Scognamillo'nun korku filmiyle tanıştığı an

Türkiye'de korku filmi denilince akla ilk gelen sinema tarihçisi ve usta yazar, İstanbul'un yaşayan son levantenlerinden Giovanni Scognamillo, korku sinemasıyla tanıştığı ve korkudan annesine koştuğu ilk anı anlattı.

ABONE OL
GİRİŞ 02.12.2010 14:31 GÜNCELLEME 02.12.2010 14:31 KÜLTÜR
Scognamillo'nun korku filmiyle tanıştığı an

Sultan Sansarcı'nın röportajı

Giovanni Scognamillo İstanbul'un geçirdiği değişimi kabul ediyor ama toplum dokusundaki değişimin, yapılaşmadaki çirkin kontrolsüzlüğün içini acıttığını da itiraf ederek, "Londra değişiyor, Roma değişiyor, Paris değişiyor bu doğal ama değişimden değişime fark var. İstanbul değişirken kişiliğini kaybetti. Geçenlerde Kuzguncuk'taydım Oradaki tepeden karşı kıyıya baktım. Tüm samimiyetimle söylüyorum ciddi anlamda üzüldüm. İstanbul bir gökdelen ormanı oldu. Bu profil bu şehre yakışmıyor. İstanbul mahvoluyor ve kimse buna dur demiyor. Beni üzen asıl bu sessizlik" diyor...

Giovanni Scognamillo... Yazar... Sinema tarihçisi... Sinema eleştirmeni... Araştırmacı... Çevirmen... Öğretim Görevlisi... Bankacı... Ve bu liste uzayıp gider.

Şaşırmayın sakın, henüz Bay Scognamillo'nun sahip olduğu diğer kimliklerden söz açmadım bile.

25 Nisan 1929 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbullu Rum bir anne ile yine İstanbul doğumlu italyan bir babanın tek çocuğu.

Elhamra Sineması'nın müdürü olan babası Leone Scognamillo sayesinde sinemayla tanıştı. İtalyan Lisesi'ni bitirdi. 1948 yılında, sinema yazıları yazmaya başladı. 1948-61 yıllarında başta italyan, Fransız, ABD, Norveç basını olmak üzere yabancı dergi ve gazetelerde birçok yazısı çıktı.

Daha sonra 1961'de Akşam Gazetesi'nde sinema eleştirileri yazmaya başladı. Sinema yazarlığını Yön, Sinema 65, Ulusal Sinema, Yedinci Sanat, Yeni Sinema, Ses, Hayat, vo, Video-Sinema, Beyaz Perde, TV'de Yedi Gün gibi gazete ve dergilerde sürdürdü.

Bir süre Erler Film ve Ulusal Televizyon'da danışmanlık ve çevirmenlik yaptı. İlk iki kitabını 1965'te Agah Özgüç'le birlikte yazdı. Bu kitapların adları "1965 Sinema Yıllığı" ve "Türk Sinemasında Kadın ve Seks"ti.

60 yılı aşkın bir süredir sinema, fantastik edebiyat, bilimkurgu, korku ede­biyatı ve Okültizm üzerine yazıyor. 1997-1999 yılları arasında, sadece dört sayısı çıkan Nostromo bilimkurgu dergisinin editörlüğünü yaptı.

2006 yılında "Beyoğlu'nda Bir Levanten: Giovanni Scognamillo" adında belgeseli de yapıldı. Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Türk Sineması" dersleri verdi.

Eserleri:

1965 1965/1966 Sinema Yıllığı (Agah Özgüç ile birlikte)

1965 Yerli Sinemada Seks- Türk Sinemasında Kadın ve Seks (Agah Özgüç ile birlikte)

1973 Türk Sinemasında 6 Yönetmen

1973 Dünyamızın Gizli Sahipleri

1974 Uzaydan Geldiler

1975 Geleceğinizin Anahtarları

1987 Türk Sinema Tarihi Birinci Cilt, 1896 - 1959

1988 Türk Sinema Tarihi İkinci Cilt, 1960 - 1986

1990 Bir Levantenin Beyoğlu Anıları

1991 Cadde-i Kebir'de Sinema

1993 İstanbul Gizemleri Büyüler, Yatırlar, İnançlar

1994 Beyoğlu'nda Fuhuş

1994 Dehşetin Kapıları - Korku Edebiyatına Giriş

1994 Amerikan Sineması

1996 Batı Sinemasında Türkiye ve Türkler

1996 Korkunun Sanatları

1997 Yeşilçam'dan Önce, Yeşilçam'dan Sonra

1997 Dünya Sinema Sanayii

1998 Türk Sinema Tarihi

1998 I Misteri di İstanbul (İstanbul Gizemleri)

1998 Dracula, Mito Perenne (Dracula, Ölümsüz Mitos)

1999 Fantastik Türk Sineması. Metin Demirhan'la birlikte

1999 Astroloji ve Yıldız Bilimi 1999 Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Büyü. Arif Arslan'la birlikte 1999 Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Fal. Arif Arslan'la birlikte

1999  Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Ruhçuluk ve Reenkamasyon. Arif Arslan'la birlikte

2000 Frankenstein'ın Laneti

2000 Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Şeytan. Arif Arslan'la birlikte

2000 Doğu ve Batı Kaynaklarına Göre Cinler. Arif Arslan'la birlikte

2001 Beyoğlu Kabusları ve Diğer Öyküler

2002 Ziyaretçiler

2002 Erotik Türk Sineması

2002 Medeniyetler Çatışmasında Batı'nın İnanç Temelleri

2004 Bay sinema Türker İnanoğlu

2005 Türk Sinemasında Şener Şen

2006 Canavarlar Yaratıklar Manyaklar

2006 istanbul Gizemleri / Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar

Batının inanç Temelleri

Dehşet Öyküleri     t

Türk Sinema Tarihi

Beyoğlu'nda Sinema

Aşk ve Korku

Çevirileri:

1970 Geceyarısı Kovboyu (James L. Herlihy)

1971 Frankeştayn (Mary Shelley'den uyarlama) 1973 Adres Mezarlık (D.H. Clarke)

1975 Arkın Sinema Ansiklopedisi- Cilt I 1975 Arkın Sinema Ansiklopedisi-Cilt II 1975 Devrimler ve Kültür Tarihi Ansiklopedisi 1978 Batı'nın Çöküşü (0. Spengler) 1978 Mumya'nın Mezarı (John Burke)

1988 A Chonological History of the Turkish Cinema (Agah Özgüç)

1996 Modem Büyücülük El Kitabı (Jonathan Caimert, Cari Rider)

"Bir koltukta iki karpuz taşınmaz" diyenlerin kulakları çınlasın. Taşıyan gayet de güzel başarıyor işte. 81 yıla sığdırılan inanılmaz bir ömür. Giovanni Scognamillo her sayfası soluk soluğa okunan okunan bir roman gibi. Sonu hiç gelmesin istiyor insan. Hayatımın en ilginç söyleşisi olduğunu itiraf etmeliyim. Konu okültizm (gizlilik), konuk da Giovanni Scognamillo olunca doğa üstü varlıklar, cadılar, vampirler, korku hikayeleri derken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

Vampirler, cadılar ve doğa Üstü olaylar

Yaklaşık 60 yıldır sinema, fantastik edebiyatı, bilimkurgu, korku edebiyatı ve üzerine kitaplar yazan, birbirinden çarpıcı korku hikayelerine imza atan, Nostromo Bilimkurgu Dergisi'nin de editörlüğünü yapan Giovanni Scognamillo'nun korku türüne ilgisinin temelini merak ediyorum. Çocukluğuna uzanan bir hikayesi olduğunu söylüyor ve başlıyor anlatmaya,

"Babamın müdürü olduğu Elhamra Sineması benim için özel bir mekandı. Buraya çok rahat girip çıktığım için, bu sinema adeta oyun alanı gibiydi benim için. O günü unutmama olanak yok. 4-5 yaşlarındaydım. Sene 1933. Annemle birlikte babamı ziyarete geliyoruz. Ben koşarak salona giriyorum ama perdeye baktığım yok. Derdim başka o an! Dönemin sinema salonlarının en arka sırasında çok meşhur olan maroken koltuklar vardı, herkesin oturmak için can attığı koltuklar. Benim de favori yerim orası. Oraya geçtim, oturmak üzere döndüm ve ekrandaki görüntü ile olduğum yere çakıldım kaldım.  H.G.VVells'ın "The Island of Dr.Moreau" (Dr.Moreau'nun Adası) romanından uyarlanan ve Erle C.Kenton tarafından yönetilen "The Island of Lost Souls"un (Kayıp Ruhlar Adası, 1932) ilk çevirimi. Doktorun yaratığı canavarlar onu parçalamakla meşguldüler, görüntüler insanın kanını donduracak cinsten. O an hissettiğim korku müthişti. Çığlıklar atarak annemin yanına koştum. O gün başladı benim korku türüne ilgim. Ayrıca canavarlar, vampirler ve diğerleri ilgimi çekiyor"

Neden tercih yapmak zorunda olayım ki?

Hayatlarını sinema sektöründen kazanan bir ailenin ferdi olarak Scognamillo'nun kaderi o zamanlar çizilmişti besbelli. Babasının yanı sıra eniştesi de Kadıköy'deki Süreyya Sineması'nın müdürü olunca evde konuşulan yegane konunun sinema olduğunu dile getiriyor Bay Giovanni ve ekliyor, "Şehirdeki öteki sinemaların müdürleri de ahbabımız oluca, başka bir alana kanalize olmak da gelmedi aklıma"

Beyazperdeye duyduğu bu güçlü aşka rağmen neden sektörde yönetmen, senarist, oyucu kimlikleriyle aktif olarak görev yapmadığını sormak istiyorum. Sinema eleştirmenliği hedefe giden yolu daha mı pratikleştiriyordu acaba? Bu konuda uzun yıllar süren bir ikilemi sırtlamak zorunda kaldığını belirten Giovanni Scognamillo, "Sinemaya aşığım ama yazmayı da seviyorum. Önceleri kendimi bir yol ayrımında hissediyordum ve bunun beni yorduğunu fark ettim. Sonra neden seçim yapmak zorunda olayım ki dedim kendi kendime ve sinema eleştirmeni olarak çok sevdiğim iki işi bir arada yapmaya başladım. Ayrıca yönetmen olmak hiç ilgimi çekmedi. Bir süre yönetmen yardımcılığı da yaptım. Yapımcı olarak da bir çok projeye imza attım. Birkaç filmde oyuncu olarak da gözüktüm, o zaman fark ettim ki; beni ilgilendiren sinema tarihi ve yazarlığıydı" diyor.

Ama bazıları iyi niyetli büyülerdi...

Her ev, sahibinin kişiliğinden, hayat görüşünden, ilgi alanlarından, zevklerinden ayrıntılar taşır. Bay Giovanni'nin kendine yarattığı atmosfer kelimenin tam anlamı ile şahane. Tamam kabul Frankenstein ve Dracula figürleri biraz ürpertici ama genel değerlendirme başarılı. Söyleşi sırasında sık sık korku filmlerinde görmeye alışık olduğumuz kahramanların çeşitli ebatlardaki bibloları ile göz göze geliyorum.

Beyazperdedeki kadar ürkütmüyorlar insanı, hatta pek bir sempatikler diyebiliriz. Vampir figürlerinin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Ev sahibi 1933 de çekilen Dracula filminden çok etkilendiğini o günden bu yana bu türe yoğun bir sempati duyduğunu anlatıyor bizlere. Korku türünde bir çok roman yazan, sayısız hikayeyi okuyucusuyla buluşturan Giovanni Scognamillo'nun esin kaynağı ne olabilir diye düşünüyorum. Eserlerini oluşturma noktasında nereden beslendiğini öğrenmek istiyorum. Tam bu anda, "Acaba hiç doğa üstü olaya tanıklık etmiş midir?" sorusu gelip demir atıyor zihnimin berrak sularına. Muhatabımdan gelen yanıt kısa ve öz, "Hayır sizin düşündüğünüz şekilde bir olay yaşamadım ama bir ara büyücülükle ilgilendim. Rastlantıda olabilir ama 3-5 büyü yaptım bazıları tuttu, içeriklerine girmeyelim ama bazıları iyi niyetli büyülerdi" diyor.

Nedir bu Yeşilçam'ın başına gelenler?

Eyvah Eyvah diyerek bu konuya noktayı koyup, "Nedir bu Yeşilçam'ın başına gelenler?" diye soruyoruz Yeşilçam'ın doğuşu ve yıkılışına tanıklık eden Scognamillo'ya, "Yeşilçam'ın yok oluşu çok üzücü. Dünyanın hiçbir yerinde sinema yok olmaz. Dünyanın hiçbir ülkesinde sinema sıfırlanmaz. Avrupa sinemasına bakınca 2 tane dünya savaşı geçirdiler ama hiçbir ülkede sinema yıkılmadı. Bir tek Yeşilçam yaşadı bu kötü kaderi. Köklü değildi Yeşilçam, devlet desteği görmedi. Atatürk'ten sonra hiçbir hükümet sinemaya sahip çıkmadı. Yardım yapılmadı.Yeşilçam emekçilerinin sık sık tekrarladıkları gibi kendi yağlarında kavrulmaya çabaladılar. Ee temeller de sağlam olmayınca Yeşilçam sineması yıkıldı, yok oldu.Sonraki dönemler ortaya çıkan seks filmi furyası, televizyonun popülarite kazanması ve videonun çıkması yalpalayan ve güçlükle ayakta durmaya çabalayan Yeşilçam'a darbe vurdu" şeklinde konuşuyor.

Onların yaptığı filmler beni ilgilendirmiyor

Giovanni Scognamillo, konu Yeşilçam olunca duygulanıyor. Ses tonunda kırgınlıkla karışık sitem var. Tepkisi Yeşilçam Sineması'nın yerine geçmeye çalışan yeni sinemaya. "Ne yazık ki eski değerlerden hiç birini kullanmaya yanaşmadı yeni Türk Sineması. Ne yönetmen, ne senarist, ne oyuncu olarak. Tamam kabul Yeşilçam'ın kusurları vardı. Naifti belki ama onun özü buydu ki!" diyen usta kalem şöyle sürdürdü cümlelerini, "Hiç düşündünüz mü, Yeşilçam filmleri neden hala bu gün bile çok büyük bir keyifle izleniyor. Defalarca izlediğiniz eski bir filmi yeniden izlerken bambaşka bir zevk aldığınız olmuyor mu? Niye, çünkü duygu var. Masum aşk var. Ne yazık ki aynı duyguyu günümüz sinemasında bulamıyorum. Başarılı filmler çekiliyor, ödüller de alıyoruz ama onların yaptığı filmler beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor"

Bir tek Yavuz Turgut'a güveniyorum

Hayal kırıklığına uğruyorum. Belki de Scognamillo'nun çizdiği umutsuz profili kabulle-nesim gelmiyor. Her şeye rağmen umut vadeden yönetmenler olduğunu söylesin istiyorum. Gözlerini kısarak camdan içeri süzülen bir tutam gün ışığının cam biblolar üzerindeki yansımalarına bakıyor Bay Giovanni ve devam ediyor, "Bir tek güvendiğim yönetmen var o da Yeşilçam'dan çıkma; Yavuz Turgul. Genç yönetmenler ile ilgili yorum yapmak istemiyorum. Çünkü bir yönetmenle ilgili yargıda bulunmak için zaman lazım. İlk filmi olay olan yönetmenlerin sonradan çuvalladığını görüyoruz. Örnekler mevcut"

(...)

Dünyayı aslında siyasiler değil büyük şirketler yönetiyor

Hoşgörü ortak paydasında bir araya gelemiyor olmak bu değişimin ve kopuşun gerekçelerinden biri mutlaka. Bu tespitimi onaylıyor Scognamillo, "Elbette! Ancak bu sadece bizim değil tüm dünyanın sorunu? Bu gezegenin gidişatı belli. 100 yıl mı 50 yıl mı bilemem ama feci bir sonu var dünyanın. Bunu düşünerek yaşarsak daha iyi olur. Eskiden insanlar niye daha duyarlı ve bilinçliydi? Teknolojinin hayatımıza bu derece çok girmesinin de etkisi var kuşkusuz ama sorunun temelinde şu var;insanlar insanlıklarını kaybettiler. İnsanlar robot haline geldi. Dünyayı yöneten sistem insanları robotlaştırdı. Dünyayı aslında siyasiler değil büyük şirketler yönetiyor. O büyük şirketler insanların kişilikli yaratıklar olmasını istemiyorlar. O şirketler ürün tüketen kalabalıklar istiyor. Bunu yaratabilmek için de beyin yıkaması yapıyorlar. Bunu da moda, televizyon ve DVD'lerle yapıyorlar. Bilimkurgu yazarlarının yıllar önce ön gördüklerini şu an yaşıyoruz. Başlangıcında değil ortasındayız" diyor.

İstanbul'un Gizemleri

Her biri diğerinden daha çarpıcı yüzlerce efsaneye kaynak olan İstanbul'un gizemleriyle ilgili bir de kitaba imza atan Giovanni Scognamillo, büyük ilgi gören bu eserin oluşum sürecini şöyle anlatıyor. "O benim değil aslında Altın Kitapların projesiydi. Bana başvurdular. Benim de o sıralar aşağı yukarı bu konseptte bir projem vardı. Türkiye'yi ziyaret eden ünlü yabancı gizemcileri araştırıyordum. Bu konu başlığını İstanbul folkloru ile birleştirince iyi bir kitap çıkar diye düşünüyordum ve yanılmadım. Hala bu gün bile benim üzerinde düşündüğüm bir konudur bu yabancı gizemciler. Bunlar İstanbul'da bir şey arıyorlardı ama ne? Bunun yanıtını hala bulabilmiş değilim ama inanç ve kaynak arayışı olabilir. Araya başka çalışmalar girdiği için bu konuyu bir noktaya kadar araştırabildim. Kitapta da sözü geçen İstanbul'un altındaki tüneller ile ilgili pek çok rivayet var. Evet kimi tünellerin başlangıcı var ama sonu yok. Kız Kulesinden Büyükada'ya bir tünel efsanesi dolaşıp duruyor ama bu olanaksız. En azından teknik anlamda."

(...)

Bu benim kabusum

Söyleşimizin sonlarına doğru, insanları korkutmaya bu derece hevesli birinin kendi korkularının ne olduğunu öğrenelim istiyoruz ancak aldığımız cevap bizi oldukça şaşırtıyor. "Günün birinde Sultanahmet meydanında bir gökdelen görmek en büyük korkum. Bu benim kabusum" diyor Scognamillo.

Röportajı tamamını İstanbul Fuar Merkezi'nin yayın organı olan aylık Sergistanbul dergisinin Ekim 2010 tarihli 41.sayısında okuyabilirsiniz...

(Sergistanbul)