Türk edebiyatının ve dergiciliğinin öncü şahsiyetlerinden Ali Haydar Haksal vefat etti
Edebiyat dünyasında mütevazı ve derviş kişiliğiyle bilinen Ali Haydar Haksal bir süredir tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Haksal'ın cenazesi Şakirin Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.
ABONE OLBir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören ve dün İstanbul'da vefat eden, Milli Gazete yazarı ve Yedi İklim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Haksal, son yolculuğuna uğurlandı.
Haksal için Üsküdar'daki Şakirin Camisi'nde düzenlenen cenaze törenine İstanbul Valisi Davut Gül, Eski Diyanet İşleri Başkanı ve Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Mehmet Görmez, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Keskin, çocukları Bilal Benna Haksal, Elif Haksal, Sevde Haksal, Taha Haksal, Emine Esra Sarıkaya ve damadı Umut Sarıkaya ile edebiyat, siyaset ve sanat dünyasından sevenleri katıldı.
"GENÇLER ÜZERİNDE ÇOK BÜYÜK EMEĞİ VARDI"
Cenaze namazı öncesinde basın mensuplarına açıklamada bulunan merhumun kardeşi, Yedi İklim Derneği Başkan Yardımcısı, yazar Mustakim Haksal, ağabeyinin Türk edebiyatında kucaklayıcı bir çınar olduğunu söyledi.
Ağabeyinin hayatı boyunca okumaktan ve üretmekten vazgeçmediğini belirten Haksal, şöyle konuştu:
"Ağabeyim kimseyi incitmeyen, kırmayan, hep okuyan çok okuyan biriydi. Hastalık döneminde de başucundan kitaplar hiç eksilmedi. Derginin son sayılarını hastane köşelerinde çıkardı. Gençler üzerinde çok büyük emeği olan biriydi. Yedi İklim'in zaten özelliği de bu, kucaklayan, herkese kapısı açık olan bir mekan."
Kendilerini yalnız bırakmayan edebiyat camiasına, cenazeye gelenlere ve taziyelerini iletenlere teşekkür eden Haksal, "Allah kendilerinden razı olsun, hepsinden. Biz onları seviyoruz. Demek ki yetiştirdiği eserlerin hepsi burada. Güzel bir kütüphane kurdu. Gelenlerin hepsine çok teşekkür ediyoruz. Hepinizden Allah razı olsun." ifadesini kullandı.
"BU DAVANIN TAVİZSİZ BİR NEFERİYDİ"
Yazar Necip Evlice ise Haksal'ın Nuri Pakdil'in yetiştirdiği nadir insanlardan biri olduğunu vurguladı.
Haksal'ın ömrünü dava bilincine adadığını ve Pakdil ile dostlukları ömür boyu sürdüğünü dile getiren Evlice, şunları kaydetti:
"Ali Haydar Haksal da diğer ağabeylerimiz gibi bu davanın tavizsiz bir neferiydi. Gençleri yetiştirmek ve onlara bu bilinci aktarmak adına çıkardığı Yedi İklim dergisiyle gerçek bir kültür, sanat ve edebiyat iklimi oluşturdu. İnanılmaz zarafetiyle insanların kalbine girmeyi başardı. Bendeki yeri bir zarafet abidesidir. Bir ağabey sıcaklığı ve peygamber sevdasıyla insanlara bu davanın gerçekliğini anlatmaya çalıştı. Rahmet diliyorum mekanı cennet olsun."
Veli Sarıkamış da 1970'li yıllarda Elazığ'da tanıdığı Haksal ile 60 yıla yakın bir süre dostluk sürdürdüklerini belirterek, "60 yıl önce nasılsa 60 yıl sonra da aynıydı. Şefkat, güzellikler duygusu, merhamet duygusu ve insanlığın aydınlanması, Kur'an'ın feyzi altında Hz. Peygamber'in şefaatine layık bir ümmet yetiştirmek için ömrünü feda etti." ifadelerini kullandı.
CENAZE NAMAZINI MEHMET GÖRMEZ KILDIRDI
Cenaze namazını kıldıran Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ise konuşmasında Ali Haydar Haksal'ın Yedi İklim'e ve edebiyat dünyasına güzellikler taşımış, ümmetin derdiyle dertlenmiş müstesna bir insan olduğunu söyledi.
Görmez, merhumun ardından onun izinden gidecek güzel insanların yetiştirilmesinin önemine dikkati çekerek cenazeye gelenlerden helallik istedi.
Ali Haydar Haksal'ın naaşı, kılınan cenaze namazının ardından tekbirler ve dualarla omuzlara alınarak cenaze aracına taşındı ve Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.
ALİ HAYDAR HAKSAL KİMDİR?
Edebiyat dünyasında mütevazı ve derviş kişiliğiyle bilinen Haksal, Türk edebiyatının öykü, deneme ve inceleme alanlarında eserler verdi.
Haksal, yazı hayatında modern insanın yalnızlığı, yabancılaşması, benlik arayışı ve gelenekle ilişkisi gibi temalara odaklanırken kurucuları arasında yer aldığı Yedi İklim dergisiyle de edebiyat dünyasında iz bırakan isimlerden biri oldu.
Bingöl'ün Yayladere ilçesine bağlı Hasköy'de 1951'de dünyaya gelen Haksal, Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1979'da mezun oldu. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde "Kur'an-ı Kerim'de Güzel Kavramı" başlıklı yüksek lisans tezini hazırlayan Haksal, lise yıllarında başladığı yazı çalışmalarını farklı gazete ve dergilerde sürdürdü.
BİREYİN MODERN HAYAT KARŞISINDAKİ YALNIZLIĞINI İŞLEDİ
İlk öyküsü "Tıkırtı" 1975'te Milli Gazete'de yayımlanan Haksal, Mavera, Yönelişler, Yeni Devir, Milli Gazete ve Yedi İklim başta olmak üzere çok sayıda süreli yayında yazdı. İlk öykü kitabı "Evdeki Yabancı" 1986'da yayımlanan yazar, eserlerinde özellikle bireyin modern hayat karşısındaki yalnızlığına, yabancılaşmasına ve iç dünyasındaki çatışmalara eğildi.
Haksal'ın edebiyat serüveninde Yedi İklim dergisinin ise özel bir yeri oldu. Osman Bayraktar, Mustafa Çelik ve Alim Kahraman ile birlikte derginin kurucuları arasında yer alan Haksal, Mart 1987'den itibaren yayımlanan derginin sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.
Yayınına 1989'da ara veren Yedi İklim, 1992'de yeniden okurla buluştu ve Haksal'ın yönetiminde edebiyat ve düşünce dünyasının önemli yayınlarından biri olmayı sürdürdü.
MODERN ANLATIM TEKNİKLERİNİ TASAVVUFİ UNSURLARLA BULUŞTURDU
Öykülerinde modern anlatım tekniklerini geleneksel ve tasavvufi unsurlarla buluşturan Haksal, insanın iç dünyasını merkeze alan kendine özgü bir anlatı geliştirdi. Yalnızlık, çocukluk, aşk, kent, fanilik, yoksulluk ve kutsaldan kopuş gibi temaları işleyen öykülerinde çoğu zaman olaydan ziyade atmosfer, duygu ve karakterlerin iç dünyasına odaklandı.
Öykücülüğünün yanı sıra roman, şiir, deneme, biyografi ve inceleme türlerinde de eserler veren Haksal, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Akif İnan gibi Türk edebiyatının önemli isimleri üzerine çalışmalar kaleme aldı.
"Sesim Bana Yetmiyor" adlı öykü kitabıyla 1987 Türkiye Yazarlar Birliği Hikaye Ödülü'nü alan Haksal, "Yitik Yaşamın Güncesi" romanıyla Tuzla Belediyesi Roman Yarışması'nda ikincilik ödülüne layık görüldü. 2017'de Bingöl Üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanı verilen Haksal, uzun yıllardır Milli Gazete'de köşe yazarlığını ve Yedi İklim dergisinin yazı işleri müdürlüğünü sürdürüyordu.
TBMM BAŞKANI KURTULMUŞ'TAN TAZİYE MESAJI
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, vefat eden Milli Gazete yazarı ve Yedi İklim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Haksal için başsağlığı mesajı yayımladı.
Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadelere yer verdi:
"Türk edebiyatının ve dergiciliğinin öncü şahsiyetlerinden, milli ve manevi değerlerimizi güçlü kalemi ile savunan Ali Haydar Haksal kardeşimizin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim. Yedi İklim Dergisi'yle bir sanat ve edebiyat muhiti oluşturan, nice genç yazar ve şairin yetişmesine vesile olan kıymetli fikir adamı Haksal'a Cenab-ı Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet, makamı ali olsun."
ALİ HAYDAR HAKSAL, HAYATINI HABER7'YE ANLATMIŞTI
Yazar ve yayıncı Ali Haydar Haksal, Haber7’ye verdiği röportajda ailesinin kitaplarla iç içe geçmiş hikâyesini, dedesinden kalan mirası, eğitim hayatını ve İmam Hatip okuluna uzanan yolculuğunu anlatmıştı. Haksal, ağabeyinin dönemin etkisiyle sosyalist olduğunu da ifade etmişti.
“KİTAP TUTKUSU DEDEMDEN, AİLEDEN GELİYORDU”
Haksal, öğrencilik yıllarından itibaren güçlü bir kitap tutkusu olduğunu söylemiş, bu ilgisinin dedesinden ve ailesinden geldiğini belirtmişti.
Dedesinin Diyarbakır medreselerinde yaklaşık 5-6 yıl eğitim gördüğünü, ardından İstanbul’a gelerek Şemsi Paşa ve Fatih medreselerinde öğrenim gördüğünü anlatmıştı. Medrese müderrisi olan dedesinin daha sonra yaklaşık bin ciltlik kitabıyla memleketine döndüğünü aktarmıştı.
“Köyde bin cilt kadar kitabı vardı” diyen Haksal, çocukluk yıllarının bu kitapların arasında geçtiğini ifade etmişti.
DEDESİNE GÖNDERİLEN YASAK YAZISI
Haksal, 1927 yılında dedesine devlet tarafından resmi bir yazı gönderildiğini de anlatmıştı. Yazıda dini faaliyetlerde bulunmasının yasaklandığını belirten Haksal, bu süreçle birlikte dedesinin medrese hayatının sona erdiğini söylemişti.
1940 yılında dedesinin vefat ettiğini aktaran Haksal, dedesinin kitaplarının dağıtılmaması yönünde vasiyette bulunduğunu belirtmişti:
“Kitaplarımı dağıtmayın, ailemden birisi bunlara sahip çıkacak.”
“ANNEM HAMİLE HALİYLE SIRTINDA TAŞ TAŞIYORDU”
Haksal, babasının da eğitimci olduğunu ve köyde ilkokul açtığını anlatmıştı. Babasının, daha önce aileleri tarafından yaptırılan ancak 1930’lu yıllarda yıkılan camiyi yeniden inşa etmeye karar verdiğini söylemişti.
Babasının çevresinden destek görmemesine rağmen cami inşaatına başladığını belirten Haksal, annesinin de kendisine hamileyken inşaatta çalıştığını aktarmıştı.
“Annem hamile haliyle sırtında taş taşıyor ve cami inşaatına devam ediyorlar. Hatta iskeleden düşüyor, iskeleden düşünce de bir hafta 10 gün yatakta kalmak zorunda kalıyor” demişti.
“OKUMAK İSTEDİM, ANNEM GÖNDEREMEDİ”
Babasının 1960 yılında vefat ettiğini anlatan Haksal, annesinin beş erkek çocukla kaldığını belirtmişti.
İlkokulu pekiyi dereceyle bitirdiğini ancak eğitimine devam edemediğini söyleyen Haksal, “Gitmek istedim, annem gönderemedi” demişti.
Daha sonra dayısının yanında Kur’an-ı Kerim dersleri aldığını aktaran Haksal, dedesinden kalan kitapların bir bölümünün dönemin müftüsü tarafından alınmasının ise hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri olduğunu anlatmıştı.
Müftünün kendisinin İmam Hatip okuluna gönderilmesini tavsiye ettiğini belirten Haksal, beşinci yılında Elazığ İmam Hatip Okulu’na kayıt yaptırabildiğini söylemişti.
“İMAM HATİP’E GİDİŞİM HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ”
İmam Hatip okuluna başladıktan sonra kitap okumaya daha fazla yöneldiğini anlatan Haksal, okul kütüphanesinin yanı sıra şehirden de kitaplar almaya başladığını ifade etmişti.
“Şimdi o bir tutkuya dönüştü bende” diyen Haksal, 1973 yılında Milli Gazete’de ilk öyküsünün yayımlandığını ve bundan sonra sürekli okuyup yazdığını belirtmişti.
İmam Hatip okuluna gitmesinin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu vurgulayan Haksal, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Şükrediyorum ki annem beni gönderememiş. Göndermiş olsaydı orada bambaşka bir insan olarak çıkacaktım. Ama tabii benim İmam Hatip okuluna gidişim benim hayatımı da değiştirdi. Sadece benim değil; kardeşlerimin, çevremin, ailemin hayatını da değiştirdi. Yani biz biraz aslımıza uygun bir şeyde kendimizi bulduk.”
“ABİM ORTAOKULA GİDİNCE İYİ BİR SOSYALİST OLDU”
Haksal, ağabeyinin ortaokula gitmesinin ardından dönemin eğitim ortamından etkilenerek sosyalist bir çizgiye yöneldiğini de anlatmıştı.
“Abim ortaokula gidince onu da anlatayım; iyi bir sosyalist oldu çıktı o dönemde” diyen Haksal, köy enstitüsü mezunu öğretmenlerin etkili olduğu ortamı şu sözlerle aktarmıştı:
“Tabii o ortam, köy enstitüsü mezunları öğretmenler, hepsi marksist, ateist, solcu vesaire... Abim de öyle oldu.”
Kendisinin ise İmam Hatip okuluna gitmesiyle farklı bir istikamete yöneldiğini belirten Haksal, bunun yalnızca kendi hayatını değil, kardeşlerinin ve ailesinin hayatını da değiştirdiğini söylemişti.
40 BİN CİLTLİK KÜTÜPHANENİN TEMELLERİ
Haksal, İstanbul’a yerleştikten sonra ticaret hayatına atıldığını, kazancının önemli bölümünü kitap almaya ayırdığını anlatmıştı.
“Harçlığımın büyük bir bölümünü kitaba yatırıyorum. Şu anda şu kütüphaneyi oluşturan nüve öyle oluştu.” diyen Haksal, kütüphanesinde yaklaşık 40 bin cilt kitap ve 1500 çeşit dergi bulunduğunu ifade etmişti.
Kütüphanede yaklaşık 5 bin cilt Osmanlıca eser ve 350 civarında yazma eser bulunduğunu da aktarmıştı. Dedesinden kalan kitapların yaklaşık 500 kadarının halen ellerinde olduğunu ve bu eserlerin üzerinde “Seyyid İsmail Hakkı” mührünün bulunduğunu belirtmişti.
YEDİ İKLİM'İN KURULUŞUNU ANLATMIŞTI
Haksal, Mavera dergisinde 1980-1986 yılları arasında yazdığını, daha sonra arkadaşlarıyla birlikte dergiden ayrılarak yeni bir dergi çıkarmaya karar verdiklerini anlatmıştı.
Ersin Nazif Gürdoğan, Alim Kahraman, Mustafa Çelik ve Osman Bayraktar gibi isimlerle yaptıkları toplantıların ardından yeni derginin kurulmasına karar verildiğini söyleyen Haksal, “Yedi İklim” isminin Marmara İlahiyat Fakültesi'nde o dönem asistan olan İlhan Kutluer tarafından önerildiğini belirtmişti.
Derginin 1987 yılının nisan ayında yayın hayatına başladığını, iki yıl ve 24 sayı devam ettikten sonra ara verdiğini, 1992’den itibaren ise kesintisiz yayımlandığını aktarmıştı.