''Hiçbirimiz ölümden korkmuyoruz aslında!''

Hayatın gözleri, şaşmayan bir sona odaklı, Peki insan sessizce ölmekten nasıl kurtulur? Mustafa Ulusoy bu soruya İnsanın Temel Acıları Üçlemesi adlı serisinin ikinci eserinde yanıt veriyor:

ABONE OL
GİRİŞ 06.01.2009 08:17 GÜNCELLEME 06.01.2009 08:17 KİTAP
''Hiçbirimiz ölümden korkmuyoruz aslında!''

Zehra Tuelna'nın kitap kritiği

Yaşamın kendi içinde bir sonu olduğu ve ölümle buluşacağı gerçeği öylesine yüce ki! Ölümün gözü de her an hayatın üzerinde. Aslında insanın ölümü, hayat ile ölümün buluşma noktası. Hayatını, ölümün elinden kurtaramayan insan “bu benim hayatımdır” deme hakkına sahip değildir. Yalnızca şu söylenebilir; “bu hayat bana sadece verilmiştir”.

Bu düşünceler, Mustafa Ulusoy'un yeni romanı, (İnsanın Temel Acıları Üçlemesinin ikinci kitabı)  Giderken Bana Bir Şeyler Söyle'yi okurken sökün ediyor zihnime. Ulusoy’un satırlarını okurken, hayatın verilmiş olduğu düşüncesiyle yola çıkıyorum. Bu sefer bazı sorular yankılanıyor zihnimin duvarlarında. Hızla akıp giden saniyeler, dakikalar, zamanın girdabının halkasını oluşturup, görmeyi bilen gözlerin önün sergileniyor.

Peki ama nereye gidiyor bu hayat? Bugün yaşananlar nereye gidiyor? Boşu boşuna mı yaşanıyor en heyecanlı ve lezzetli, aynı zamanda da elem verici “an”lar? Var olmak ne işe yarıyor? Ele geçen ne? Yaşanan anlar şimdi nerede?.. Karanlık içinde yok olup gidiyor muyum, yoksa aydınlık bir sonsuzluğun içinde bir varoluş mu kazanıyorum?

İnsan ancak “varoluşsal işe yarama” kavramını idrak ettiğinde hakiki öz değerine kavuşuyor ve muammalarla meczolan hayatı, sonsuzluk iksirinden bir yudum almakla Felaha erişebiliyor. Ulusoy, insan olmanın farklarından birinin de, yaşadıklarımızın görülmesine, fark edilmesine ihtiyaç duymamız olduğunu dile getiriyor. Eğer hayat varsa, acı tatlı olaylar varsa, güneş doğuyor ve batıyorsa, insan yaşıyor ve ölüyorsa, bütün bunlara şahit olan biri yoksa ne anlam ifade eder ki? Şahitlik yaşananları ve varoluşu çoğaltır.

İnsan kendi hayatının anlatıcısı, yorumcusu ve çok daha önemlisi şahididir. Başka bir ifadeyle, hayatımızın hikâyesini önce kendimiz dinler, kendimiz seyrederiz. Sahip olduğumuz hikâye, hayatımızın farklı dönemlerinde sergilediğimiz eylemlerin, düşüncelerin ve hissettiklerimizin toplamıdır aslında.

Varlığımızın ana rahmine düştüğü an’dan şu an’a kadar, birbiri ardına oluşan olayların kaydıdır aynı zamanda. Farkındalık isteyen diğer bir nokta da; “her şey olup bitti” diye bir şeyin olmadığıdır insan için. Olan biten, belleğin deposunda tutulur. Orada hikâyeleştirilir. Sonra da o hikâyeye anlam aranır. Hikâyelerimiz çoğunlukla bir anlam bulmak için ifşa edilir.

Bu, insan olmanın en önemli özelliklerinden biri. İnsan, geçmişten geleceğe, gelecekten geçmişe salınımlarla, hayatının kopuk gibi duran parçalarını birbirine bağlayarak hikâyesini yeniden yeniye inşa ediyor ömrü boyunca. Geçmişin ve geleceğini hiçliğin eline teslim eden insan bir an’ın içine sıkışır ve hikâyesizleşir.

Bir hikâyeyi gerçek kılan kalıcılığıdır. İnsanın en temel sorunu, hikâyesinin boşluğa mı yoksa sonsuzluğa mı yazıldığıdır.

Ölüm, özellikle de an’ların ölümü, hikâyenin tüm büyüsünü bozar. Hikâyeyi, hikâye olmaktan çıkarır. Yaşanan her şeyin, tüm kazançların, kayıpların en sonunda o daralan, o sona götüren yola gireceği gerçeği kâbus gibi çöker insanın üzerine.

Eğer an’lar sonsuza gitmiyorsa, bütün hikâyelerin üzerine bir mezar taşı kapanır. Anlatacak bir hikâyesi olanların-her insanın bir hikâyesi vardır-üzerine an gelip bir takatsizliğin çökmesi bundandır. Ölümün dehşeti, boşluğun, nihai yokluğun, varolmanın dehşetidir bu. İnsanın hayattayken, bu dehşetten kendini sıyırması beklenir. Dehşet ancak ölüm gelince yaşanmalıdır.

Ama öyle olmaz. Ölümün kâbusu her an insanın üzerindedir. Çünkü insan her an ölmektedir. Bilinen ölüm, insanın en son ölümüdür sadece. Yaşamak için ölümlü olduğunu bilmesi gerekiyor kişinin. Ölümü düşünmek bir noktada hayatı aydınlatır. Ölümün farkında olmak, insanı önemsiz meşguliyetlerden uzaklaştırıp, hayata derinlik, lezzet ve tamamen farklı bir bakış açısı kazandırır.

Biz hiçbirimiz ölümden korkmuyoruz aslında. O halde bizi dehşete düşüren şey nedir? Bu sorunun cevabı, Mustafa Ulusoy’un “Giderken Bana Bir Şeyler Söyle” adlı kitabında gizli…

Ben romanı bitirdiğimde ölüm bana gülümsüyordu ben ölüme. Hayatımda ilk kez..

....

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz