Venedik'in labirentinde bir tatil: McEwan'ın "Yabancı Kucak"ı
Ian McEwan'ın bir solukta bitirilecek romanı Yabancı Kucak.
ABONE OLIan McEwan'ın adı çoğu okurda "Kefaret" ya da "Sahilde" gibi geniş soluklu, zarif romanları çağrıştırır. Oysa yazarın edebiyat dünyasında ilk kez ses getirdiği yıllarda, ona "Ian Macabre" lakabını yakıştıran çok daha karanlık, çok daha sıkışık bir kitabı var: Yabancı Kucak. Orijinal adı The Comfort of Strangers olan roman 1981'de yayımlandı ve aynı yıl Booker Ödülü'nün kısa listesine girdi. Türkçede Yapı Kredi Yayınları'ndan, Pınar Kür'ün çevirisiyle okunuyor; yüz sayfayı biraz aşan hacmiyle bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap bu, ama bitirdikten sonra insanın üzerinden kolay kolay çıkmıyor.
Yazarın karanlık dönemi
McEwan'ın yazarlık serüveni kısa öykülerle başladı; ilk kitabı 1975'te Somerset Maugham Ödülü'nü kazandı. Ardından gelen iki kısa roman, Beton Bahçe (1978) ve Yabancı Kucak (1981), yazarın sonraki yıllarda sıkça anılacak "kara anlatı" damgasını vurdu. Aradan yıllar geçip McEwan daha geniş kanvaslı, toplumsal ve tarihsel konulara eğilen bir romancıya dönüşse de bu iki erken kitap, onun bakışındaki huzursuzluğun ilk ve en çıplak hâli olarak okunmaya devam ediyor. Bir eleştirmen Yabancı Kucak'ı yazarın en yırtıcı anlatısı olarak nitelemişti; kitabı okuyan biri için bu sıfatın abartılı olmadığını görmek zor değil.
Adı konmayan bir şehir
Romanın iki kahramanı Colin ve Mary, uzun süredir birlikte olan ama ilişkileri belirsiz bir durgunluğa saplanmış bir çift. Tatil için, adı hiç anılmayan bir deniz şehrine gelirler; meydan ve köprü adlarından, kentin Venedik olduğu çıkarılabilir. McEwan şehre isim vermeyerek mekânı bir yer olmaktan çıkarıp bir ruh haline çeviriyor. Dar sokaklar, çıkmaza varan kanallar, her köşede yön şaşırtan bir harita... Açık hava olduğu hâlde insanı kapatan bir şehir bu. Colin ile Mary günlerini oteller, kafeler ve sokaklar arasında, bir turist gibi kenti tüketmeye çalışarak ama aslında birbirinden kaçarak geçiriyor.
Kitabın Gotik edebiyatla akrabalığı da burada başlıyor. Gizem, tekinsizlik ve ürküntü, şatolardan ya da harabelerden değil, güneşli bir tatil kentinin gündelik düzeninden sızıyor. Kapıdan içeri girer girmez sağlam bir yapı kurulmasına önem veren McEwan, bu kez de okuru kendinden emin bir mimarın elinde bırakıyor.
Yabancıların nezaketi
(Bu bölümden itibaren romanın kurgusuna dair ayrıntılar var. Ama sonu açık etmiyorum.)
Bir gece, kentte yollarını kaybeden çiftin karşısına Robert adında bir adam çıkar. Robert onları son derece kibar bir tavırla barına, ardından da kendi evine davet eder; orada sakat bir kadın olan karısı Caroline ile tanışırlar. Colin ve Mary, ilişkilerindeki gerginlikten kısa bir süre uzaklaşmanın rahatlığıyla bu davete sıcak bakar. Fakat çift ayrılmak istediğinde, Robert ile Caroline'ın onları bırakmamakta ısrar ettiği ortaya çıkar. Nezaket yavaş yavaş bir tuzağa dönüşür; konuklar da, okur da bu ısrarın ardında ne olduğunu ancak geç fark eder.
Yazar bu noktadan sonra ilerleyişi bilinçli biçimde yavaşlatıyor. Şiddet, kitabın büyük bölümünde gözle görülmez, havada asılı kalır; sorular cevap bulmadan önce okur çoktan ürkmeye başlamıştır. Colin ile Mary'nin bir arada olma biçimi, iki yabancı çiftin ilişkisiyle yan yana konduğunda, aralarındaki boşluk daha da belirginleşiyor. Konukseverlik ile esaret arasındaki çizgi öyle incelmiş ki, okur çoğu zaman kimin kime tuzak kurduğundan emin olamıyor.