Erkan Oğur: Yalnız müzik değil tüm ülke kirli

Kibariye'nin gitarcısı olarak sahneye çıktı. Perdesiz gitarın patentini aldı ve ilk albümünü 1994'te Almanya'da çıkardı. Ama kitleler onun cevherini 'Eşkiya filmi' ile keşfedebildi. Erkan Oğur kendini ve müziğini anlattı

ABONE OL
GİRİŞ 16.08.2004 11:30 GÜNCELLEME 16.08.2004 11:30 KÜLTÜR
Erkan Oğur: Yalnız müzik değil tüm ülke kirli

Perdesiz gitarın mucidi Erkan Oğur: 'Müzikteki kirlilik ülkenin bütününde de var'



Doğu Anadolu'nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen Erkan Oğur, 1960'larda Jimi Hendrix'i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Dünyada ilk kez perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Müzik hayatına 1980 yılında Kibariye'nin gitarcısı olarak başladı ve ilk albümü 'Fretless'i 1994 yılında Almanya'da çıkardı. Bu albümü çıkarmasındaki başka bir neden ise müzik dünyasında bir buluş olabilecek nitelikte olan perdesiz gitarın patentini alamaması. Albüme yazdığı 'İnsanlığa hediyem olsun' ibaresinden oluşuyor tüm çabası.



1954 yılında Ankara'da doğdum. Çocukluğum Elazığ'da geçti, Elazığ'daki o günlerimde bağlama ve kemana merak sardım. Liseyi Ankara'da okuduktan sonra babam benim hep bilim adamı olmam yönünde yönlendirirdi. Ben Fen fakültesi fizik-kimya mühendisliğini kazandım. Almanya'da öğretimime devam ettim. 1973 yılında gitarla tanıştım. Kötü bir fizikçi olmaktansa orta bir müzisyen olmayı seçtim. 1976 Türk müziği seslerine olan ihtiyacımdan dolayı perdesiz gitarı yaptım.



> Lise çağına kadar müzik var mıydı hayatınızda?



Müzik hep vardı. Benim çok eski hatırlamadığım dönemlerde iki-üç yaşlarındayken radyo'dan duyduğum şarkıları söylediğimi annem söylerdi bana. Ama birebir hatırladığım beş-altı yaşlarında enstrümanlarla olan ilişkimdir. İlk enstrüman olarak keman çaldım. Sonra okul döneminde mandolin falan tutuşturdular elimize. Aynı dönemde balta çalmaya başladım. Bağlama da deniyor. Bildiğimiz saz işte. Yörede alevilerin daha çok kullandığı bir saz.



> Ailede müzikle ilglenen var mıydı?



Yok. Sülalede yok, müzikle ilgilenmiş yada saz çalmış hatırladığımız hiç kimse yok. Beş-altı yaşlarında başlayan müzik hayatı 45 senedir devam ediyor.



> İstanbul'a hangi yıl geldiniz?



Elazığ'da ortaokulu bitirdikten sonra İstanbul'a geldik. Liseyi'de İstanbul'da okudum. 1968 yılında lise öğrencisiydim.



> 68 kuşağından diyebilir miyiz size?



Ben o dönemde daha çocuksu bir halim vardı. O süreç daha bir şekillendikten sonra benim kimliğim belirgin bir hal aldı. Dolayısıyla tam olarak 68'li birisi değilim ben.



> Politik bir duruşunuz var mıydı?



Benim duruşum politikalar üstü, entrikalar üstü ve ahlaksızlıklar üstü... Benim her zaman yaklaşımım tasavvufi manada olmuştur. İçe dönük yaşayan birisiyim çocukluğumdan beri. Zaten yaptığımız müzik, düşüce biçimimiz, ahlak anlayışımız, ailemizden aldığımız eğitim, o dönemde okullarımızdan aldığımız eğitim -köy enstitülerinden mezun olmuş hocaların talebeleri olduk, o şansı ben de ucundan yakaladım- bir duruş kazandırdı bize...



> Profesyonel anlamda müziğe geçişiniz?



1980 yılında başlıyor. İlk profesyonel olarak gazinolarda Kibariye'yle başladım. Çok kısa sürdü, üç hafta falan sürdü. Gitarcı lazımdı ona, ben de iş arıyordum...



> Üniversite yılları mıydı?



Üniversiteye 1970'te başladım 73'te ayrıldım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümünden, sonra Almanya'ya gittim orda da Fizik bölümünde okudum ama bitirmedim. Bir dönemim 1973-1980 araları Almanya'da geçti. 1980'de Türkiye'ye döndüm, 12 Eylül oldu tekrar Almanya'ya dönemedim ondan sonra. Türkiye'de Türk Müziği Devlet Konservatuarına girdim ve orayı bitirdim.



> Perdesiz gitarın öyküsünü anlatır mısınız? Perdesiz gitarı icat eden sizsiniz. Bu gitarın doğuşu nasıl oldu?



Türk müziği seslerine olan ihtiyaçtan. Normal Batı standartlarında kullanılan gitar ailesinde tamperaman sisteminde perdeler var. Türk müziği sisteminin olmadığı bir sistem o. O perdeler yok batı müziği standartlarında. Ya özel perdeler sarılıp yine bir şekilde tampereman gibi sabitlemek gerekiyordu, bağlama ya da tambur ailesindeki gibi veya perdeleri kaldırıp sonsuz küçük bir aralıkta sonsuz ses elde etmek şeklinde bir düşünce oluşmuştu bende. Kendi müziğimizi gitarla da düşünebilme manasında bir ihtiyaçtan doğdu.



> Bu gitarı kendiniz mi yaptınız?



Tabi canım... Bozarak, kırarak,sökerek.... önce bozdum tabi. Zaten elim beceriklidir, meraklıyımdır bu tür yapma bozma işlerine.



Marangozluk becerisi isteyen bir iş galiba..



Yok, aslında mühendislik isteyen bir iş, ama tabi ağaçla ilişkisi adına marangozlukla da alakalı.



> Bu arada Avrupa'da tuttu mu perdesiz gitar?



Şimdi ismi olan bazı önemli gitaristler de kullanıyorlar, deniyorlar. Yavaş yavaş yayılıyor yani.



> Peki satışı da varmı bu gitarın? Müzik marketlerinde bulunabiliyor mu?



Yok, yapan kimse yok. Ama enstrüman yapımcısı arkadaşlar özel olarak yapıyorlar.



> Türkiye'de ya da dünyada ilk kez böyle bir müzik aleti icat edip, Anadolu ve Batı'nın bir vücut olduğu bir enstrüman verdiniz müzik dünyasına. Fakat bunu ticari anlamda düşünüp üretime geçmediniz. Neden?



Benim yaklaşımım doğaldı sadece. Böyle bir ihtiyaçtı keşfettiğim aslında. Bir enstrüman çıkmış oldu ortaya ama bu işin ticaretini yapma gibi bir düşüncem hiç bir zaman olmadı.



> Erkan Oğur gerek müziğiyle gerek duruşuyla kendi tarzını korumuş biri. Son yıllarda Türkiye popüler kültür adı altında sadece müzik değil insan hayatının da yozlaştırıldığı bir süreç yaşıyor. Özellikle 1980 sonrası ve bu günü nasıl değerlendiriyorsunuz?



Genel olarak müzikteki karmaşaya benzetiyorum Türkiye'yi. Batan bir ülkenin resmini görüyorum açıkçası. Müzikteki kirlilik neyse Türkiye'deki genel durum da bu. Kendine özgün ya da kendine has bir politika yok. Yanlış düşünceler, yönlendirilmeler, satın alınmışlıklar, ahlaksızlıklar ve sahtekarlıklar. Ama bu çok eskilerden başlayan bir şey. Bu halka, bu topraklara yazık oluyor. Televizyonuyla, basınıyla, telefonuyla, faksıyla ne kadar insanlığa hizmet etmek için icad edilmiş teknoloji varsa tüm bunlarla insanları vuruyorlar. Bu ülkede, kaldırım yükseklikleri eşitlendiği zaman demokrasiden söz ederiz. Yola bakıyorsunuz kaldırımların biri yüksek biri alçak... Anlayın işte.



Röportaj: Hasan MAKSUD