Sena Nur Çelik Kanat: 'Savaş hiçbir zaman kadınları özgürleştirmemiştir'
STRATCOM 2026 kapsamında organize edilen "Kadın Liderler Perspektifinden Küresel Krizler ve Gelecek Arayışı" panelinde, Gazze'de, "bombardıman altında doğum yapmak zorunda bırakılan" kadınlara dikkat çekildi.
ABONE OL
HABER7 - ÖZEL
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla gerçekleştirilen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nde (STRATCOM 2026) "Kadın Liderler Perspektifinden Küresel Krizler ve Gelecek Arayışı" paneli organize edildi.
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) Üyesi ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Eminoğlu'nun moderatörlüğünde yapılan panele AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, Lübnan Parlamento Üyesi Halima Kaakour, Bosna Hersek Milletvekili Rejhane Derviseviç, Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Majda Alfallah ve Forward Thinking'den Cecily Bayliss konuşmacı olarak katıldı.
Panelde söz alan AK Parti İstanbul Milletvekili Sena Nur Çelik Kanat, uluslararası sistemin iflasından Gazze'deki insani drama, Batı'nın çifte standardından Türkiye'nin kriz yönetimindeki diplomatik ve insani rolüne kadar kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
"BU KRİZLERİN EN KRİTİK OLANI, ULUSLARARASI DÜZENİN BİZZAT KENDİSİNİN ÇÖKÜŞÜDÜR"
Küresel krizlerin toplumlar üzerindeki etkilerine değinen Sena Nur Çelik Kanat, bu krizlerin tamamının kadınları orantısız biçimde etkilediğini ve toplumlardaki yerleşik eşitsizlikleri daha da derinleştirdiğini belirtti. Sistemsel sorunlara dikkat çeken Çelik Kanat, "Çoklu küresel krizlerin yaşandığı bir dönemde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ancak bu krizlerin en kritik olanı, uluslararası düzenin bizzat kendisinin çöküşüdür" dedi.
Mevcut küresel yapının işlevsizliğini vurgulayan Çelik Kanat, sözlerine şöyle devam etti:
"Savaşları, kitlesel vahşetleri ve insani felaketleri önlemekte defalarca başarısız olmuş bir sistemle karşı karşıyayız. Ukrayna’nın işgalinden İsrail’in Gazze’deki soykırımına, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin genişlemesinden Lübnan’da bir milyon insanın zorla yerinden edilmesine ve İran’la genişleyen savaşa kadar bu sistem, savunduğunu iddia ettiği ilkeleri koruyamamıştır. Tek taraflılığın yükselişi, Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliği ve uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanması, derin bir meşruiyet krizine yol açmıştır."
"TARİHİN İLK CANLI YAYINLANAN SOYKIRIMI"
Gazze'de yaşananların bu çöküşün en net kanıtı olduğunu ifade eden Çelik Kanat, "Bu durumun en açık şekilde görüldüğü yer Gazze’dir; burada uluslararası toplumun eylemsizliği ve suç ortaklığı, tarihin ilk canlı yayınlanan soykırımına yol açmıştır. Bu tablo, uluslararası sistemin ve Batı’nın kredibilitesinin ahlaki çöküşünü gözler önüne sermiştir. 'Bir daha asla' ilkesi, mağdurlar siyasi açıdan rahatsız edici bulunduğunda içi boş bir söyleme indirgenmiştir." dedi.
Çözümün yapısal bir reformdan geçtiğini belirten Çelik Kanat, "Uluslararası düzen, çok kutuplu bir dünyayı yansıtacak şekilde reforme edilmeli ve bir azınlığın dar çıkarları yerine insan haklarını, adaleti ve barışı esas almalıdır. Anlamlı bir reform gerçekleştirilmediği takdirde bu sistem başarısız olmaya devam edecek ve en başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere en savunmasız kesimler en ağır bedeli ödemeyi sürdürecektir." ifadelerini kullandı.
"KÜRESEL KRİZLER NEDENİYLE YERİNDEN EDİLENLERİN YÜZDE 75'İNDEN FAZLASINI KADINLAR VE ÇOCUKLAR OLUŞTURUYOR"
Kadın liderlerin kriz yönetimine farklı bir güç anlayışı getirdiğine dikkat çeken Çelik Kanat, kadınların güvenliğe daha bütüncül yaklaştıklarını; devlet güvenliğini gıda, enerji, sağlık, onur ve toplumsal dayanıklılık gibi unsurlarla birlikte düşündüklerini ifade etti. Kriz zamanlarında kadın liderlerin; ailelerin korunmasını, kırılgan gruplara destek verilmesini, toplumsal güvenin sürdürülmesini ve diyaloğun korunmasını stratejik öncelikler olarak gördüğünü vurguladı.
Bu perspektifin öneminin sahadaki verilerle sabit olduğunu belirten Çelik Kanat, "Bugünün krizlerinin en ağır bedelini kimlerin ödediğine baktığımızda, bu perspektifin önemi göz ardı edilemez. Küresel krizler nedeniyle yerinden edilenlerin yüzde 75’inden fazlasını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Kriz ortamlarında kadınlara yönelik şiddet, küresel ortalamanın yaklaşık iki katına çıkıyor." dedi.
"GAZZE, DÜNYANIN EN FAZLA AMPUTE ÇOCUĞUN YAŞADIĞI YER OLARAK TRAJİK BİR REKORA SAHİPTİR"
Gazze'deki tabloya özel bir parantez açan Çelik Kanat, "Gazze’de bu durum en acımasız haliyle karşımıza çıkıyor. Kadınlar, temel sağlık hizmetlerine erişemeden bombardıman altında doğum yapmak zorunda bırakılmıştır. Anneler, 20.000 çocuğu toprağa vermek zorunda kalmıştır. Gazze, dünyada en fazla ampute çocuğun yaşadığı yer olarak trajik bir rekora sahiptir. Buna rağmen kuşatma, açlık ve yerinden edilme koşulları altında kadınlar, ailelerini hayatta tutmak için mücadele vermeye devam etmektedir." şeklinde konuştu.
Bu acı tablolar karşısında kadınların küresel krizlere verilen yanıtların merkezinde yer alması gerektiğinin altını çizen milletvekili; aileleri bir arada tutan, kriz dönemlerinde toplulukları ayakta tutan ve çöküş sonrası yeniden inşaya katkı sağlayanların çoğu zaman kadınlar olduğunu, kadınların sürece dahil edilmesinin toparlanmayı hızlandırıp toplumsal dayanıklılığı güçlendireceğini ve toplumları daha sağlam hale getireceğini kaydetti.
Sena Nur Çelik Kanat, kriz döngüsünün tamamında kadınların katılımının artırılması gerektiğini belirterek; savaş ve çatışmalar bağlamında kadınların barış süreçlerinde, yerel arabuluculukta ve erken toparlanma aşamalarında yer almasının önemine değindi. İklim politikalarında kadınların dayanıklılık politikaları ve yeşil ekonomide gerçek bir paya sahip olması gerektiğini, ekonomik krizlerde ise kadınların ekonomiye katılımının yalnızca kadınları değil, ekonominin bütününü güçlendirdiğinin kabul edilmesi gerektiğini aktardı.
Ayrıca kadınların dijital yönetişim, yapay zekâ ve ileri teknolojiler alanlarında daha fazla yer alması gerektiğini savunan Çelik Kanat, geleceğin inşa edildiği alanlarda kadınlar yeterince temsil edilmediği sürece, o geleceği sağlıklı ve adil biçimde tasarlamanın mümkün olmadığını ifade etti. Siyaset, diplomasi, barış ve güvenlik alanlarındaki liderlik ve karar alma mekanizmalarında kadınların çok daha fazla yer almasının şart olduğunu belirten Çelik Kanat; şiddetten korunma, sağlık hizmetlerine erişim, güvenli barınma ile hukuki ve psikososyal desteğin kriz yönetiminin tali unsurları değil, temel altyapısı olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.
"AVRUPA'DAKİ MÜSLÜMAN KADINLAR EN DEZAVANTAJLI GRUPLAR ARASINDA YER ALIYOR"
Krizlere verilen yanıtların toplumdaki eşitsizlikleri de göz önünde bulundurması gerektiğini söyleyen Çelik Kanat, "Krizlere verilen yanıt aynı zamanda iç içe geçen eşitsizlikleri ve katmanlı ayrımcılığı da dikkate almalıdır. Çünkü tüm kadınlar krizleri aynı şekilde deneyimlemiyor. Din, etnik köken, göçmenlik durumu veya engellilik gibi nedenlerle zaten ayrımcılığa maruz kalan kadınların üzerindeki yük çok daha ağır oluyor. Örneğin Avrupa’daki Müslüman kadınlar en dezavantajlı gruplar arasında yer alıyor; çünkü hem kadın, hem etnik azınlık, hem de Müslüman kimlikleri nedeniyle katmanlı bir ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Bunu Avrupa’nın Ukraynalı ve Suriyeli mültecilere yönelik utanç verici ölçüde eşitsiz yaklaşımında açıkça gördük. Dolayısıyla politikalar, farklı geçmişlerden gelen kadınların ihtiyaçlarına göre uyarlanmalıdır. Aksi halde krizlere verilen yanıtlar, dışlanmayı yeniden üretmekten öteye geçemez." dedi.
Artan nefret suçlarına da dikkat çeken Çelik Kanat, "Bugün dünya genelinde ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğün, özellikle İslam karşıtı, antisemitik ve göçmen karşıtı nefret söylemi ve nefret suçlarının rekor seviyelere ulaştığını görüyoruz. Bu nedenle bu eğilimlere karşı çok daha güçlü ve koordineli bir küresel mücadele yürütülmelidir. Toplum içinde yayılan insandışılaştırma, sadece toplumsal uyumu zedelemekle kalmaz; aynı zamanda başka coğrafyalarda yaşanan acıların daha kolay mazur görülmesine ya da görmezden gelinmesine de yol açar." ifadelerini kullandı.
"SAVAŞ HİÇBİR ZAMAN KADINLARI ÖZGÜRLEŞTİRMEMİŞ VE BOMBALAR HİÇBİR ZAMAN ÖZGÜRLÜK GETİRMEMİŞTİR"
Batı'nın kadın hakları konusundaki ikiyüzlü tutumunu sert bir dille eleştiren Çelik Kanat, şu çarpıcı değerlendirmelerde bulundu:
"Batı’daki bazı meslektaşlarımızın, kadınların özgürleştirilmesi söylemini savaşa ahlaki meşruiyet kazandıran bir kılıf olarak kullanması kabul edilemez. Bu söylemi Afganistan’da duyduk, Irak’ta duyduk ve şimdi İran bağlamında yeniden duyuyoruz. Oysa savaş hiçbir zaman kadınları özgürleştirmemiş ve bombalar hiçbir zaman özgürlük getirmemiştir. Bölgemizdeki kadınları dış müdahaleyle kurtarılmayı bekleyen pasif mağdurlar olarak gören bu sömürgeci ve oryantalist zihniyeti ilk reddetmesi gerekenler kadın liderlerdir. İran’daki kadın hakları, evrensel insan hakları mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak bu mücadelenin asli sahibi, her şeyden önce İranlı kadınların kendisidir. Bu mücadele dayanışmayla ve insan hakları mekanizmaları yoluyla desteklenebilir; fakat asla savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırılmamalıdır. Minab’daki kız okulunu hedef alan ve 160 kız çocuğunu katleden saldırı, özgürlük söyleminin şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldığında ne kadar ölümcül sonuçlar doğurabileceğini dehşet verici biçimde hatırlatmaktadır."
TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİYE "İNSANİ KATKISI"
Konuşmasının son bölümünde Türkiye'nin küresel krizleri yönetmek için attığı adımlara değinen Çelik Kanat, Ankara'nın diplomatik vizyonunu şu sözlerle özetledi:
"Türkiye, küresel krizlere diplomasi, arabuluculuk ve insani yardımı bir araya getiren bir modelle yanıt veriyor. Pek çok aktörün güç kullanımına yöneldiği bir dönemde Türkiye, diplomasiyi canlı tutarak; Ermenistan-Azerbaycan, Somali-Etiyopya, Rusya-Ukrayna ve Pakistan ile Afganistan arasındaki krizlerde arabulucu, kolaylaştırıcı ve köprü kurucu rol üstlenmiştir. Bu çabalar, bölgesel ve küresel barış ile güvenliğe önemli katkılar sağlamış; Türkiye’yi gerilimleri azaltabilen, diplomatik kanalları yeniden açabilen ve siyasi çözümler için alan yaratabilen bir istikrar unsuru hâline getirmiştir."
Bölgesel krizlerdeki Türk dış politikasına da değinen Çelik Kanat, "Türkiye, Suriye ve Libya’da toprak bütünlüğünü, güvenlik sektörü reformunu, kurumsal toparlanmayı ve ulusal yeniden inşa süreçlerini desteklemektedir. Sudan ve Yemen’de iç bütünlüğün korunması ve parçalanmanın önlenmesi yönünde çaba göstermektedir. Somali’de ise uzlaşıyı destekleyerek, ayrıştırıcı dinamiklere karşı durmaktadır." dedi.
Türkiye'nin krizlere sadece istikrar değil, adalet perspektifiyle de yaklaştığını belirten Çelik Kanat, "Rohingya’dan Filistin’e kadar büyük insani krizlerde aktif rol üstlenmiş ve insani yardım alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri hâline gelmiştir. Ukrayna’da ise Karadeniz Tahıl Girişimi’ne aracılık etmiş ve uygulanmasını sağlamıştır. Bu önemli diplomatik başarı, küresel gıda güvenliği krizinin daha da derinleşmesini önlemeye katkı sağlamıştır." ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE'NİN SÜRDÜRMEYE DEVAM ETTİĞİ ROL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın küresel vizyonuna atıfta bulunan Çelik Kanat, "Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde ve 'Dünya beşten büyüktür' çağrısı doğrultusunda Türkiye, uluslararası sistemin reformunu diplomasisinin temel unsurlarından biri hâline getirerek; uluslararası hukukun, barışın ve hesap verebilirliğin daha adil, temsil gücü daha yüksek ve daha tutarlı bir şekilde tesis edildiği bir düzen çağrısında bulunmaktadır. Türkiye’nin sürdürmeye devam ettiği rol şudur: Derinleşen krizler çağında sorumluluk üstlenen, adaleti savunan ve barış için hareket eden bir aktör olmak." dedi.
"İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDAN BU YANA YAŞANAN EN AĞIR İNSANİ FELAKETLERDEN BİRİ SURİYE KRİZİDİR"
Türkiye'nin insani diplomasisinin en büyük sınavlarından birinin Suriye krizi olduğunu hatırlatan Çelik Kanat, "Eğer ülkemizin küresel istikrarsızlıkla mücadeleye yaptığı katkıyı en açık biçimde ortaya koyan bir kriz varsa, o da İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en ağır insani felaketlerden biri olan Suriye krizidir. Çatışmanın ilk günlerinden itibaren Türkiye, şiddetin uzamasını önlemek için yoğun diplomatik çabalar göstermiştir." dedi.
Batı'nın mülteci krizine yaklaşımını eleştiren Çelik Kanat, "Batı’nın büyük bir bölümü Suriye mülteci krizine sınır güvenliği ve iç siyasi kaygılar merceğinden bakmıştır. Sınırdan zorla geri gönderme vakaları kayıt altına alınmış, mülteciler güvenlik tehdidi olarak görülmüştür. Avrupa genelinde bu kriz, korkuyu, kutuplaşmayı ve aşırı sağın yükselişini körüklemiştir." şeklinde konuştu.
"CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN POPÜLİZMİ DEĞİL İNSANLIĞI TERCİH ETMİŞTİR"
Türkiye'nin ise bu süreçte tamamen insani bir yol izlediğini belirten Çelik Kanat, sözlerini şöyle tamamladı: "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye farklı bir yol izlemiştir. Ülkemiz, milyonlarca mülteciyi kabul ederek siyasi, ekonomik ve toplumsal bir risk üstlenmiştir. Bu kolay bir karar değildi. Popüler bir karar da değildi. Ancak insani olan karardı. Vicdan, adalet ve medeniyet sorumluluğuna dayanan bir karardı. Muhalefet partileri göçmenlerin yaşadığı acıları seçim çıkarları için araçsallaştırdığında dahi, Cumhurbaşkanı Erdoğan popülizmi değil insanlığı tercih etmiştir. Provokasyonlara teslim olmamış, ilkeli, vicdani ve insani bir duruş sergilemiştir. Kadınlar ve kız çocuklarının korunmasını sağlayan, onların ihtiyaçlarını dikkate alan, toplumsal hayata entegre olmalarını destekleyen politikalar aracılığıyla kadınlar ve kız çocukları göç yönetiminin merkezine yerleştirilmiştir."