Son Dakika: Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aile kurumu saldırı altında!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "LGBT gibi sapkın akımlardan bağımlılığa, aile kurumuna dönük saldırılara, 7’den 70’e tüm insanlığı, bununla birlikte 86 milyon vatandaşımızı da tehdit eden meydan okumalarla yüz yüzeyiz" dedi.
ABONE OLCumhurbaşkanı Erdoğan, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda “Birlik Vakfı 40. Kuruluş Yıl Dönümü Programı”nda konuştu.
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
İstikbalimizin mimarları sevgili gençler, kurucular kurulu ve mütevelli heyetinin değerli üyeleri, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle ve muhabbetle selamlıyorum. Birlik Vakfımızın kuruluşunun 40. yılı münasebetiyle tertiplenen bu anlamlı programda sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hem hasret giderdiğimiz hem de mücadele, dava ve adanmışlıkla dolu 40 yıllık bir maziye hep birlikte nazar eylediğimiz bu buluşmanın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Vakfımızın kuruluşuna öncülük eden İsmail Kahraman ağabeyimiz için hazırlanan belgeseli hep birlikte izledik; milleti ve memleketi için elini nasıl taşın altına koyduğunu, gerek sivil toplum çalışmalarıyla gerekse siyasette üstlendiği görevlerle ülkemize hangi hizmetlerde bulunduğunu bir kez daha gördük. Ayrıca Birlik Vakfımızın kimlerin özverisiyle, hangi badireleri atlatarak ve hangi süreçlerden geçerek bugünlere geldiğini tekrar hatırladık. Öncelikle yarım asrı aşkın süredir yol arkadaşı olmakla iftihar ettiğim İsmail Kahraman ağabeyimize, sizlerin huzurunda şükranlarımı sunuyorum; emekleri, gayretleri, bilgisi, feraseti ve tecrübesiyle bizlere yol gösterdiği, bizlerle yol yürüdüğü, bize yoldaşlık ve kaderdaşlık ettiği için Cenab-ı Allah kendisinden razı olsun.
Rabbim bugün burada olduğu gibi, yarın Rûz-i Mahşer’de Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz’in Livâ-ül-Hamd ismiyle müsemma sancağı altında bizleri buluştursun. Yine bu vesileyle, geride bıraktığımız kırk yılda Birlik Vakfımız bünyesinde görev almış, bu çatı altında gençlere ve millete hizmet etmiş, hayırda yarışarak kendisini Türkiye’nin ve ümmetin selametine vakfetmiş tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum; bu süre zarfında vakfımızın farklı birimlerinde vazife üstlenmiş fakat artık aramızda olmayan tüm büyüklerimize ve kardeşlerimize Mevla’dan gani gani rahmet diliyor, ülkem ve milletim adına kendilerine bir kez daha şükran ve minnet duygularımı sunuyorum.
Konferanslarıyla, panelleriyle, matbu ve dijital yayın faaliyetleriyle, farklı ihtisas alanlarındaki yirmiyi aşkın komisyonuyla Birlik Vakfımız ilim, kültür ve irfan hazinemizi maziden atiye ulaştırıyor. Buradaki arkadaşlarımız, millî ve manevi değerlerine sıkı sıkıya sarılan, bilgisiyle, eğitimiyle, ufku ve karakteriyle karanlıklar içinde ışıl ışıl parlayan bir gençliğin yetişmesi için kırk yıldır elinden geleni yapıyor. Vakfımızın niyeti hayır olduğu için hamdolsun cehdi de, emeği de, gayreti de hayırlı neticelerle taçlanıyor. Merkezinde birlik anlayışının yer aldığı bu ocaktan yetişen kardeşlerimiz bugün siyasetten iş hayatına, akademiden bürokrasiye kadar her alanda Türkiye’ye alınlarının akıyla hizmet ediyor. Tüm zorluklara ve tüm sıkıntılara rağmen, 29 Mayıs 1985’ten beri tekerleğin tümsekte kalmasını bekleyenlere rağmen bütün bu hizmetleri yaptık, yapıyoruz; Rabbim ömür verdikçe de yapmaya devam edeceğiz.
40 yılda kat edilen bu önemli mesafenin her aşamasında; talebeler için yemek pişiren, misafirlere çay ikram eden, yurtların bakım ve temizliğini üstlenen emekçi kardeşlerimizden, gençlere danışmanlık yapan, öğrencilere burs bağlayan, tecrübeleriyle birlikte tavsiyelerini de gençlerle paylaşan hayırsever insanlara kadar, yöneticisinden personeline, kurucusundan mütevelli üyesine vakfımızın her bir mensubunun payı, emeği, göz nuru ve gönül harcı vardır. Bunun için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bu çatı altında ter döken, “Halka hizmet Hakk’a hizmettir” düsturuyla geceyi gündüze katan, ailesinden fedakârlıkta bulunarak burada Allah rızası için koşturan her bir kardeşime şükranlarımı ifade ediyorum. Burası görüldüğü gibi böyle bir salon değildi; burası Belediye Başkanlığı döneminde spor sergi sarayıydı ve biz üstat ile burada nice konferanslar yaptık. Sayın Demirel’in de Cumhurbaşkanlığı döneminde burayı yıkıp bu hale getirdik; o konferanslarda öyle zannettik ki yıkıldı yıkılacak, spor sergi sarayının öyle bir hali vardı; ama gel gör ki hamdolsun böyle bir salonu İstanbul’umuza kazandırdık. İnşallah daha nice yıllar boyunca Birlik Vakfımızın ülkemize, milletimize, gençlerimize ve ümmete özveriyle hizmet edeceğine yürekten inanıyorum. Tabii şu gerçek de hafızalarımıza silinmez bir şekilde kaydolmuştur: 1916 yılında kurulan Millî Türk Talebe Birliği, Türkiye’nin en köklü öğrenci teşkilatı olarak dalları vatanımızın dört bir yanına uzanan, binlerce talebeyi gölgesinde serinleten büyük bir çınardı.
Gençlik yıllarımda aktif görev üstlendiğim Millî Türk Talebe Birliği’nde, kendilerine ağabey diye hitap ettiğim, her birinden çok şey öğrendiğim nice büyüğümüz, nice ilim, kültür ve aksiyon adamımız, nice mütefekkirimiz vardı. Millî Türk Talebe Birliği bizim için bir okuldu; kelimeleriyle, gönül ve zihin dünyamızı aydınlatan bir irfan ocağıydı. Ancak 1980 darbesinin üzerinden silindir gibi geçtiği sivil teşekküllerden biri de, unutmayalım, Millî Türk Talebe Birliği idi. Hani diyor ya Karacaoğlan: “Aradılar bir tenhada, buldular, yaslandılar, şıvgaların kırdılar; yaz bahar ayında bir od verdiler, yandım gittim, alâkarlı dağlar iken.” İşte darbeciler de tamamen keyfî sebeplerle, sırf millete düşmanlıklarından dolayı Millî Türk Talebe Birliği’nin kapısına kilit vurdular; bu ocağı bitirmek istediler. Ama her Millî Türk Talebe Birliği mensubunun yüreğinde kor bir ateş misali yanan o ruhu, kanında dolaşan o dava şuurunu söndüremediler. Üstadın ifadesiyle, kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına; vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına ve idrakine sahip bir gençliğin önüne set çekemediler. Millî Türk Talebe Birliği’ne zorla bıraktırılan sancağı Birlik Vakfımız devralmış; millete ve ümmete hizmet mücadelesi kesintiye uğramamış, uğratılamamıştır. Millî Türk Talebe Birliği’nin özünü oluşturan, varoluş gayesini teşkil eden tüm değerler Birlik Vakfı’nda yeniden temerküz ve tecessüm etmiş; bir kapı kapanmış fakat Cenab-ı Allah’ın sonsuz lütfuyla çok daha geniş, çok daha güçlü yeni bir kapı açılmıştır.
"AİLE KURUMU SALDIRI ALTINDA"
Çağın çok hızlı bir şekilde değiştiği, buna paralel olarak kültürün, geleneğin ve kıymet atfedilen değerlerin de dönüştüğü, hatta tüm bunların kuşatma altına alındığı bir dönemde yaşıyoruz. Bilgi ve enformasyon geçmişte hiç olmadığı kadar hızla yayılıyor; teknoloji ve dijitalleşme, eski dönemlerle kıyas dahi kabul etmeyecek yeni imkânlar ve yeni avantajlar sunuyor. Bu nimetlerden hepimiz elbette azami ölçüde istifade ediyoruz; fakat bunların beraberinde getirdiği yeni tehditleri ve yeni sınamaları da çok yakından hissediyoruz.
"86 MİLYON VATANDAŞIMIZI TEHDİT EDEN MEYDAN OKUMALARLA YÜZ YÜZEYİZ"
Küresel ölçekte kültür emperyalizminin dayatmaları sebebiyle, bireyden aileye, aileden de topluma uzanan bir tefessüh riskiyle karşı karşıyayız. LGBT gibi sapkın akımlardan bağımlılığa, mahremiyetin yok olmasından aile kurumuna dönük saldırılara, 7’den 70’e tüm insanlığı, bununla birlikte 86 milyon vatandaşımızı da tehdit eden meydan okumalarla yüz yüzeyiz.
"HÜKÜMET OLARAK KUŞKUSUZ HER SEVİYEDE TEDBİRLERİMİZİ ALDIK"
Bugün geldiğimiz noktada İbn Haldun’un işaret ettiği hakikati daha net görebiliyoruz: Tehdit yalnızca şekil ve boyut değiştirmiştir; lakin hedef her zaman olduğu gibi aynıdır. Hedef insandır, hedef ailedir, hedef millî ve manevi değerlerimizin tahrip edilmesidir. Buna karşı devlet ve hükümet olarak kuşkusuz her seviyede tedbirlerimizi aldık, alıyoruz. Mesela insanımızı bataklığa sürükleyen sanal bahis ve kumar belasının kökünü kurutmak için kapsamlı bir eylem planını uygulamaya koyduk. Aynı şekilde toplumun çekirdeği olan aileyi güçlendirmek amacıyla farklı projeleri hayata geçirdik; çocuk başına yapılan ödemelerin artırılmasından yuva kurmak isteyen gençlerimize yardımcı olunmasına kadar pek çok destek paketini devreye aldık. Fakat şurası da bir gerçektir ki, bağımlılık gibi aile kurumuna yönelik saldırılar, uyuşturucu, sanal bahis ve kumar gibi küresel boyutu olan tehditlerle mücadele yalnızca devlet eliyle yürütülemez; yürütülse dahi arzu edilen neticeye ulaşılamaz.
Bağımlılık denilen modern zaman vebasının başını erkenden ezmezsek, Allah korusun, yarın daha derin sosyal krizlerle karşılaşabiliriz.
"BİRLİKTE HAREKET EDERSEK BİRLİKTE SAVAŞIRSAK PÜSKÜRTEBİLİRİZ"
Bakınız, çok açık söylüyorum: Gençlerimizi, neslimizi ve geleceğimizi hedef alan bu saldırı dalgasını ancak bir olursak, birlikte hareket edersek, birlikte savaşırsak püskürtebiliriz. Sadece kendi evinin önünü temizlemek yetmez; komşularımızla da özellikle el ele verip onlara el uzatmak, yardımcı olmak mecburiyetindeyiz. Bunun için toplumun her kesiminin desteğine ve katkısına ihtiyacımız var. Gönüllü kuruluşlarımızın, medyamızın ve üniversitelerimizin bu mücadelede bize omuz vermesine ihtiyacımız var. Siyasi partilerimizin abuk sabuk gündemleri terk edip ülkenin ve milletin can yakıcı sorunlarına odaklanmasına ihtiyacımız var. Gençlerimizin rol model gördüğü sporcuların, sanatçıların ve kanaat önderlerinin bu mücadeleyi sahiplenmesine ihtiyacımız var. Hepsinden öte, ailelerimizin bilinçlenmesine, meselenin farkına varmasına ihtiyacımız var.
"BİZ 'TEKNOFEST GENÇLİĞİ' DEDİKÇE, BİRİLERİ BUNDAN HEP RAHATSIZ OLDU"
Tekrar vurguluyorum: Dijital tekno kültürün bilhassa gençlerimizin üzerindeki olumsuz etkilerini ancak topyekûn bir dayanışma ruhuyla engelleyebiliriz. Aileyi önemsiz hâle getirmeyi, değerlerimizi yıpratmayı, gençlerimizi manen ve ruhen çökertmeyi, böylece adım adım bireyi köleleştirmeyi hedefleyen bu melun kuşatmayı ancak el ele verirsek kırabiliriz. Şu muhasebenin de artık cesaretle yapılması gerektiği inancındayım; biz “TEKNOFEST gençliği” dedikçe, dinine, kültürüne, ruh köküne bağlı, imanlı, ahlaklı ve nitelikli gençler yetiştirmeliyiz dedikçe birileri bundan hep rahatsız oldu. Batı’dan kopyaladıkları gardırop modernleşmesini yıllarca bu ülkeye ilericilik ve çağdaşlık diye pazarladılar; hem Batı’yı hem Doğu’yu bilen, bir ayağı bu topraklarda, diğeriyle de tüm dünyayı dolaşabilen bir gençliği ideolojilerine tehdit olarak gördüler. Kimse kusura bakmasın; bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde kendi öz değerlerinden ve milletin hassasiyetlerinden tiksinen işte bu çarpık zihniyet bulunmaktadır. Elitist, üstenci anlayışın egemen olduğu dönemlerde toplumu bir arada tutan çimento zayıfladı, millî bünyemiz daha kırılgan hâle geldi. Yirmi üç yıldır aynı zamanda birikmiş bu yanlışları da düzeltmeye çalışıyoruz. Derneklerimizden, vakıflarımızdan, gönüllü teşekküllerimizden daha fazla inisiyatif almalarını, sorunların çözümünde bizlere daha fazla yardımcı olmalarını özellikle istirham ediyorum.
Saygıdeğer misafirler; tabii burada bu tür meseleleri konuştuğumuzda umutlarımızı zayıflatan bir gerçeği de teessüfle dikkatinize sunmak durumundayım: Biz millî meselelerde güç birliği yapalım dedikçe, maalesef muhalefette aynı hüsnüniyeti göremiyoruz. Türkiye’deki muhalefetin milletin dertlerini dert edinmek, memleketin sorunlarına çözüm üretmek gibi bir alışkanlığı yok. Bilhassa iktidarın alternatifi olması gereken ana muhalefet partisinin böyle bir gündemi, kaygısı, tasavvuru ve niyeti mevcut değil. Dünyada ne olup bittiğini, insanlığın nereye gittiğini, gençleri hangi tehdit ve tehlikelerin beklediğini takip bile etmiyorlar. Belediyeleri haraca bağlamış, rüşvetsiz selam dahi almayan bir avuç rant şebekesinin gündemine tamamen hapsolmuş vaziyetteler. Meselenin daha vahim tarafı şudur: Alkolün, uyuşturucunun ve kumarın yuvaları dağıttığı ortadayken, bunlar çıkıyor grup kürsülerinden kumarı meşrulaştırıyor, içkiyi özendiriyorlar; mezar başında kadeh tokuşturmak gibi saçmalıkları savunuyorlar. LGBT denilen aile ve fıtrat düşmanı akımlara hamilik yapanlar da yine bunlardır.