İnternet insanları nasıl narsistleştiriyor?

Ekonomik açıdan zor dönemlerde bile, internet bağlantısı, bir ihtiyaç olarak kabul ediliyor. Çoğu genç ve çok sayıda yetişkin, internetten vazgeç­mek yerine her akşam makarna yemeye ya da yeniden ailesinin yanına taşınmaya razı olur.

ABONE OL
GİRİŞ 06.08.2010 14:07 GÜNCELLEME 06.08.2010 14:07 KİTAP
İnternet insanları nasıl narsistleştiriyor?

Benmerkezci anne babaların, çocuklarını sanılanın aksine ihmal etmek ya da marjinalleştirmek yerine, çoğunun narsisizmleri­ni çocuklarına aktardığını belirtiyor ünlü Ben Nesli Kitabının yazarı Jean M. Twenge.

Bir sonraki 10 yıllık döneme girildiğinde 1980'lerde doğmuş daha çok insan anne baba olacağına dikkat çeken yazar,  "bunlar yalnızca narsistik bir dünyayı tanıyan ve kendine hay­ran olmanın önemli sayılmasını doğal karşılayan bir nesil" uyarısında bulunuyor. 

Egoist anne babaların çocuklarının da eşsiz olduğuna inandıkları ve onların ön plana çıkartılması gerektiğini savundukları görülüyor. 

Twehge'ye göre "Dönü­şüm tamamlandı, geçmişin katı anne babalarının geri dönmeleri için hatırı sayılır bir karşıt kuvvet gerekecek. Bu karşıt kuvvet bü­yük olasılıkla ekonomi olmayacak. Para sorunları anne babaların çocuklarına daha az şey almaları anlamına gelebilir ama kökü de­rinlere inen ebeveynlik felsefelerini değiştirmesi olasılık dışı"

Yeni nesil anne babalar, "Patiparazzi'nin ünlü hayvanlarının şi­rin" olduğunu düşündükçe durum daha da kötüye gidiyor.  

Jean M. Twenge'nin çok ses getiren ve beğenilen eseri Ben nesli gibi, W. Keith Campbell ile birlikte kaleme aldığı Asrın Webası Narsizim İlleti adlı kitabı da Kaknüs yayınlarınca neşredildi.  

Kitapta modern toplumlarda süratle yayılan narsisizim hastalığını mercek altına alıyor ve insan ruhunun fast food'u diye tanımlanıyor. Narsizmin kısa vadede kişiyi mutlu ediyormuş gibi görünse de er ya da geç depresyona, toplumsal yozlaşmaya, hatta küresel ekonomik krizlere girmesine yol açtığı belirtiliyor.

BATI'NIN KADINI ULAŞTIRMAK İSTEDİĞİ HEDEF: MILF!

Kitapta insanların estetik operasyonlara yönlendirilişi, güzelleşmek ve zayıflamak ya da medyanın özendirdiği tiplere benzemek için harcadığı servete ve yitirdiği sağlığına dikkat çekiliyor. Özellikle bu bölümlerinde Batı'nın kapitalist rejiminin kadınları "sevişilmek istenen anneler" (MILF) haline getirdmek istediği kısımları oldukçak büyük tartışmalar doğurmaya gebe...

Din ve toplumsal ahlak kurulları bir yana evrensel ahlakın temel konularını bile çıkar için kullanan Batı sisteminin insanı nereye sürüklediğini yazar ilginç örnekler ve istatistiki araştırmalarla göz önüne seriyor...

Kitaptan sizler için göz kirası olarak seçtiğimiz bölüm internet medyası olmamız ve sizin bu satırları internet üzerinden takip etme şansı bulmanız nedeniyle özlelikle şu satırlar oldu.

Ünlüler ve Medya

Arka Kapak yazısı...

Detaylı istatistiklere, vaka hikâyelerine ve kamuoyu araştırmalarına dayanan kitapta, narsisizmin en az obezite kadar sık rastlanan bir hastalık olduğuna dikkat çekiliyor. Başlıca sebepleri arasında ben-merkezli çocuk yetiştirme tarzı; Facebook, Youtoube, Twitter gibi kişinin “egosunu parlatıp vitrine çıkardığı” iletişim araçları, bankaların leblebi çekirdek gibi dağıttığı krediler ile “parlak yaşam tellallığı” yapan boyalı medya organları yer alıyor.

Çok güzel, yetenekli, dolayısıyla da her şeyin en iyisine layık olduğuna dair gerçek dışı bir inanca sahip olan narsist kişi; sevgi, fedakârlık, yardımseverlik gibi değerlerle hiç ilgilenmiyor. İstekleri gerçekleşmeyince ise agresifleşiyor ve şiddete başvurabiliyor. Felsefi kökeni Descartes'in dualist (ayrımcı) düşünce tarzına, Freud'un “korku veya hazzın esiri” olan insan tasavvuruna ve ben-merkezli tüketici toplumunun mimarı olan pazarlama ve halkla ilişkiler kuramlarına dayanıyor. Çözüm ise daha fazla “biz” demekte yatıyor.

Özgüvenli görünen ama aslında narsisizmin getirdiği bir ego şişmesi yaşayan yeni neslin realist bir tarafı yok. Onlardaki bu kaygı, öfke olarak; narsisizm ise yalnızlık olarak topluma yansıyor. Bu ciddi bir küresel sorun, tsunami dalgası gibi tüm dünyaya yayılıyor. Türkiye'de de bunu istatistiksel olarak görebiliyoruz.

80'li yıllarda özgüvenin desteklenmesinin önemini vurgulayan eğitim sistemi, Türkiye'de de uygulandı. Şu an büyük şehirlerdeki genç nesil, Twenge'nin kitabında anlattıklarıyla aynı durumda. Sağlam gelenek ve göreneklerimiz bizi biraz olsun korudu. Ama bu yeterli değil. Bu yüzden bir an önce Türkiye'deki gençlerimizin ne durumda olduğu ve nereye gittiğini ortaya koyacak ciddi çalışmalara başlanması ve önlemler alınması gerekiyor.

Psikiyatr Dr. Mustafa Merter (Türkiye Benötesi Psikolojisi Derneği Başkanı)

Amerika'nın ünlü saplantısı büyük bir hızla büyüyor. Yeni eğilim, sıradan insanların ünlüler gibi hareket etmeleri gerektiği düşüncesi ki bu, daha üç yıl önce bile duyulmamış bir şeydi (ör­neğin, sahte paparazzi şirketleri 2007'de kuruldu). Estetik ame­liyatlardaki büyük artışın asıl nedeni de ünlülerin imajlarının gi­derek daha fazla benimsenmesinde yatıyor. Ünlülerin hayat tarz­larına olan ilgi henüz bir doyma noktasına ulaşmadı, halta yakı­nına bile yaklaşmadı. Zorlu ekonomik dönemler büyük olasılık­la ünlülere olan ilgiyi köreltmeyecek; ekonomik durgunluk dö­nemleri genellikle gerçeklerden kaçışa duyulan ilgiyle aynı zama­na rastlıyor. Son yedi durgunluk döneminin beşinde, sinema bi­let ücretleri arttı. Büyük Bunalım döneminde çok sayıda kişi, bir kenara ayırdıkları azıcık paralarını sinemaya gitmek için harcadı­lar. 2008 yılında da film gelirlerinde kırılan yeni rekorlarla bu se­yir değişmedi. Sahte paparazzi tutmaya çok az kişinin gücü yeti­yor ama ünlü olma arzusu yok olmayacak.

Medyanın reality şovlar gibi etkileri bir diğer artış alanı. Tele­vizyonun gelip geçici modaları gayet iyi biliniyor. Bütün popülerli­ğine rağmen American Idol yarışması sonsuza dek yayında kalmaya­cak. Öte yandan "hayattan bir kesit" sunan reality şovlar da MTV izleyen gençler arasında çok gözde ve körü körüne izlenmeye de­vam ediyor. Bu programlar, Pinsky ile Young'ın çalışmasının orta­ya koyduğu üzere, başrollerde aşırı narsist kişilere yer vererek, nar­sisizmin en bariz hâlini sergileme eğiliminde. My Süper Sweet 16 (Benim Tadı 16'ım) gibi "hayattan bir kesit" sunan programlar da yıldızlarını her islediklerini yapacak, her istediklerini söyleyecek şekilde serbest bırakıyorlar (büyük ölçüde yalnızca sahnede şarkı söylemekten ibaret American klol gibi programların çok ötesinde). Bir sonraki büyük pop kültürünün etkisinin ne olacağını bekleyip birlikle göreceğiz fakat kendini tanıtmak gibi bir hevesi olmayan, gösterişsiz ve yoksul kişilerin öne çıkarılması, çok uzak bir olasılık.

İnternet

İnternetin, devasa bir narsisizm çarpanı işlevi görme potansiye­li var. Elbette, insanlar internet araçlarını iyi ya da kötü amaçlar için kullanabilirler. Internet, kendinizi öne çıkarmaya odaklanma­nızla, sanal yapmanızla ya da dünyaya yardım etmeye çalışmanızla ilgilenmiyor; yalnızca bütün bunları kolaylaştırıyor. Ne var ki kişi­lerin interneti kullanma yollarının çoğunun, narsisizmi artlırmaya devam etmesinden kuşku duyuyoruz. Bunun en az beş nedeni var. Birincisi, internet bireysel narsisizmin güçlenmesine imkân veriyor. Örneğin; kendinize ait bir web sayfasına, blog'a, YouTube ka­nalına ve film sirkeline sahip olabiliyorsunuz. 7. Bölüm'de de ele aldığımız üzere, narsislik bireyler bunları kendi şişirilmiş benlik al­gılarını arttırmak ve pekiştirmek için kullanmaya daha eğilimliler. İkinci olarak, internet narsistik davranışları teşvik ediyor. Benlik ve kendini tanıtma yoğun biçimde vurgulanıyor. Örneğin; MySpace ile kullanıcı, gününün büyük bölümünü, yarattığı imajı düzeltip güzelleştirmeye harcayabiliyor. Ayrıca internette fark edilmek için de bir rekabet söz konusu ve bu rekabette "kazanmanın" tek yolu; neredeyse çıplak bedeninizi teşhir etmek, "seksi" arkadaşlara sahip olmak, bir konuda (olmasanız bile) hatırı sayılır bilgi sahibi oldu­ğunuzu iddia etmek ya da kaba, iğrenç veya tuhaf (ya da hepsi bir­den) eylemler içindeki görüntülerinizi yayınlamayı içeren narsislik kendini tanıtma ile mümkün oluyor. Üçüncü olarak, insanlar in­ternet kullanımına bağımlı hâle geldiler. Birçok kişi "MySpace ba­ğımlılığından" söz ediyor ya da Black Bcrry (Böğürtlen)'de e-pos-talarını kontrol etme deneyimleri için crachberıy (uyuşturucu mey­vesi) terimini kullanıyor. Bu bağımlılık iyi ya da kötü şöhretle bağ­lantılı olabiliyor, internetin ilgi arayışıyla ilgili yönlerine bağımlı hâle gelinebiliyor. Dördüncü olarak, "normal" davranışların stan­dartları değişiyor. Kısmen internet yüzünden, "normal" davranış artık mahrem düşünce ve anların umuma açılmasını; kışkırtıcı ve dikkat çekici giyim tarzını ve oldukça kaba söylemleri (YouTu-be'daki videolara gönderilen yorumları okuyun -denizcilerin bile yüzünü kızartır) içeriyor. Böylelikle sosyal davranış normları daha narsistik bir hâle geliyor. Beşincisi ve belki de en önemlisi interne­tin muazzam bir erişim alanı bulunuyor. Her an milyonlarca kişi si­ze bakabiliyor ve mesajınızı görebiliyor. Bu da pirelerin veba yay­maları kadar etkin bir biçimde narsisizmi yayıyor.

Araştırmalar, muhtemelen gitgide daha çok sayıda gencin MySpace ve Facebook kullanarak kimliklerini oluşturmaları yüzünden, bireysel düzeyde narsisizmin, 2000 yılından itibaren hız kazandığını göstermekte. MySpace ve YouTube kullanan li­seli genç nesil artık üniversiteye girmeye başladı ve narsistik özellikleri yeni bir rekora ulaşabilir. Kısacası internetin körük­lediği narsisizm ortadan kaybolmuyor. Ekonomik açıdan zor dönemlerde bile, internet bağlantısı, bir ihtiyaç olarak kabul ediliyor. Çoğu genç ve çok sayıda yetişkin, internetten vazgeç­mek yerine her akşam makarna yemeye ya da yeniden ailesinin yanına taşınmaya razı olur....

(Haber 7)

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz