Allah Resulü nasıl bir dosttu?

Yeni Dünya son sayısını Hz. Muhammed'e ayırdı. İnsanlığa inen nur olarak tanımlanan Hz: Muhammed ilginç bir tanımla 'insan ama ötesi' olarak betimlendi. Doç. Nihat Hatipoğlu, peygamber aşkının inceliklerini dergide şöyle açıkladı:

ABONE OL
GİRİŞ 05.04.2006 15:50 GÜNCELLEME 25.08.2020 16:12 MEDYA
Allah Resulü nasıl bir dosttu?

Mahmut Bıyıklı'nın Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu ile gerçekleştirdiği uzun söyleşiden bazı bölümleri sizler için alıntıladık.

 

 

 

 

 

 

Peygamber Efendimizin mübarek hayatından sizi en çok etkileyen tablo  hangisidir?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Asrı saadetin bütün hepsi birer şahikadır. Hepsi ayrı ayrı altın kelimelerle anlatılmalı,hepsi  insanlığın belleğine işlenmelidir. Ama biz o konuda pek başarılı değiliz. Biz müslümanlar olarak peygamberimizi tam tanıyamıyoruz. Ama son yıllarda bir öze dönüş başlamıştır. Vahyin sıcaklığı her yanı sarıyor. Yine de biz peygamberimizi iyi temsil edemiyoruz. Ama aslında her satır, her dakika, her an Hz. Peygamberin adının kendisi bile ayrı bir mana ifade ediyor.

 

 

 

 

 

 

Diri iri toprağa gömülen bir kız çocuğu anlatılırken mesciddeki Resulullah’ın ağlayışı, mescide saygısızlık yapan kişiye karşı hamle yapmak isteyenlere müdahale edip onu rencide etmeden doğruyu anlatması, amcasını şehid eden Vahşi’nin yanına gelip müslüman oldum dediği anda “müslümanlığın kabulümdür” demesi. Kızı Zeyneb’in katillerine Mekke’nin Fethi günü  ‘gidin, serbestsiniz’ demesi, dahası Asr-ı Saadet’ten her bir tablo bir harika ve eşsiz güzellikler,ibretler taşıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Efendimizin dostları ile ilişkisi nasıldı, Nasıl bir Dosttu Allah Resulü?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir babadan daha müşfik, bir dededen daha kuşatıcı, bir işverenden daha gözetleyici. Bir komutan askerini nasıl gözetlerse öyle gözetleyen. Onlar sıkıntıya düştüğünde sıkıntı yaşayan.

 

 

 

 

 

 

 

Kur’an bunu ifade ederken “Harîsun aleykum” diyor. Haris, hırslı demektir. Muhammed (A.S.) sizin için hırslıdır diyor. Ama bu hangi hırs, para, mal mevki değil. “Müminlerin bağışlanması konusunda Muhammed (S.A.S.) “çok hırslıdır” diyor, kimse cehenneme girmesin diye. Hz. Peygamber, ateşin etrafında dönen pervanelere benzetiyor bizi. Ben diyor sürekli ateşten uzaklaştırıyorum sizi. Siz habire yaklaşıyorsunuz, gidin gidin diyorum siz içine düşüyorsunuz. Böyle orada durup da ateşten  uzaklaştırmaya çalışan, ateşin etrafındaki pervaneler yanmasın diye uğraşan bir mümin Hz. Peygamber, en büyük mümin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elini sahabisiyle tutuşurken, karşısındaki elini çekmeden elini çekmeyen, bir sahabisi açken, sahabisinden daha büyük açlığı yaşayan, sahabenin evinde iki yemek varken, evinde bazan iki ay boyunca çorba pişmeyen, ama bunu da kimseye söylemeyen bir insan.  Böyle güzellik kimde bir araya gelir. Hz. Muhammed’de bir araya gelir, başka kimsede biraraya gelmez. O’nun bütün hareketleri müthiş birer örnektir. Dostları, eşi, çocuklarla kızı ile. Hangi birimizin hanımı Hz. Aişe kadar rahattır, hangi birimizin kızı Hz. Fatıma kadar rahattır, Hz. Peygamberin evinde rahat olduğu kadar? Onun biz insancıllığından sevecenliğinden, örnekliğinden çok uzaktayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Efendimizin adı anıldığı zaman salavatı şerife getirmeninin öneminden bahseder misiniz?

 

 

 

 

 

 

Salavat hakkında kitaplar yazılmıştır. İmam Suyuti, İmam Nebevi, İbn-i Hacer gibi zatlar Salavatın önemini , kıymetini bildiren yüzlerce malzeme verirler bize. Efendimiz de “En cimri olan benim adım anıldığında salavat getirmeyen” buyuruyor. Bunun kaynağı var mı? Var. Kur’an: “ Allah ile melekler peygambere salat ederler. Siz ey mü’minler, en kamil tarzda Resulullah’a salat ve selam getirin” Burda salat selam ettiler demiyor. Ederler diyor. Yani kıyamete kadar devam edecek. Bize ise salat selam ediniz buyuruluyor. Emir kipinde. Bu farzdır, Ömürde bir defa da olsa yerine getirilmelidir.Ama sürekli getirmek sünnetir, edeptir. Resulullah’ın ruhaniyetini hatırlamaktır. Bu bir duadır. Kalpteki bir çok kirin temizlenmesi için de en büyük tedavi tarzıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhterem hocam peygamber aşığı olmak nasıl bir duygu. Peygamber aşığı deyince gözünüzde muşahhas olarak kimler canlanıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rahmetli babamı gördüm. 10 ciltlik İbn-i Mace’yi şerh ediyordu. İlk şerhini babam yapmıştır. Yıllarca uğraştı onun üzerinde. Hakiki bir aşıktı. Gece yarıları sabaha kadar gözlüğü gözünde şerhi daktilo ederdi. Ama sürekli önündeki kitapları ıslak bulurdum. Resulullah’tan sünnetten bahsederken sürekli ağlardı. Son iki yılda sünnetle meşgul olunca yüzü daha da güzelleşti. Bazı kitaplarda der, bu tür çalışmalarla meşgul olanların simalarının güzelleşeceğini. Hakikaten öyleydi. Özellikle son yıllarında Hz. Peygamberin adı anıldığında sofradaysa yemek bile yiyemezdi.

 

 

 

 

Ben doktora tezimi hazırlarken hadislerle ilgili sorular soruyordum. Mesela, Ebu Hüreyre “Gale Rasulullah” diyemiyordu. Rasulullah’ın adını anınca gözyaşlarını tutamıyordu. Müthiş bir sevgi yani müthiş. Ve o mithiş sevgi onu Peygamber Efendimiz’e komşu yaptı. Keşke Resulullah beni göndermese keşke burada ölsem diye, burada kalsam diye dualar etti. Ankara’da son vaazını verirken, bu seneki haccımda inşaallah Efendimiz beni kabul eder orada kalırım dedi ve bu duası kabul edildi.

 

 

 

 

Peygamber sevgisinin en büyük coşkusunu ben onda gördüm. Her vaazını Resulullah’tan ve sahabeden örnek vererek bitirirdi. Ama her örneği söylerken de ağlamamaya çalışsa da gözyaşları sicim gibi akardı.

 

 

 

 

Onun dışında merhum Ali Ulvi Kurucu’nun peygamber muhabbetinden çok etkilendim. Televizyondan ilk kez izlerken ne güzel konuşuyor, ne kadar muhabbet dolu diye söylendim. Kim bu zat diye sordum. Ali Ulvi Kurucu hocamızmış. Allah mekanlarını cennet eylesin. Ayrıca Yaman Dede’nin  Peygamber muhabbeti, Fuzuli’deki, Nabi’deki Peygamber muhabbeti. Onun muhabbeti kimde yok ki... Bakınız kim onu sevmişse büyümüştür.kim saygısızlık yapmışsa küçülmüştür. Bu da Resulullah’ın ayrı bir mucizesidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

……

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Batıdaki saygısız çırpınışların sebebi de bu diyebilir miyiz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İslam büyüyor tabii ki batıda. Okuyan kesiminde Kur’an ile tanışma var. Mevlana ile başlayan yönelişler var. Mevlana vb. güzellerimizi tanıyanlar şunu söylüyor: Mevlana bu ise, Mevlana’yı Mevlana yapan inanç nasıl bir inanç diye arayışlar başlıyor. Batıdaki çırpınışların sebebi Efendimize olan bu yönelişi önlemek için İslami değerleri gözden düşürmeye çalışmak. Ruhları aç, tatminsizlik, kaos batının iliklerine işlemiş.

 

 

 

 

Üsküdarda meftun Allah dostunun  “Biz mariziz tabibimiz Sensin, biz muhibbiz habibimiz sensin” dediği gibi hastanın ilacı ortaya çıkıyor. Hastalıkların ilacı Kur’an’dır. Hz. Peygamber’dir. Onun için olumsuzluk görmüyorum. Biz müslümanlar islamı doğru yaşayalım, endişeye gerek yok. Biz iyi yaşayalım, birbirimize düşman olmayalım, kimseye önyargılı olmayalım. Kalbi mühürlenenler hariç, kazanılmayacak insan yoktur. Sevgi ile yaklaşalım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

…..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Efendimize bağlılığımız, onun sünnetini yaşamakla mümkün olacağı muhakkak. Ama tatbiki kolay olduğu halde ihmal ettiğimiz sünnetler nelerdir ?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitaplarda görüyoruz. Sürekli uyguladığı sünnetler vardır. Sahabenin teşvik ettiği sünnetler vardır. Mesela, hasta ziyareti, bir mezar ziyareti, bir yetim başı okşamak, bir çocuğun üstünü örtmek, Hz. Peygamberimiz torunlarının üstünü örterdi, gece Fatıma annemizin evine gider torunlarının üstünü örter tekrar evine dönerdi. bunlar hep sünnetir. Bir tesbih namazı, bir teheccüd namazı, haftada bir oruç tutabilme geleneği, müslüman kardeşimizin yüzüne gülme. Bütün bunlar bizim ihmal ettiğimiz ama bunlar toplumu ayakta tutacak  temellerdir. Ayrıca Kur’an’ı  bol bol okumak Hazreti Peygamberin en çok yaptığı  zaten bütün hayatı Kur’an’dı. Bunun yanında namazlardan önce ve sonra tesbihatta bulunmak bizim  çok ihmal ettiğimiz sünnetlerdir. İbn-i Abbas diyor ki: “Peygamberin her sünneti hayatta en az bir kere yapılmış olmalıdır, bunları ihmal etmememiz gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sayın hocam gençlere ve çocuklara Peygamberimizi ve O’nun örnek hayatını nasıl anlatmalıyız?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. Peygamberi içimizden biri olarak tanıtmak gerekiyor. Çocukluğunu çocuklara anlatmak gerekir. Hz. Peygamberin bir dede olarak çocuklara sevgisini iyi anlatmak gerekir. Benim bütün programlarımın en büyük müdavimleri çocuklardır. 6 yaşında, 7 yaşında çocuklar programları ilgiyle takip ediyor, biz orda vesile oluyoruz. Fakat gerçek şu ki onların fıtratları Resulullah’a akıyor.

 

 

 

 

 

Her konuşmamın başında iman ettiğim için söylüyorum, ben bir hiçim. Sadece vesileyim, güzellikleri anlatmaya çalışıyorum. Kur’an diyor ya : “Şeref ve izzet Allah Resulüne aittir”. Hakikaten öyledir. Görünen güzellik ne varsa O’ndan yansıyan güzeliklerdir. Ama yansıtıcı olmamıza rağmen çocuklar bizi seviyor. Çünkü biz onlara efendimizi anlatıyor O’nu hatırlatıyoruz. Güleryüzle, onları kırmadan ürkütmeden ama doğruyu söyleyerek anlatırsak çocuklar alması gerekeni alırlar...

 

 

 

 

 

Söyleşinin tamamını Yeni Dünya Dergisinin Hz. Muhammed (s.a.v.)'e ayırdığı Nisan 2006 sayısında bulabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Dergide ayrıca; Mustafa Armağan imzalı Abdulhamid Ham, Peygamberimize hakaret ettirmezdi, Vehbi Vakkasoğlu imzalı Sevginin Odağındaki Güzeller Güzeli, Rasim Özdenören imzalı İnsanoğlunun Ekmel Noktası Allah'ın Rasûlü Muhteşem Komutan, Prof. Dr. Pervaneler o sevgilinin etrafında dönerdi gibi ilginç ve önem arz eden yazılarına da göz atabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Yeni Dunya dergisi sadece 2 YTL

 

 

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için: www.yenidunyadergisi.com 

 

 

Tel: 0 212 531 37 87