Tülay Tuğcu'dan medyaya sitem

Başkan Tülay Tuğcu, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşunun 44'üncü yılı konuşmasında gündemi değerlendirdi. Basının olaylara yaklaşımını eleştiren Tuğcu, önemli mesajlar verdi.

ABONE OL
GİRİŞ 25.04.2006 10:52 GÜNCELLEME 25.04.2006 10:52 SİYASET
Tülay Tuğcu'dan medyaya sitem

Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, bir hukuk devletinde mahkeme karalarının gerek akademik çevrelerde gerekse uygulayıcılar tarafından ele alınıp incelenmesinin gerekli ve yararlı olduğunu, bu tür eleştirilerin yargıya yeni ufuklar açma olasılığının her zaman bulunduğunu söyleyerek, "Bununla birlikte doğruyu bulmak adına yapılacak eleştirilerin belirli bir düzeyde ve nitelikte olması gerektiği de kuşkusuzdur" dedi.


Anayasa Mahkemesi'nin 44. kuruluş yıldönümü nedeniyle mahkeme
toplantı salonunda tören düzenlendi.


Törene, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet sezer, TBMM Başkanı Bülent
Arınç, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Yargıtay Başkanı Osman Arslan,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, Danıştay Başkan Vekili Tansel
Çölaşan, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Ankara Valisi Kemal Önal ile çok sayıda davetli katıldı.
    Mahkeme Başkanı Tuğcu, Cumhurbaşkanı Sezer ile Arınç'ı mahkeme
girişinde karşıladı. Tuğcu ile Cumhurbaşkanı Sezer, mahkemeye girişte
basın mensuplarını isteği üzerine poz verdiler.
    Törende konuşan Tuğcu, kayıtsız şartsız millete ait olan
egemenliğin Anayasa'nın koyduğu esaslar dahilinde yetkili organlar
eliyle kullanılmasının kuvvetler ayrılığı olarak tanımlandığını
söyledi. Ancak, bu kavramın fonksiyonlar ayrılığı anlamında
kullanıldığının da bilindiğini ifade eden Tuğcu, yasama, yürütme ve
yargı organlarının niteliği itibariyle farklı yetkiler kullanmakla
beraber devlet iktidarının farklı görünümlerini oluşturduklarını
kaydetti.
    Yargılama fonksiyonunu yerine getiren organların varlığının çok
eski tarihlere kadar uzandığını dile getiren Tuğcu, yasama organının
işlemlerinin Anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulmasının yakın
geçmişte ortaya çıktığını hatırlattı. Tuğcu, "Günümüzde hakim olan
hukuk devleti anlayışı, Anayasa yargısının varlığını gerekli
kılmaktadır. Zira hukuk devleti ilkesi temelde devletin tüm işlem ve
eylemlerinin hukuk kurullarına uygun olmasını ve bunların yargı
denetimine tabi tutulmasını gerektirir" diye konuştu.
    Tuğcu, anayasaların, devletin temel organlarının yetki ve görev
alanları ile işleyişlerini, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini
genel ilkeler çerçevesinde düzenleyen metinler olduğunu söyledi.
    Anayasa mahkemelerinin ise Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin
hukuksal yöntem ve araçlarla korunması işlevini yerine getirdiğini
anlatan Tuğcu, "Bu işlev, Anayasa yargısının varlık nedenini ve
meşruiyet temelini oluşturmaktadır. Hukukun genel ilkeleri ve Anayasa
kurallarıyla bağdaşmayan işlem ve eylemler ile yasama tasarruflarının
Anayasa mahkemelerince çeşitli hukuksal yaptırımlara bağlanması
Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin zorunlu bir
sonucudur" dedi.
   
    -"ELEŞTİRİ HAKKI VE SINIRLARI"-
   
    Tuğcu, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olmasının
onların eleştirilemez olduğu anlamına gelmeyeceğini belirterek, şöyle
devam etti:
    "Mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğü, söz konusu kararları
eleştirme hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Bir hukuk devletinde yargı
kararlarının da eleştirilebilmesi doğaldır. Mahkeme kararlarının oy
birliği ile alınmadığı durumlarda azlık kullanan üyelerin
düşüncelerinin de bu anlamda karşı hukuki düşünceyi oluşturduğu
açıktır. Anayasa Mahkemesi'nin işin esasına girerek reddettiği
konularda 10 yıl geçtikten sonra tekrar başvuruda bulunulabilmesi,
Anayasa Mahkemesi kararlarının eleştiriye açık ve değişebilir
nitelikte olduğunun bir diğer kanıtıdır.
    Bir hukuk devletinde mahkeme kararlarının gerek akademik
çevrelerde gerekse uygulayıcılar tarafından ele alınıp incelenmesi
gerekli ve yararlıdır. Bu tür eleştirilerin yargıya yeni ufuklar açma
olasılığı her zaman vardır. Bununla birlikte doğruyu bulmak adına
yapılacak eleştirilerin belirli bir düzeyde ve nitelikte olması
gerektiği de kuşkusuzdur."
    Tuğcu, Anayasa Mahkemesi üyelerinin bugüne kadar ki mesleki
yaşamlarında yürüttükleri görevler ve üstlendikleri sorumlulukların,
yaptıkları araştırmalar ve elde ettikleri birikimlerin mahkeme
kararlarının niteliğinde etkili olduğunu ifade etti.
    Anayasa Mahkemesi raportörlerinin de niteliklerine değinen Tuğcu,
raportörlerin yüksek lisans ve doktora yaptıklarını, pek çok bilimsel
yayınları bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:
    "Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nce yürütülen çalışmaların
niteliğine ışık tutmaktadır. Anayasa Mahkemesi, bilimsel yöntemle
yaptığı çalışmalar sonucu verdiği kararlara karşı yapılacak
eleştirilerin de aynı nitelikte olmasını bekleme hakkına sahiptir. Bu
kapsamda bulunmayan ve gerek Mahkemenin gerekse Mahkeme üyelerinin
kişiliğine saldırı niteliğinde bulunan eylemlerin ciddi eleştiri
olarak kabulü mümkün değildir."
  
    -"YARGIYI ETKİLEME"-
   
    Eleştiri hakkının kullanımına sınırlama getiren olgulara da
değinen Tuğcu, Basın Kanunu'nun "yargıyı etkileme" başlıklı maddesi
ile ulaşılmak istenen amacın; devam etmekte olan davalarda
yargılamanın seyrine etki etmeye yönelik yayınlar yapılmasını
engellemek ve böylece mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini korumak
olduğunu söyledi.
    Tuğcu, Anayasa'nın 138. maddesinin 3. fıkrasında yer alan
"Görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin
kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi
bir beyanda bulunulamaz" hükmünün de aynı amaca yönelik olduğunu
kaydetti. Tuğcu, şöyle devam etti:
    "Düşünce ve ifade hürriyeti ile bilim hürriyeti görüntüsü altında
yargı kararlarına yapılan müdahalelerin hoş görülebilmesi de mümkün
değildir. Belirtilen husus basın hürriyeti bakımından da geçerlidir.
Bakılan davalara ilişkin düşünce ve yorumlar ne kadar değerli olursa
olsunlar yargılamanın sona ermesinden sonra açıklanmalı. Yargı
kararları ancak bu aşamada tartışılabilmelidir."
     Anayasa Mahkemesi olarak faaliyetlerini ve kararlarını kamuoyuna
yansıtan basın yayın organlarına teşekkür eden Tuğcu, "Ancak maalesef
son zamanlarda ortaya çıkan eleştiri hakkını ve maksadını aşan
bağımsız güç olan yargıyı doğrudan hedef alan yıpratıcı yaklaşımları
üzüntüyle izlemekteyiz. Unutulmamalıdır ki; demokratik bir toplumda
bağımsız yargı teneffüs edilen hava gibidir. Varlığında önemi
anlaşılmazsa yokluğunda devletten söz etmek de mümkün olmaz. Bu
nedenledir ki (adalet devletin temelidir)" dedi.
    Bu açıklamalarının yargının işleyişinde hiç bir zaman aksaklıklar
ve olumsuzlukların ortaya çıkmadığı şeklinde algılanmamasını isteyen
Tuğcu, şunları ifade etti:
    "Yargının işleyişinde zaman zaman ortaya çıkabilecek
aksaklıkların doğal karşılanması gerekir. Önemli olan bu aksaklıkların
giderilebilmesidir. Bunların giderileceği kurum ve kurullar ise yine
yargı bünyesinde yer almaktadır. İdari yönden hakim ve savcılar
hakkında tasarrufta bulunabilme yetkisinin münhasıran Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) ait olduğu da unutulmamalıdır."


Tülay Tuğcu, son dönemlerde yapılan tartışmaların "yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi endişeler yarattığını ve yargı erkinin bu
çelişkiler içerisinde zayıflatıldığını" söyledi.


Tuğcu, 22 sayfalık kitapçıktan oluşan konuşmasında, Anayasa Mahkemesi'nin iş yükünün son yıllarda büyük artış gösterdiğini belirtti. Tuğcu, bu artışta Yüce Divan davaları, iptal davaları ve itiraz yoluna başvurma yetkisine sahip mahkemelerde,Anayasa Mahkemesi'ne başvurma eğiliminin artış göstermesinin önemli etkenler olduğunu belirtti.
    İş yükündeki bu artışa iptal başvuruları yönünden AB üyelik süreci
bağlamında yürürlüğe konulan yasalar ile yeterince tartışılmadan kabul
edilen kimi yasaların da etki ettiğini söyleyen Tuğcu, "torba kanun"
olarak nitelenen ve yürürlükteki pek çok yasada değişiklik öngören
yasal düzenlemelere karşı yapılan başvuruların da artan iş yükünün
nedenleri arasında yer aldığını ifade etti.
    Anayasa Mahkemesi'nin, "Yüce Divan" görevine sahip olmasının
hukuksal açıdan tartışılacak bir yönü bulunmadığını vurgulayan Tuğcu,
bu yöndeki eleştirileri, Yüce Divan'ın yargılamasının tarihçesinden
örnekler vererek yanıtladı. Türk anayasa tarihinde Yüce Divan
görevinin hiçbir zaman salt ceza yargısı formasyonuna sahip üyelerden
oluşan bir kurula verilmediğini belirten Tuğcu, "Aksine Yüce Divan'ın
görev alanının gereği olarak Yüce Divan yargıçlarının hukukun çeşitli
dallarında uzmanlık birikimine sahip kişiler arasından oluşturulması
yönündeki tercih anayasa tarihimizde kesintisiz bir çizgi halinde
kendini göstermektedir" diye konuştu.
    Tuğcu, 1961 ve 1982 anayasaları ile Yüce Divan görevinin Anayasa
Mahkemesi'ne verildiğini anımsatarak, Yüce Divan'da devam eden
yargılamalar gözetildiğinde konuyla ilgili yapılan tartışmaların
zamansız olduğunu kaydetti.
    Bireysel başvurulara ilişkin konulara da değinen Tuğcu, Anayasa
Mahkemesi'nin bireysel başvuru üzerine yapacağı incelemenin anayasal
bir hakkın ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinden ibaret
olacağının unutulmaması gerektiğini vurguladı. Tuğcu, "Bireysel
başvuru müessesesinin oluşturulmasıyla amaçlanan husus gözetildiğinde,
Anayasa Mahkemesi'nin kendisine bir üstünlük sağlama amacının
bulunmadığı, hukuk devletine yakışanı yapmayı amaçladığı açıktır"
dedi.
    Son dönemlerdeki tartışmalara da işaret eden Tuğcu, "Son
dönemlerde bir taraftan yargının yasama ve yürütmeye müdahale ettiği
yakınmaları, diğer taraftan ise yargının yasama ve yürütmenin baskısı
veya uygulamaları ile siyasallaştığı iddiaları yaygın olarak dile
getirilmekte olup, bu hususlar yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı
konusunda ciddi endişeler yaratmakta ve yargı erki bu çelişkiler
içerisinde zayıflatılmaktadır" diye konuştu.
   
    -YARGININ BAĞIMSIZLIĞINA DÜŞEN GÖLGE-
       
    Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin öncelikle yargının yasama ve
yürütme organları karşısındaki bağımsızlığını ifade ettiğini
vurgulayan Tuğcu, "Mahkemelerin bağımsızlığına düşen her gölge, hukuk
devletine düşmüş olacaktır. Bu anlamda hakimlik ve savcılık
teminatının önemi ortaya çıkmaktadır" diye konuştu.
    Tuğcu, yargının kuvvetler ayrılığı ilkesindeki üç erkten birini
oluşturduğu gözetildiğinde yargı görevini yerine getiren hakim ve
savcıların, yürütmenin uzantısı olan idarede görev yapan kamu
görevlileri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ifade
etti. Tuğcu, "Görevlerini genel idare esaslarına göre yürüten kamu
görevlileri ile görevlerini mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre
yürüten hakim ve savcıların aynı kapsamda değerlendirilmeleri,
Anayasa'da yer alan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır" dedi.
    Tuğcu, belirtilen bu konuların, hakim ve savcıların özlük
haklarının memur ve diğer kamu görevlilerinin özlük haklarından farklı
düzenlenmesi zorunluluğunun haklı gerekçesini oluşturduğu görüşünü
dile getirdi. Tülay Tuğcu, hakim ve savcıların özlük haklarına ilişkin
yapılacak düzenlemelerde yargının, yasama ve yürütme karşısındaki
konumunun belirleyici olmasını istedi.
   
    -ÖZLÜK HAKLARI-
   
    "Yargı mensuplarının özlük haklarında hak ettikleri
iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve mesleğin saygınlığına uygun bir
hayat standardını sağlayacak düzenlemelerin bir an önce yapılmasının
zorunlu olduğunu" söyleyen Tuğcu, şunları kaydetti:
    "Sosyal Güvenlik Kanunu Tasarısı'nın yasalaşmasıyla, hakim ve
savcıların bu kapsamdaki aylıkları en az yüzde 22 oranında azalacak,
böylece bu yasa ile en çok kayba uğrayacak meslek mensupları hakimler
ve savcılar olacaktır. Bunun nedeni ise sanıldığının aksine hakim ve
savcıların mesleğe başlangıcından itibaren diğer birçok meslek grubuna
göre düşük aylık almaları ve bunun en üst kademeye kadar devam
etmesidir. Bir an evvel yargının bir erk olarak hak ettiği saygınlığa
uygun biçimde hakim ve savcıların özlük haklarına iyileştirme
yapılmalı ve Sosyal Güvenlik Kanunu'ndaki olumsuzlukların mutlaka
giderilmesi gerekmektedir."
   
HUKUK FAKÜLTELERİNİN 5 YILA ÇIKARILMASI ÖNERİSİ
    
    Tuğcu, yargı bağımsızlığının sağlanması bakımından hakimlik ve
savcılık mesleğine giriş öncesindeki sürecin de ele alınması
gerektiğini belirterek, hukuk fakültelerindeki eğitim standardının
yükseltilmesini istedi. Hukuk fakültelerinde dil eğitimi vermenin
önemli olduğunu söyleyen Tuğcu, hukuk fakültelerinin 5 yıla
çıkarılması önerilerinin çözüm olarak düşünülebileceğini ifade etti.
    Hakim ve savcıların mesleğe kabulü aşamasında objektif kriterlerin
uygulandığı inancını ve teminatını sağlayacak düzenlemelerin yapılması
gerektiğini belirten Tuğcu, liyakat esasının başlıca tercih nedeni
olduğunun kabulünün sağlanmasını istedi.    
    Dış ilişkiler konusuna da değinen Tuğcu, artık Türkiye'nin yargısı
ve hukuk düzeninden dolayı sorgulanan bir ülke olmaktan çıkıp
uygulamaları ve deneyimleriyle görüş alışverişinde bulunulmak istenen
bir konuma geldiğini ifade etti.
    Törenin ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Anayasa
Mahkemesi'nden ayrıldı. TBMM Başkanı Bülent Arınç ile Adalet Bakanı
Cemil Çiçek ise Tuğcu'nun makamına çıkarak bir süre sohbet etti.