'TBMM'de kim kimi döver?' siyaseti

'Toplumda ‘acaba DTP’lileri kim dövecek’ beklentisi yayılmış durumda. Neredeyse ilk dövenin hangi partiden olacağı konusunda bahis açılacak...'

ABONE OL
GİRİŞ 30.07.2007 09:47 GÜNCELLEME 30.07.2007 09:47 SİYASET
'TBMM'de kim kimi döver?' siyaseti

Serdar Turgut'un köşe yazısı


Sakin olunmalı


DTP’nin Meclis’te bulunması Türkiye’nin terörle mücadelesinde önemli bir unsur olabilir. Teröre daha fazla demokrasiyle karşılık verilebilir. Batı demokrasilerinin bize öğrettiği budur. Olayı ‘kim kimi döver’ hastalığından çıkarıp olgunlukla ele alma zamanı çoktan gelmiştir

DTP şemsiyesi altındakiler bağımsız olarak TBMM’ye girdiklerinden bu yana Türkiye’ye özgü ilginç bir gelişme yaşanıyor. Toplumda ‘acaba DTP’lileri kim dövecek’ beklentisi yayılmış durumda. Neredeyse ilk dövenin hangi partiden olacağı konusunda bahis açılacak. Öyle garip bir durum bu. Söylenti ve beklenti o kadar yaygın ki MHP lideri, partililere ‘DTP kadın vekilleri öne sürebilir, sakın ha kavga çıkarmayın’ direktifi vermeyi uygun gördü.

DTP hakkında toplumda bir duyarlılık olması gayet doğal da bu duyarlılığı eğitip kanalize etmek gibi bir görevi de bulunan siyasi partilerin, duyarlılığın üstüne giderek gergin ortama uyan davranışlar sergilemeleri tuhaftır.

Demokrasi ve parlamenter sistem, kendinizden farklı görüşler öne sürenleri dinlemeyi ve anlamayı baş koşul olarak içerdiğinden, bu koşulun Türkiye’de hiç anlaşılamamış olduğunu görmek insanı üzebiliyor. DTP’liler seçime katılıp, milletvekili olarak parlamenter sistem sürecine girmeyi ve onun kurallarına uymayı kabul etmişlerdir. Dolayısıyla onların diyeceklerini duymaya hazırlanmak yerine; ‘bunları kim dövsün’ yarışmasına girmek çok yanlış ve demokrasiyi zedeleyen bir durumdur.

Teorik doğruları savunuyoruz diye bazı gerçekleri de görmezden gelecek değiliz. DTP’nin ne olduğu, neyi temsil ettiği ve bazı bağlantıları gayet tabii ki nettir ve hemen herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye’de bu bağlantılar konusunda hassasiyet had safhadadır. Toplum bu konuda çok duyarlıdır.

Ancak siyasi partiler toplumda bir öç alma, hesap sorma hissiyatının yaygınlaşmasına izin vermeden DTP’li vekillere parlamentoda fikirlerini söyleme, seslerini duyurma imkanını açmalıdır. Unutmayalım ki daha önceki denemede bu ekolden milletvekilleri, Meclis çıkışında polis gücüyle alınıp tutuklanmışlardı. Bu olay, hem Türk demokrasisini zedeledi hem de terörle mücadele meselesine hiçbir katkısı olmadı. Hatta o tutuklamanın terör örgütünün elini güçlendirdiği söylenebilir.

Şimdi DTP’nin Meclis içinde bulunması, Türkiye’nin teröre karşı mücadelesinde önemli bir unsur olabilir. Teröre daha fazla demokrasiyle karşılık verilebilir. Batı demokrasilerinin bize öğrettiği budur. Dolayısıyla parlamenter sistemi rahat bırakıp, olayı ‘kim kimi döver’ tarzı çocuk hastalığından çıkarmak ve olgun bir şekilde ele almak zamanı çoktan gelmiştir.

MHP’nin ortaya koymakta olduğu olgun tutum nedeniyle TBMM’de işlerin kısa sürede normal kanalında akacağını söyleyebiliriz. Ancak parlamento dışındaki Türkiye için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Toplumdaki genel DTP telaşı, yetkilileri tuhaf şekilde davranmaya itebiliyor. Örneğin Adalet Bakanlığı milletvekillerinin, istedikleri hükümlü ve tutuklu ile görüşmesine imkan veren düzenlemeyi acilen kaldırdı. Bu telaşın temelinde DTP’li milletvekillerinin İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşecekleri korkusu yatıyor olmalı. Memlekette kişiye özel yasal düzenleme yapılmayacağına göre (burası Türkiye o da olabilir diyebilirsiniz) İmralı düşünülerek yine genel bir düzenleme yapılmış. DTP’li milletvekilleri acaba İmralı’ya açık açık gitmeyi planlıyorlar mıydı bilemiyorum ama bundan sonra örneğin CHP’li milletvekillerinin düşünce suçlusu bir hükümlü ile görüşmeleri de imkansız hale getirildi. Buna ben ‘terörün söylemine kapılıp yenilmek’ derim işte. Biz ‘daha fazla demokrasi terörü yener’ derken niyet ne kadar iyi olursa olsun, bu tür yanlış sonuçlara yol açabilecek düzenlemelere itibar etmemek gerekiyordu. Türkiye’de düşünce suçu ile terör suçu arasındaki ayrımı devlet her zaman yapamadığından, son düzenlemenin Öcalan’dan başka hemen herkese zarar vereceği de kesin gibidir. Zira malumunuz; Öcalan’ın dışarıya fikir bildirmesinin önünde hiçbir engel olmamıştır. Yani onun milletvekilleriyle yüz yüze görüşmeye ihtiyacı yoktur. Olan; sesini duyurmaya gerçekten ihtiyacı olabilecek insanlara oldu yine.

Unutulmamalı ki İmralı, bir askeri bölge. Yani bu düzenlemeye hiç ihtiyaç bile olmayabilirdi. Türkiye’de her zaman kaş yapayım derken göz çıkartılmıştır. Bu gibi konularda, vekil ile görüşme her mahkumun hakkıdır diyecek yerde, şimdi de bunu yapmak gerçekten yanlış olmuştur.


(Akşam)