Çalışan buluşçuya “Buluş Bedeli” ödenecek!

Buluşların, ekonomik ve bilimsel yönden ne kadar önemli olduğu su götürmez bir gerçek. Bu nedenle sermayeyi, yani şirketleri buluşa teşvikte devletlerarasında adeta yarış yapılıyor ve patentler yirmi yıl boyunca hukuken korunuyor. Gelişmiş ülkelerin gayri safi milli hasılalarının ortalama % 2’si Ar-Ge harcamasına gidiyor. Ülkemizde bu oran % 1’in biraz üzerinde.

ABONE OL
GİRİŞ 05.01.2021 15:00 GÜNCELLEME 05.01.2021 15:00 KİTAP
Çalışan buluşçuya “Buluş Bedeli” ödenecek!

Buna karşılık çalışanı buluşa teşvikte ülkeler faklı düzenlemelere sahip. Uluslararası sözleşmeler ile Avrupa Birliği müktesebatında bu konuda düzenlemenin olmayışı ve sorunun ülkelerin iç hukukuna havale edilmesi bu farklılığın en temel sebebi. Kimi ülkeler, çalışan buluşlarıyla ilgili teşviki, işletme ve kamu kurumlarının inisiyatifine bırakırken, kimileri de zorlayıcı düzenlemelere sahip.

 

Ülkemizde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda çalışan buluşları özel olarak düzenlendi. Çalışan Buluşlarına ilişkin bir de Yönetmelik yürürlüğe konuldu. Mevzuata göre işveren, çalışan buluşçuya, maaşına ilave olarak “buluş bedeli” ödemek zorunda. Çünkü yasa koyucunun gözünde çalışan buluşçu “özellikli kişi” olup “özel muamele” görmeli.

Çalışan Buluşları Hukuku adlı kitabın yazarı Av. Doç. Dr. Cahit Suluk; buluştan doğan hakların işverene geçirilmesi, bedel hakkının doğumu ve bedelin hesaplanması gibi pek çok hususla ilgili mevzuatta emredici hükümlerin olduğuna dikkat çekiyor. Dr. Suluk’a göre; “Yasa koyucu, çalışanı işverene karşı katmanlı bir şekilde koruyor. Çalışan buluşlarına ilişkin sözleşme özgürlüğünün önemli ölçüde sınırlandırılması, sözleşmenin nispi emredici nitelikte olması ve hakkaniyete uygunluk ilkeleri bu katmanları oluşturuyor. O kadar ki emredici kurallarla getirilen sınırlandırmaların tamamına uyularak akdedilen bir sözleşme dahi hakkaniyete aykırıysa geçersiz sayılıyor. Sözleşmenin veya bedelin hakkaniyete aykırılığı itirazlarını taraflar, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en geç altı ay içinde yazılı olarak ileri sürebilir. Bu nedenle uygulamada bu sözleşmelerin hukuka uygun şekilde hazırlanması büyük önem taşıyor. Şirketler, çalışanları tarafından geliştirilen buluşlarla ilgili işletme içinde bir Buluş Yönetim Sistemi kurmalı. Aksi halde işveren çok önemli hukuki risklerle karşılaşabilir. O kadar ki şirketin entelektüel sermayesi hiç fark edilmeksizin elinden kayıp gitme tehlikesi bile var”.

 

Av. Doç. Dr. Cahit Suluk bu riskleri şöyle sıralıyor:

Mevzuatta Öngörülen Formaliteleri Usulüne Uygun Yerine Getirmeyen Bir İşverenin Buluşu Elinden Kayıp Gidebilir: Çalışan, işletme içinde bir buluş geliştirdiğinde buluştan doğan haklar çalışanın kişiliğinde ve malvarlığında doğuyor. Oysa iş hukuku gereği çalışanın iş edimleri işletmenin malıdır. Patent ve iş hukukundaki bu ayırımın pratik önemi bulunuyor. Buna göre çalışan buluşçu, buluş yaptığını işverene yazılı olarak ve gecikmeksizin bildirmek zorunda (buluş bildirimi). Aksi halde bildirim yapmadığı için işverenin oluşacak zararlarını tazmin etmekle yükümlü. Bildirimi yapılan buluştan doğan mali haklara sahip olabilmesi için işveren, yasal süre içinde yazılı olarak tam hak talep etmeli (hak talebi). Aksi halde buluştan doğan haklar çalışanın malvarlığında kalır ve bundan sonra işveren buluşla ilgili bir talepte bulunamaz. Yani mevzuatta öngörülen formaliteleri usulüne uygun yerine getir(e)meyen bir işverenin, bazen yıllarca çalıştığı ve büyük miktarlarda Ar-Ge harcamaları yaptığı, belki de üçüncü kişilerden fonladığı buluşu kolayca elinden kayıp gidebilir.

Ticari Değeri Bulunmayan Buluş Üzerinde Tam Hak Talep Eden İşveren, Çalışanına Bedel Ödemek Zorunda Kalabilir: Bildirimi yapılan bir buluşla ilgili tam hak talebi yapılmasının ve yapılmamasının önemli hukuki sonuçları bulunuyor. Yani bu kararın verilmesi stratejik. Şöyle ki, talep yapılmazsa hak çalışanda kalır. Talep yapılırsa işverenin iki temel yükümlülüğü doğar: i) Çalışana makul bedel (buluş bedeli) ödemek, ii) Patent veya faydalı model başvurusu yapmak. Ticari bir değeri olsun olmasın buluş üzerinde tam hak talep eden işveren, çalışanına bedel ödemekle yükümlü. Teşvik ödülü adı altında net asgari ücret kadar bir bedelin yanında patent veya faydalı model belgelerinin geçerli olduğu sürece, ayrı bir kalem olarak bedel ödemesi de gerekiyor. Bu yüzden hak talep etmeden önce iyi düşünülmeli.

Çalışan Buluşçu, İş Akdinin Feshi ve Emeklilik Gibi Nedenlerle İşten Ayrılsa Bile Sonradan Şirketini Dava Ederek Buluş Bedeli İsteyebilir: İşverenin en büyük riski, çalışanıyla yaşayabileceği hukuki ihtilaf. İş ilişkisi devam eden bir çalışanın, işvereniyle hukuki ihtilaf çıkar(a)mayacağını öngören yasa koyucu, çalışanı korumak için işçi lehine bazı emredici kurallar benimsedi. İş akdinin feshi ve emeklilik gibi nedenlerle işten ayrılan çalışan buluşçu, ayrıldıktan itibaren altı ay içinde şirketini dava ederek buluş bedeli talep edebilir. Çalışan, buluşu geliştirdikten otuz yıl sonra işten ayrılsa da bu kural geçerli. Yasadaki bu kural emredici olup iş sözleşmesi ya da iş ilişkisi devam ederken çalışandan alınacak bir imzayla bertaraf edilemez. Üstelik çalışanına buluş bedeli ödeyen işletmeler de risk altında. Bu sefer eski çalışan buluşçu, buluş bedeli az ödendi davası açacaktır.

Ne kadar buluş bedeli ödenecek sorumuza Dr. Suluk şu cevabı veriyor: “Buluş bedeli iki kalemde ödenecek. Teşvik ödülü dediğimiz kalem net asgari ücretin altında olamaz, ama isterse işveren daha fazlasını ödeyebilir. İşveren ayrıca bedel adı altında ikinci bir kalem daha ödeyecek. Bedelin ne kadar olacağı her somut olaya bağlı. Aynen arsa ve bina gibi her bir buluşun değeri diğerlerinden farklı. Buluşun değeri ne kadar fazlaysa bedel de o oranda artar. Bedelin hesabını etkileyen diğer bir faktör ise çalışanın buluşa katkısı. Çalışanın katkısı ne kadar fazlaysa kendisine ödenecek bedel de o oranda artar. Bunun için işletmenin katkısı, çalışanın katkısından ayrıştırılır. Çalışan Buluşları Yönetmeliğinde hesaplama yöntemlerine yer verilmiş. Yönetmelikteki bir hesaplamaya göre 10 milyon TL gelir elde edilen bir buluştan Ar-Ge’de görevli buluşçuya 14.000 TL ödeme yapılacak. Eğer bu buluşçu Ar-Ge’de değil de başka bir birimde çalışmış olsaydı bu rakam üç katı daha fazla olacaktı”.

Kamu çalışanlarına da buluş bedeli ödenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Suluk şu değerlendirmeyi yapıyor: “Buluş faaliyeti içindeki bir kamu kurumu, aynen özel bir işletme gibi kendi içinde Buluş Yönetim Sistemi kurmalı. Aksi halde sözünü ettiğim riskler kamu kurum ve kuruluşları için de geçerli. Kamu kurumları, teşvik ödülü ödemeyecek. Ama kamu kurumunun, çalışan buluşçusuna ödeyeceği buluş bedeli, buluştan elde ettiği gelirin 1/3’ünden az olamaz. Eğer buluş konusu bizatihi kamu kurum veya kuruluşu tarafından kullanılıyorsa ödenecek bedel, bir defaya mahsus olmak üzere bedelin ödendiği ay için çalışana ödenen net maaşın on katından fazla olamaz”.

Üniversitelerde bilimsel çalışma veya araştırmalar sonucunda geliştirilen buluşların artık üniversiteye ait olduğunu belirten Dr. Suluk, öğretim elemanı imtiyazının kaldırıldığına dikkat çekiyor. Buna karşılık üniversite, buluştan elde ettiği gelirin en az 1/3’ünü buluşçuya vermek zorunda.

Üniversitelerde üretilen bilgi ve geliştirilen buluşların ticarileştirilmesi amacıyla Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) kurulmaya başlandı. Dr. Suluk bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor: “Önceleri öğretim elemanı buluşun sahibiydi. Öğretim elemanı bir şirketle anlaşarak projelerde görev alıyordu ve uygulamada işler genellikle ikili ilişkiye dayanıyordu. Bugün şartlar değişti. Öğretim elemanı, öğrenci ve stajyer ile üçüncü kişiler arasında akdedilecek sözleşmelerde acaba yükseköğretim kurumu devreden çıkarılabilir mi? Buluşun nerede ve nasıl geliştirildiğine bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Üniversitenin buluş üzerinde hak iddia etmesi, buluşun yükseköğretim kurumunda yapılan bilimsel çalışmalar veya araştırmalar sonucunda geliştirilmesine bağlı. Eğer böyleyse üniversiteler işin içinde olmak durumunda, aksi halde ikili sözleşme yapılabilir”.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununda kamu destekli projelerde geliştirilen buluşlar da özel olarak düzenlendi. Kamu kaynakları ile geliştirilen buluşların patentlenerek ekonomiye kazandırmayı amaçlayan yasa koyucu, proje desteğinden faydalananın bu buluşları ilgili kamu kurumuna bildirilmesini öngörüyor. Ayrıca destekten faydalanan şirketler, buluş üzerinde hak talep ederek buluşa patent almak zorunda. Aksi halde buluş sahipliği ilgili kamu kurumuna geçer. Kamu destekli projelerde geliştirilen buluşlar üzerinde desteği veren kamu kurumuna kanuni lisans hakkı tanındığına dikkat çeken Dr. Suluk, bu düzenlemenin uygulamada sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor: “Destekçi kamu kurumu bu buluşları bedelsiz olarak kullanabilecek. Hatta diğer tüm kamu kurumlarının buluşu kullanmasına bile imkân tanıyabilir. Bu durum patentin tekelci karakterine aykırı. Kamu kurumu, kanuni lisans hakkından sözleşmeyle feragat edebileceği için proje sözleşmelerine bu yönde hükümler konulmalı”.

İşletmede hukuki sorunları azaltabilmek için çalışan buluşlarıyla ilgili sözleşme yönetiminin iyi yapılmasına dikkat çeken Dr. Suluk şu değerlendirmeyi yapıyor: “Çalışan buluşlarına ilişkin sözleşme serbestisi var. Fakat zayıf tarafı oluşturan çalışan lehine olacak şekilde yasa koyucu bazı emredici kurallarla bu serbestiyi sınırladı. Emredici nitelik, taraflar arasında iş ilişkisi devam ettiği sürece geçerli.  İş ilişkisi sona erince artık taraflar, emredicilik ve hakkaniyete aykırılık denetimine tabi olmaksızın buluş bedelini serbestçe kararlaştırabilir. Bedel miktarı ile ödeme takvimini toplu ve önceden belirleme yasakları, sendikalar aracılığıyla akdedilen toplu iş sözleşmelerine, çalışan buluşlarına ilişkin hükümler konulmasını büyük ölçüde engelliyor. Nispi emredicilik kuralı gereği bu sözleşmelere sadece çalışan lehine hükümler konulabilir. İşverenin tam hak talebi üzerine patent belgesinin verildiği tarihten itibaren iki ay içinde taraflar sözleşme imzalayamazsa uyuşmazlık zorunlu tahkim yoluyla çözümlenir. Yani çalışan buluşlarına ilişkin uyuşmazlıklar mahkeme yerine tahkim eliyle çözüme kavuşturulacaktır”.