Bahçeli: 'Barışın başı Türkiye, Gazze Barış Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan olmalı'
Son dakika haberleri... MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
ABONE OLMilliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı'nda iç ve dış gündeme dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Suriye'deki gelişmelere geniş yer ayıran Bahçeli, YPG'nin bölgeden temizlenmesini olumlu karşıladığını belirterek, "Şam'ın güvenliği Ankara'nın güvenliğidir" mesajını verdi. CHP'nin emekliler üzerinden yürüttüğü siyaseti "ayak oyunları" olarak nitelendiren Bahçeli, toplumsal şiddet olaylarına ve ahlaki yozlaşmaya da sert tepki gösterdi. Bahçeli konuşmasının sonunda Gazze meselesine değinerek, barış sürecinin Türkiye liderliğinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
Haftalık olan Meclis Grup Toplantımızın başında, muteber heyetinizi kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. En iyi dileklerimi sunuyorum. Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, radyo kanallarından ve sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda devamlı boyut değiştiren karmaşık olayların onca yükünü omuzlayan, huzurlu ve onurlu bir hayatın taliplisi olan tüm kardeşlerimizi yüreğimle selamlıyor, şükran duygularımı paylaşıyorum.
SİYASİ YOL HARİTASI VE KARARLILIK MESAJI
Haftalık arayla önce İl Başkanları Toplantımızı, müteakiben Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu ortak toplantımızı gerçekleştirdik. Bundan sonra takip ve temin edeceğimiz siyasi yol haritası üzerine muhtevalı değerlendirmeler yaparak fikir ve görüş birliği sağladık. Ülkemizi her yönden etkileyen iç ve dış gelişmeleri, dünyayı kasıp kavuran siyasi ve stratejik mücadeleleri, çoğalan risk ve tehditleri kapsamlı olarak ele aldık.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ VE SİYONİST EMPERYALİZME TEPKİ
Bilhassa terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefleri çerçevesinde bir yandan atılan kararlı adımları, diğer yandan da bozucu tesirleri ve bozguncu tertipleri dikkatle yorumladık. Yıkımı ve yıkıcılığı tercih eden Siyonist emperyalizmin yoz ve yeminli işbirlikçilerini, bunların şiddet ve şekavetle yazılmış husumet senaryolarını gözden geçirerek temkinli ve tedbirli siyasi duruşumuzu teyit ettik. Memnuniyetle ifade etmeliyim ki Milliyetçi Hareket Partisi; huzurlu, güvenli, millî birlik ve bütünlüğü çelikleşmiş, barış ve refahla çatısı örülmüş bir Türkiye’yi, Cumhur İttifakı’nın ortak akıl ve ahlaki yapısıyla hayata geçirmenin sonsuz amaç ve azmindedir.
SAHA ÇALIŞMALARI VE GAYRET VURGUSU
Ayrıca 24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız 'Hayırlı Günler Komşum' ziyaretleri ile 'Derdin Derdimizdir' sohbet toplantılarında sürekli olarak çıtayı yükseltiyor, yurdumuzu baştan ayağa gönlümüzle kucaklıyoruz. Çok şükür bugüne kadar 81 il ve 963 ilçede olmak üzere toplam 76.544 program gerçekleştirilmiştir. Marifet iltifata tabidir; muvaffakiyetin ikmali ve itibarı metiyededir. Bu münasebetle sizleri ve bütün dava arkadaşlarımı takdir ve tebrik ediyor, Rabbim eksikliğinizi göstermesin diyorum.
Bizim anlayışımızda çalışmanın sınırı, başarının limiti yoktur; kaderin rotası, gayret edenin damla damla akan teriyle çizilmektedir. Nitekim kader gayrete meftundur. Kur’an-ı Kerim’in Dokuzuncu Suresi’nin 39’uncu ayetinde buyurulduğu gibi, insan için yalnızca çalışmasının, gayretinin ve halis niyetlerinin karşılığı olacaktır.
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ PERSPEKTİFİ VE GELECEK VİZYONU
Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde ulaşılacak büyük hedeflerimiz, hayalleri gerçeğe dönüştürecek kutlu heves ve heyecanlarımız vardır; peki bunu nasıl yapacağız, hangi vasıtaları kullanacağız? İlk olarak milletimizin irade namusunu kendi namusumuz bilecek, demokrasiden sapma ve savrulma göstermeyeceğiz. İkinci olarak çağın gereklerini, zamanın ruhunu, değişim dinamiklerinin istikamet ve iç yüzünü Türk milliyetçiliğinin perspektifiyle, dünyanın dilini de Türkçenin imkânlarıyla okuyacak; Türkçenin zenginliğiyle kavrayacağız. Millî ve manevi değer hükümlerimizi, varoluş onurumuzun zırhı; birliğimizin, dirliğimizin ve kardeşliğimizin bedeli hiçbir şekilde ödenemeyecek bir ziyneti olarak değerlendireceğiz.
KIZIL ELMA VE SÜPER GÜÇ TÜRKİYE İDEALİ
Üçüncü olarak, kökümüzden kopmadan, millî kimliğimizden ayrılmadan, kaynağımızdan ve yüklerimizden, aydınlığımızdan savrulmadan, güç birliği ve inanç birliği hâlinde saflarımızı sımsıkı tutarak devamlı ilerleyeceğiz. Hâsılıkelam, kızıl elmanın şafağında hep birlikte buluşacağız; vakti geldiğinde güneşi doğduğu yerden karşılayacağız, vakti geldiğinde Türk milletinin yazılmamış destanını şakır şakır okuyacağız, vakti geldiğinde süper güç Türkiye’nin kale duvarlarından Türk cihan hâkimiyeti mefkûresini haykıracağız.
Biliyor ve kabul ediyoruz ki zafer dediğimiz beşerî ve dünyevî lütuf; ancak ve ancak sabreden, akleden, mücadele eden, iman eden, “kim var?” diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan “ben varım” diyebilen yüksek seciyeli dava ve gönül insanlarının harcıdır ve onlara layıktır. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı işte bu harcın ve liyakatin burcudur.
İHANETİN VE HAİNLERİN KARŞISINDAYIZ
Özellikle söylemek istiyorum ki biz çıkarlarımızın değil, ülkülerimizin peşindeyiz; biz ikbalimizin değil, istiklalimizin derdindeyiz; biz yalanın değil, hakikatin izindeyiz. Halkın yanındayız, hakkın yanındayız, hakkaniyetin yanındayız, helalin safındayız; tıpkı bir bayrak gibi haramın karşısındayız, ihanetin karşısındayız, hainlerin karşısındayız, habis emellerin karşı cephesindeyiz.
"BİZ, KULA KULLUĞU REDDEDEN İNANMIŞ BİR VİCDANA SAHİBİZ"
Biz, kula kulluğu reddeden inanmış bir vicdana sahibiz; eğilmez başımızla, teslim olmaz mizacımızla milletimizin hizmetkârıyız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaseti, Türk tarihinin zamanlar üstü mesajıdır; Türk kültürünün çağları aşan seslenişidir; Türk milletinin gıpta edilen muazzez varlığı ve vakarına da mündemiçtir. Siyaseti hizmet yarışı yerine hezimet rekabetine, zillet parkuruna dönüştürenler bizi anlayamaz; anlasalar bile anlatmaya takatleri yetemez.
"YALANI, FİTNEYİ, DEDİKODUYU VE İHTİRAYI SİYASET ZANNEDENLER ÜÇKÂĞITÇILARDIR"
Yalanı, fitneyi, dedikoduyu ve ihtirayı siyaset zannedenler; siyaseti rant ve çıkar devşirme fırsatı gören üçkâğıtçılardır. Bizim anlayışımıza göre siyaset; bir meziyet, bir mecburiyet, bir meşruiyet, bir meftuniyet ve bir mensubiyet olmasının yanı sıra, insana hizmeti millî iradeye faziletle, fiiliyetle, fikriyetle, hassasiyet ve hürmetle göstermenin cümlesidir. Bu cümleden mahrum olanların siyasetleri kötüdür, kötürümdür, köhnedir.
"İSTİSMAR DALLARINA YÜZSÜZCE KONANLAR BEDEL ÖDEMEYİ GÖZE ALMALI"
Mayası tutmamış, ne var ki ısrarla modaymış gibi gösterilen düşünceler önümüzdeki kör noktalardır; siyaset bunu öngörmekle mükelleftir. Yirminci yüzyıla ismini yazdıran meşhur bir düşünürün dediği gibi: “Hepimiz aynı şeylerden konuşuyoruz; ancak konuştuğumuz şeyin ne olduğu konusunda hâlâ anlaşabilmiş değiliz.” Siyaset, vaki bu akıl tutulmasının sebep olduğu kör düğümleri çözmekle yükümlüdür.
Siyaseti sanal korkulara tahvil etmek isteyen pişkin zihniyetler, pireyi deve yapan palavracılar, bir kaşık suda fırtına koparan pervasızlar akıllarından çıkarmasınlar ki hak edene fırlatılacak taşlar cebimizdedir. Hesapsız uçanlar, istismar dallarına yüzsüzce konanlar bedel ödemeyi muhakkak surette göze almalıdırlar.
"YPG YUVALANDIĞI SAHADAN SÖKÜLDÜ"
Bölgesel ve küresel gelişmelerin baş döndüren hız ve değişimi hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Evvel emirde yapacağımız her değerlendirmenin ağırlık merkezinin Türkiye olması mecburiyetindedir çünkü politik kavrayışımızın ve fikir kuvvetimizin kaynak ve hareket üssü, başkent Ankara’nın tarihî, siyasî ve gelecek vizyonuyla sınırlıdır. Pergelin sabit ucunu Ankara’ya koyarak, hareketli ucuyla da dünyayı, yaşanan hadiseleri ve hayatın derinliğini, kuvvetli akışını 360 derecelik açıyla analiz ve takip etmek durumundayız.
Bunu yaparken siyaset felsefesinde izleyeceğimiz usul ve yöntem ise tümevarım yönteminden başkası değildir. Görüş menzilimizin etki ve temas alanını kademe kademe merkezden çevreye, Ankara’dan kürenin her noktasına ulaştıracak çoklu mekanizma ve ufuk derinliğine sahip olmaktan başka, akla, mantığa ve tarihsel müktesebata muvafık bir çare yoktur.
Önce Suriye’de şekillenen ve somut bir içerik kazanan siyasî tabloyu değerlendirmek, bunun sonuçları hakkında mütalaada bulunmak lazımdır. Malumunuz olduğu üzere SDG ve YPG, yuvalandığı sahalardan Suriye ordusunun müessir mücadele yeteneğiyle sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından sürülüp çıkarılmıştır. Halep’in yanı sıra Rakka ve Deyrizor esaret, baskı, dayatma ve işgalden kurtarılmıştır. 10 Mart mutabakatına direnç gösteren, her fırsatta ayak sürüyen, dış tesirlilerle masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG ve YPG, kapsamlı bir süpürme harekâtıyla tutulduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak defedilmiştir. Son gelişmeler hem Suriye hem de bölge ülkeleri ve Türkiye’miz adına son derece müsbet ve kayda değerdir.
"SURİYE’DE YENİ BİR SİYASÎ VE TOPLUMSAL YAPI KURULMAKTADIR"
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG ve YPG’nin, 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mukayyet hareket ettiği açıktır. Gerçekten de Suriye’de tezahür eden SDG-YPG provokasyonlarını, 27 Şubat barış ve demokratik toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir. Suriye’de yeni bir siyasî ve toplumsal yapı kurulmaktadır; sıkıyı görünce teslim bayrağını çeken SDG ve YPG’nin, Şam yönetimi ile 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalamak durumunda kalması oldukça anlamlı ve hayırlı bir sonuçtur. Suriye’de Arap aşiretlerinin, Kürtlerin, Türkmenlerin ve diğer etnik grupların bir ve kardeşçe yaşamak dışında arayışları ve arzuları yoktur.
Özellikle Rakka ve Deyrizor’da ayağa kalkan Arap aşiretleri, Şam yönetimiyle el ele vermiş, SDG-YPG terörüne karşı olağanüstü bir mücadele sergilemişlerdir. Şunu tekrar açıklamak lazımdır ki Kürt kardeşlerimiz başkadır, SDG-YPG başkadır; SDG-YPG bir terör örgütüdür ve Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması kuyruklu bir yalan, A’dan Z’ye hayal mahsulüdür.
18 Ocak 2026 Pazar günü Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’ın yayımladığı kararname ve Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin yapmış olduğum yazılı değerlendirmede her mesele enine boyuna yorumlanmıştır. Bir kez daha ve özetle ifade edecek olursam, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı; tüm etnik ve dinî unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan, Suriye vatandaşlığında bütünleştiren; demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla anayasa yapılmasını önermiştik.
SURİYE CUMHURBAŞKANI'NIN KARARNAMESİ VE ÜNİTER YAPI VURGUSU
16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanı’nın anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rol ve sorumluluğuna binaen yayımladığı 2026/13 sayılı kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir. Bize göre mezkur kararname isabetli ve anlamlı olup, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Tekraren vurgulamak isterim ki Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi gerekmekte; konfederasyon, federasyon gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir.
Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin eşit hak ve özgürlüklere sahip olması, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmemesi çok mühimdir. En önemli ortak paydanın Suriye vatandaşlığı olacağı hususunda tüm sosyal kesimlere güvence verilmelidir. Suriye’de hiçbir kesim, hiçbir etnik veya mezhebî grup dışarıda bırakılmamalı, mağdur edilmemeli, yok sayılmamalıdır; tek bayrak, tek devlet, tek ordu anlayışıyla egemen eşitliği her karış toprağında tesis edilmiş Suriye Cumhuriyeti Devleti, bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkılar verecektir.
"FIRAT’IN DOĞUSU DA FAAL HÂLDE BULUNAN TERÖRİST FAALİYETLERİN KÖKÜ KURUTULMALI"
YPG’nin devlet içinde devlet gibi hareket eden fiilî ve mütecaviz tutumunun sürdürülebilirliği kesinlikle yoktur. Bu nedenle sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da Ayn el-Arab’dan Kamışlı’ya kadar faal hâlde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm hâlinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizme ve terörist örgütlerin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz; boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.
Terörün sonu yoktur, terörizm çıkmaz bir sokaktır; insanlığa karşı işlenmiş en vahşi suç terör suçudur ve terörle yaşamak, teröre sessiz ve seyirci kalmak onurlu yaşamanın tam tersi, tam zıddıdır. Cinayet, melanet, ihanet ve rezaletlerin hiç kimsenin yanına kalmayacağı, hiçbir hain örgütünün yanına bırakılmayacağı da gayet iyi bilinmelidir.
"ŞAM’IN GÜVENLİĞİ ANKARA’NIN GÜVENLİĞİDİR"
Suriye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasî ve toprak bütünlüğü, egemenlik hakları ile iç huzur ve istikrarı tartışılamaz, sulandırılamaz, sakatlanamaz mahiyettedir; Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir, Suriye halkının saadeti, selameti ve birliği Türk milletiyle bir ve aynıdır. Dileğimiz ve temennimiz şudur ki Şam yönetimi ile SDG-YPG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşması bir dönüm noktası teşkil etsin, terörsüz bölge hedefiyle siyasî ve toplumsal istikrarı amaçlayan huzurlu bir Suriye’nin tecellisine azami destek sağlasın.
ADALET VE TERÖRLE MÜCADELEDE KARARLILIK
Değerli dava arkadaşlarım, Farabi İdeal Devlet isimli eserinde adaleti, her kim olursa olsun insanın yolu üzerine dikilen engelleri aşması olarak tarif etmiştir; adalet bir sonuç değil, kutlu bir yolculuktur. Temeli adalet olmayan bir toplum veya devletin binası çürüktür; kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir. Geçmişimiz adaletli hükmün tertemiz misalleriyle doludur; tarihin her döneminde Türk milleti adaletiyle sivrilmiş, böylece adından ve şanından gururla bahsettirmiştir. Hazreti Mevlâna’nın dediği gibi adalet ağaçları sulamak, zulüm ise dikene su vermektir; biz dikene su verenlerden olmayacağız. Elbette bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi bilir; devlet duyguyla değil akılla yönetilir, kin ve nefretle değil adaletle muamele eder. Tehdit ne denli çetin, ne kadar derin olursa olsun devlet yönetimi adaletten ve hukukun çizdiği sınırlardan kesinlikle taviz vermez, vermemelidir.
Terörle ve bölücülükle mücadelede aynen böyle olunmalıdır. Türkiye’nin 1984 yılında fiilen başlayan bölücü terörle mücadelesinin 42 yıldır sürdüğü hepinizin malumudur ve bu mücadele beka düzeyinde en önemli sorunumuzdur; bu sorun köklü olarak mutlaka halledilecektir. Terörsüz Türkiye’ye adım adım ilerledikçe korkuya kapılanlar, uykuları kaçanlar, çılgına dönenler; hatta her türlü karalama kampanyasına aracı ve alet olanlar kaybetmeye, millet meclisi önünde mahkûm ve mahcup olmaya sonuna kadar müstahaktır.
Şirazlı Sâdî’den esinlenerek hatırlatmak isterim ki kendi ayıplarının hamalı olanlar, başkalarının kusurlarıyla uğraşırlar ve bunu yaparken son derece tehlikeli bir dile tevessül ederler; yanlışı ve yalanı savunacak kadar cahil, sağduyuyu ve doğruluğu göremeyecek kadar kör, iyiliği ve iyi niyeti inkâr edecek kadar nankör olanlardan Rabbim cümlemizi korusun, milletimizi de böylelerinden her daim uzak tutsun.
Tahriklere aldırmayacağız, yolumuzdan ayrılmayacağız, hamasi ezberlere takılmayacağız; siyasi geçim kapısı hâline getirilen demagojilere itibar etmeyeceğiz. Vatandaşlarımızın aldatılması, umut tacirliğinin körüklenmesi, yalanın egemenlik kurması ve nihayetinde millî halk iradesinin gasp edilmesine dönük hezeyanlarla siyaset yapan palavracı meddahların hâlâ varlığı, ahlaki temele yaslanan dürüst ve namuslu siyaset anlayışının yeterince kök salmadığına işarettir. Gerçekte dürüstlük pahalı bir mülktür; zillete düşmüş, ucuz insanlarda asla durmaz ve bulunmaz. Onlar ne söylerse söylesin, sırat-ı müstakim üzere mücadelemizi sürdüreceğiz; gayemiz ülkemizi hak ettiği gelişmişlik düzeyine ulaştırmaktır.
Her yolu mübah gören, her rüzgâra yelken açan, tarlasını sırtlayıp yağmur neredeyse oraya taşıyan iki yüzlülüğe ve karaktersizliğe hiçbir zaman itibar etmedik, etmeyeceğiz. Yeni yüzyılda terörü hayatımızdan mutlaka çıkaracak, feleğin çemberini kıracak, tuzakları bozacak, karanlık senaryoları yırtıp atacağız; mühürlü kalpler görmese de Türkiye’nin bahtının açık olduğunu, millî birlik ve dayanışma ruhunun düne nazaran çok daha sağlam hâle geldiğini cümle âleme göstereceğiz.
EKONOMİK İSTİKRAR VE MİLLİ BİRLİK
Ekonomik olarak gelişmiş, siyasal olarak istikrarını kesintisiz korumuş, adaletin gücüyle birliğini ve dayanışma iklimini muhafaza etmiş, her alanda isminden ve iradesinden bahsedilen bir Türkiye’yi Allah’ın izniyle inşa ve ihya edeceğiz. Bunu yaparken de ahlaki ve manevi cephemizi sarsan iç ve dış operasyonlara, aile kurumunu tahrip eden sistematik saldırılara, millî varlığımızı ve değerlerimizi yaralayan, hatta yarmaya başlayan tehlikeli akımlara sonuna kadar direneceğiz.
20 YANVAR VE AZERBAYCAN İLE KARDEŞLİK HUKUKU
Değerli arkadaşlarım, 20 Ocak 1990 Azerbaycan Türkü’nün bağımsızlık iradesinin silahla bastırılmak istendiği, masum soydaşlarımızın hedef alındığı, Bakü başta olmak üzere Azerbaycan’ın muhtelif bölgelerinde haklı taleplerle sokaklara çıkan halka ağır silahlarla müdahale edilmesi sonucunda yaşanan, tarihe “Kara Ocak” olarak geçen bir felaket günüdür.
Resmî verilere göre o kahredici günde 147 kardeşimiz şehit edilmiştir; ne var ki bu kanlı müdahale Azerbaycan Türkü’nün istiklal yürüyüşünü engelleyememiştir. 20 Yanvar, Azerbaycan halkının bağımsızlık uğruna ödediği en ağır bedellerden biri olduğu kadar, Türk milletinin engin hafızasında yer eden vahim bir acı ve ıstırabın ortak yankısı ve ortak yansımasıdır. Diğer taraftan, 2020 yılında yapılan 44 günlük Vatan Savaşı, uzun yıllar sabırla beklenen azatlığın ve adaletin gerçekleşmesine sahne olmuştur. Bu duygularla 20 Yanvar 1990’da ve Karabağ Savaşı’nda hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyor; dost ve kardeş ülke Azerbaycan halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kaderimiz birdir, kavlimiz birdir, kararımız birdir, kararlılığımız birdir, geçmişimiz birdir, geleceğimiz birdir, varlığımız birdir, vuslatımız birdir, adımız birdir, anımız birdir; sonsuza kadar kardeşiz: Tek millet, iki devlet; Azerbaycan ve Türkiye. Bizim siyasetimiz hasbidir, harbidir, dürüsttür, ilkelidir; tutarlıdır ve ahlaki esaslara dayanmaktadır.
"CHP’NİN MUHALİF SİYASETİ TÜRKİYE’YE KARŞI KURGULANMIŞTIR"
Birileri gibi işkembeden sallamayız, birileri gibi hem nalına hem mıhına vurmayız; gördüğümüz gibiyiz, göründüğümüz gibiyiz, olduğumuz gibiyiz ve görünmesini de biliriz. Çizgimizde zikzaklar yoktur; Karabağ Savaşı’nda tarihin yanlış tarafında duran, vatan mücadelesini tartışmaya açan CHP’ye de hiç benzemeyiz, buna da asla tevessül etmeyiz. CHP’nin işi gücü istismar ve inkârdır; Türk dünyasına ne kadar yabancı olduğu, Türk-İslam âlemine nasıl şaşı baktığı bizim nazarımızda bellidir, berraktır. CHP’nin mesleği ve meşgalesi, her millî meseleyi bağlamından koparmak, ülkemizi ve Türk dünyasını ilgilendiren gelişmelere yabancı durmak ve uzaktan bakmaktır; onların siyaseti enternasyonel hezeyanla perçinlenmiş, bizim siyasetimiz ise millî ve tarihî mirasımızla pekişmiştir.
CHP’nin muhalif siyaseti Türkiye’ye karşı kurgulanmıştır; fırsatçılık, istismar ve ganimet avcılığı geçim kapılarıdır. Hatırlarsanız geçen haftaki grup konuşmamda en düşük emekli maaşı alan kardeşlerimizin sefalet ücretine mahkûm edilmemesini, en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşınmasını gündeme getirmiştim; şu hususu “ama”, “fakat” demeden tekrar ediyorum. Sözlerimizin sonuna kadar arkasındayız ve emeklilerimizin yanındayız. Biz ne söylemişsek onu yapar, ne yapmışsak onu anlatır ve sahipleniriz. CHP’nin iç çekişmelerine, yolsuzluk ve rüşvet çarkına, uyuşturucu ve kumar âlemlerine, akıbeti meçhul kaynaklarına ve sorunlu siyasetine aklımız ermez, bilgimiz yetmez. Zira bizim aklımızda da fikrimizde de hep Türkiye vardır, Türk milleti vardır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhur İttifakı’nın ortağıdır ancak iktidar ortağı değildir. İttifak ortağı olarak Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin iyi niyetle, Türkiye’nin kalkınması ve milletimizin huzur ile refahı için bütçe imkânları doğrultusunda aldığı kararlara destek olmak siyasi ahlakımızın gereğidir ve biz bunu yapıyoruz. Boş işlerle uğraşmıyor, teneke gürültüsüne ve tencere gürültüsüne kulak asmıyoruz; köklü bir siyasi parti olarak ekonomik ve sosyal meselelere kafa yoruyoruz.
"AYAK OYUNLARINIZA KANMAYIZ"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in emeklilerle ilgili değerlendirmeleri diline dolaması ve istismara kalkışması, kendisini bir kez daha boşa düşürmüştür. En son Hatay’da yaptığı konuşmayla Cumhur İttifakı’nın içine fitne sokmak, emeklilerimiz üzerinde fitne düzeneği kurmak istemiştir. Şayet verdikleri önergelerine destek vermezsek bizi emeklilere sahip çıkmamakla suçlayacaklarmış; bu tatlı su kurnazına diyorum ki geçiniz bunları, sizin önergenize destek olmayız, ayak oyunlarınıza kanmayız, hiç de güzel taktiklerinize pabuç bırakmayız. Varsa Türkiye’nin meselelerini çözmeye yönelik çalışmalarınızı paylaşın da görelim; biz havanda su dövmeyiz, bulanık suda balık avlamayız, çölde deve izi saymayız.
İmkânlar arttıkça emeklilerimizin durumu da iyileşecektir; inanıyoruz ki millî birlik ve beraberlikle yarınlarımız bugünden çok daha güçlü ve çok daha müreffeh olacaktır. CHP boş keseden sallarken Milliyetçi Hareket Partisi, vatandaşlarımızın geçim meselesini kalıcı çözüme kavuşturmak amacıyla ekonomik ve sosyal politikalar üretmektedir; asgari refah seviyesinin endeks üzerinden hesaplanması ve ailelere gelir desteği projesi bunlardan biridir. Beslenme projesi, barınma projesi, giyim-kuşam projesi; bunlar Bilge Kağan’dan bu yana var olan esaslardır. Barınma, beslenme ve giyinme Türk’ün özüdür, Türk’ün politikasıdır. Vatandaşları pazar pazar dolaşıp soğanın, patatesin fiyatını saymak yerine beslenme projesinin nasıl hayata geçirileceğini anlatın. Konut meselesinde her gün ekranlara çıkıp yoksulu, emekliyi, işsizi istismar etmeye gerek yok, yaşanabilir ve güvenli konut edinmeyi sağlayacak projeler ortadadır. Hepsini toparlayan bütüncül sosyal politikalar seti budur; kurduğunuz ofislerin aklı bu projelere yetmez, ister Cumhurbaşkanlığı ofisi kurun ister Bakanlar Kurulu ya da gölge kabine oluşturun, bize yetişemezsiniz.
"TENCERE TAVA HEP AYNI HAVA"
Milliyetçi Hareket Partisi bu kadar hazırlıklı, bu kadar donanımlı ve bu kadar proje odaklı bir çalışma hâlindeyken, CHP’nin hâli şudur: Tencere, tava; hep aynı hava. Samimiyetsiz siyasetin sonu hüsranın uçurum dibidir, istismar siyasetinin sonu ise mutlaka hezimet çukurudur.
"ATLAS EVLADIMIZA ALLAH’TAN RAHMET, ACILI AİLESİNE SABIR VE BAŞSAĞLIĞI NİYAZ EDİYORUM"
Değerli milletvekilleri, İstanbul gündeminde yaşı henüz 17 olan Atlas Çağlayan isimli evladımız, “yan baktım” bahanesiyle 15 yaşındaki bir katil tarafından sokak ortasında katledilmiştir; müteessir bir hissiyatla diyorum ki Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etmiştir. Merhum Atlas evladımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum. Suça karışmış veya suç işlemiş çocuklarla ilgili ne gerekiyorsa mutlaka yapmalıyız.
Farkında mısınız; kaygı ve korkuları tırmandıran olaylar her gün birbirine eklemlenerek gözümüzün ta içine kadar sokuluyor. Farkında mısınız; Türkiye’nin toplumsal dokusu tahrip ve tahriş ediliyor. Yine farkında mısınız; ahlak mevzimiz, bizi biz yapan değerler manzumesi biteviye yaylım ateşine maruz kalıyor. Cinnet, cinayet, sanal bahis, kumar, uyuşturucu, bireysel ve toplumsal şiddet eş zamanlı olarak mesafe alıyor, huzurumuz yutuluyor, sükûnetimiz yıpratılıyor, medeniyet mirasımız dört bir koldan hücuma uğruyor.
"SANATÇI VE MEDYA MENSUPLARI UYUŞTURUCU BATAĞINDA, ÜNLÜSÜ ÜNSÜZÜ BU BATAKLIKTA ÇIRPINIYOR"
Bakıyorsunuz sanatçı ve medya mensupları uyuşturucu batağında, ünlüsü ünsüzü bu bataklıkta çırpınıyor; makyajlanmış hayatların ne kadar çürüdüğü gözler önüne seriliyor. Bakıyorsunuz bir özel jette her rezalet, her türlü iğrençlik sahne alıyor; ülkemiz merhum Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü eserini adeta aratmıyor, önüne gelen Bihter, önüne gelen Behlül karakterine bürünüyor. Sorarım sizlere: Bize ne oldu, hangi ara bu kadar irtifa kaybettik, bu hâllere nasıl düştük; dahası yaşananlar ve yaşatılanlar Müslüman Türk milletine reva mıdır? Merhum hocamız Prof. Dr. Nurettin Topçu’nun dediği gibi milliyetçiliğin davası ahlak davasıdır; bu davanın samimi ve faziletli sahiplerinin, çalışmalarının başında, işinde ve gayesinde her türlü siyaset ve menfaat hesaplarından mutlak suretle sıyrılmaları ve bunlardan uzak durmaları ilk şarttır.
"GAZZE'DE BARIŞIN BAŞI TÜRKİYE OLMALIDIR"
Filistin ve Gazze meselesinde barışın başı Türkiye, Gazze Barış Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan olmalıdır. Gerisi kim olursa olsun.