Ömrünü Kur'an'a hizmete adayan 'uzun mesafe koşucusu': Kemal Kelleci

Gecesini gündüze katarak, üç çeyrek asrı aşkın süre boyunca Kur'an-ı Kerim'e hizmet etmeye çalışan, Anadolu'yu karış karış gezerek konferanslar veren Yazar Kemal Kelleci bugün son yolculuğuna uğurlandı.

ABONE OL
GİRİŞ 12.09.2026 15:48 GÜNCELLEME 12.09.2026 16:45 KÜLTÜR
Ömrünü Kur'an'a hizmete adayan 'uzun mesafe koşucusu': Kemal Kelleci

Anadolu'nun Kur'an dervişi" ve 'Anadolu'ya tefsir taşıyan adam' olarak tanınan yazar ve fikir adamı Kemal Kelleci Hakk'ın rahmetine kavuştu. Kelleci yaşlılığa bağlı olarak bir süredir hastanede tedavi görüyordu.

Kelleci'nin cenazesi bugün öğlen namazına müteakip Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi. 

Cenaze namazını Ankara Müftüsü Dr. Hasan Çınar kıldırdı. Eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da öğrencisi olduğu Kemal Kelleci'yi son yolculuğuna uğurlayanlar arasındaydı. Cenaze namazına edebiyat ve siyaset dünyasından da birçok isim katıldı.

KENDİNİ KUR'AN'A HİZMET 'UZUN MESAFE KOŞUCUSU'

Kemal Kelleci, 26 Mayıs 1934'te Isparta'nın Yalvaç ilçesine bağlı Dedecam köyünde doğdu. 

1970'li yıllardan itibaren çeşitli grupların sohbetlerine katılarak Kur'an tefsiri dersleri aldı ve öğrendiklerini sonraki yıllarda öğrencilere, halktan kişilere aktarmak için olağanüstü bir çaba gösterdi. 

13 yaşındayken yaşamaya başladığı Ankara'da neredeyse 6 neslin gelip geçişine şahit oldu. İlk gençlik yıllarında Osman Turan, Recep Doksat gibi isimlerle beraber Türk Ocakları'nda  çalıştı. Konyalı felsefeci Hamdi Ragıp Atademir, Nurettin Topçu, Mustafa Yazgan, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi düşünce adamlarının konferans vermesine öncülük etti. Kelleci, bir konuşmasında  fikirlerini ve aksiyonunu şöyle özetlemişti: 

“Bizim zamanımızda 32 farz, namaz hocası gibi kitaplar vardı. Biz 54 farzı bile bilmezdik. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin, Elmalılı Hamdi Yazır beyin tefsirlerinin dili de ağırdı, logaritma gibi kitaplardı bunlar. Bu açıdan Bekir Karlığa’nın çevirdiği Fizilalil Kur’an’ın Türkiye’de İslami bilginin ve bilincin gelişmesine katkıları büyük oldu. Hatice Babacan olayının ilk elden şahidiyim. Haşim Çağatay, Babacan’ın başörtüsünü çıkarmasını istemiş. Ben Fikir ve Aksiyon Birliği’nin temsilcisi olarak olaya müdahale ettim. Ben alim falan değilim ama Ankara Palas’ta 1975 yılında Kur’an anlaşılır diye tebliğe başladım. Ben uzun maraton koşucusuyum. Sezai beyler, Necip Fazıl üstad, Mustafa Yazgan gibi isimlerin o çalışmaları olmasaydı bugün Türkiye’de bu güzel neticeler hasıl olmazdı.”

SON NASİHAT: ALLAH'IN KİTABINI ELİNİZDEN AYIRMAYIN!

Kelleci, vefatından bir gün önce kendisinden nasihat isteyenlere de şunları söylemişti: 

Durmadan dinlenmeden, Allah'ın kitabını elinizden ayırmayın.
 

AYAK BASMADIĞI İL KALMADI

Yerine göre o yüzyıla yakın zamanı taşıyan omuzlarında kitap taşımış, yoksul öğrenci evlerine erzak taşımış, yerine göre kömür torbası taşımış, bunu, reklamını yapmadan, işiymiş, göreviymiş, dahası gündelik meşgalesiymiş gibi bir doğallıkla yapmışsa,

Okuyun kardeşlerim, köklere dönün kardeşlerim, Allah bize ne diyor öğrenin kardeşlerim diyerek, Türkiye’de ayak basmadığı il, ilçe, kasaba bırakmamışsa,

Döneminin âlimlerinin, bilge kişilerinin, sayısı bir elin parmağını geçmeyen yıldız izcilerinin eteklerini, onlar aramızdan ayrılsa bile bir an olsun bırakmamışsa,

Yeşeren her yerli derginin, her teşkilatın, yapılan her eylemin, her organizasyonun bir kenarından tutmuş, hadimi olmuş, yerine göre hamisi olmuş, teşvik etmiş, tenkit etmiş, her halükarda tekemmül etmesi için aklının en çetin yamaçlarını bile terletmişse,

Cebinde bırakın kitap dergi almayı, çay içecek, simit alacak parası olmayan yoksul ve yetenekli talebelere sağdan soldan burs bulmuş, onların talebelik hayatını, sonrasında iş hayatını tanımsız bir gözetmen gibi izlemiş, ayakları aksadığında, kaydığında, düştüklerinde ben senin için zamanında bunları yapmıştım demeden, hissettirmeden yine yanlarında olmuşsa,

Ömrü boyunca evinde sabahtan akşama bir gündüz geçirmemişse,

Patavatsızlığa, suiistimale, aymazlığa, hiçe saymaya, görmezden gelmeye tolerans göstermenin nezaketi kirletmek olacağını düşünerek nazik olunması gereken yerde nazik, ağız payı verilmesi gereken yerde yerli yerince “kaba” olmuş, hakikati nezakete hapsetmemişse,

Bu ve buna benzer onlarca hususiyeti, hamallığı yüksünmeden kişilik haline getirmiş, yorulduğunda kendini de sırtına alıp taşımışsa,

O adam Kemal Kelleci’dir.



Ruhu İsa’nın ilk havarilerindendir

Hâlâ ezberinde olsa bile meal okur, anlamaya ve anlatmaya çalışır.

Tarak taşımaz, omuzlarına dökülen saçlarını parmaklarıyla tarar.

Kitapçılarda rastladığınızda çantasında mutlaka kitap gazete bulunur. İki kelam edecek kimse olmazsa kitaplarla konuşur.

Anılarını anlatsa yarım asırlık “muhafazakârlık tarihi”nin yeniden yazılması icap eder.
Ruhu İsa’nın ilk havarilerindendir, hayfa ki 1934 yıl geç doğmuştur.

Bir İslam misyoneri tanımı yapılacaksa Kemal Abi yok sayılarak yapılamaz.
Bir esmer insan karıncasıdır.


Kendisi muhkem olsa da yüzü müteşabihtir.

Öldüğünde sual meleklerini sorguya çekecek bir mizacı vardır.

Böyle biliriz.

(MEHMET AYCI - TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ, 2013)

KEMAL KELLECİ: SIRTINDA ANADOLU'YA TEFSİR TAŞIYAN ADAM...

Gecesini gündüzüne katarak çalışan bir hizmet delisi. Kur'an-ı anlayabilmek için sabahlara kadar kitap okuyan bir Hak aşığı. Geleni boş çevirmeyen, kendi lokmasını paylaşan bir öğrenci dostu. Anadolu'yu karış karış gezerek konferanslar veren bir “Uzun Mesafe Koşucusu”. Hemen hemen her sivil toplum kuruluşunda çalışmış, siyasi ve entelektüel çevrenin çok iyi tanıdığı Kemal Kelleci'den bahsediyorum. Kimdir derseniz, resmi bir sıfatı yok ama o yukarıdakilerin hepsi ve daha fazlası. Kelleci ile 75 yıllık mücadelesini konuştuk.

SAĞ CENAH BENDEN SORULURDU

1934 Isparta Yalvaç Dedeçam doğumlu olan Kelleci'nin okul hayatı çok zorluklarla geçmiş. Belki kendisine gelip, “okumak istiyorum ama maddi durumum yeterli değil” diyen kimseyi geri çevirmeyip burs bulması bu dönemde yaşadıklarından. İlkokulu bitirince Ankara'da yaşayan babasının yanına okumak için gelmiş. Sanat enstitüsüne başlamış. Kahvelerde mum ışığında ders çalışmış. 5 kilometre yürüyerek okula gidip gelmiş. Askerliğini öğretmen olarak Rize'de yapan Kelleci burada İslam'ı sevdirmek için konferanslar vermeye başlamış. Ankara dönüşünde ise siyasi ve sosyal çevrelere dalmış. “Aydınlar Kulübü diye bir hareket kurduk Recep Doksat'la. Metin Tepe'ye yardım ettim, Akıncılara yardım ettim, Büyük Doğu'yu kurduk. Türk Ocağı Gençlik Kolları'nı ben kurdum, yönetiyordum. Milli Nizam'ın işlerine koştum. Yurt işlettim. Burs buldum. Konferansları seminerleri panelleri ben organize ediyordum. Ali Fuat Başgil ve Menderes'in çalışmalarına katıldım. Bütün bunların ayak işlerine ben koştum. Sağ kesimde ne kadar dernek, örgüt varsa, özel işlerini, genel işlerini ben yapıyordum.” Böylece sağ kesimde bilinen bir isimdir artık Kelleci. Gece sabahlara kadar dernek çalışmalarında, sohbetlerde, konferanslardadır.

SIRTINDA Fİ ZILAL TAŞIDI

Ancak Kelleci'nin koşuşturmacası sadece siyasi hareket bazında değildir. O Kur'an'ın ve İslam'ın anlaşılabilmesi için de çok çalışır. Anadolu'ya sırtında ciltlerce Fi Zılal tefsiri taşır. “Ankara'ya geldiğimde kitap yok. Sadece '32 Farz', bir de Sami Arslan'ın 'Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı' var. Kaynak aradık. O zaman Elmalılı'yı anlayabilecek pek kimse yoktu. Mehmet Vehbi Efendi'nin tefsiri de ağır. İsmail Hakkı Şengüler ve Bekir Karlığa Seyyid Kutub'un Fi Zılal'ini tercüme ettiler. Bana yüzde elli indirimli verdiler. Adım adım Anadolu'yu dolaşıp dağıtımını yapmaya başladım.” Fi Zılal Kelleci'yi çarpar. Oturup gözleri kızarıncaya kadar okur, okur, okur. İslam'ın anlaşılabilmesi için Necip Fazıl'ın konferanslar vermesi gerektiğini düşünüp, konferanslar düzenlerler. Üstad'la bu dönemde tanışır. Sezai Karakoç'u ise Saatçi Musa'nın dükkanında dinlerken keşfeder. Kitaplarını elinden düşürmez olur.

YOLLARDA 30 YIL

Kelleci, hayır çalışmalarının yanı sıra Kur'an'la ilgili olarak verdiği konferansları ile biliniyor. 1975'te Ankara Palas'ta ilk konferansını verir. Bundan sonra 30 yıl boyunca İstanbul'u mahalle mahalle, Anadolu'yu karış karış gezerek konferanslar verir. “Otuz sene Anadolu'da Kur'an anlaşılsın diye konferanslar verdim. Kur'anın anlaşılması lazım. Ankara Palas'ta konuşmaya başladım Ankara ikiye ayrıldı. 'Kemal Kelleci ayak işlerine bakar, konferanstan ne anlar' dediler. Meal okutalım dedim kıyamet koptu. Direndik. Onlar direndi biz direndik.” Yıllar yılı bu çalışmalarına kimseden beş kuruş almadan devam ettirir Kelleci. Sonra yayınevinden temin ettiği Sezai Karakoç kitaplarını ve parasını kendi verdiği kitapları dağıtmaya başlar.

ANNE BU ADAM KİM?

Bütün bu koşuşturmaca arasında Kelleci evin bütün derdini ve doğan 5 çocuğunun yetişmesini eşine havale eder. Askere giderken akrabaları evlendirmeye muvaffak olurlar Kelleci'yi. “Benim 5 tane çocuk var. Bütün işi yengene verdim. Cumartesi, Pazar, bayram seyran hiçbir zaman evde kalmadım. Hafta içleri de gece gelir gece giderdim. Benim için Ankara'da şöyle bir espri yapılır. 'Kemal Kelleci bir gün eve çocuklar yatmadan gelmiş. Çocuklar, 'Anne bu adam kim?' diye sormuşlar.' Eve gece çok geç saatlerde giderdim ya da sabahlardık. Yengen önce 'Ne zaman geleceksin?' diye sorardı. Sonra o da alıştı. Şimdi yengene desem 'Gel seni götüreyim' gelmez. Daha elinden tutup bir yere götürmedim ki. Sağolsun problem yaratmadı. Çocukları eğitti, baktı. Çocuklar da benim ne yaptığımı bilmezlerdi. Sonradan Bülent Arınç Bey Hilton'da bir toplantıda benden bahsederken öğrendiler ne yaptığımı.”

UZUN MESAFE KOŞUCUSU

Kelleci hikayesini şöyle özetliyor: “Ben kendimi öncü olarak görüyorum. Öncü uzun mesafe koşucusu demek, Kur'an'da da geçiyor. Benim ne yapacağım belli olmaz. 'Kemal Kelleci'den bir kurtulsak' derler benim için. Milletvekiliymiş bakanmış profesörmüş dokunulmazlığı varmış hiç bakmam. Patavatsızlık yaparsa ağzını kapatırım. 15- 20 seneden beri Erbakan'ın, Tayyip Erdoğan Bey'in teşkilatları elimden geçti. 30 sene konferans verdim. Ankara'da iyi bir fakültede okuyup da beni tanımayan yoktur. Yedi senedir de her gün Meclise gidip insanlarla tanışıyorum. Türkiye'de Kuran anlaşılmadı, hala bakir. Eğer anlaşılsaydı kimse karıncayı incitmezdi, kimseye kötülük yapmaz, herkese muhabbet gösterirdi. Bu nedenle yeniden Anadolu'da konferanslara çıkacağım. Bölge bölge ayarladım.”

ONUN BULDUĞU BURSLA OKUYUP VEKİL OLDULAR

Bu arada Devlet Demiryolları'na giren Kelleci 35 yıl boyunca orada çalışır. Bu kendisine memur statüsü kazandırmış ve kefilliğinin de önünü açmıştır. Artık Ankara'da ne kadar öğrenci varsa burslarına kefil olarak Kelleci'yi gösterir. “Ankara'da benden başka memur yoktu o zaman. Birinci kefil bendim. Daha sonra bakanlık, milletvekilliği yapan kim varsa neredeyse hepsine kefil oldum. Hanımın haberi yok. Adres olarak demiryollarını gösteriyordum. Çok icra geldi benim maaşa.” Bunun dışında öğrencilere burs bulma görevi de Kelleci'nindir. “Fethi Gemuhluoğlu vardı. Fethi Abi'ye Necip Fazıl 'Saka' derdi. Ankara'nın bursunu Petrol Vakfı'ndan Fethi Abiyle ben alırdım. Odalar Birliği'nden, Erbakan'dan, Kredi Yurtlar Müdürlüğü'nden… Ankara'da bütün Anadolu'dan gelen Siyasal, Hukuk, Ortadoğu, Hacettepe'de okuyanlara burs bulurdum. İlahiyat da himayemdeydi. Çok fakir çocuklar vardı. Bütün bunları beraber yürütüyordum.” Bu arada başına ilginç şeyler de gelir Kelleci'nin. Diyanet Vakfı'ndan kızlara burs aldığını fark edip takip eden biri, burs alan kızları teker teker çağırıp 'Kelleci sizden ne kadar komisyon alıyor?' diye sorar. Kelleci hayretle 'başıma bu da geldi' diye anlatıyor olanları.

HATİCE BABACAN'A 'ERKEK SENSİN' DEDİM

Kelleci “Ben kız tarafıyım” diyor kendi için. Kız tarafı olmasına neden olan olayı ise şöyle anlatıyor: “1968'de bana bir telefon ettiler gittim. Bir Prof. Hatice Babacan'ın eşarbını çıkarmış atmış. Kız ağlıyordu. Oradaki İmam Hatip mezunu asistanlar falan var. Korkularından hiçbir şey söyleyememişler. 'Kızım seni tebrik ederim. Burada erkek sensin' dedim. O gün bugündür ben kız tarafıyım. Adım kız tarafı kaldı. Şimdi kızlarımız eniştelerin paralarını yiyorlar, çalışmıyorlar. Kızdım bunlara. Ama sonra bir baktım enişte gitmiş kızlar kalmış ortada. Yine kız tarafıyım.”

(YENİ ŞAFAK, 15 KASIM 2009)

KAYNAK : Haber7
İbrahim Can Haber7.com - Haber Şefi

Editör Hakkında

İbrahim Can, 1993'te İstanbul'da doğdu. İnternet haberciliği kariyerine 2011’de başladı. İki yıla yakın küçük ölçekli sitelerde çalıştıktan sonra, 2012'nin Ekim ayında yenisafak.com'a başladı. 6,5 yıl çalıştığı yenisafak.com'da Gündem, Eğitim, Hayat, Dünya, Spor ve Video kategorilerinde çalıştı. Bir süre akşam sorumluluğu yaptı. Son olarak Ana Sayfa Editörü oldu. 2019'un Haziran ayında Haber7'de Gündem Editörü olarak göreve başladı. Hem Haber7 hem de Yeni Şafak'ta kültür sanat, eğitim ve siyaset alanları başta olmak üzere birçok alanda özel haber, infografik ve video hazırladı. Hala Haber7'de Haber Şefi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR