Erdoğan'dan muhalefete 'cin'li fıkra

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İstanbul'da ASKON'un 6. Olağan Genel Kurulu'nda konuştu. Muhalefetin tutumunu işadamlarına şikayet eden Erdoğan, yaşananları lamba cini fıkrayla anlattı.

ABONE OL
GİRİŞ 27.02.2010 12:31 GÜNCELLEME 27.02.2010 12:31 SİYASET
Erdoğan'dan muhalefete 'cin'li fıkra

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Her yapılan doğruya karşı çıkmak, her atılan adımın karşısında bir duvar misali dikilmek, Türkiye'nin hayrına bir yaklaşım değildir. Bu hükümetin başarı hanesine yazılacak diye ülkenin, milletin hayrına atılan adımlar bile engelle karşılaşıyor. Böyle bir muhalefet yaklaşımı olabilir mi?'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) Grand Cevahir Otel'de ''Marufun Egemenliği'' ana temalı 6. Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, ASKON ve yöneticilerine ülkenin ekonomisine, ticaretine, üretimine, ihracatına ve istihdamına yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür etti.

Sağduyunun, aklıselimin, yapıcı ve birleştirici üslubun her zamankinden çok daha fazla anlam ifade ettiği zor bir süreçten geçildiğini vurgulayan Erdoğan, özellikle zor ve hassas dönemlerden geçerken söylenen sözlerin daha farklı bir anlam taşıdığını kaydetti.

Erdoğan, demokrasi ve hukuk alanında büyük bir mücadelenin verildiği, dengelerin milli irade lehine değişmeye başladığı bir dönemde kimin nerede durduğu, kimin moral verdiği, kimin de moral bozduğunun ayrı bir önem taşıdığını ifade ederek, şöyle konuştu:

''Türkiye'nin her meselesi belli kesimler tarafından maalesef büyük bir gürültüyle ve keskin cepheleşmelerle tartışılıyor. Ortaya çıkan her meselede başta muhalefet olmak üzere söz söyleyenlerin çok keskin, adeta köşeli bir duruş sergilediklerini, uzlaşmaz bir tavır takındıklarını, en basit meseleyi bile bir gerilim zeminine dönüştürmek istediklerini görüyoruz. Böyle bir atmosferde ASKON gibi sivil toplum örgütlerinin sağduyuya ve aklıselime davet eden mesajları önem taşıyor.''

ELEŞTİRİNİN YAPICI OLANI

Eleştiriden hiçbir korkuları ve çekinceleri olmadığını vurgulayan Erdoğan, tam tersine, yapıcı eleştirilerin kendilerine yol gösterici olduğuna, politikalarına ışık tuttuğuna inandıklarını söyledi.

Eleştirinin yapıcı olanının fayda sağlayan, yol gösteren ve ışık tutan olduğunu anlatan Erdoğan, eleştirinin özellikle yıkmak yerine yapmayı, bozmak yerine düzeltmeyi esas aldığı takdirde bir kıymet taşıdığını belirtti.

Erdoğan, ''Eğer eleştiri adı altında aşağılanmayı, tahkiri, çarpıtmayı, aka kara demeyi ön plana çıkartırsak bunun hiçbir kimseye faydası olmaz. Aksine büyük zararı olur'' diye konuştu.

Gökkuşağını bu kadar güzel yapan ve anlamlı kılanın, ihtiva ettiği birbirinden farklı güzel renkleri olduğuna dikkati çeken Erdoğan, orada sadece 7 rengin değil, her rengin farlı tonlarının da bulunduğunu kaydetti.

''Gökkuşağı bu kadar farklı olduğu için bir tabiat harikasıdır'' diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Hiç kimseden bizi yüzde 100 desteklemesini, her işimizde, her politikamızda yüzde 100 arkamızda durmasını beklemiyoruz, bekleyemeyiz. İlk insan Hazreti Adem'den bu yana önderler, rehberler geldi. Hiçbirisi yanında yüzde 100'ü bulamadı. Yanında hiç olmayanların olduklarını gördü. Öyleyse bize ne oluyor ki? Hangi havaya giriyoruz ki yüzde 100'ün yanımızda olmasını ve topluca yanımızda olmasını bekliyoruz? Bu hiçbir zaman zaten olmayacak. Öyleyse olması gereken nedir? Uzlaşma denilen yüzde 100'ün bütünleşmesi değil zaten. Ekseriyetin üzerinde ittifak ettikleri konudur. Bizim görüşlerimize katılırlar, katılmazlar, görüşlerimizi benimserler, benimsemezler ama takdir etmek de bir erdemdir ve biz bu erdemin gösterilmesinin gerçekleşmesini çok arzu ediyoruz. Birbirinin dünyasına sağır kesilmiş, birbirini duymayan, görmeyen, peşin hükümlerle her yapılana karşı çıkan anlayış Türkiye'yi ileriye taşıyacak bir anlayış değildir.''

''ARTIK TÜRKİYE, PATİNAJ DEVRİNİ AŞMIŞTIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı'nın veya vahşi kapitalizmin, siyonizmin, şunun veya bunun eleştirisini yapmanın veya onları sürekli gündemde tutmanın bir şey kazandırmadığını vurgulayarak, ''Biz kaç tane mum yaktık bunu konuşalım. Önemli olan bu. Yıllarımız bununla geçti. Yıllarca hep bunu konuştuk. Tamam da biz ne yaptık, bunu konuşalım'' dedi.

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Tamam da o bir şeyler kendine göre yapıyor ve şu anda egemen güç haline gelmiş mi, belirleyici güç haline gelmiş mi? Peki, marufun egemenliğini konuştuğumuz bu toplantıda, marufun egemenliği konusunda dünyaya neyi takdim ettik? Eğer Cevahir'in bu salonunda Farisilerin söylediği gibi 'Oturdular, konuştular ve dağıldılar' mantığından hareketle oturur, konuşur ve dağılırsak kusura bakmayın sadece kendi kendimizi dinleriz, kendi kendimize konuşuruz. Bunu aşmamız lazım. Bunu aşamadığımız sürece varacağımız bir yer yoktur, patinaja devam ederiz. Artık Türkiye, bu patinaj devrini aşmıştır. İşte biz bunu gerçekleştiriyoruz.''

Başbakan Erdoğan, herkesin 7 yıl öncesine göre milli gelirin nerede olduğunu, şu anda ise dünyadaki finans krizinin ekonomik krize dönüştüğü bu dönemde nerede olduğunun değerlendirmesini yapması gerektiğini bildirdi.

İş adamlarından da kendi kendilerine ''Acaba ben neredeydim, bugün neredeyim?'' şeklinde bir değerlendirme yapmalarını isteyen Erdoğan, bunu yapanların çok şeylerin değiştiğini göreceklerini vurguladı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Her yapılan doğruya karşı çıkmak, her atılan adımın karşısında bir duvar misali dikilmek, Türkiye'nin hayrına bir yaklaşım değildir. Bu hükümetin başarı hanesine yazılacak diye ülkenin, milletin hayrına atılan adımlar bile engelle karşılaşıyor. Böyle bir muhalefet yaklaşımı olabilir mi? Hani cin şişeden çıkmış adama 'dile benden ne dilersen ama sana verdiğimin iki katını komşuna vereceğim' demiş. Adam da 'tek gözümü al' demiş. Bizdeki muhalefetin, eleştirinin zihniyeti maalesef bu.''

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Kurumlar kendi içinde adeta bir temizliğe tabi tutuluyorsa bundan kimsenin rahatsız olmaması lazım ve bunun gerçekleştirilmesi lazım'' dedi.

Erdoğan, Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) Grand Cevahir Otel'de ''Marufun Egemenliği'' ana temalı 6. Genel Kurul Toplantısı'nda bir konuşma yaptı. 

Başbakan Erdoğan, ''Kurumlar kendi içinde adeta bir temizliğe tabi tutuluyorsa bundan kimsenin rahatsız olmaması lazım ve bunun gerçekleştirilmesi lazım. Eğer bu gerçekleştirilmeyecek, böyle devam edecek olursa o zaman bu sıkıntıyı bizim yavrularımız, torunlarımız yaşayacaktır ve bedeli daha da ağır olacaktır'' diye konuştu.

Şu anda kuvvetler ayrılığı prensibine göre yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı olması gerektiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''İfade olarak güzel, hoş, peki ayrım? Ne yazık ki ayrı değil. Yasamada yaşanan bir ayrı durum var, yürütmede ayrı bir durum var ama bir bakıyorsunuz ki hepsini geç, ne yasama, ne yürüme hepsi bir kenara yargı bir anda hepsini silip atabiliyor. Hani birbirinden ayrıydı? Ne oldu? Şu anda yargı istediği şekilde yürütmeye müdahale edebiliyor. Ama bakıyorsunuz ki bir taraftan da parlamentonun yüzde 65'ine sahip bir siyasi parti veya en küçüğü fark etmez, bir siyasi partinin kapatılması noktasında iki dudak arasından çıkacak bir sesle bu, bu ülkede konuşulabiliyor. Bunu kabullenmek mümkün mü? Varsa ortada bir suçlu, bedelini ödesin ama bir tüzel kişiliği bedele mahkum etmek, bu bedeli o tüzel kişiliğe ödetmek demokrasi ile bağdaşır bir şey değil. Hiç bir ileri demokraside yok. İşte bunu biz milletimize giderek çözmek istiyoruz ve milletimizle de bunun çözüleceğine inanıyoruz.

Yargı reformu aynı şekilde. Yargıya sorarsanız yargı diyor ki 'her şeyi biz yapacağız'. Ben de diyorum ki dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinin ortalamasını alalım. Bu ortalamayı aldığınızda ortaya ne çıkıyorsa gelin onu uygulayalım. Buna var mısınız, yok musunuz? Bunu soruyoruz ama o da işlerine gelmiyor. Bize münhasır bir şey olacak... Böyle bir şey yok. Biz gelişmiş ülkelerde ne varsa onun ortalamasını alalım ve nasıl ki yargı kendi içinde herhangi bir mensubunun yargılanmasına başkanlar kurulundan müsaade ediyorsa bırakın da siyasetçinin yargılanmasına da parlamento müsaade etsin. Bunun adımını atmamız lazım. Bir siyasi partinin kapatılıp kapatılmaması için müsaadeyi parlamento versin. Gelişmiş ülkelere baktığımızda bunu gördük. Bunların adımının atılması lazım.''

Parlamentonun halkın, milletin temsilcisi olduğunu belirten Erdoğan, ''Öyleyse bu alanda millet adına tasarruf yetkisini de bu parlamento kullanmak durumunda'' dedi.

Milletin her bir ferdinin emanetini üzerlerinde taşıdıklarını belirten Erdoğan, kendilerini bu makama onların hayır duasının getirdiğini, hayır duası ile de yollarına devam ettiklerini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gensorunun Türkiye'de artık yalama olduğunu belirterek, ''Ana muhalefet de diyor ki 'Türkiye'de gensoru değil, hukuk yalama oldu'. Hukuk yalama olmaz, yasalar yalama olur. Bu ülkede yasaları yalama ettiler'' dedi.

Erdoğan, Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) Grand Cevahir Otel'de ''Marufun Egemenliği'' ana temalı 6. Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, bazılarının ''AK Parti güçten düşsün de demokrasi yara alsa da olur. Hukuk zafiyete uğrasa da olur, hükümet kaybetsin de Türkiye kazanmasa da olur'' diye düşündüğünü ifade ederek, kendilerinin her zaman tersini söylediklerini, ''Millet, ülke, gelecek nesiller kazansın, varsın biz kaybedelim'' dediklerini anlattı.

Samimi ve gönül diliyle konuşulduğunda, milletle gönül bağı kurulduğunda her adımda milletin hayır duası ve rızası gözetildiğinde işlerin de o kadar kolay gerçekleştiğini belirten Erdoğan, ''Ama tutarsız dil, kırıcı, yıkıcı bir üslup kullananlar, sürekli zikzak yapanların ayakları birbirine dolanıyor. Yatsıyı bile bulmadan artık gerçekler açığa çıkıyor'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, muhalefetin dedikodu ve söylentilerden yola çıkarak arka arkaya gensoru önergeleri verdiğini kaydederek, şunları söyledi:

''Çalışma bakanım hakkında gensoru önergesi verdiler. Meclis grup konuşmamda da ifade ettim. Affınıza sığınarak söylüyorum, gensoru Türkiye'de artık yalama oldu. Ana muhalefet de diyor ki 'Türkiye'de gensoru değil, hukuk yalama oldu'. Hukuk yalama olmaz, yasalar yalama olur. Bu ülkede yasaları yalama ettiler. Hukuk doğuştan bir haktır. Doğuştan elde edilen bu hakların kurumsallaşmasını kimse yalama yapamaz. Kimsenin buna gücü yetmez. Biz genel kurulda, hem milletin temsilcilerinin önünde hem de milletin huzurunda yaptıklarımızı anlatırız ve anlattık. Daha da önemlisi bizimle ilgili gensoru önergesi verenlerin dönemleriyle bizim dönemimizin karşılaştırmasını yapma fırsatımız oldu.''

Erdoğan, 1999 yılında mevcut hükümetin çıkartmak istediği Sosyal Güvenlik Yasası nedeniyle Türkiye'nin ayağa kalktığını, Ankara'da 24 Temmuz 1999'da tarihin en büyük işçi eyleminin gerçekleştiğini ifade ederek, o günkü hükümetin, 17 Ağustos depremini de bir kenara bırakarak Meclisi topladığını ve o yasayı çıkardığını anlattı.

''İşçi ve işçi örgütleri enkaz altında can kurtarmaya çalışırken o günkü hükümetin yangından mal kaçırır gibi o yasayı çıkarmayı tercih ettiğini'' anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bugün o hükümet üyesi çıkıyor, bizim çalışma hayatında yaptıklarımızla ilgili gensoru veriyor. Aynı şey son gensoru görüşmelerinde de yaşandı. Bir dedikodudan, bir iftiradan yola çıktılar, bizi itham ettiler. Sonra 1999'da kendi pazarlıkları ortaya çıktı. Bizim milli birlik ve kardeşlik projemize son derece şiddetle muhalefet sergilediler. Sonra internet sitelerinde kendilerine ait raporlarda söylediklerinin tam tersini 5-10 yıl önce kendilerinin şiddetle savunduğu ortaya çıktı. Hatta ana muhalefet partisinin Genel Başkanı, 'Ben bunu kabul etmiyorum' dedi. Ertesi gün kendi sitelerinden çıkarttım ve ispat ettim. Açık söylüyorum, bu muhalefet tarzı bizi hükümet olarak da siyasi parti olarak da hayrımızadır. Böyle muhalefete can kurban ama bu muhalefet tarzı ülkenin, milletin, demokrasinin ve ekonominin hayrına değildir.''

BİRLİKTE HAREKET ETMENİN GEREKLİLİĞİ

Başbakan Erdoğan, küresel ekonomik krizin etkilerinin tüm dünyada görüldüğünü, Avrupa ülkelerinde sarsıcı etkilerinin daha sıcak hissedilmeye başlandığını dile getirerek, böyle dönemlerde yapıcı olmanın, birlikte hareket etmenin, uyumun, koordinasyonun her zamankinden daha elzem olduğunu vurguladı.

Böyle dönemlerde yapıcı ve yol gösterici eleştirilerin her zamankinden daha fazla ehemmiyet arz ettiğini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ama medya, siyaset, sivil toplum örgütleri felaket tellallığıyla karamsarlıkla kötümserlikle moralleri bozmak için her türlü yola başvuruyor. Bugüne kadar eğitim, sağlık, adalet, emniyet, ulaşım, tarım, enerji ve toplu konutta atılan bunca adımlar hiçbir muhalefet tarafından görülmez. Gezdikleri yollar görülmez. Dağlar delinmiştir görülmez. Ne yaparsanız yapın. Gözleri vardır görmezler. Biz ne diyoruz 'At denize, balık bilmezse halik bilir'. Bizim felsefemiz bu.''

IMF İLE GÖRÜŞMELER

Başbakan Erdoğan, ekonomide en önemli unsurlardan birinin moral ve iyimser beklentiler olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

''Uluslararası kuruluşların kredi derecelendirme kuruluşlarının gördüğünü ne yazık bizdekiler göremiyor. Şimdi herhalde bunu söylerken 'Acaba bu yabancı mı?' diyeceğiz. Numan kardeşim, dünya küresel. Artık, para Türkiye'nin sınırları içine mahkum değil. Para dünyanın her yerine gidiyor. Sadece 780 bin kilometrekarenin içine paranızı mahkum ederseniz, dünyada yeriniz olmaz. Onun için iş adamlarımızla fellik fellik dünyayı dolaşıyoruz ki Türkiye'nin adı dünyanın tüm kıtalarına gitsin.

IMF ile 2 yıldır masadayız. Stand-by anlaşmasını imzalamadık. İşimize gelmezse yine imzalamayız, işimize gelirse imzalarız. Fakat IMF'nin adını duyunca kaçmanın, korkmanın, irkilmenin anlamı yok. Niye korkuyor, niye irkiliyoruz? O masadan ülkenin lehine bir kararla kalkabiliyorsam, oturup konuşurum. Konuşmamamın anlamı yok. Konuşmazsam gaflet olur.''

Ekonomide maharetin, finansı, bilgiyi ve insanı yönetmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu üçünün sağlanması durumunda başarının yakalanacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''En ucuz parayı IMF'den satın alabiliyorsam, ben oradan bunu alırım, hiç de çekinmem. IMF bizden önce olduğu gibi davranmaya kalkarsa o zaman IMF'ye 'Bizim yolumuz burada ayrılıyor' deriz. Biz bugüne kadar böyle yaptık'' diye konuştu.

Kendilerinden öncekilerin yaklaşım tarzının AK Parti iktidarı felsefesinde bulunmadığını kaydeden Erdoğan, ''Filanca ile masaya oturalım, filancayla oturmayalım. Eğer güçlüyseniz masadan kaçmazsınız. Güçlüyseniz, düşünce hürriyetinden korkmazsınız. Güçlüyseniz, inancınıza güveniyorsanız inanç hürriyetinden korkmazsınız'' dedi.

İŞ ADAMLARININ KATKISI

Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşlarının Türkiye'nin 2010-2011 yıllarında pozitif büyüyeceğini, dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yer alacağını iddia ettiklerini anımsatan Erdoğan, ''Bizim bu noktada onların gücünü inkar etmemiz mümkün mü? Dünyada birçok ülkeyi onlar ayağa kaldırmıyor mu, kaldırıyor'' diye konuştu.

Bu kuruluşlara akredite olmanın önemine işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin batıya yaptığı ihracatta bu akreditasyonun önemli rol oynadığını söyledi.

Türkiye'nin bugün IMF'nin önemli bir ortağı olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ya bunları bilmiyoruz ya da bunları bilmemiz gerekir. Adımlarımızı da buna göre atmalıyız. 2013 büyüme tahmini orta vadeli programda yüzde 3,5'tir. Uluslararası kuruluşların tamamı daha üst tahminde bulunuyor. Krizin ilk sinyallerinin alınmaya başlandığı Eylül 2008'den bu yana 37 ülkenin kredi notu 95 kez düşürüldü. Yalnızca 17 ülke için not artışı yapıldı. Türkiye, bu 17 ülke arasında yer alıyor. Son iki ay içinde dört ayrı kredi derecelendirme kuruluşu tarafından notumuz artırıldı. Kredi derecelendirme kuruluşları 'Türkiye krize karşı iyi bir sınav verdi. Krizin etkilerini minimum seviyede tuttu ve şu an krizden süratle kurtuluyor' diyor. Bu benim hükümetimin başarısı olduğu kadar, alınan tedbirlerin sonucu buna iş adamlarının katkısı da büyük.''

Başbakan Erdoğan, meseleye nereden, nasıl ve hangi gözle bakıldığının da çok önemli olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

''Herkes aynı tanımlarda birleşseydi, dünya bu sıkıntıları yaşamazdı. Herkesin bildiği bir fıkra vardır. Nasreddin Hoca, elinde helke ve kaşıkla göle bir şeyler atıyor. Bunu görenler hocaya soruyor 'Hayrola hoca ne yapıyorsun?'. Hoca, 'Göle yoğurt mayalıyorum' diyor. 'İlahi hoca, hiç göl maya tutar mı?' diyorlar. Hoca da 'Ya tutarsa' diyor. Bu bir bakış tarzı, bir bakış açısı. Hoca, bu işi bir başka göle yapıyor. Farz edelim Uzungöl. Aynı şekilde köylüler hocaya ne yaptığı soruyor, hoca maya çaldığını söylüyor, köylülerin tepkisi enteresan 'İyi de hocam, bu kadar yoğurdu kim yiyecek?'. İşte bu da bir başka bakış açısı.''

İŞSİZLİK ORANLARI

Türkiye'nin 2009 yılında 102 milyar dolarlık ihracat yapmayı başardığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin bazen kendi kendine çelişkiye düştüğünü söyledi. Erdoğan, ''Biz teknoloji yoğun bir kalkınmayı hedefliyorsak, orada emeğin kullanımındaki sıkıntı da bir gerçektir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, dünyanın birçok ülkesine bakıldığında işsizlik oranının yüzde 100'ü aştığını, Türkiye'de ise 10,7'den 13,1'e yükseldiğini söyledi.

İşsizlik oranının Mayıs ayından itibaren süratle azalacağına dikkati çeken Erdoğan, ''Bunu neye dayanarak söylüyorum. Çünkü emek yoğun sektör hareketlenecektir. Hizmet sektöründe ciddi hareket olacaktır'' diye konuştu.

Türkiye'de 2007'de 357 bin, 2008'de 306 bin ve 2009'da 307 bin binek otomobil satıldığını, ev satışlarında aynı artışın görüldüğünü, TOKİ'nin ev yetiştiremediğini belirten Erdoğan, muhalefet partisinin sürekli kapanan şirketleri gündeme getirmesini eleştirdi.

Hükümet olarak ekonomiyi ve ülkenin kalkınmasını olumsuz etkileyecek hiçbir girişime taviz vermeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, ''Birileri bu sorumluluğu taşımıyor olabilir. Birileri büyük Türkiye idealine inanmıyor olabilir. Biz bunlara aldırmayacağız, yolumuzda kararlılıkla yürüyeceğiz'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bırakınız Türkiye'yi, Ankara'nın sınırlarının dışına çıkamayan, Kırıkkale'ye, Çankırı'ya, Konya'ya, Eskişehir'e uğrayamayan bir muhalefet karşısında ben ülkem ve milletim için koşturdum, koşturuyorum'' dedi.

Erdoğan, Anadolu Aslanları İşadamları Derneğinin (ASKON) Grand Cevahir Otel'de ''Marufun Egemenliği'' ana temalı 6. Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, şu anda Türkiye'nin tarım ürünlerinde ihracatı öne çıkmış bir ülke olduğunu, GAP ve Konya Ovası projesi olmak üzere 5 yıl sonra Türkiye'nin dünyanın önde gelen tarım ürünü ihracatçısı ülkelerinden bir tanesi haline geleceğini söyledi.

Erdoğan, tüm dünyada uzun vadede gıda krizi beklentisi varken Türkiye'nin dev projelerle dünyanın gıda üssü olma yolunda emin adımlarla yürüdüğünü kaydetti.

Altyapı yatırımlarının devam ettiğini, tüm ülkeye umut hakim olduğunu ifade eden Erdoğan, ülkenin 7 bölgesinin yeni bir çağa, döneme hazırlandığını, üreten, ihraç eden, istihdam eden bir Türkiye'nin, gözlerinin önünde yükseldiğini, Türkiye'nin ulusal ve bölgesel ölçekte de ağırlığını ortaya koyduğunu belirtti.

Gittikleri ülkelerde vize konusunu gündeme getirdiklerinde hemen ilgili anlaşmaları imzalayabildiklerini söyleyen Erdoğan, bütün bunların Türkiye'nin saygınlığının nereye ulaştığının bir ifadesi olduğunu vurguladı.

Başbakan Erdoğan, ''Nereye gitsek sokakta karşılaştığımız insanların gözlerinin parladığını görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olmanın, bu toprakların bir ferdi olmanın gururunu, onurunu doyasıya yaşıyoruz'' dedi.

Türkiye'nin bu seviyelere kolay gelmediğini, gece gündüz çalıştıklarını anlatan Erdoğan, yedi yılda 81 ülkeye 233 ziyarette bulunduğunu, 81 ilin her birine en az iki kez gittiğini anlattı.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Yeni Zelanda'dan Meksika'ya kadar ülkemin, milletimin çıkarları için, iş adamlarımızın sorunları, oralardaki soydaşlarımızın, vatandaşlarımızın meseleleri için mekik dokumuşuz. Bırakınız Türkiye'yi, Ankara'nın sınırlarının dışına çıkamayan, Kırıkkale'ye, Çankırı'ya, Konya'ya, Eskişehir'e uğrayamayan bir muhalefet karşısında ben ülkem ve milletim için koşturdum, koşturuyorum. Bazıları biliyorsunuz Sivas'ın ötesine geçemiyorlar. Van'a gidemezler, Hakkari'ye gidemezler, Muş'a, Ağrı'ya uğrayamazlar. Biz bu ülkenin büyümesi bizi gururlandırdığı için koşuyoruz. Bu ülkenin itibarı arttıkça bizim göğsümüz kabarıyor. Gittiğimiz ülkelerde bize Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından, iş adamlarından, yatırımcılarından, müteahhitlerinden o ülkelerin yöneticileri hamdolsun övgü ile söz ediyorlar. Bunları duyduğum zaman tarifsiz bir onur hissediyorum. Türkiye'nin müteahhitleri dünyanın ikincisi. Birinci sırada 51 şirketiyle Çin, ikinci sırada 31 şirketiyle Türkiye. Bunlar durup dururken olmadı. Bütün o ülkelerle bunları görüşerek buralara geldik.''

TÜRKİYE'NİN BARIŞ ÇAĞRILARI

İktidara geldiklerinde Türkiye'nin dünya ekonomileri arasında 26'ncı sırada iken şimdi 17'nci sırada olduğunu söyleyen Erdoğan, şu anda BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin olduğunu ve küresel barış için çaba sarf ettiğini anlattı.

Erdoğan, ''Dünyanın her yerinde barış çağrımız yankılanıyor. Her yerde ırk, dil, din ayırt etmeden adaleti savunuyoruz. Haiti'deki çocukların ihtiyaçlarını nasıl savunuyorsak, Gürcistan'daki çocukları nasıl önemsiyorsak aynı şekilde Gazze'deki çocukları, masumları, sivilleri de bu noktada savunuyor, savunmaya devam ediyoruz. Türkiye, dünya kamuoyunun vicdanı olacak şekilde barış, adalet, dayanışma için ağırlığını ortaya koyan bir ülke konumuna yükseldi. Bu süreç durmayacak. Türkiye'nin şahlanışını, atılımını sekteye uğratmak hiç kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir'' diye konuştu.

YATIRIMIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALDIRILMASI

Başbakan Erdoğan, 2008'de Dünya Bankası'nın Türkiye'de yaptığı ankete göre, yatırımcıların en öncelikli gözettikleri faktörler arasında siyasi istikrar üçüncü sırada, kalifiye iş gücü beşinci sırada yer alırken bu gerçeklere karşılık bulmaları için yatırımın önündeki engelleri tamamen kompleksiz bir şekilde kaldırmaları gerektiğini belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Türkiye'deki her kurumun, her yetkilinin bir karar alırken Türkiye'nin geleceğini, özellikle de gençleri, Türkiye'nin ekonomisini gözetmesi, kararını buna göre alması, açıklamasını buna göre yapması gerekiyor. Benim ikbalim, benim koltuğum, benim makamım diyerek, benim ideolojim diyerek alınan her karar bu ülkenin tamamına, bu ülkenin geleceğine, bu ülkenin dinamik nesillerine ağır darbe vuruyor, umutları karartıyor. Kimsenin buna hakkı yok.

Türkiye'de bir gerilim politikası varsa bu gerilimi üretenler varsa iktidar mücadelesini yapanlar, sınıf mücadelesini yapanlardır. İşin aslı budur. Az önce Titanik'i seyrettik. Bakın Titanik'te gemiyi delenler alt katta olanlar, ama şimdi gemiyi delenler üst katta olanlar. Fark bu. Sıkıntı burada. Niye, söyledikleri şey 'Türkiye kalkınmasın önemli değil'... Hani beyazlar, siyahlar vardı ya...''

''Türkiye'de yoksulluk var'' denildiğinde haksızlık yapılacağını ifade eden Erdoğan, ''Yoksulluk bizde artmıyor tam aksine geriliyor. Bunları hep birlikte görmemiz lazım'' dedi.

''PARANIN DİNİ, MİLLETİ, IRKI, VATANI OLMAZ''

Erdoğan, yabancı sermayeyle ilgili olarak da şunları kaydetti:

''Ta Latin Amerika'ya kadar yatırım yapan Türk iş adamımızı görüyorum. Tek başına korkmamış, oraya gitmiş, bize ne oluyor ya, niye korkuyoruz biz? George buraya gelsin, Hans buraya gelsin, burada yatırım yapsın. Onlar buraya farklı bir yapılanmayı taşıyorlar. Her zaman söylüyorum, paranın dini, milleti, ırkı, vatanı olmaz. Bu gerçeği bileceğiz. Dolayısıyla çalışırken buna göre çalışacağız. Ha yoksa ASKON büyümesin. Eğer ASKON'un böyle bir anlayışı varsa Türkiye'nin içinde aynı yerde sayarız. Sınırlarımızı taşacaksak ki taşıyorsunuz zaten, bu gerçeği de görün, niye o zaman oralara gidiyorsunuz? İçinizde ortak alanlar var niye alıyorsunuz? Şu anda ASKON'un içinde yabancı ortak alanlar var. Niye bu gerçekleri görmüyoruz. Bize iş adamları geldiğinde de bundan rahatsız olmayalım, gelsin bize ortak olsun.''

Türkiye demokrasinin de aynı şekilde yüksek standartları hak ettiğini söyleyen Erdoğan, Türkiye'nin evrensel değerler üzerine inşa edilmiş bir hukuk sistemini hak ettiğini belirtti.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Hiç kimse ne demokrasiyi ne de hukuku bu ülkeye bu millete çok görme yaklaşımı içinde olamaz. Anayasa için uygun bir zemin... Temenni ediyorum ki öyledir ama bu ülkede 411 parlamentodan çıktığı halde akıbeti belli olmuştur. Bizler şimdi bir çalışma yapıyoruz ama (Saadet Partisi Genel Başkanı) sayın Kurtulmuş 'tam manasıyla bir anayasa değişikliği' diyor. Dışarıdan bakıldığı zaman davulun da zurnanın da sesi hoş geliyor ama içeride böyle değil. Gerçekleri göreceğiz ve başımızı iki elimizin arasına alıp iyi düşüneceğiz. Ve bu konuda bizler şu anda bir hazırlık içindeyiz ama bir 'kurucu meclis teklifi yapın'... Bakın kurucu meclis teklifi bile siyasette kendinizi inkardır. Kurucu meclise karşı değiliz ama şu anda parlamentonun Anayasa yapamayacağı veya yeterli değildir iddiasını ortaya koymak siyasetçinin kendini inkarıdır. Bu bir oyun bir defa, bir tezgah. Bu tuzağın içerisine bu parlamento ve bizim iktidarımız asla gelmez, gelmeyecektir. Kurucu meclis anlayışının hangi dönemlerin anlayışı olduğu bellidir. Bu parlamentonun içerisinde bu işe katkısı olacak ne aranıyorsa hepsi orada var. Biz şu anda bir öncelikler sıralaması yapmak suretiyle bu öncelikler sıralaması içerisinde muaccel olan neyse bunu aşalım istiyoruz. Bunu da yaparken acaba biz referanduma, millete nasıl gideriz bunun gayreti içindeyiz. Burada tabii ki yapılan çalışmaları parlamento içi, parlamento dışı daha önce olduğu gibi her siyasi partiye yine götüreceğiz, onlarla da bu işin müzakeresini yapmak suretiyle gelin birlikte millete bunu götürelim ve milletin şu anda muaccel olan bu konulardaki kararı nedir bunu alalım.''

Türkiye'de yıllardır Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin konuşulduğunu, ancak hiçbir siyasi partinin buna cesaret edemediğini ancak kendilerinin bunun adımı attıklarını ifade eden Erdoğan, halkın rotasında giden bir siyasi parti olduklarını söyledi.

Erdoğan, ''Yıllarca benim ülkem bedel ödedi, bu ülkenin insanları bedel ödedi. En ağır bedeli bu ülkenin iş adamları ödedi. Yeni bedeller ödemeyeceğiz. Türkiye'nin hedefi muasır medeniyetler seviyesine yükselmektir'' dedi.

KAYNAK : Haber7 AA