Bahçeli türbanın şeklini açıkladı
MHP lideri Bahçeli, başörtüsü ile ilgili düzenlemenin sadece üniversiteleri içerdiğini belirterek, 'Kamu hizmeti verenler kapsam dışında tutuldu. Çarşaf ve peçe yasak' dedi.
ABONE OLMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, başörtüsü sorununun, yükseköğrenimde yaşanan bir sorun olarak ortaya çıktığını, çözümün çerçevesinin de bununla sınırlı kalacağını söyledi. Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti ile başörtüsü konusunda dün varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Devlet Bahçeli, MHP ile AK Parti arasında sağlanan mutabakatla, son 40 yıl boyunca Türkiye'nin gündeminde kısır tartışmaların malzemesi olan ve Anayasa Mahkemesinin 1989 yılındaki kararını izleyen 19 yıl içinde de çözümü yönünde samimi ve ciddi hiçbir adım atılmayan bu konunun, şimdi çözüm aşamasına getirildiğini bildirdi. Bahçeli, bu anlaşmaya uygun olarak Anayasa ve yasa değişiklikleri tekliflerinin iki partinin ortak önerisi olarak bugün Meclise sunulmasının öngörüldüğünü bildirdi.
"YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARIYLA SINIRLI OLACAK"
Mutabakatın esasları hakkında bilgi veren Bahçeli, yükseköğrenimde bir sorun olarak ortaya çıkan fiili başörtüsü yasağının, bununla sınırlı olarak kaldırılmasının amaçlandığını belirtti. Bahçeli, yapılacak düzenlemelerin yükseköğrenim kurumlarıyla sınırlı olacağını, ilk ve orta öğretim kurumlarının bunun dışında kalacağını, kamu kurumlarında kamu yetkisini kullanarak kamu hizmeti verenlerin de aynı şekilde bu düzenlemenin kapsamı dışında olacağını anlattı.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu amaçla Anayasa'nın 10. ve 42. maddeleri ile Yükseköğretim Kanununun Ek 17. maddesinde bazı değişiklikler yapılmasının öngörüldüğünü anımsattı. Anayasa'nın kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesine eklenecek bir cümleyle, "Kamu hizmetlerinden yararlanılmasında eşitlik ilkesine" vurgu yapıldığını kaydeden Bahçeli, şöyle devam etti: "Bu şekilde, devlet bakımından başta gelen ödevlerden sayılan ve öncelikli bir kamu hizmeti olan yükseköğretim hizmetinden eşit şekilde yararlanma hakkının kısıtlanmamasının, anayasal teminat altına alınması amaçlanmıştır. Devlet organlarına ve idare makamlarına, eğitim ve öğrenim hizmeti sunarken bundan yaralananlar bakımından ayrımcılık yapılmaması yükümlülüğü sarih bir biçimde getirilmiştir. Anayasa'nın eğitim ve öğrenim hakkını düzenleyen 42. maddesinin 1. fıkrasında yapılan bir değişiklikle, "Bir kimsenin açık bir yasal düzenleme yoksa eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı" hükme bağlanmıştır. Bu şekilde öğrenim hakkının ancak kanunla kısıtlanabileceği, bu hakkın kullanılması için bazı yasal sınırlamalar getirilebileceği açık Anayasa hükmü haline getirilmiştir."
"KANUNLARA AYKIRI OLMAMAK KAYDIYLA..."
Devlet Bahçeli, bu düzenlemenin amacının, yükseköğretim kurumlarında eğitim ve öğretim hakkının kullanılması olduğunu belirtti. İlk ve orta öğretim kurumlarında uygulanacak esasların, kılık-kıyafet şartlarının, yürürlükteki kanunlarla düzenlendiğine işaret eden Bahçeli, 42. maddede yapılan değişikliğin, bu kurumlar bakımından bir sonuç doğurmayacağını, mevcut düzenlemelerin aynen süreceğini kaydetti.
Anayasa'nın bu maddesinde kılık-kıyafet nedeniyle hiç kimsenin bu haktan mahrum bırakılmayacağı yolunda açık bir hükme yer verilmediğini, bu konudaki sınırların belirlenmesinin ilgili kanuna bırakıldığını hatırlatan Bahçeli, bu amaçla Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 17. maddesinde bu yönde açık bir düzenleme yapılmasının öngörüldüğünü vurguladı. Ek 17. maddenin halen yürürlükte olduğuna dikkati çeken MHP lideri Bahçeli, "Buradaki amaç, eğitim ve öğrenim hakkını kullanmak, bu haktan yararlanmak isteyenlerin, bunun için uymak zorunda oldukları kılık kıyafete ilişkin kuralların bu maddede açıkça sayılması, bunun dışında kalan giysilere sınırlama ve yasak getirilmesinin hükme bağlanması olmuştur" diye konuştu. Bahçeli, buna göre yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafetin serbest olacağını ifade etti.
-"ORGANİK BİR BÜTÜNLÜK"-
"Yürürlükteki kanunlar, kılık-kıyafete ilişkin İnkılap yasaları, ceza kanunları ve kamu düzeni, kamu güvenliği ve genel ahlak mülahazalarıyla yasaklama ve kısıtlama getiren meri mevzuattır" diyen Bahçeli, şunları söyledi: "Bu kanunların konusu olan kılık ve kıyafetlerle üniversitelere girilemeyecektir. Bu düzenlemeyle başın örtülü olması, yüksek öğrenim hakkından mahrum bırakma sebebi olmaktan çıkartılmıştır. Bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamayacağı yasal teminata kavuşturulmuştur. Ancak, bunun için başın nasıl örtüleceği Ek 17. madde içinde açık tanıma kavuşturulmuştur. Bu da başın çene altından bağlanacak şekilde örtülmesidir. Böylece, bu baş örtünme şeklinin dışındaki çarşaf, peçe, burka ve benzeri kıyafetlerle yükseköğretim kurumlarına girilmesine izin verilmeyecektir. Bu ilkeler temelinde varılan mutabakatın unsurları organik bir bütünlük arz etmektedir."
"AMACINDAN SAPTIRILMAK İSTENMESİ..."
MHP Genel Başkanı Bahçeli, ortak değerlerin karşılıklı istismarı sonucu kördüğüm haline getirilen konuların çözümü için iyi niyetle atılan adımların, anlamı ve amacının saptırılmak istenmesinin, yersiz ve yakışıksız olduğunu bildirdi. Bahçeli, bu konuda yapılan bazı önyargılı değerlendirmelerin ve kullanılan polemik üsluplarının, siyasi sorumluluk ahlakıyla bağdaşamayacağını ve sahiplerine itibar kazandırmayacağını kaydetti.
"Yükseköğrenimde başörtüsüne serbestlik tanınmasının, ilerde bunun ilk ve orta öğretime, kamu alanına taşınacağına" yönelik eleştirilere de yanıt veren Bahçeli, "Bu konuda önyargısız ve samimi olanların duydukları bu endişe, genelinde haklı sayılabilecektir. Ancak, iki parti arasındaki mutabakat, bu endişelere yer bulunmadığını açıklıkla ortaya koymaktadır" dedi.
Bahçeli, başörtüsü sorununun, yüksek öğrenimde yaşanan bir sorun olarak ortaya çıktığını, çözümün çerçevesinin de bununla sınırlı kalacağını belirtti. Devlet Bahçeli, bu konuda yükseköğrenim kurumları dışında böyle bir düzenlemenin hiçbir şart altında düşünülemeyeceğini vurgulayarak, aynı durumun kamuda çalışanlar, kamu yetkilerini kullanarak kamu hizmeti verenler için de geçerli olduğunu söyledi. MHP lideri Bahçeli, MHP'nin, bugün de yarın da bu yöndeki taleplerin yanında ve arkasında yer almayacağını dile getirdi.
"EMEKLİ OLDUKTAN SONRA HİDAYETE EREN AKIL HOCALARI..."
Bahçeli, çok yönlü toplumsal hassasiyetler taşıyan böyle bir konuda klişe sloganlar üzerinden tartışma yapmak ve suçlamalarda bulunmanın, bundan beklenen dar siyasi hesapların gerçekleşmesine de hizmet etmeyeceğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu konudaki tartışmaları doğal mecrası dışına taşıyarak, laiklik ve rejim tartışmaları ekseninde bir polemik başlatan; TBMM'nin anayasa değişikliği yapamayacağını, bunun 'sivil darbe' ve 'anayasa suçu' olacağını iddia ederek demokrasi dışı yol ve yöntemlerden medet uman; hukuki fetvalar vererek anayasal kurumları yönlendirmeye çalışanlar çıkmıştır. TBMM'nin Anayasa'da belirlenen esas ve usullere göre Anayasa'yı değiştirme yetkisi münhasır ve mutlaktır. Anayasa'ya bağlı olarak görevini yapacak olan Yüce Mahkemenin (Anayasa Mahkemesi), emekli olduktan sonra hidayete eren akıl hocalarına ihtiyacı yoktur. Çok iyi bilinmelidir ki AİHM ve çarpıtılarak takdim edilen içtihadı da TBMM'nin üzerinde değildir. Brüksel ve Strazburg'un bu konuda sığınma limanı olmayacağını, bunlardan medet ummanın da beyhude bir çabadan öte bir sonuç doğurmayacağını hatırlatmak isterim."
-DENİZ BAYKAL'A ELEŞTİRİ-
MHP lideri Bahçeli, anamuhalefet partisi ve Genel Başkanı'nın, bu konularda izlediği yaklaşımın, milli değerleri istismar alışkanlıklarının değişmediğini bir kere daha gösterdiğini savundu. Deniz Baykal'ın, "Tartışılan sorunun başörtüsü değil, Türkiye'de laiklik anlayışının var olmaya devam edip etmeyeceği" olduğunu söylediğini anımsatan Devlet Bahçeli, "Baykal'a hatırlatmak isteriz ki Cumhuriyet'in temel ilke ve değerlerine bağlılık konusunda kendilerinden alacağımız hiçbir ders veya nasihat yoktur" görüşünü dile getirdi. Bahçeli, Baykal'ın "Devlete üniforma giydirerek bir kimliğin parçası ve bir inancın simgesi haline getirmenin dışlayıcılık ve bölücülük olduğu" iddiasında bulunduğunu belirterek, Baykal'ın bu yaptığının, açık, çok tehlikeli bir tahrik ve istismar çabası olduğunu ileri sürdü. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Edibali'den bahsederek milliyetçi olunamayacağı gibi, başörtüsünü seçim otobüslerinde resim malzemesi olarak kullanıp, üniversitelerde buna karşı çıkarak ve ortak değerleri çatıştırarak laiklik savunuculuğu yapılamayacağının da çok iyi bilinmesi gerektiğini söyledi.
-"ÇİFTE STANDARDIN ESİRİ..."-
Konunun gündeme gelmesinin ardından, bazı meslek kuruluşları ve medya organlarının gösterdiği tepkilerin de demokrasi ve tutarlılık anlayışlarını göstermesi bakımından ibret verici olduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti: "Kanuni bir düzenlemeye dayanmadan, zorlama yorumlarla ve fiili uygulamayla sürdürülen bu sorun kangren halin gelirken, pratik bütün çözüm yolları bir bir tıkanırken siz neredeydiniz? İstanbul sermayesinin siyasi konularda fetva makamı olarak görev yapan bir çatı kuruluşu da 'Başörtüsü sorunu, şu anda en büyük sorunmuş gibi ortamı germenin, gündem yaratmanın alemi olmadığını' buyurmuş ve ekonomik krizin Türkiye'ye etkileri üzerine yoğunlaşılması gerektiğini açıklamıştır. Bu kuruluş 1997-2007 yılları arasında demokratikleşme adı altında hazırladığı raporlarda; 'Kürt kimliğinin tanınmasını, Türkçe dışındaki dillerde devlet okullarında anadil eğitimi verilmesini' savunmuştur. Bu kuruluşun, konu yükseköğrenimde başörtüsü olunca, 'Şimdi sırası mı?' demesi, demokrasi ve insan haklarına ne kadar inandıklarını ve bu konularda nasıl bir çifte standardın esiri olduklarını göstermiştir. Siz Türkiye'nin milli birliğini ve üniter yapısını hedef alan bölünme modellerine, demokratikleşme reçetesi olarak sahip çıkacaksınız, ancak konu üniversitede başörtüsü olunca bunu sudan bahanelerle geçiştireceksiniz. Türk milletini ve değerlerine hakaretin serbest bırakılmasını çağdaşlık adına savunacaksınız, terör örgütü PKK'nın siyasi taleplerinden olan anadilde eğitimin, 'Demokratik reform' adı altında pazarlamacılığını yapacaksınız, sonra da başörtüsü sorununun çözümü için siyaset kurumunun sarf ettiği iyi niyetli çabaları, 'Gereksiz gündem yaratmak' diye mahkum etmeye çalışacaksınız. Bütün bunlardan sonra demokrasi ve insan hakları havarisi rolüyle ortaya çıkacaksınız ve Türk milletinin buna inanmasını bekleyeceksiniz."
"MUTABAKATIN ÖZÜ VE ESASI
Bahçeli, yüksek öğrenimde başörtüsü sorununun özü itibariyle bir temel hak ve özgürlükler sorunu olduğunu söyledi. "Başörtüsüne siyasi anlam ve fonksiyon yüklenmesi ve bunun üzerinden siyasi istismar yapılması" sonucunda bugünkü çıkmaza gelindiğine işaret eden Bahçeli, "Başörtüsünün siyasi bir simge olarak görülmesi ve devlete meydan okuma aracı haline getirilmesi hiçbir şekilde kabul edilemeyecektir. MHP ile AKP arasında başlatılan çözüm sürecinde varılan mutabakatın özü ve esası; başörtüsü nedeniyle yüksek öğrenim hakkından mahrum kalan gençlerimizin bu sorununun hukuki bir çerçevede nihai çözüme kavuşturulmasıdır" diye konuştu.
Bahçeli, bir sorunu çözerken yeni sorunlara kapı aralanmaması, sıcağı sıcağına yeni istismar kapıları arayışına girilmemesi, siyasi sorumluluğun herkes için vazgeçilmez asgari gereği olmasını istedi.
-KARAMANLİS'İN TÜRKİYE ZİYARETİ-
Konuşmasında, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in Türkiye'ye yaptığı ziyarete de değinen MHP lideri Bahçeli, Yunanistan Başbakanı'nın 49 yıl sonra Türkiye'yi ziyaretinin, Yunan kamuoyunda Türkiye'yi incitecek tartışmaların gölgesinde kaldığını savundu. Ziyaretin hiçbir konuda somut ve olumlu bir sonuç vermediğini iddia eden Bahçeli, AK Parti Hükümetlerinin Türk-Yunan sorunlarını AB sürecinin ipoteğine soktuğunu söyledi.
Bahçeli, Türkiye'nin AB sürecini desteklediği görüntüsü veren Yunan hükümetlerinin, AK Parti'nin zaaf ve aczinden bugüne kadar azami ölçüde yararlandığını savunarak, "Bugün Kıbrıs sorununun çözümü, bir ipotek ve baskı denklemi içinde AB'ye havale edilmiştir. Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik statüsünün tanınması ve Papaz ihtiyacının karşılanması için Heybeli Ruhban Okulu'nun Patrikhane'ye bağlı olarak açılması, Türkiye ile AB sorunu haline dönüşmüştür. İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'da, Rum vakıflarına, Yunanistan ve diğer AB ülkelerindeki mevzuat ve uygulamadan daha geniş yetkiler verilmesi, bugün AB'nin talep ve dayatma listesinin ön sıralarına yerleştirilmiştir" ifadesini kullandı. Azınlık cemaatlerine tüzel kişilik tanınmasının da AB kriteri olarak Türkiye'nin karşısına çıkarıldığına dikkati çeken Bahçeli, AB'nin, Yunanistan adına takipçilik yaptığını dile getirdi.
-"YUNANİSTAN'IN SÖZDE TÜRKİYE DESTEĞİ..."
- MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Yunanistan, şimdi sözde Türkiye desteği edebiyatıyla Sayın Başbakan'ın bu alanlarda geri adım atması ve Yunanistan'ın hak ve hukuk dışı taleplerine boyun eğmesi için gün saymaktadır" diye konuştu.
Başbakan'ın "Patriğin ekümenik statüsünün Hristiyan dünyasını ilgilendiren bir sorun" olduğunu söyleyerek, bu statüyü tanımanın "Türkiye için bir sorun olmayacağını" dolaylı bir biçimde ortaya koyduğunu ileri süren Bahçeli, AK Parti Hükümetinin Yunanistan'ın ve AB'nin bu dayatmasını kabul ettiği taktirde, bunun hukuki ve siyasi sonuçları konusunda şunları söyledi: "Bir Türk kurumu olan Patrikhane'nin başındaki Patriğin tüm dünya Ortodokslarının ruhani lideri olarak her türlü idari ve siyasi tasarrufları Türkiye tarafından resmen tanınacak. Bu tasarrufların Türk iç hukuku bakımından yansımaları ve doğuracağı hukuki sonuçlar kabul edilecek. Patrikhane tüzel kişilik kazanarak Lozan'da belirlenen çerçeve dışında her türlü faaliyetler bulunacak ve böylece Lozan Antlaşması delinerek Patrikhane siyasi bir statüye kavuşacaktır."
Patrik'in, ruhban okulunun Türk yüksek öğretim sistemi dışına çıkarılarak doğrudan Patrikhaneye bağlı bir eğitim kurumu olarak açılmasını istediğini belirten MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti: "Sayın Başbakan'ın AB'nin baskıları karşısında bu konuda da teslim olması, Patrikhane'nin Türkiye'nin denetimi dışında bağımsız bir kurum olmasının yolunu açacaktır. Bunun arkasından, Patrikhane'nin ruhban sınıfı ihtiyacı için dışardan yabancı din adamlarının Türkiye'ye gelmesine izin verilmesi ve Patriğin Türk uyruklu olması şartının kaldırılması talepleri gelecektir. Sayın Başbakan ve hükümeti, Patrikhane'nin ekümenik statüsü ve ruhban okulunun açılması konusunda bu adımları atması halinde, aslında bütün bu talepleri karşılayacağını da peşinen ilan etmiş olacaktır."
-"UTANÇ VERİCİ DURUM"-
Devlet Bahçeli, AB üyesi olan Yunanistan'da Batı Trakya Türk Azınlığının içinde bulunduğu durum karşısında, Başbakan'ın bu konularda adım atmadığını öne sürerek, bu durumun utanç verici olduğunu söyledi. "Batı Trakya Türk azınlığının seçtiği Müftüleri Yunan Hükümeti tanımamakta ve gayri meşru ilan ederek Türk azınlığı için Müftü atamaktadır" diyen Bahçeli, şunları söyledi: "Hakkın rahmetine kavuşan İskeçe müftüsü Mehmet Emin Aga'ın ömrünün önemli bir kısmı mahkemelerde geçmiş, Gümülcine müftüsü İbrahim Şerif de benzer takibat ve tacizlere maruz kalmıştır. Buna karşılık Fener Rum Patrikhanesi, Patriği Türkiye'nin hiçbir müdahalesi ve söz hakkı olmadan kendisi seçmektedir. Rum Patriği Türkiye'de büyük itibar görmekte ve bazı çevreler tarafından Türkiye'nin Avrupa elçisi ilan edilmektedir.
Yunanistan'da Batı Trakya Türk azınlığının ihtiyaçları için din adamı yetiştiren bir okul yoktur. Ramazan aylarında Türkiye'den geçici din adamı gönderilmesine bile bir dizi engel ve kısıtlama çıkarılmaktadır. Buna karşılık Sayın Başbakan Heybeliada Ruhban okulunun açılması için Türk hukuk sistemini zorlamakta ve bu düşüncesini hayata geçirmek için uygun zaman kolladığı anlaşılmaktadır. Yunan Başbakanının ziyareti sırasında yaptığı konuşmalarda, 'Batı Trakya Türkleri' kelimesini dahi ağzına almayan Sayın Başbakan, 'Batı Trakya'da yaşayanlar' ifadelerini kullanarak aile dostu Karamanlis'i sevindirmiş ve Avrupa kimliğini bu vesileyle de ispat ederek Patrikhane pasaportuyla ve teslimiyet treniyle AB hayal yolculuğunu sürdürme iradesini ortaya koymuştur."
MHP lideri Bahçeli, azınlık cemaatlerine tüzel kişilik tanınması ve cemaat vakıflarının yasal denetim dışında bırakılarak çok geniş yetkilerle donatılmasının, AB'nin dayatma paketinin en önemli unsurlarından birisi olduğunu belirterek, "AKP Hükümeti bunun gereğini yerine getirmede son aşamaya gelmiş ve Lozan Antlaşmasına açıkça aykırı olan ve daha önce Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen Vakıflar Kanununu virgülüne dahi dokunmadan komisyondan geçirerek Meclis Genel Kuruluna getirmiştir" dedi. -
"TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN ÇOK VAHİM SONUÇLAR DOĞURACAK"-
Hükümetin bu konudaki gerçeklere gözlerini kapattığını ve yapılan bütün haklı uyanları dikkate almadığını ileri süren Bahçeli, AK Parti Hükümetinin, Türkiye'nin başına çok büyük sıkıntılar açacak bu düzenlemeyi AB'ye bir diyet borcu olarak ödemekte kararlı göründüğünü savundu. Bahçeli, Vakıflar Kanunu'nun bu şekliyle Meclis'ten geçirilerek uygulamaya konulmasının, telafisi mümkün olmayan çok vahim sonuçlar doğuracağına da dikkati çekti.
Osmanlı döneminden Lozan'a kadar cemaat vakıflarının istisnai bir düzenlemeye tabi olduğunu anımsatan Bahçeli, şöyle devam etti: "Şimdi bu istisnai düzenleme, kurulmuş ve kurulacak bütün yabancı vakıflar için bir hak ve kurul haline getirilmektedir. Eski ve yeni vakıfların statüleri eşitlenmekte ve tümü için yurt içinde ve yurt dışında sınırsız bir örgütlenme, faaliyet ve parasal dış yardım alma serbestisi getirilmektedir. Bütün yabancı vakıflara devletin hiçbir müdahalesi olmadan sınırsız şube açması yasal güvenceye kavuşturulmaktadır. Bu vakıfların siyasi amaç gütmemesinin ve siyasi nitelikli faaliyette bulunmamasının önündeki tüm engeller kaldırılmaktadır. Yabancıların Türkiye'de istedikleri gibi serbestçe vakıf kurmaları ve bunların yönetiminde yer almaları imkanı getirilmektedir. Bütün bunlar Türkiye'nin Lozan'da üstlendiği yükümlülüklerin çok ötesine giden ve başta Yunanistan olmak üzere hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde bulunmayan düzenlemelerdir."
-"TÜRKİYE TAZMİNAT ÖDEMEK DURUMUNDA KALACAK"
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Vakıflar Yasasının yürürlüğe girmesiyle; Türkiye'nin vakıf malları konusunda çok büyük miktarda tazminat ödemek durumunda kalacağını iddia ederek, her bir azınlık vakfı ve kilisenin tüzel kişiliğe kavuşacağını söyledi. Devlet Bahçeli, şunları kaydetti: "Vakıfların şirket kurarak denetimsiz faaliyette bulunmasının önü açılacak. Batı Trakya Türk azınlığı için Lozan'da öngörülen mütekabiliyet ilkesi çiğnenecek, Türkiye'de misyoner örgütlerin ve ideolojik derneklerin, yabancı fonların yönlendirilmesinde vakıf adı altında örgütlenerek denetimsiz faaliyette bulunması mümkün hale gelecektir. Bütün bunlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti hiçbir denetim yetkisine sahip olmayacak ve bu vakıfların zararlı faaliyetleri karşısında hukuk düzeni içinde cevap verilmesi imkanı bu yasayla hukuk sisteminin elinden tamamen alınacaktır. MHP, Vakıflar Yasası görüşmeleri sırasında haklı ve samimi ikazlarını sürdürecek ve Hükümetin dönüşü olmayan çok tehlikeli bir yola girmesini önlemek için elinden geleni yapacaktır."