Fatma Berber'den beş kitaplık hafıza atlası: Taştan Düş Yaratmak

Fatma Berber’in kaleme aldığı Taştan Düş Yaratmak serisi, edebiyat, müzik, resim, sinema ve şehir başlıkları altında sanat, mekân ve hafıza arasındaki ilişkiyi disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor.

ABONE OL
GİRİŞ 17.06.2026 15:00 GÜNCELLEME 17.06.2026 15:02 KİTAP
Fatma Berber'den beş kitaplık hafıza atlası: Taştan Düş Yaratmak

Beş kitaptan oluşan seri; şehirleri yalnızca binalar, anıtlar ya da tarihsel olaylar üzerinden değil, duyguların, kayıpların, seslerin, gündelik hayatın ve insan hikâyelerinin biriktiği canlı hafıza alanları olarak okuyor. Tokatlıyan Otel’den Galata Kulesi’ne, Botter Apartmanı’ndan Akün Sineması’na, Ulus ve Anafartalar Caddesi’ne uzanan çok katmanlı bir güzergâh kuran çalışma, resmî tarihin dışında kalmış hikâyelere ve görünmeyen öznelere odaklanıyor.

Ayrıntı Yayınları’nın Sanat ve Kuram dizisinden çıkan serinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak: “Edebiyat”, Haziran 2026’da okurla buluşuyor.

Serinin ilk kitabı “Edebiyat”, yazı ve anlatı üzerinden şehir, hafıza ve mekân ilişkisini tartışırken; devam kitapları “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” aynı soruları farklı sanat disiplinleri aracılığıyla yeniden ele alıyor. Seri, klasik bir araştırma ya da söyleşi kitabı olmanın ötesinde, metinlerden kurulmuş bir sergi ve kişisel arşivlerden oluşan açık uçlu bir hafıza atlası olarak konumlanıyor.

Ocak 2024 ile Mart 2026 arasında gerçekleştirilen yaklaşık yüz söyleşi, serinin temel omurgasını oluşturuyor. Çalışmada Georgi Gospodinov, Shirin Neshat, Murat Belge, Refik Anadol, Yeşim Ustaoğlu, Bejan Matur, Tanıl Bora, Uğur Tanyeli, Devrim Erbil, Zeynep Tuğçe Karadağ ve İnci Eviner gibi farklı disiplinlerden çok sayıda sanatçı, yazar, akademisyen, mimar, müzisyen ve araştırmacının görüşlerine yer veriliyor.

QR kodlarla desteklenen seri, okurlara dönemin müziklerine, özel hazırlanmış Spotify listelerine, arşiv videolarına, dijital içeriklere ve yapay zekâ destekli deneysel çalışmalara ulaşma imkânı sunuyor. Böylece okuma deneyimi, metnin ötesine geçerek ses, görüntü ve dijital içeriklerle zenginleşen çok katmanlı bir hafıza deneyimine dönüşüyor.

Taştan Düş Yaratmak, geçmişe duyulan nostaljiden çok; kaybolmuş seslerin, görünmeyen insanların ve özne olamamış hikâyelerin izini sanat aracılığıyla süren uzun soluklu bir yolculuk olarak öne çıkıyor.

“EDEBİYAT, MÜZİK, RESİM, SİNEMA VE ŞEHİR” ÜZERİNE...

Bir şehir, gerçekten neyi hatırlar? Tarih kitaplarında yer alan büyük olayları mı? Anıtları, sarayları, savaşları, zaferleri mi? Yoksa bir zamanlar aynı sokaktan geçmiş ama adı hiçbir yere yazılmamış insanları mı?

Bir otelin kapısında bekleyen görevliyi, ilk kez asansöre binen muvakkiti, velespit almak isteyen çocuğu, kaybolmuş sinema salonunda film izleyen bir genci, savaş sırasında ikindi kahvesini içerken geleceği düşünmeye çalışan bir kadını, bir fırının önünden geçenleri, bir şarkıya tutunanları, herhangi bir vitrinin önünde duranları mı?

Taştan Düş Yaratmak, bu soruların peşinden giden beş kitaplık bir hafıza yolculuğu. Edebiyat, müzik, resim, sinema ve şehir başlıkları altında şekillenen seri; sanat, mekân ve hafıza arasındaki ilişkiyi araştırırken resmî tarihin merkezinde duran anlatılardan çok, tarihin kıyısında kalmış hikâyelere bakmaya çalışıyor. Görünmeyenlere, duyulmayanlara, unutulanlara, özne olamayanlara kulak veriyor. Çünkü tarih çoğu zaman yüksek sesle konuşanları kaydetse de; şehirler sessizleri de hatırlar.

Şehri yalnızca binalarından, anıtlarından ya da tarihsel olaylarından ibaret görmeyen; onu duyguların, kayıpların, arzuların, seslerin, gündelik hayatın ve kişisel hikâyelerin biriktiği canlı bir hafıza alanı olarak okuyan bir bakış açısıyla...

Seri yalnızca sanat eserlerini inceleyen ya da şehirleri anlatan bir çalışma değil; daha çok, sanatın farklı disiplinleri aracılığıyla hafızanın nasıl üretildiğini, korunduğunu, dönüştüğünü ve bazen de kaybolduğunu anlamaya çalışan disiplinlerarası bir araştırma. Ancak bu araştırma klasik akademik yöntemlerle ilerlemiyor. Taştan Düş Yaratmak'ın temel yöntemi, farklı anlatı biçimlerini bir araya getirmeye çalışan küratöryel bir yaklaşım.

Serideki kitaplarda yer alan QR kodlar aracılığıyla okurlar dönemin müziklerine, özel hazırlanmış Spotify listelerine, arşiv videolarına, dijital içeriklere ve yapay zekâ destekli deneysel çalışmalara ulaşabiliyor. Böylece okuma deneyimi çok katmanlı bir hafıza deneyimine dönüşüyor.

Her bölümde bir mekân, bir duygu, bir kayıp, bir ses ya da tarihsel bir fragman çıkış noktası olarak seçiliyor. Seri boyunca şehirler yalnızca fiziksel mekânlar olarak değil; duyguların, kayıpların, hatıraların ve insan hikâyelerinin taşıyıcısı olarak ele alınıyor. Tokatlıyan Otel'den Galata Kulesi'ne, Botter Apartmanı'ndan Akün Sineması'na, Ulus ve Anafartalar Caddesi'ne kadar birçok mekân, resmî tarih anlatılarının dışına çıkarılarak yeniden okunuyor. Okur, kurmaca karakterler ve hikâyeler aracılığıyla o dünyanın içine davet ediliyor. Ardından aynı mesele; yazarlar, sanatçılar, müzisyenler, mimarlar, yönetmenler, araştırmacılar ve düşünürlerle gerçekleştirilen söyleşiler aracılığıyla farklı açılardan yeniden düşünülüyor. Taştan Düş Yaratmak bir söyleşi kitabı, bir araştırma çalışması ya da bir deneme kitabı olmanın ötesinde; metinlerden kurulmuş bir sergi, kişisel arşivlerden oluşmuş bir hafıza atlası olarak okunabilir.

Serinin merkezinde yer alan kavramlardan biri de "aralıktan bakmak." Bu ifade yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda bütün projenin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Taştan Düş Yaratmak ne akademik bir çalışma, ne yalnızca kurmaca bir anlatı, ne de klasik anlamda bir sözlü tarih projesi. Tam da bu alanların arasında duruyor. Geçmiş ile gelecek arasında. Hatırlamak ile unutmak arasında. Gerçek ile kurmaca arasında. Merkez ile çeper arasında. Modernleşme ile gelenek arasında sıkışmış şehirler gibi. Ve de tarihin içinde yaşamış ama tarihin öznesi olamamış insanlar gibi.

Bu nedenle seri, büyük anlatıların kesinliğinden çok boşluklarla ilgileniyor. Tamamlanmış hikâyelerden çok yarım kalmış olanlara bakıyor. Kahramanlardan çok sıradan insanları merak ediyor. Çünkü bazen bir dönemi anlamanın yolu padişahlara değil, o dönemde yaşayan sıradan insanların gündelik hayatlarına bakmaktan geçiyor. Taştan Düş Yaratmak bu ayrıntıların peşinden gidiyor. Çünkü ayrıntılar önemlidir.

Serinin ilk kitabı olan Taştan Düş Yaratmak: “Edebiyat”, edebiyatın şehirle ve hafızayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor. Roman karakterlerinden şiirlere, kaybolmuş otellerden kulelere, pasajlardan kişisel hafıza mekânlarına uzanan bir güzergâh kuruyor. Serinin devam kitapları ise aynı soruları farklı sanat disiplinleri üzerinden tartışıyor.

Taştan Düş Yaratmak: “Müzik”, kaybolmuş sesleri, şehirlerin işitsel hafızasını ve müziğin mekân üretme biçimlerini araştırıyor.

Taştan Düş Yaratmak: “Resim”, görsel hafızanın katmanlarını, şehirlerin tuvallere ve imgelere nasıl dönüştüğünü sorguluyor.

Taştan Düş Yaratmak: “Sinema”, mekânın beyazperdedeki ikinci hayatını, görüntünün hatırlama biçimlerimizi nasıl şekillendirdiğini inceliyor.

Taştan Düş Yaratmak: “Şehir” ise bütün bu tartışmaları bir araya getirerek şehirleri yalnızca coğrafi alanlar olarak değil; duyguların, göçlerin, kayıpların, karşılaşmaların ve hikâyelerin biriktiği canlı organizmalar olarak okumaya çalışıyor.

Ocak 2024 ile Mart 2026 arasında gerçekleştirilen yaklaşık yüz söyleşi bu büyük hafıza atlasının omurgasını oluşturuyor. Seride Georgi Gospodinov'dan Shirin Neshat'a, Murat Belge'den Refik Anadol'a, Yeşim Ustaoğlu'ndan Bejan Matur’a, Tanıl Bora'dan Uğur Tanyeli'ne, Devrim Erbil'den, Zeynep Tuğçe Karadağ’dan, İnci Eviner'e kadar farklı disiplinlerden çok sayıda sanatçı, yazar, akademisyen, mimar, müzisyen ve araştırmacı yer alıyor.

Seride röportaj yapılan isimler arasında;  Ahmet Ersoy (Osmanlı kültür araştırmacısı), Ahmet Rüstem Ekici (multidisipliner sanatçı) & Hakan Sorar (ressam), Akın Aksu (senarist, yazar), Alber Keşiş (müzikolog), Alev Ebüzziya Siesbye (seramik sanatçısı), Amy Salsgiver (müzisyen), Anita Bruvere (yönetmen), Antonio Cosentino (ressam), Ateş Alpar (performans sanatçısı), Aydın Karlıbel (piyanist ve besteci), Ayşe Övür (yazar), Ayşe Türemiş (ressam), Bejan Matur (şair), Belmin Söylemez (yönetmen), Bercuhi Berberyan (araştırmacı, yazar), Celil Sadık (sanat tarihçisi), Cem Yiğit Üzümoğlu (oyuncu), Damla Pektaş (çocuk kitabı yazarı), Danae Palaka (müzisyen), Deniz Tortum (yönetmen), Devrim Erbil (ressam), Dündar Hızal (küratör), Ebru Ceylan (fotoğraf sanatçısı), Ece Balcıoğlu (küratör), Elise Hugueny-Léger (yazar), Elçin Sevgi Suçin (şair), Emre Aracı (müzikolog, orkestra şefi ve araştırmacı), Emre Zeytinoğlu (küratör), Enes Kudu (sinema yazarı), Erhan Altunay (araştırmacı, yazar), Erol Üyepazarcı (araştırmacı, yazar), Ertuğrul Sevsay (besteci, akademisyen), Esin Hamamcı (gazeteci), Evren Bilge Kutlay (piyanist, araştırmacı), Evin İlyasoğlu (müzik yazarı), F. Bilge Şimşek (akademisyen), Feride Çiçekoğlu (senarist, yazar), Georgi Gospodinov (yazar), Gergő Máté Kovács (kültür ateşesi, mimar),Gizem Kahya İyem (sanat yönetmeni), Gökçen Ataman (ressam) & Setenay Alpsoy (ressam), Gül İrepoğlu (yazar, sanat tarihçisi), Gülçin Anmaç (minyatür sanatçısı), Gürcan Keltek (yönetmen), Güven Turan (şair ve yazar), Hakan Kaynar (yazar), Haldun Hürel (İstanbul tarihçisi, müzisyen ve araştırmacı), Hare Sürel (oyuncu ve ressam), Hatice Gökçe (moda tasarımcısı), Hayriye Ünal (şair), Hikmet Temel Akarsu (yazar, mimar), Hülya Tunçağ (caz müzik yazarı), İlona Baytar (sanat tarihçisi), İnci Eviner (çağdaş sanatçı), İsmail Acar (ressam), İzzet Keribar (fotoğraf sanatçısı), Kezban Arca Batıbeki (ressam), Konca Altan (yazar), Kurtuluş Kayalı (araştırmacı ve yazar), Levent Cantek (çizgi romancı), M.K. Perker (çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı), Marcus Graf (küratör, çağdaş sanatçı), Meriç Sümen (balerin), Merve Zeynep Sarıbek (araştırmacı, yazar), Metehan Köktürk (müzisyen), Mk Yurttaş (çağdaş sanatçı, mimar), Murat Belge (yazar, akademisyen), Murat Germen (fotoğraf sanatçısı, mimar), Mustafa Taviloğlu (koleksiyoner), Nazlı Çevik Azazi (masal anlatıcısı), Nevzat Sayın (mimar), Nuri Kuzucan (ressam), Orhan Koçak (yazar, eleştirmen), Özgürcan Uzunyaşa (yönetmen), Peter Tamás Nagy (sanat tarihçisi, arkeolog), Pınar Derin Gençer (performans sanatçısı), Pınar Yorgancıoğlu (yönetmen), Refik Anadol (medya sanatçısı), Rober Koptaş (gazeteci, yazar ve yayıncı), Selman Nacar (yönetmen), Selçuk Orhan (yazar), Shirin Neshat (çağdaş sanatçı), Sibel Horada (ressam), Simge Burhanoğlu (küratör), Süreyyya Evren (yazar, şair, kültür teorisyeni), Şölen Kipöz (moda araştırmacısı), Tanıl Bora (yazar, çevirmen ve editör), Uğur Tanyeli (mimar ve teorisyen), Umur Talu (yazar), Umut Şumnu (mimar), Yaprak Melike Uyar (müzik araştırmacısı), Yeşim Ustaoğlu (yönetmen), Zeynep Tuğçe Karadağ (şair ve yazar) yer alıyor.

Disiplinlerarası örnekler: Edebiyat kitabında ressam Nuri Kuzucan, müzisyen ve araştırmacı Haldun Hürel; müzik kitabında yazar Selçuk Orhan, mimar Gergo Mate Kovacs; şehir kitabında modacı, yazar, moda yazarı da yer alıyor.

Anıların, görüntülerin ve deneyimlerin hiç olmadığı kadar hızlı tüketildiği bir çağda Taştan Düş Yaratmak, hatırlama biçimlerimizi yeniden düşünmeye davet ediyor ve de tamamlanmış bir harita sunmuyor; okuru kendi hafıza mekânlarını keşfetmeye davet eden açık uçlu bir atlas öneriyor. Taştan Düş Yaratmak geçmişe duyulan nostalji değil. Kaybolmuş seslerin, görünmeyen insanların ve özne olamamış hikâyelerin izini, belleğini sanatla süren uzun bir yolculuk.

Bellek denilen şey tam da Tanpınar’ın Mimar Sinan için söylediği gibi: Susan taşa düş katmak!

Taştan Düş Yaratmak, beş kitaptan oluşan bir seri. Tek bir anlatının içine değil; kendi içinde genişleyen bir düşünce alanı olarak kuruldu. Yazıdan müziğe, görsel sanatlardan sinemaya ve hafıza mekânlarına uzanan bu beş kitap, sanatın farklı alanlarından yola çıkıyor ama hiçbirini yalnızca kendi sınırında bırakmıyor. Çünkü mesele sanatın kendisi değil, sanatın değdiği yer: mekânın nasıl hatırlandığı, nasıl kurulduğu ve nasıl değiştiği. Mekânı hatırlayan, saklayan, çarpıtan ve yeniden kuran bir yapı olarak düşünüyor. Şehri, üzerinde yaşanan bir zemin olmaktan çıkarıyor; insanla birlikte düşünen, dönüşen bir hafıza alanı olarak konumluyor. Bu yüzden her kitap başka bir yerden başlasa da aynı soruya geri dönüyor: Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor? Bu kitap, o sorunun edebiyatla açılan ilk kapısı. Devamında gelen her kitap, bu kapıdan içeri girip başka bir odada düşünmeye devam edecek. Birinci kitap, Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”  yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor. İkinci kitap, Taştan Düş Yaratmak “Müzik”   müziğe yöneliyor; sesi bir mekân deneyimi olarak ele alıyor ve şehrin sesini değil, sesin kurduğu şehri arıyor. Üçüncü kitap, Taştan Düş Yaratmak “Resim” görsel sanatlara bakıyor; görüntüyü sabit bir yüzey olarak değil, sürekli değişen bir bellek olarak okuyor. Dördüncü kitap, Taştan Düş Yaratmak “Sinema” sinema ve hafıza etrafında kuruluyor; zamanı doğrusal bir akış olarak değil, parçalanan ve geri dönen bir yapı olarak ele alıyor. Beşinci kitap Taştan Düş Yaratmak “Şehir” ise mekânın ve şehrin yokluğuna yaklaşıyor; mimari, moda, müzecilik, sarraflık, göç, kayıp ve dönüşüm üzerinden ilerlerken diğer yandan da dijital dünyayı ve yapay zekâyı belleğin yeni mekânları olarak tartışmaya açıyor. Her bir kitapta mekân ve hafızayı o sanat dalının referanslarıyla değerlendirip kurmaca karakterlerle bize başka dönemlerden hikâyeler anlatıyor. Resimde, Rönesans itibarıyla değişen mekân algısından kurmaca karakterlere, masallardaki mekân atmosferinden, sinemadaki sembolik mekânlardan görünmez kentlere, şehrin görünmeyenlerine tutuyor kadrajını. Ardından artık duymak istemediğimiz, belki de gürültüden duyamadığımız, gevezeliğin ortasında kaybolmuş sesleri aramaya kalkışıyor. Çağdaş sanattaki mekân ve zaman yıkımını, bedenimizin mekân olduğu performans sanatını masaya yatırıyor. Her bölümün sonunda ise konuyla ilgili alanının en iyi isimlerinin görüşlerine yer veriyor ve sonunda da okura sorular soruyor. Hafızanın referanslarıyla sanatı anlamaya çalıştığı gibi sanatın referanslarıyla hafızaya dokunuyor.

Bu seride yazar gibi ilerlemekten çok, bir küratör gibi çalışmayı tercih ettim. Seriyi okurken yalnızca metinle değil, onun sesleri ve görüntüleriyle de karşılaşacaksınız. Dönemin ve şehirlerin şarkılarını, seride adı geçen müzik eserlerini sizin için hazırladığım Spotify listesi eşliğinde dinleyebileceksiniz. Arşiv görsellerinin yanı sıra o döneme sizi götürecek olan QR kod ile gezinebileceğiniz arşiv videoları da sizinle olacak. Serinin son kitabında yapay zekâ ile gerçekleştirdiğimiz postmodern bir söyleşi de yer alacak. Yine QR kodlar aracılığıyla, yapay zekânın tasarladığı mekânlara ve eserlere doğru uzanan sürpriz bir yolculuğa çıkacak; duygu ve düşünceler müzesinde kendi belleğinizle de karşılaşacaksınız

Arka Kapak Yazısı:

“Edebiyat”la başlayan ve “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” ile devam edecek olan Taştan Düş Yaratmak serisi, mekânların hikâyesini ve tarihini anlatmıyor; bütün bu alanların birbirine nasıl değdiğini, nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye çalışıyor; bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkıyor. Fatma Berber’in burada kurmaya çalıştığı şeyin tamamlanmış bir harita olmadığının da altını çizmek lazım; Berber, çizilen hatları bilinçli olarak açık bırakıyor. Çünkü ona göre; her iz, her ses, her anlatı yeniden kurulabilir, yeniden yorumlanabilir. Söyleşiler, seçilen isimler ve mekânlar da bu yüzden sabit değil; hepsi çoğaltılabilir, eksilebilir, yer değiştirebilir. Sizler de bu kitabı bir arşivden ziyade bir öneri, bir davet olarak düşünebilirsiniz. Bu seride her kitap meseleye başka bir yerden başlasa da her biri aynı soruya dönüyor: Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor? Serinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”, yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor.

Fatma Berber de bu yolculukta bizleri alanında uzman pek çok kıymetli isimle buluşturuyor ve onların görüşlerini ve esere dönüşmüş çalışmalarına dair güncel söyleşilerini paylaşıyor: Annie Ernaux kitapları özelinde Elise Hugueny-Léger’den yazar Georgi Gospodinov’a, araştırmacı ve yazar Erhan Altunay’dan çizgi roman yazarı Levent Cantek’e, çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı M.K. Perker’den masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye, şair Elçin Sevgi Suçin’den, şair Hayriye Ünal’a; şair ve yazar Zeynep Tuğçe Karadağ’dan, akademisyen Bilge Şimşek’e; gazeteci ve akademisyen Esin Hamamcı’dan, masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye; çocuk kitapları yazarı Damla Pektaş’tan, mimar yazar Hikmet Temel Akarsu’ya, ressam Nuri Kuzucan’dan yazar ve akademisyen Murat Belge’ye, gazeteci yazar Umur Talu’dan yazar ve araştırmacı Haldun Hürel’e, şair Bejan Matur’dan şair ve yazar Güven Turan’a, yazar ve eleştirmen Orhan Koçak’tan yazar, yayıncı ve gazeteci Rober Koptaş’a… Bu sohbetlere daldığımız anlarda Fatma Berber’in metnin içine yerleştirdiği QR kodlara sakladığı görsellerle gözümüz, zihnimiz ve hafızamız iyice zenginleşiyor. Çünkü mekân yalnızca bir yer değil, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.

İbrahim Can Haber7.com - Haber Şefi

Editör Hakkında

İbrahim Can, 1993'te İstanbul'da doğdu. İnternet haberciliği kariyerine 2011’de başladı. İki yıla yakın küçük ölçekli sitelerde çalıştıktan sonra, 2012'nin Ekim ayında yenisafak.com'a başladı. 6,5 yıl çalıştığı yenisafak.com'da Gündem, Eğitim, Hayat, Dünya, Spor ve Video kategorilerinde çalıştı. Bir süre akşam sorumluluğu yaptı. Son olarak Ana Sayfa Editörü oldu. 2019'un Haziran ayında Haber7'de Gündem Editörü olarak göreve başladı. Hem Haber7 hem de Yeni Şafak'ta kültür sanat, eğitim ve siyaset alanları başta olmak üzere birçok alanda özel haber, infografik ve video hazırladı. Hala Haber7'de Haber Şefi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR