Türklerin Destanlaşan Kahramanları
Yunan Mitolojisinin ve kahramanlarının en ince ayrıntısına kadar bilinip tanınmasına rağmen Türk Kahramanlarına gereken ilginin gösterilmemesine kırılan Doç. Dr. Hamide Demirel Türk destanlarını tahlil etti.
ABONE OLTarih, olayları ve sebeplerini anlatırken, destanlar o olayları zaman ve mekân kavramlarından soyutlar. Destanlar, tarihi vakaları, sebepleri çok önemsemsemez, kahramanlara olağanüstü güçler yükleyerek, olayları kutsar, ölümsüzleştirir ve nesilden nesile naklini kolaylaştırır.
Zamanla tarihi olaylar ve o olayları doğruna sebepler unutulsa da o olaylara imza atan kahramanlar bu şekilde unutulmaz ve efsaneleşerek yaşamayı sürdürürler. Ta ki bilim adamları bu destanlar hangi tarihi gerçekleri anlatıyor diye kendileriyle ilginene dek tarihi emanet nesilden nesillere aktarılır...
Türk Destanları bu bağlamda çok uzun süre sözlü olarak yaşamayı başarmış dünyanın en eski kültürel mirasları arasında. Ancak daha çok tanınmaları için gösterilen bütün gayretlere ve devlet destekli girişimlere rağmen Türklerin Efsane Kahramanları, Türkiye'de bile Yunan Mitolojisinin kahramanları kadar ünlü değiller.
"Destanı öksüz, sükutu derin bir milletimiz" diyen Doç. Dr. Hamide Demirel, Yunan Mitolojisi en ince ayrıntılarına kadar edebiyatımızda ve sanatımızda yer alırken Türk Kahramanlarının gözardı edilmesine içerleyen isimler arasında yer alıyor...
Doç. Dr. Demirel, "Yunan mitolojisine en ince ayrıntılarına kadar edebiyatımızda ve sanatımızda yer vermeyi - batıyı takliden- gıpta ile yerine getirirken, Türk destanlarındaki yiğitlik sembolü alpların, ışıkdan yaradılmış iffet timsali kadınların, insanî karakter kazanmış atların, efsunlu pusatların, ağaç, su, toprak, dağ… gibi tabiat varlıklarının Türk dünya görüşü ve esâtirindeki fevkalâde konumlarını, hepsinden öte Türkçenin asîl sadeliği içinde gizlenmiş heybetli güzelliğini ve gücünü ne kadar ihmal ediyoruz!..." diyor.
"Her milletin kahramanlık destanlarının değerini anlamak için, diğer milletlerin kahramanlık destanlarını araştırmak ve onlarla karşılaştırmak gerekir" diyen Doç. Dr. Hamide Demirel, sanat ve edebiyatımızdaki sükûtu bozma yolunda bir adım olarak kaleme aldığı Türk Destanlarında adlı tahlil çalışmasının amacını destanlarımızı öksüzlükten kurtarmak ilgilileri derin sükûtlarından uyandırmak olarak izah ediyor... 1995 yılındaki ilk baskısı yapılan eser, bilimsel bir çalışma olmakla birlikte akıcı ve rahat okunabilinen içeriğe sahip...
Türk Destanlarının Kaynakları, Türk Destanlarının Bölümleri, Türk Destanlarında Dil ve Şekil Unsurlarından Vezin, Türk Destanlarındaki destani, masalsı, güzellik unsurların tahlinini yapıldığı eser aynı zamanda İran Destanlarındaki Türk Kahramanlarına da dikkat çekiyor. Unsurların sosyolojik ve psikolojik derinliğini es geçen çalışma, alanındaki çalışmaların azlığı nedeniyle boşluğu doldurmaya yönelik çalışma olmasıy nedeniyle önemli.
Ancak kitabın içeriği bir yana bırakılmak kaydıyla, baskısı, kapağı, görsel (Daha doğrusu görsellikten soyutlanmış)sunumu ile hayranlığının eleştirildiği Yunan Mitolojisiyle ilgili kitapların albenisi ve şaşasının yanında çok silik kaldığını belirtmekte yarar var.
Kapak fotoğrafındaki silikliğin esprisini (eğer bilinçli ise) anlayan mutlaka çıkacaktır ancak Türk okurunun artık içeriğin yanı sıra görselliği ve sunum estetiğini önemsediği günlerde böylesine sade ve riskli sunumun tercih edilmesi başlı başına yayıncılık cesareti... TRT'nin bu alandaki boşluğu doldurmak için çektirdiği Dede Korkut Hikayaleri dizisinin başarısızlığın arka planını, bu önemli eserin sunumuna imza atan ekip iyi analiz edememiş görünüyor. Oysa alternatif oluşturmak için yola çıkanların alternatif olduklarını eleştirmekle yetinmeleri artık Türk Halkından itibar görmek için yeterli değil... Bu açıdan bu tür iyi niyetli girişimlere imza atan ekiplerin daha gayretli, çalışkan olması ve daha fazla estetik duyarlılık sahibi olması gerekiyor...
Eserden bir bölüm
... Alp, her türlü düşmanı yener, onun yenemediği insan, İslâmlıktan sonra Oğuz Kağan Destanı'nda olduğu gibi fil başlı insan, Manas Destanı'ndaki gibi tek gözlü Madıkan ve Dede Korkut destanlarında olduğu gibi kılıç kesmez, ok işlemez Tepegöz olmalıdır.
|
Ötüken Neşriat: 0(212) 251 03 50 |
Uykuda görülen düşler de destanlardaki insanların hayatında önemli rol oynar. Oğuz Kağan'ın veziri düşünde üç gümüş ok ve bir altın yay görür. Bu düş yorumlandıktan sonra, Oğuz Kağan, ülkesini çocukları arasında böler. Alplar sefere çıkarken eşleri gördükleri düşe göre onlara o gün sefere çıkıp çıkmamalarını önerir. Kötü düşler "karakuru düş" olarak nitelenir. "Fal taşı"na bakarak da, çıkılan seferin uğurlu olup olmadığı anlaşılır.
"Yada taşları" ile yağmur yağdırılır. Büyü ile savaşta bir kişi altı veya seksen kişi yapılır.
Destanlarda çok zaman din ve kahramanlık yanyana-dır. Her ülkenin dinî inançları o ülkenin destanlarını büyük ölçüde etkilemiştir.
İslâmlıktan sonra yazılan Türk destanlarında islâmî unsurlar bulunduğu gibi, Oğuz Kağan Destanı gibi eski destanın konusu yeniden ele alınmış ve islâmî unsurlar işlenmiştir. Oğuz Kağan ve Manas destanlarında İslâmlığın kayıtsız şartsız kabul edilmesine inanılır. Buna uymayanlarla, bir insanın kendi ailesinden de olsa uğraşılır. Destanlarda alpların yücelerden yüce Tann'ya, onun varlığına ve birliğine, adı görklü Muhammed'e inançları sonsuzdur.
Türk destanlarında eski dinlerin izlerine de rastlanmaktadır. Suya, ağaca önem verilmesi, ok, kılıç gibi silahların kutsal sayılması ve bunlara yemin edilmesi gibi motifler şamanizm motifleridir. Yine bu destanlarda Türk'ün hayat ve savaş gücünü temsil eden bozkurt, Türklerin totemlerinden kalma ongunlarıdır.
Şamanizmde iyi ruhlar insanlara mutluluk ve refah bahşeder, bunlar iyilik ve temizlik kaynağıdır. Kötü ruhlarla İran destanlarında olduğu gibi savaşılmaz, aksine onlarla uzlaşma yoluna gidilir. Dualar okunarak, kurbanlar kesilerek onların hastalık ve ölüm getirmeleri önlenir. Ayrıca insan hayatının doğum, evlenme ve ölüm gibi üç önemli "geçiş"inde, insanları tehlikelerden ve zararlı etkilerden korumak için bir çok âdet, tören ve dinî işlemler yapılır.
Türk destanlarında islâmî unsurlar, şamanizm ve totemizm unsurları ile yan yanadır. Çoğunlukla aile, miras, hak ve hukuk konularında İslâm fıkhına göre değil, eski Türk töre ve sözlü yasasına göre davranılır. Müslümanlık yönünden aşırı bir taassup görülmez. Fakat bir gaza atmosferinde yaşayan Türklerin yücelerden yüce Tanrı'ya inançları sonsuzdur. Şehnâme'de İranlılara en büyük düşman olarak Turan hükümdarlarından; Tür, Peşeng, Efrâsiyâb ve Ercasb gösterilmektedir. Önceden de söz ettiğimiz gibi, iki ülke arasındaki en uzun savaşlar, Efrâsiyâb zamanında yapılır. Efrâsiyâb Şehnâme'de, kinci, savaşçı, yakıp yıkıcı, gaddar olarak anlatılmakla beraber çok yakışıklı ve güçlü bir yiğittir. Öyle bir yiğit ki, adını demir dağ duysa erir, denize döner.
Zâl, Efrâsiyâb'la savaşmak isteyen Rüstem'e: "Efrâsiyâb'la savaşmak başka savaşlara benzemez. Bu iş, karanlık gecelerde uykumu kaçırıyor. Ben seni onun karşısına nasıl gönderirim? O cesur ve savaş eri bir padişahtır." der....
Konuya ilgi duyanlar, Ali Öztürk'ü geçtiğimiz yıl Potitif Yayınlarından neşredilen Türk Destanları adlı çalışmasına da göz atabilirler.
(Haber 7)