AK Parti'den terörsüz Türkiye mesajı: Üçüncü göze ihtiyacımız yok

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, PKK'nın tasfiyesini öngören yasa teklifinin tarihi bir adım olduğunu belirtti. Çelik, sürece dışarıdan dahil olmak isteyenlere kapıları kapattı.

ABONE OL
GİRİŞ 05.08.2026 16:07 GÜNCELLEME 05.08.2026 17:41 SİYASET
AK Parti'den terörsüz Türkiye mesajı: Üçüncü göze ihtiyacımız yok

AK Parti Genel Merkezi'ndeki MKYK toplantısı, saat 14.45’te başladı. Toplantıda, Teşkilat Başkanlığı ile Kadın Kolları Başkanlığı'nın sunum yapacağı ve TBMM çalışmalarının ele alınacağı belirtildi. Basına kapalı gerçekleşen toplantının ardından Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklama yaptı.

İşte Ömer Çelik'in konuşmasından öne çıkanlar:

"KADIN GENERAL SAYISININ ARTMASI SEVİNDİRİCİ"

Askerlerimize, komutanlarımıza teşekkür ediyoruz. Yeni göreve gelen, yeni rütbe alanları da tebrik ediyoruz. Tabii sevindirici bir tarafı da var, bu Yüksek Askeri Şura'nın. Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki kadın general sayısı artıyor. Bu da son derece sevindirici. Burada bütün kuvvetlerimizde kadın general sayısının artmasının Türk ordusunun niteliğini göstermesi bakımından ve burada kadınlarımızın da bu yüksek rütbelerde bulunmasının Cumhuriyetin bir kazanımı olarak değerlendirilmesi bakımından son derece önemli olduğunun altını çizmek isterim. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine her zamanki gibi başarılar diliyoruz.

"2 YILLIK BİR SÜRECİN EN ÖNEMLİ AŞAMASINA GELİNMİŞ OLDU"

Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız açılış konuşmalarında bugün terörsüz Türkiye konusuna değindiler. Şimdiye kadar yaptığımız çalışmaların bugün geldiği nokta ve bundan sonrasında da inşallah bütün bu süreci başarıya ulaştırmak için yapılması gerekenler, ortaya konulması gereken tavırlar, kullanılması gereken tavır, üslup, Cumhur İttifakı'nın birlik ve dirliği açısından ilgili talimatları verdiler. Tabii aynı şekilde bu konuyla ilgili devlet kurumlarının da koordinasyonu bakımından talimatlarını tekrar hatırlattılar. Bugün tabii yasa teklifinin verilmiş olmasıyla birlikte 2 yıllık bir sürecin en önemli aşamasına gelinmiş oldu.

COĞRAFYAMIZ BÜYÜK RİSKLERLE DOLU

Tabii bir hususu özellikle belirtmek isterim ki Türkiye Cumhuriyeti'nin, biricik vatanımızın bulunduğu coğrafya son derece büyük risklerle ve tehditlerle dolu bir coğrafya. Sadece çok uzun değil 300 yıllık bir tarihe bile baksak, 100 yıllık tarihimize baksak, son 50 yılımıza baksak karşı karşıya olduğumuz tehditler başka ülkelerin belki 5-10 kat sürede ve daha düşük yoğunlukta karşı karşıya kaldığı tehditlerle eşdeğer. Dolayısıyla ülkemiz hem bulunduğu konum bakımından hem diğer nitelikleri bakımından çok yüksek tehditlerle ve yoğun tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Tüm bunların arkasında tabii birtakım siyasi projeler de var. Ülkemizi yolundan çevirmeye çalışan, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne kastetmeye çalışan, bütün bunlar karşısında şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti bütün unsurlarıyla beraber milletimizin desteğiyle en güçlü mücadeleyi verdi. Ve bugüne kadar da her türlü darbe girişiminden tutun birtakım emperyalist ve siyonist projelerin ülkemize musallat olan kötü niyetlerine kadar her şey kahraman şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin büyük fedakarlıklarıyla engellendi. Buradan bir kere daha kahraman şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz, mekanları cennet olsun. Kahraman gazilerimize hürmetlerimizi sunuyoruz. Tabii şehitlerimizin ve gazilerimizin ailelerine buradan bir kere daha AK Parti Genel Merkezi'nden en içten saygılarımızı, hürmetlerimizi arz ediyoruz. Onları her zaman hatırımızda tuttuğumuzu, her zaman gündemimizde olduklarını ifade etmek isterim.

EMPERYALİST PLANLARA KARŞI KARDEŞLİK SİYASETİ

Tabii terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci için gerçekten çok emek sarf edildi. Kuşkusuz pek çok çalışma yapıldı. Biz artık AK Parti'de yaptığımız çalışmaların sayısını unuttuk. Yani yüzlerce kere toplanmışızdır sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar. Bütün arkadaşlarımızla birlikte, kurduğumuz heyetle birlikte çok yoğun bir şekilde buna emek ve mesai harcadık. Tabii esasında terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi, etrafımızdaki gelişmeleri çok iyi izlediğimizde, etrafımızda yakın bölgemizde emperyalistlerin, siyonistlerin hangi kirli planları, bölgeyi parçalamaya dönük, bölge insanlarını birbirine düşürmeye dönük hangi şer şebekelerini devreye soktuğunu düşündüğümüzde esasında Türkiye Cumhuriyeti'nin köklü devlet aklının bugün siyasette, Mecliste ve diğer alanlarda tecelli eden siyaset aklının, milletimizin değerlerinin, irfanının, basiretinin bir neticesi olarak ortaya çıktı. Ve bölgemizdeki bütün bu gelişmeleri hep birlikte değerlendirdiğimizde, özellikle son 10 yıla odaklandığımızda göreceğimiz şey şudur: Kurallı bir dünya düzeni sona ermiştir, kuralsız bir dünya düzenine geçilmiştir. Kaotik bir şekilde ortaya çıkan bu tablo neticesinde dünyanın bütün dikişleri sökülmektedir. Yakın zamana kadar hatırlarsınız Sykes-Picot rejiminin bölgede değişmesi gerektiğine dair tartışmalar batılı bazı odaklar tarafından, bazı think tanklar tarafından başlatılmıştı. O zaman bakıldı ki aslında Sykes-Picot'nun bölgeye getirdiği yanlışlıkların ve zararların giderilmesini amaçlayan bir yaklaşım değil bu. Tam tersine daha başka, daha çok bölünmüş, daha çok parçalanmış, etnik ve dini temelde birbiriyle daha kavgalı hale gelmiş bir bölgenin ortaya çıkmasını istiyorlar. Bununla ilgili olarak tabii birçok diplomasi yürütüldü. Biliyorsunuz Arap Baharı'ndan başlayarak bu dalgalara karşı Türkiye, bu dalgaların geldiğini görerek çok büyük çalışmalar yaptı. Bunların uzun bir tarihi var, zaman zaman size bahsediyorum. Ama o zamanda mesela Arap Baharı zamanında da halkların bazı ülkelerdeki meşru tepkilerini o devletlerin kurumlarını yok edecek, o devletlerin devlet kapasitesini yok edecek şekilde yönlendirdiler. O zaman da biz uyarımızı yapmıştık ve bölgede buna karşı yeni bir kardeşlik siyaseti atağı başlatmıştık. Onun sabote edilmesi için de çeşitli güçler, büyük güçler devreye girmişti. Birtakım istihbarat örgütleri doğrudan vekalet savaşlarını, terör örgütleri yoluyla devreye sokmuştu.

Şimdi de baktığımızda aslında son 3-5 yıla baktığımızda çok daha sert bir dalganın bütün bölgeyi altüst etmek isteyen, etnik temelde ve dini temelde mikro düzeyde herkesi birbirine düşürmek isteyen; Sünni'yi Alevi'ye, Alevi'yi Şii'ye, Şii'yi Nusayri'ye, Nusayri'yi Dürzi'ye, Dürzi'yi Keldani'ye, Yezidi'ye, Ezidi'ye düşürmek isteyen böylesine bir kötü planın devreye sokulduğunu görmüştük. Ama günün sonunda şu oldu: Yine terör örgütleri üzerinden yükseltilen bütün bu dalgalar bölge halklarının daha çok acı çekmesine yol açtı. Türk, Kürt, Arap acı çekti. Sünni, Şii acı çekti. Ezidi, Keldani acı çekti. Ve tüm bunların içerisinde aslında bölge kendi iradesini özgün şartlarıyla ortaya koyamamanın büyük bedellerini ödedi.

"KÖTÜ NİYET BESLEYENLERE GEÇİT VERMEYECEK BİR CEVAPTIR"

İşte Türkiye'nin bizim terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge diyerek ortaya koyduğumuz bu irade, ortaya çıkan bu çerçeve aslında bölgemize dönük olarak kötü niyet besleyen emperyalist ve siyonist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaplardan bir tanesidir. Burada devletimizin binlerce yıllık tecrübesi, milletimizin binlerce yıllık tarihin içinden süzülerek gelen kardeşliği ve basireti esasında bütün bu politikaların ana dinamiğini oluşturmuştur. Dolayısıyla terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge nedir diye bir cümleyle tanımlayacak olsak, bu; bölgemizde herkes için, Türk için, Kürt için, Arap için, Sünni için, Alevi için ve diğer herkes için, Şii için kötü niyet besleyenlere, bu kötü niyetlerinden ne geçit vermeyecek şekilde verilen bir cevaptır diyebiliriz. Bugüne kadar da bununla ilgili gerçekten çok hassas çalışmalar yürütüldü. Ama günün sonunda meselenin sahibi 86 milyon tüm vatandaşımızdır. Günün sonunda meselenin öznesi, meselenin iradesine tecelli ettiren yegane makam vatandaşlarımızın tamamıdır. Ve bu güven esasına, bu iradeye, bu tecrübeye, bu tarihin içinden süzülen büyük irfana yaslanarak bütün bu süreç yürütülmüştür.

Tabii bu bahsettiğim emperyalist ve siyonist projeler Türk'ün, Kürd'ün, Arab'ın, Sünni'nin, Alevi'nin, Şii'nin, Nusayri'nin, Dürzi'nin, Keldani'nin, Ezidi'nin birbiriyle yumruklarıyla konuşmasını istiyor. Dini ve etnik temelde bölünmüş birtakım parçacıklar, birtakım cemaatçikler haline gelmesini ve birbirlerine yumruklarıyla hitap etmelerini istiyor. İşte bizim yürüttüğümüz bütün bu süreç esasında birilerinin terör örgütlerini kendileri için vekalet unsuru olarak kullanmalarını devreden çıkararak, yumruk yumruğa gelmemizi isteyenlere karşı bütün bu bahsettiğim Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi, Keldani bütün yakın bölgemizdeki halkların yumruk yumruğa değil, kol kola yürüyeceği bir tarihi ve geleceği inşa etmektir. Geçmişte nasıl ki bu bölgelerde kol kola, el ele medeniyetin en güzel örneklerini vermişsek, beraber yaşamanın en güzel örneklerini vermişsek, bundan sonrasında da bizi yumruk yumruğa getirmek isteyen, karşı karşıya getirmek isteyen emperyalist ve siyonist projelere karşı kol kola yürüyen, geleceğe el ele tutuşarak, kol kola girerek hep beraber yön vermeye çalışan bir iradeyi inşa etme olarak düşünmemiz lazım. Yani meseleye geniş bir kadrajdan baktığımızda, çok daha yüksek bir perspektiften baktığımızda, biraz daha yukarıdan baktığımızda meselenin esasında çok daha büyük ufuklara ulaşacağını hep beraber çok rahatlıkla görebiliriz. Bizi yumruk yumruğa getirmeye karşı, karşı karşıya getirmeye, bölge halklarını getirmeye çalışanlara karşı kol kola yürüme irademizi, el ele yürüme irademizi, omuz omuza kendi geleceğimizi inşa etme irademizi bir kere daha ortaya koymuş oluyoruz.

"SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ GÜNDEMDEN ÇIKACAK"

Tabii bütün bu çalışmalar yapılırken esas mesele silahlı tehdidin ve terör örgütünün gündemden çıkmasıdır. Türkiye çok uzun zamandır silahlı terör örgütünün tehdidiyle karşı karşıyadır. Buna karşı mücadele etmiştir. Kahraman şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz fedakarlıklarıyla bu terörün ve terörün arkasındaki siyasi projelerin hedefine ulaşması engellenmiştir. Bugün gelinen noktada yapılan yasal düzenleme PKK, KCK terör örgütünün Türkiye'deki, Suriye'deki, Irak'taki, İran'daki, Avrupa'daki legal ve illegal bütün unsur, şube ve uzantılarıyla gündemden çıkmasını ve sona ermesini hedeflemektedir. Bu son derece açık bir şekilde şimdiye kadar ifade edilmiştir. Bundan sonrasında da takip edilecek husus budur. Tabii terörün gündemden çıkması demek esasında bir bakıma burada hukuki olarak açıklamalar yapıldı halen televizyonlarda tartışılıyor, her zaman söylemiştim ve ifade etmiştim: Devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde, devletimizin niteliklerinin ve milletimizin değerlerinin hukuk devleti ve demokrasinin imkan ve kabiliyetleri çerçevesinde ortaya koyduğu seçenekler sayesinde gerçekleştiriliyor. Bütün devletlerin bir, bu tip kendilerine dönük tehditler karşısında hard power dediğimiz sert güçleriyle mücadele yöntemleri vardır, bir de soft power dediğimiz yumuşak güçleriyle yani hukuk, siyaset, demokrasinin imkanlarıyla bu meseleleri sona erdirmeye dönük olarak çeşitli yaklaşımları vardır. Geçmişte, AK Parti'den önce de Milli Güvenlik Kurulu tavsiyeleriyle bunlar gündeme getirilmiştir, terör örgütünden ayrılmak isteyenlerin bir zemin oluşturulması için. Bugün gelinen noktada ise bütün bu tecrübelerden yola çıkarak son derece güvence veren, güveni ve güvenceyi bir arada gösteren bir çerçeve yasa ortaya çıkmıştır. Tabii PKK, KCK terör örgütünün Türkiye, Irak, İran, Suriye bütün Avrupa'daki illegal ve illegal unsurlarıyla sona ermesi silahlı terör unsurunu demokrasimiz üzerinde bir yük olmaktan çıkaracaktır. Türkiye bu silahsızlanmayla birlikte bu tehdidin sona erdiğini, bu süreç başarıya ulaşırsa ki başarıya ulaşması için hepimiz gayret etmeye devam edeceğiz, hep beraber görecektir. Tabii demokrasilerin üzerinde, bütün demokrasilerin üzerinde silahlı tehdit, terör örgütleri birer yüktür ve bütün bir siyaset iklimini, devlet hayatının ritmini etkiler. Bu da son derece doğaldır. Dünyada bunu yaşayan sadece Türkiye değil, Avrupa'daki pek çok ülke de yaşıyor. Demokratik ülkeler bunu hatta daha çok yaşarlar. Çünkü demokratik ülkelerin uyması gereken kurallar ve hukuk ilkeleri vardır.

"DEMOKRASİMİZİN ÜZERİNDEKİ YÜK KALKIYOR"

Tabii bu terörün gündemden çıkmasıyla birlikte esasında yepyeni bir iklim doğacaktır. Bu yepyeni iklim demokrasimizin üstündeki yükün kalkması, demokrasimizin üzerindeki bu stresin kalkmasıyla birlikte aslında demokrasimizin ölçeğini büyütecek. Demokrasimizin derinleşmesine daha çok imkan verecek. Demokratik birtakım adımların atılması için daha güçlü bir siyasi ve demokratik iklimin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Burada bundan sonrasında bu bahsettiğimiz şekilde PKK, KCK terör örgütü sona erer, Milli Güvenlik Kurulu bu kararıyla, bu tespit ve teyit edilirse, ondan sonrasındaki süreç, silahların bırakılması süreci sonuca bu şekilde ulaşırsa, ondan sonrası zaten demokrasimizin bu silahlı tehdit ve terör örgütünün tehdidi yükünden kurtulmasıyla birlikte siyasetin iklimi, demokratik tartışmaların iklimi kendi ölçeğini büyüten bir boyuta ulaşacaktır. Dolayısıyla terör örgütünün yükünden Türkiye'nin kurtulması demek aynı zamanda demokrasisinin ölçeğini büyütecek, siyasi iklimine daha çok oksijen yükleyecek bir zemine kavuşması demektir. Demokrasinin ölçeğinin büyümesi demek, siyasi iklimin daha çok oksijene kavuşması demek, Türkiye'nin Türkiye Yüzyılı hedeflerine giderken, bölge barışına katkı yaparken, küresel barışa katkı yaparken çok daha yüksek bir performans ortaya koyması demektir.

Tabii bütün bu tartışmalar esasında birtakım dış güçler tarafından da kullanılmıştır ve kardeşliğimize halel getirmeye çalışan, kardeşliğimizi zarara uğratmaya çalışan pek çok provokasyonla karşı karşıya kalınmıştır. O sebeple de her zaman şunu söyledik: Burada dünyadaki birtakım örneklere bakarak mukayese etmeyin. Çünkü dünyadaki örneklerin çoğunda iç savaşlar vardı, etnik kavgalar vardı, dini kavgalar vardı, ciddi ayrışmışlıkların neticesinde ortaya çıkan bölünmüş, parçalanmış toplum yapıları vardı. Fakat bütün bu olayların en şiddetli zamanında, en stresli zamanında bile Türküyle Kürdüyle ve Sünnisiyle Alevisiyle ve diğer bütün unsurlarıyla milletimiz tek millet olma vasfını hiçbir zaman kaybetmemiştir. Ve birbirine sokaktaki hiçbir vatandaşımız kendi komşusuna, kendi mahallelisine, kendi iş arkadaşına yan gözle bakmamıştır. Türkiye'nin en büyük gücü budur. O sebeple baştan beri dedik ki biz bütün bu süreci yürütürken devletimizin nitelikleri ve milletimizin değerleri çerçevesinde bütün bu süreci yürütüyoruz. Tabii silahların bırakılması sürecinin başlaması ve tamamlanması yani silahlı terör örgütünün gündemden çıkması, bahsettiğim bu bütün şube ve uzantılarıyla birlikte gündemden çıkması geleceğimiz açısından yepyeni bir sayfanın açılmasına da imkan verecektir. Bölgede birbirine düşürülmeye çalışılan, terör örgütleri üzerinden vekalet savaşları yoluyla birbirine düşürülmeye çalışılan kardeş halklar arasına giren diğer terör örgütlerinin de ortadan kalkması için yeni bir dalga, yeni bir iklim oluşacaktır. Bugün bu yasal çerçevenin, atılan adım esasında bu açıdan bakarsanız bir başlangıcı oluşturacaktır. Terör yükünün ortadan kalkması, demokrasimiz üzerindeki terör stresinin ve terör tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte, terör gündemden çıkınca, demokrasimizin ölçeğini çok daha büyütecek bir siyasi iklim herkesi saracak sarmalayacak, 86 milyonu saracak sarmalayacaktır. Bunun meclisimize yansıması, bunun ekonomimize yansıması, bunun sivil toplum hayatımıza yansıması, bunun bugün aralarında birtakım mesafe olduğunu düşünen toplumsal kesimlere yansıması çok büyük, çok pozitif ve çok değerli olacaktır. Onun için her birimizin burada bahsettiğim çerçevede bu sürecin başarıyla tamamlanması ve bu silahlı tehdidin gündemden çıkması, terör örgütünün gündemden çıkması bütün bu sürecin başarıyla sonuçlanması için katkısı esasında Türkiye'nin geleceğine atılmış bir imza olarak düşünülebilir. Çünkü neticede dünyada tarihin başından beri insanoğlunun mücadelesi bu silahlı tehditlerin bertaraf edilmesine dönük doğru yolları bulmaktır. Bu doğru yollar, demokrasinin ana yönetim modeli olduğu günden itibaren insanoğlu siyaseti hayatın maliyetini azaltmak için kullanıyor. Bugün şunu söyledik: Bu sürece dönük desteği olanların dışında bu sürece dönük karşı olduklarını söyleyenlerin kullandığı üslubun da çok dikkatli olması gerekiyor. Yani burada siyasetin içerisinde mi konuşuyor, yoksa anti-siyaset mi yapıyor? Bu son derece önemlidir. Çünkü siyaset yapmak demek hayatın maliyetini azaltmak demektir. Anti-siyaset ise hayatın maliyetini artırmak demektir. Bugün bu meselelerle ilgili olarak herhangi bir şekilde yeni bir yaklaşımı olmayanlar, bölgedeki gelişmeleri okuyarak ve dünyadaki gelişmeleri okuyarak bugün yeni bir perspektif geliştirilmesinin gerekliliği ortadayken, geçmiş dönemin birtakım statükosunun içinden hala anti-siyaset diyebileceğimiz birtakım cümlelerle konuşmak bu geleceğin ülke, ülkenin geleceğine imza atmak değil, tam tersine ülkenin geleceğinin üstünü çizmektir. Yoksa eleştiri haktır. Demokrasinin en büyük nimetlerinden birisi eleştirinin kurumsallaşmış olmasıdır. Ama bu eleştiriler siyaset içerisinde mi gerçekleşiyor, siyaset dışında mı gerçekleşiyor? Sonuçta siyasetin var etmesi gereken şey, demokrasiyle arzu ettiğimiz şey, silahın şiddetin olmadığı medeni bir toplum hayatının var olmasıdır. Medeni bir toplum hayatının doğru düzgün işlemesidir. Bugün sadece birinci aşamada bahsettiğim gibi silahlı terör örgütünün gündemden çıkarılması, ikinci aşamaya geçildiğinde demokrasimizin üzerindeki bu yük kalktığında, medeni toplumun gereklerinin çok daha ileri noktalara taşınacağı birtakım adımların atılabilmesi son derece mümkün olacaktır.

"NETANYAHU VE SOYKIRIM ŞEBEKESİ"NE TEPKİ

Şimdi bakınız, bölgemiz geçen seneyi hatırlayınız, geçen sene bu yılbaşı değil geçen yılbaşı Suriye'deki olaylarla yıla girmiştik. Ve çok büyük bir altüst oluş yaşamıştı bölge ve dünya. Aylarca bu konuyu konuştuk. Bu yılbaşına Venezuela'daki olaylarla girdik ve şimdi Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a saldırısıyla ortaya çıkan bu artçı depremlerle Hürmüz eksenli bu kaosla devam ediyoruz. Rusya-Ukrayna savaşı kaçıncı yılına girdi halen devam ediyor. Gazze'deki soykırımı Batı Şeria'ya ve Lübnan'a taşımaya çalışıyor, Netanyahu ve onun yanındaki soykırım şebekesi. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kırılganlıklar Latin Amerika'ya yansımak üzere. Latin Amerika'da yepyeni birtakım çatışma alanlarının olabileceğine dair maalesef istenmeyen gündemler ortaya çıkıyor. Uzak Doğu'ya gittiğimiz zaman orada başka gerilimler var. Şimdi bunun içerisinde tecrübesi olan bir devlet, türedi olmayan bir devlet, dünyanın parçalanmaya doğru gittiği bir noktada hukuk içerisinde, hakkaniyet içerisinde ve ilkeler içerisinde buna bütünleşmeyle cevap verir. Bütün bu parçalanmanın peşine takılmaz. Şimdi biz burada bütün bunlara cevap verirken ne diyoruz? Hukuk devletinin imkanları diyoruz. Yani meşruiyet alanı içerisinde attığımız adımlara attığımızdan bahsediyoruz. Ne diyoruz? İşte PKK, KCK terör örgütü bütün şube ve uzantılarıyla silahlarını bırakacak, bu teyit edilecek ve bu yasa MGK kararının alınmasından sonra devreye girecek. Bunu yönetecek bir kurul olacak. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yine bir izleme kurulu komisyonu bütün bu süreci takip edecek. Yani devletin, siyaset, devlet kurumları ve Yüce Meclis bütün milleti temsil eden unsurlarıyla birlikte bütün bu sürecin yönetildiği bir tablonun içerisindeyiz.

SAYIN BAHÇELİ'NİN ÇAĞRISI STRATEJİK BİR MÜDAHALEDİR

İki sene önce Ahlat'ta ortaya çıkan iç cepheyi güçlendirme, iç bünyeyi sağlam tutma nasıl ortaya çıktı? Etrafımızda ve dünyada aslında kaoslara baktığınızda ülkelerin iç yapılarında çözülmelerin olduğu net bir şekilde görüldü. İç yapılarındaki çözülmelerin, yani demokrasinin artık toparlayıcı olmamasının, o ülkelerin değerlerinin ürettikleri refahın o ülkeler içerisinde toplumsal yapıştırıcı olma kabiliyetini kaybetmesinin ardından bu, uluslararası politikaya yansıdı ve kurallı düzen dönemi sona erdi. Burada Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı iç cepheyi güçlendirme çağrısı, Cumhuriyet tarihimizde bütün bu iç ve dış gelişmeleri okuduğumuz zaman en stratejik zamanlamayla yapılmış, en stratejik müdahalelerden bir tanesidir devletimiz ve milletimiz lehine. Dolayısıyla Ahlat'ta verilen mesajlar bu çerçevede dünyanın kaosa sürüklendiği, bölgemizin kaosa sürüklendiği bir dönemde ülkemizin nasıl konumlandırılması gerektiğine dair Sayın Bahçeli'nin yaptığı o çıkışlar stratejik açıdan en doğru konumlandırmayı yapmıştır. Arkasından Sayın Cumhurbaşkanımızın bu sürece devletimizin başı olarak, devlet başkanı olarak bütün kurumlara talimat vererek bir devlet politikasına bu süreci dönüştürmesi, zatıdevletlerinin ortaya koyduğu yüksek irade, bunun devlet ve hükümet boyutunda yönetilmesi konusunda net bir yol haritası ortaya çıkarmıştır. Daha sonrasında bunun Yüce Mecliste, millet adına iradeyi temsil eden Yüce Mecliste de boyutlandırılması gerektiğine dair son derece sağlıklı tartışmalar yapılmış. Orada da Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş doğrudan o komisyona başkanlık ederek, Yüce Meclisin bu sürece bütün boyutlarıyla ilgili olduğunu ve Yüce Meclisin tarihi sorumluluğunu yerine getireceğini gösteren bir çalışma o komisyonda gerçekleştirilmiştir. Tabii burada net bir şey var. O da şu: Yüce Mecliste ve o komisyonda bu meseleyle ilgili son derece net tartışmalar yapıldı. Bu net tartışmalar neticesinde farklı siyasi partilerden son derece sağduyulu açıklamalar geldiğinde, bu süreç katlanarak büyüdü. Dolayısıyla orada AK Parti ve MHP, Cumhur İttifakı olarak buradaki milletvekillerimiz son derece yüksek katkıda bulundular. DEM Parti'den sağduyulu konuşan vekiller yüksek katkıda bulundular. Yine İYİ Parti ve diğerlerinden Meclis'te temsil edilenlerden bağımsız olan arkadaşlarımızdan da son derece sağduyulu konuşanlar oldular. Yine CHP içerisinden o zaman son derece sağduyulu katkılar yapan arkadaşlarımız oldular. Bütün bu tablo aslında Türkiye'nin yüksek bir iradeyi topyekün nasıl gerçekleştirebileceğini göstermiş oldu. Dolayısıyla Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısı ve stratejik zamanlaması, Sayın Cumhurbaşkanımızın devletimizin başı olarak ortaya koyduğu bu yüksek irade ve olayı her aşamada bizzat takip etmesiyle birlikte tüm bu süreç şekillendi. Tabii Yüce Meclisteki o komisyonda görev yapan Sayın Milletvekillerine ve her toplantıya başkanlık eden Sayın Meclis Başkanımıza da teşekkürlerimizi sunmamız gerekir.

SİLAH BIRAKMA SÜRECİNE YASAL GÜVENCE

Şimdi geldiğimiz noktada çok yüksek bir sayıyla bu teklif, kanun teklifi veriliyor. Yani verildi. Artık burada şu çok önemlidir. Yıllarca bu konuşulmuştur, bu süreçlerle ilgili olarak tabii nihayetinde kimsenin elinde nihai bir formül yok. Yani bir tane multivitamin alıp da bütün hastalıklarını giderdiğin bir formül yok. Onun için çeşitli kereler denenen tecrübeler neticesinde bunun bir güven ortamının oluşması açısından verilen mesajların önemli olduğu, ama bu güven ortamının bir güvenceye dönüşmesi için, yani silah bırakmak isteyen ve terör örgütünü tasfiye etmek isteyenlere dönük olarak bir yasal zeminin oluşması gerektiği konusu son derece önemli ve kıymetlidir. Dolayısıyla şimdiye kadar yapılan çalışmalar neticesinde silah bırakma, PKK terör örgütünün tasfiyesi ve silahları bırakması şeklindeki bir yaklaşımın bir yasal güvenceyle yönetileceği ve destekleneceği net bir şekilde bugün bu başvuruyla birlikte ortaya koyulmuştur. Mesele, terörün gündemden çıkarılmasıdır. Bu yasal güvence, bu yasal çerçeve bunu yönetecek hukuki navigasyonu burada oluşturmaktadır. O açıdan da bu tarihi bir yaklaşımdır. Bazen dünyadaki örneklerden bahsederken hani Güney Afrika'da böyle oldu, İrlanda'da böyle oldu, İspanya'da böyle oldu, başka yerde şöyle yaklaşılmıştı falan diyorlar. Hayır, bu yaklaşımlar şimdiye kadar yürütülen çalışmalar, dünyanın hiçbir yeriyle mukayese edilemez, hiçbirine de benzemiyor. Bunun ayrıca vatandaş düzeyindeki temellenmesi de diğer yerlerle hiç alakası olmayan, oradaki iç savaşlara, iç çatışmalara hiç benzemeyen bir şeydir. Aynı zamanda bu metot bir Türkiye modelinin ortaya koyulması bakımından da önemli olmuştur. Bu inşallah sonuca eriştiği zaman başka ülkeler için de bir referans olacaktır.

Burada net bir şekilde silah bırakma tespit ve teyit edildikten sonra MGK kararıyla birlikte bu hayata geçecek. Meclis bunu izleme komisyonuyla birlikte takip edecek. Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında bir kurul burada çalışmaları yapacak ve bugün işte hukukçu arkadaşlar da tartışıyorlar, bu sürece dönük olarak bilip bilmeden, "Bu yasada şu da var, bu da var" diyerek yasayı enfekte etmeye çalışan, süreci sabote etmeye çalışan, sürece iftira atmaya çalışan bütün argümanlar boşa çıkarılmıştır. Çok net bir şekilde, çok net, hedefleri belli, silahların bırakılmasına dönük yasal güvence oluşturan net bir tablo burada ortaya çıkmıştır. Bu gerçek bir güvencedir ve bu yasal zeminin oluşması da Cumhuriyet tarihi açısından bir dönüm noktası olarak silahlı terör örgütünün gündemden çıkarılması, bütün şube ve uzantılarıyla ortadan kalkması için sağlam bir zemin oluşturmaktadır.

"TÜRKİYE'NİN ÜÇÜNCÜ BİR GÖZE İHTİYACI YOKTUR"

Yine bu süreçte yapılan tartışmalardan bir tanesi dünyadaki farklı modelleri gözeterek bir "üçüncü göz" olması gerektiği şeklindeydi. Biz ısrarla buna karşı çıktık. "Türkiye'nin bir üçüncü göze ihtiyacı yoktur." Üçüncü göz nerede gerekir? Üçüncü göz bazı ülkelerde iç savaş vardır, etnik temelde ya da dini temelde; orada üçüncü göz gerekir. Ya da bazı ülkelerde gerçekten birbirinden kompartımanlaşmış, ayrışmış bölgelerde yaşayanlar vardır; oralarda gerçekleşir. Bugün 86 milyon açısından söylediğinizde Türk'le Kürt'ün arasına üçüncü bir gözün girmesi dünyanın en saçma meselesi olur. Hiçbir üçüncü göze gerek yok. Bütün bu sürece bakacak olan milli bir göz var. O milli göz de 86 milyon vatandaşımızın tamamıdır. Türk, Kürt, Sünni, Alevi, adını saydığım sayamadığım bütün etnik gruplardan, bütün mezhep gruplarından bütün vatandaşlarımızdır. Milli göz odur. Üçüncü göze gerek yoktur. Bu açıdan da bu süreç kendi açısından özgün bir süreçtir. Kendi işimizi, kendi irademizle, kendi sorunumuzu kendi irademizle halledebileceğimize dair net bir tutumdur. Bu da bu açıdan dünyaya verilmiş bir mesajdır. Çok net bir şekilde de söyleyeyim; tek tek isim vermeyeceğim, ülke ismi de vermeyeceğim, kişi ismi de vermeyeceğim, pek çok ülkeden ya da bu süreçlerdeki dünyadaki bu süreçlerde görev yapmış pek çok meşhur isim bu sürece dahil olmak istedi. Dediler ki "Biz üçüncü bir göz olarak bu sürece dahil olalım. Bu sürecin kolaylaştırıcısı olalım." Verdiğimiz cevap nettir: Böyle bir şeyi herhangi bir şekilde tartışma konusu olarak bile gündemimize almıyoruz. Böyle bir şeyi tartışmıyoruz bile. Üçüncü göz diye bir şey yok. Sadece milli göz var. Milli göz de işte bahsettiğim gibi siyaset kurumu var, meclis var, devletimizin kurumları var ve vatandaşlarımızın tamamı var. Onların gözü önünde şeffaf bir biçimde her şey paylaşılarak gerçekleşiyor. Biz "Üçüncü göz olarak devreye girelim" diyen birtakım uluslararası kurumlara, birtakım devletlere, bu konularda çalışmış birtakım sivil toplum örgütlerine ve birtakım kişilere verdiğimiz cevap budur. Size ihtiyacımız yok. Türkiye kendi meselesini çözecek iradeye ve vizyona bu açıdan sahiptir.

"CUMHURİYET TARİHİNİN EN YÜKSEK MUTABAKATI"

Tabii şimdi bunun bu şekilde sahiplenmesiyle birlikte komisyonda ve Genel Kurul'da bütün siyasi partiler hür iradeleriyle buradaki görüşlerini açıklayacaklar. Şimdiye kadar atılan imzalara baktığımızda, bunda belki de böyle bir meselede, yani bu tip bir meselede Cumhuriyet tarihinin en yüksek mutabakatına ulaşılmış gözüküyor. Dolayısıyla Meclis'ten çabuk geçeceğini ve bu meselenin bir an evvel çözüme kavuşması adımların atılması için bu aşamanın çabuk kat edileceğini değerlendiriyoruz. Bu bir irade beyanıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün dünyaya dünyanın kaosa sürüklendiği bir dönemde, biz her türlü kendi meselemizi, kendi imkan ve kabiliyetlerimizle ve kendi irademizle çözebiliriz mesajını vermiştir. Burada tabii ki bu sürece destek veren siyasetçilerin oluşturduğu siyasi akıl, aynı zamanda devletimizin binlerce yıllık tecrübesi, milletimizin kardeşlik değerleri yegane göz, yegane pusula olarak bütün bu süreç boyunca tıkanan durumlarda, herhangi bir şekilde sarsılan durumlarda her zaman meselenin toparlanmasına güçlü bir tutum oluşturdu.

"CUMHUR İTTİFAKI BİR VE BERABER HAREKET EDİYOR"

Sayın Cumhurbaşkanımız arkadaşlar, biz şahidiz, her toplantımızda -MKYK toplantısı, MYK toplantısı, kapalı bölümde uzun bir değerlendirme yapar- bize her toplantımızda Sayın Cumhurbaşkanımız Terörsüz Türkiye konusundaki hassasiyeti ifade etmiştir. Terörsüz Türkiye konusunda Cumhur İttifakı'nın bir ve beraber bir şekilde hareket etmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir. Devlet kurumlarına talimatlarını vermiştir. Biz heyet olarak, yani bu süreci yürütmekle görevlendirilmiş, Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız tarafından görevlendirilmiş heyet olarak sürecin her aşamasında kendilerine bilgi verdik. Kendilerinin talimatlarını aldık. O talimatlar çerçevesinde sonraki adımlarımızı şekillendirdik. Dolayısıyla zatıdevletlerinin bu sürecin olumlu bir şekilde işlemesi, provokasyonlara ya da sabotajlara karşı dirençli hale gelmesi, yolundan çıkmaması için gerçekten mesaisinin çok önemli bir bölümünü ayırdı ve heyetimizin kendisine arz ettiği konularda net talimatlarıyla yönlendirdi.

"ADLARIMIZ FARKLI OLSA DA SOYADIMIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR"

Tabii milletimiz her şeyin karar vericisidir. Hepimiz milletimizin talimatlarıyla iş yaparız. Bu sürece dönük provokasyonlar ve iftiralar karşısında Sayın Devlet Bahçeli'nin gerek grup konuşmalarıyla, gerek diğer zamanlarda yaptığı stratejik müdahaleler, cesur ve net açıklamalar bir şey daha göstermiştir: Burada Türk milliyetçiliği üzerinden bu süreçleri sabote etmek isteyenlere karşı aslında Türk milliyetçiliğinin bir millet milliyetçiliği olduğunu, bir ırk milliyetçiliği olmadığını, bu basiretle ve bu dirayetle bu sürecin yönetilmesi gerektiği konusunda da Sayın Bahçeli'nin açıklamaları Cumhuriyet tarihine geçecek bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü burada esas olan milletin tamamının hukukunu, devletin bekasını ve milletin geleceğini gözetmektir. Sayın Bahçeli'nin stratejik müdahaleleri bu sabotajların ve yoldan çıkarma çabalarının ortadan kaldırılması bakımından son derece büyük bir işlev gördü. DEM Parti'den, CHP'den ve diğer partilerden bütün bu süreç boyunca sürecin sağlıklı işlemesi için yapıcı eleştirilerde bulunan, fikirlerini net bir şekilde açıklayan milletvekili arkadaşlarımızın çok büyük katkıları oldu. Tabii Sayın Meclis Başkanımızın, Sayın Kurtulmuş'un Komisyona bizzat başkanlık etmesinin de hem Türkiye'deki sürecin bu yönetilmesi, Meclis'in iradesinin ortaya çıkması bakımından, hem de dışarıya Yüce Meclis adına verilen mesaj açısından da çok büyük bir kıymeti oldu. Bütün bu destek bunu oturttu. Ve gelinen nokta şudur: Yürüyeceğimiz yol budur. Silahlı terör örgütünün ortadan kalkmasından sonra Türkiye bir kere daha şimdiye kadar olduğu gibi tarihdaşlıkla yol yürüyecektir. Kaderdaşlıkla yol yürüyecektir ve yüksek demokrasi standartlarında vatandaşlık ilkelerini daha ileriye taşıyarak yol yürüyecektir. Tarihdaşlığımız esastır çünkü tarihte birinin isminin diğerinden ayrı yazıldığı bir dönem olmamıştır Türkiye'deki etnik olarak kendisini farklı adlandıran ya da mezhep olarak farklı adlandıran vatandaşlarımızın. Bu tarih hepimizin tarihidir. Yine kaderdaşlık çok önemlidir çünkü dün kaderimiz birdi, bugün de bir. Etraftaki gelişmeleri gördüğümüzde, yarın da kaderimizin bir olmaktan başka bir çaresi olmadığını görüyoruz. Tabii ki söylediğim; terörün demokrasimiz üzerinde yarattığı bir yük var. Sürekli olarak her demokrasi reforma ihtiyaç duyar, her demokrasi ölçeğini büyütmeye ihtiyaç duyar. Her sivil siyaset alanının daha çok oksijene ihtiyaç duyması hayatın icabıdır. Bütün bu çerçevede baktığımızda önümüzdeki dönemde bu bahsettiğim aşamalara, hedeflere ulaşıldığında vatandaşlık ilkelerinin güncellenmesi, siyasi sisteme, demokratik sisteme daha çok oksijen pompalanması da mümkün olacaktır. Bunu her seferinde söylüyoruz, bugün bu daha da geçerlidir, böyle tarihi bir gündeyiz. Adlarımız farklı olabilir ama adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye'de ikinci sınıf vatandaş yoktur. Geçmişte birtakım vatandaşlarımızı dini aidiyeti ya da mezhepsel aidiyeti ya da etnik aidiyeti ya da kılık kıyafeti, ya da dini düşüncesi yüzünden ikinci sınıf vatandaş kılmaya çalışanların oluşturmaya çalıştığı vesayet, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde verilen bu 25 yıllık mücadeleyle ortadan kaldırılmıştır. Türkiye'de herkes birinci sınıf vatandaştır. Adlarımız farklı olsa da hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bugün gelinen noktada bu süreçlerin sağlıklı işlemesi için herkesin desteğine ihtiyaç vardır, her bir vatandaşımızın desteğine ihtiyaç vardır. Eleştiride bulunanların tabii ki eleştirileri haktır ama bu eleştirilerin yapıcı eleştiri olması, ön açıcı, yol gösterici, ışığı çoğaltan, oksijeni çoğaltan, demokrasinin ölçeğini büyüten, siyasetin ölçeğini büyüten eleştiriler olması son derece önemlidir. Tarihi bir gündeyiz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün yurttaşları olarak, kardeşliğimiz, birliğimiz, dirliğimiz için önemli adımlar atıyoruz. Bundan sonrasında daha önce ince işçilik demiştim, onun üzerine de çok spekülasyon yapılmış. Bir kere daha söylüyorum, ince işçilik yapacağız. Daha özenli dil kullanacağız. Hassasiyetleri daha doğru bir şekilde yöneteceğiz. Herkesin katkı vermek isteyen herkesin yolunu açan bir yaklaşım ortaya koyacağız. Ve hep şunu söyleyeceğiz: Türkiye Cumhuriyeti çok yaşasın. Türkiye Büyük Millet Meclisi var olsun. Kardeşliğimiz ebedi olsun. Birliğimiz ve dirliğimiz daim olsun. Sürekli olarak bunu söyleyeceğiz, bütün işlerimizi yaparken de bu ilkeler ve bu prensipler etrafında yürüyeceğiz. Bugün sizle paylaşacaklarım bunlar arkadaşlar. 

SORU CEVAP KISMI

Soru: Efendim aslında değindiniz ama biraz daha açmak isterim İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu süreci en başından beri terörsüz Türkiye hedefine karşı ve bu noktada da yine çerçeve yasa ile ilgili bir açıklaması daha oldu, teklifin iadesi istendi ve çerçeve yasa için ihanet belgesini kabul etmiyoruz dedi. Bu noktada neler söylersiniz? Bir de terörsüz Türkiye hedefinin dışında bir sorum daha olacak, Karadeniz'de Türk ticaret gemilerine yönelik saldırılar var, yine geçen günlerde de bir saldırı oldu. Bu konuyla ilgili alınan tedbirler var mı, Ukrayna makamlarıyla görüşüldü mü, Milliyetçi Hareket Partisinden de bir açıklama gelmişti, bardağı taşırdılar ifadelerini kullanmışlardı Ukrayna'nın tutumu için. Siz neler söylersiniz efendim?

"İHANET KELİMESİ ASLA YAN YANA GELMEZ"

Ömer Çelik: Çok teşekkür ederim. Şimdi arkadaşlar siyaset yapıyoruz, içinde hareket ettiğimiz hukuk prensipleri belli ve bu hukuk prensiplerini ilk defa biz hayata geçirmiyoruz. Devletin meşru mekanizmaları içerisinde, hukuk devletinin imkanları içerisinde konuşuyoruz. Ve her zaman da şunu söylüyoruz: devletin nitelikleri ve milletin değerleri etrafında hareket ediyoruz diye. Ha birisi bu sürece karşı olabilir. Fakat ihanet demek siyasi bir cümle değildir. Bir siyasetçinin kuracağı cümle değildir. Yani birçok eleştiri getirebilir, getirmek isteyen, ama böyle işte ihanettir benzeri cümleler siyasetçinin kuracağı cümleler değil. Eğer bu cümleleri kuruyorsanız parlamentoda niye var? Siyasi partiler niye var? Hepimizin beraber hareket ettiği meşruiyet zemini niye var? Bugüne kadar tabii ki herkesin diyorum eleştiri hakkıdır fakat bu ben bu ve benzeri anti-siyaset anlamına gelen kelimeler dışında, bu bahsettiğiniz partiden ve genel başkandan hiçbir söz duyulmadı. Yani bu mesele, biz sizin bu yönteminizi beğenmiyoruz, yöntem şudur, şunların denenmesi gerekir, şu şekilde bakılması gerekir şeklinde bir vizyon ve kapasite hiçbir şekilde görülmedi. Bir de şöyle bir şey vardır: siyasetçinin vizyonunun bittiği yerde cümleler agresifleşir ve galiz hale gelir. Yani bunun makul bir şekilde konuşulması lazım ve üstelik Türkiye Büyük Millet Meclisi gazi meclistir, iki kere gazi olmuştur, burada bunların sükunetle konuşulabilmesi gerekir. Ama sürekli olarak İYİ Parti milletvekillerinin bunu bir kavgayla konuşması, kendileri için de iyi bir şey değil. Ha, sonuçta ben bu yönteme katılmıyorum, ben şu yöntemi tercih ediyorum diyebilirler, bu başka bir şeydir. Ama burada siz bir ihanet dediğiniz zaman o zaman bu şekilde konuşanların geçmişte bu cümlelerle konuşanların geçmişte neler yaptığının Türkiye'deki siyasi arkeolojisi bellidir. Dolayısıyla kendinizi o kampa sokmayın. Gidin başka cümlelerle konuşun. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli ile ihanet kelimesi asla yan yana gelmez. Bunu sokaktaki hiçbir vatandaşımıza kabul ettiremezsiniz. Bunu bu şekilde ifade ettiğinizde vatandaşımızdan alacağınız cevap bellidir. Sayın Cumhurbaşkanımızla ve Sayın Bahçeli ile yan yana gelecek kelime vatanseverliktir. Birileri ihanet için adres arıyorsa başka yerlere baksınlar. Birincisi bu.

"TAHAMMÜL EDİLECEK BİR TARAFI KALMAMIŞTIR"

İkincisi, şimdi bu sivil gemiler meselesinde daha önce uyardık, Karadeniz'in güvenliğinin riske atıldığını söyledik. Ve Karadeniz'in, Karadeniz'de çok daha fazla saldırının ortaya çıkması, Karadeniz'de askeri gemilerin dışında artık sivil gemilerin hedef alınması, gerçekten bu savaşı başka boyuta taşıyacak birtakım riskler barındırıyor. Burada Türkiye, bakın hatırlayınız, tahıl koridoruyla burada esasında Karadeniz'deki gerilimin azaltılması bakımından bir alan açtı. İkincisi şunu hiç unutmamak gerekir, birtakım müttefik devletler bu savaşın tarafı olmak ya da bu savaşta müdahil olmak ya da belli bir ülkeye destek vermek için boğazların kullanımıyla ilgili Türkiye'ye baskı demeyelim de çok yoğun bir şekilde Türkiye'yle temasta bulundular. Ama Türkiye Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni tavizsiz bir şekilde uyguladı. Ve burada bazı kendi müttefiklerini de bu yaptığınız yanlıştır diyerekten karşısına alarak... Dolayısıyla Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni bu derece dirayetli uygulaması, kendi müttefiklerinin bu yoğun temaslarına, hatta zaman zaman işte baskılarına rağmen, bu Türkiye'nin Karadeniz'in güvenliği açısından en doğru yerde olduğunu gösteriyor. Türkiye'ye ait sivil gemilerin hedef alınması asla kabul edeceğimiz bir şey değil. Bunu en ciddi şekilde kınıyoruz. Bunun tedbirinin alınması lazım, gerçekten bunun tahammül edilecek bir tarafı kalmamıştır. Bu şekilde yapılması başka ülkeler açısından aslında çatışmaları derinleştiren, daha kötü boyuta götüren sonuçlar doğuracaktır. Bugün Rusya-Ukrayna meselesinde evet savaş devam ediyor fakat bu savaşı sivil alana yaymak ve tansiyonu yükseltecek diğer ülkeleri hedef alacak bir hale sokmak, bunu hangi taraf yapıyorsa, yapılacak en yanlış iştir. Biz kendi gemilerimizin ve denizcilerimizin, balıkçılarımızın durumunu yakından takip etmeye devam edeceğiz. Buyurun lütfen.

Soru: Efendim 2 yıllık bir süreçten bahsediyoruz, tabii kritik ve önemli bir aşamadayız. Bu sürece kolay gelinmediğini de biliyoruz. Sürecin başlamasıyla birlikte Doğu ve Güneydoğu illerinde neler yaşandı, bundan sonraki süreçte bölgede bizi neler bekliyor yakın vadede?

"BİZİM BİR TANE AMİRİMİZ VARDIR, O DA MİLLETİMİZDİR"

Ömer Çelik:Yani burada tabii ki vatandaşlarımız orada da yıllardır bu stresin içerisinde yaşadılar, bu sıkıntıların içerisinde yaşadılar. Neredeyse üç nesilden fazla bir zaman, üç dört nesillik bir zaman geçti. Tabii büyük bir beklenti var. Biz bunu sakin bir şekilde yönetiyoruz. Yani en büyük arzumuz da şudur esasında, Türkiye'nin herhangi bir bölgesi huzurludur, Doğu ve Güneydoğu'da huzur yoktur gibisinden bir algının tamamen geride bırakılması, gündemden çıkmasıdır. Zaten bu bir buçuk yıllık süreçte orada görüyorsunuz festivaller düzenleniyor, arkadaşlarımız katılıyorlar, şenlikler düzenleniyor, çeşitli toplantılar yapılıyor, bunlar son derece kıymetli şeyler. Türkiye bir bütündür, milletimiz bir bütündür. Bunun burada, biz hep şunu gözetiriz: Yani tabii ki Doğu ve Güneydoğu'daki bir vatandaşımız bu sürece rıza gösterdiği kadar, Ege'deki bir vatandaşımız, Akdeniz'deki bir vatandaşımız, Karadeniz'deki ve İç Anadolu'daki bir vatandaşımız da rıza göstermelidir. Bizim bir tane amirimiz vardır, o da milletimizdir. Onun arasında bir ayrım yoktur. Şu ana kadar yaptığımız anketler, arkadaşlarımızın oralara yaptığı temaslardan geri dönüşler son derece iyi. Bundan sonrasında da ince işçilikle bütün bu süreci son derece dirayetli bir şekilde, son derece iyi çalışılmış, stratejik öngörüleri doğru konulmuş, koordinatları iyi yerleştirilmiş bir şekilde yönetmeye devam edeceğiz.

Şule Altınel Haber7.com - İnternet Editörü

Editör Hakkında

Sakarya’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlamasının ardından gazetecilik kariyerine başladı. 2016 yılından beri çeşitli medya kuruluşlarında çalıştı. 2025 Haziran ayından itibaren Haber7’de ‘gündem editörü’ olarak kariyerini sürdürmekte.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR