELERİ 12 YILDIR SAKLIYOR

 Ağrı'da vatani görevini yaptığı sırada 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde 1,5 yaşındaki oğlu ve hamile eşini kaybeden Erkan Saraç, depremden sonra askerden izne gelirken olaydan habersiz bir şekilde eşine ve çocuğuna aldığı hediyeleri 12 yıldır saklıyor.

İzmit'teki Arızlı Irak Konutları'nda anne-baba ve kardeşiyle yaşayan 30 yaşındaki Erkan Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1997 yılında çok sevdiği eşi Sakine Saraç'la evlendiğini 1998 yılında ise oğlu Emre'nin dünyaya geldiğini söyledi.

1999 yılının ortalarında vatani görevini yapmak için Manisa Kırkağaç ilçesine gittiğini anlatan Saraç, burada acemi eğitimini tamamladıktan sonra da usta birliği için Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesine sevk edildiğini belirtti.

17 Ağustos 1999 günü depremin meydana geldiği saat 03.02'de vatani görevini yaptığı birlikte nöbet tuttuğunu kaydeden Saraç, ''Nöbet sırasında içimde bir şey oldu, sanki içimden bir şey koptu. Değişik bir şey, duygusal bir şey yaşadım. O sırada tabi deprem olmuş. Arkadaşlar falan haberleri izlerken onlar haber verdi. Kocaeli'de deprem oldu diye. Telefonlar çalışmıyordu ailemi çok merak ettim'' diye konuştu.

Depremden sonraki birkaç gün boyunca Kocaeli'den haber alamadığını ifade eden Saraç, daha sonra afet bölgesinde oturan askerlere 5 gün izin verildiğini, kendisinin de eşine ve 1,5 yaşındaki oğlu Emre'ye çeşitli hediyeler alarak yola çıktığını aktardı.

Bu süre içinde depremde ailesini kaybedeceği düşüncesinin hiç aklına gelmediğini belirten Saraç, şöyle devam etti:

''İzmit'e gelip evimi gördüğümde ise manzara çok değişikti. Oturduğu bina yıkılmıştı. Kayınvalidem ve karımın kardeşleri bina enkazının başında bekliyordu. Onların yanına gittim, eşim ve oğlumun nerede olduğunu sordum. Onlar da anlattılar ne olduğunu. Deprem olduğunda 1,5 yaşındaki oğlum Emre annesinin kucağında vefat emiş. Sonra kendimden geçmişim ve hastaneye kaldırmışlar beni. O gün ölmekten beter oldum. Yaşamak çok zor gelmişti. Allah kimsenin başına böyle acılar vermesin. Kocaeli'de 45 gün izin yaptıktan sonra vatani görevini tamamlamak üzere geri döndüm ve bitirdim.''

İki yıl evli kaldığı eşinin ölümünden sonra evlenmeyi hiç düşünmediğini dile getiren Saraç, ''Çok severek evlendim. O yüzden evlenmeyi hiç düşünmedim. Aklıma evlenmek hiç gelmedi. 8 yıl boyunca o psikolojiyi üzerimden atamadım. İlk zamanlar öldüklerine inanmıyordum. Sanki tekrar gelecekler tekrar görüşeceğiz gibi bir psikoloji vardı. Ama şimdi bunları atlattım. İzne gelirken eşime ve oğluma aldığım hediyeleri 12 yıldır saklıyorum. Hediyelere bakıp karımı ve çocuğumun anısını hatırlıyorum'' şeklinde konuştu.

''Dünyam'' dediği vefat eden eşiyle en son depremden 3 ay önce acemi birliğinden izne geldiğinde görüştüğünü anlatan Saraç, daha sonra eşinin kendisini otogardan Ağrı'ya uğurlayışını asla unutmadığını vurguladı.

Depremden 10 gün önce eşini telefonla arandığını ve hasret giderdiklerini dile getiren Saraç, ''Hamileliğinin nasıl gittiğini sordum. İzne geleceğimi söyledim. O da çok sevindi. Birbirimizi çok seviyorduk'' dedi.

Karısı ve çocuğunun yokluğuna yeni yeni alışmaya başladığını ifade eden Saraç, şöyle devam etti:

''Ailem de benim evlenmemi ve yuva kurmamı istiyor ama ben şimdilik erken olduğunu söyleyerek geçiştiriyorum. Kimse onun yerini tutmaz. Ateş düştüğü yeri yakar. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz ama nasip. Çevremdeki insanlar da üzerinden 12 yıl geçtiğini ve evlenmem gerektiğini söylüyorlar. Ama içimden evlenip de mutlu olacağım gelmiyor.''

''RESMEN KIYAMET KOPMUŞTU''

Erkan Saraç'ın annesi Nakifet Saraç ise deprem gecesi kızı Ayfer Saraç ile oturma odasında otururken hafif bir sallantı hissettiklerini, daha sonra sallantının şiddetinin arttığını ve bağrışmaları duyduğunu söyledi.

Eşi ve çocuklarının deprem anında uyuduğunu, büyük oğlu Tamer Saraç'ın ise ''Anne ne oluyor?'' diye bağırdığını dile getiren Saraç, şöyle devam etti:

''Sesini alıyordum ama cevap veremiyordum. Kıyamet mi kopuyor ne oluyor diye düşündüm. Büyük oğlum bizden önce enkazdan çıkmıştı. Bizi o kurtardı. Ortanca oğlum Coşkun'un üzerine vitrin devrilmişti. Biz onu bulamıyorduk. Daha sonra büyük oğlum vitrini buldu. Sonra ev sahibi geldi. Ev sahibi ve büyük oğlumla beraber vitrini kaldırarak oğlumu çıkardı. Oğlumun bacakları falan kanlar içindeydi. Daha sonra hava aydınlanınca oğlum baygınlık geçirdi. Bizi dışarı çıkardıktan sonra gökyüzü yere inmişti sanki. Hiçbir yer gözükmüyordu. Resmen kıyamet kopmuştu.''

Bir süre sonra eşi İsmet ve oğlu Tamer'in aynı mahallede oturan gelini Sakine ve torunu Emre'nin kaldığı binaya koştuğunu belirten Saraç, ''Dedesi enkaza ulaştığı sırada torunum canlıymış. 10 dakika boyunca bir ağlama sesi duymuşlar. Gelinim zaten o anda ölmüş. İlk gelinim ve ilk torunum oldukları için onları çok seviyorduk'' dedi.

''OĞLU VE KARISININ YAŞADIĞINI DÜŞÜNÜYOR''

Ağrı'da askerlik yapan oğlu Erkan'ı karısı ve oğlunun öldüğünü söylemek için aradıklarını ama ulaşamadıklarını bildiren Saraç, ''Depremden 5 gün sonra gönderdiler oğlumu. Oğlum haberi olmadan geldi. Geldiği zaman zaten çocuk şok oldu. Her taraf yerle bir olmuştu. Cenazelerine yetişemediği için çok üzülmüştü. Uzun süre kendine gelemedi'' diye konuştu.

Oğlu askerden geldikten sonra 45 gün izin yaptığını ve daha sonra askerliğini tamamlamak üzere geri döndüğünü bildiren Saraç, sözlerini şöyle tamamladı:

''Oğlum tezkeresini aldıktan sonra 8 yıl bunalımdaydı. Karısının ve çocuğunun cenazelerini görseydi belki biraz ümidini keserdi. Oğlum 12 yıldır sanki karısı ve oğlu bir yerde yaşıyormuş ve tekrar ona dönecekmiş gibi düşünüyor ve hala evlenmedi. Oğlumu evlendireceğim Allah nasip ederse ama kıyamıyorum söylemeye. Bir iki defa söyledim, tepki verince kendi haline bıraktım. Çok acılar çektik. Allah kimsenin başına vermesin.''

 

DEPREMDE OĞLU VE EŞİNİ KAYBEDEN HURİYE ÖZDEMİR, ARADAN GEÇEN 12 YILA RAĞMEN ÇOK KATLI BİNALARA GİREMİYOR VE GECELERİ GÜN IŞIYANA KADAR UYUYAMIYOR

Kocaeli'de 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde oğlu ve eşini kaybeden Huriye Özdemir, aradan geçen 12 yıla rağmen yeniden enkaz altında kalma korkusuyla çok katlı binalara giremiyor ve geceleri de gün ışıyana kadar uyuyamıyor.

49 yaşındaki Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 17 Ağustos gecesini anlatmanın çok zor olduğunu belirterek, deprem olduğu gece Seymen mevkisindeki evlerinde saat 02.50'ye kadar oturduğunu, televizyon izlediğini ve dua okuduğunu söyledi.

Bu sırada aniden uyku bastırdığını, eşi ve oğlunun ise erkenden uyuduğunu ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:

''İçimde bir sıkıntı vardı. 10 dakika içinde resmen ölüm uykusuna yatmışım, 10 dakikada 'kıyamet koptu, dünyanın sonu geldi' sandım. Deprem beni yatağımdan fırlatıp atınca, oğlumun yatağının önüne düştüm. Oğlum belki o anda ölmüş, belki de sağdı bilemiyorum. Evin tepemize göçtüğünü, yıkılan kirişleri görüyor, camların patladığını duyuyordum. 'Eyvah dünyanın sonu geldi' dedim ve başıma bir şey düştü, ondan sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde kollarımın üzerinde çok büyük bir ağırlık olduğunu hissettim. Sürekli sallanıyor, sallandıkça göçük altındaki mesafe daralıyordu. Yığıntılar iyice beni sıkıştırmaya başladı. Enkaz altında 2 güne yakın kaldım. Kurtaramadım oğlumu, hiç bir şey yapamadım. Oğlum 11, eşim 39 yaşındaydı. Beni çıkarttılar ama nasıl yaptılar bilemiyorum. Bana göre bir mucize...''

''Enkaz altında oksijen tükenmiş, içeride soluklanacak hava kalmamıştı'' diyen Özdemir, öleceğini düşündüğü için şahadet getirip dua ettiği sırada kurtarma ekiplerinin sesini duyduğunu ifade etti.

Gelen seslere karşılık veremediğini ancak ekiplerin kendisini fark ettiğini anlatan Özdemir, kurtarma çalışmalarına katılan askerlerin sesini duyduğunu, bir komutanın kendisine sürekli moral verdiğini ve ''sakın nefesini harcama'' diye seslendiğini kaydetti.

Kurtarma çalışmaları devam ettiği sırada zaman zaman kendinden geçtiğini dile getiren Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Komutan bana sürekli 'az kaldı, kurtulacaksın', askerlere de 'Hadi aslanlarım, hadi koçlarım biraz daha gayret' diye sesleniyordu. Askerlerin sürünerek yanıma ulaştığını tahmin ediyorum. Gelen asker koltuk altımdan ip bağladı, o daracık delikten çıkmamın mümkün olmadığını düşünüyordum. İş makinesiyle de müdahale edemiyorlardı. Beni sürükleyerek çıkardılar, 'Kolum koptu' diye bağırdım. Komutan, 'Kopsun kolun, yeter ki sen sağ çık' dedi. Nitekim öyle oldu. Kolumun dokusu, etini beton yığınları sıyırdı. Dışarı çıktım, her yer mahşer yeriydi. Başımdan darbe almış, vücudum ezilmiş, kollarımda et kalmamıştı. Şimdi çok şükür iyiyim. Gidenlere mi, kendi durumuna mı üzülürsün? Gidenlerim bana daha çok acı verdi. Hele evlat... Evlat acısı hiç bir şeye benzemiyor, Allah kimseye, düşmanıma dahi tattırmasın bu acıyı.''

7 SENE PSİKOLOJİK TEDAVİ

Hastanedeki tedavilerinin ardından prefabrike evlerde kaldığını belirten Özdemir, daha sonra da Saddam Hüseyin'in yardımlarıyla yaptırılan Arızlı Irak Konutları'na yerleştirildiklerini söyledi.

Depremin ardından 7 sene psikolojik tedavi gördüğüne değinen Özdemir, evlerinin bulunduğu 5 katlı binada eşi ve çocuğunun yanı sıra 2 çocuk ve bir yetişkin kadının öldüğünü, 7 bloktan oluşan sitelerinde ise 97 kişinin öldüğüne dikkati çekti.

Depremde yıkılan binaların enkazından çıkarılanların ve yakınlarını kaybedenlerin psikolojilerinin normal olmadığını dile getiren Özdemir, 17 Ağustos'un üzerinden 20 sene de geçse depremi yaşayanların normal olamayacağını savundu.

GECELERİ UYUMUYOR

Aradan geçen süreye rağmen yüksek katlı binalara çıkamadığını, her an 'deprem olacak' endişesi yaşadığını vurgulayan Özdemir, geceleri ise sabaha kadar oturup, gün ışıyınca uyuyabildiğini, ''Yine deprem olursa, yine enkaz altında kalırsam, yine saatlerce bağırır sesimi duyuramazsam diye düşünüyorum ve korkuyorum. Bunları atmak kolay değil, biz bunları kafamızdan hiç atamayacağız. Ölümden korkmuyorum ama yeniden enkazda kalmaktan korkuyorum'' şeklinde konuştu.

Ölen eşini ve küçük oğlunu çok sevdiğini vurgulayan Özdemir, ''Şimdi onların fotoğraflarına bakara yaşıyorum. Sanki onlarla birlikte yaşıyorum. İkisine de çok düşkündüm. Benim de sınavım buymuş'' dedi.

Huriye Özdemir, şimdi ise deprem sırasında Karabük'te olan büyük oğlu ile birlikte yaşamlarını sürdürdüklerini sözlerine ekledi.

KAYNAK : AA