Özhan Canaydın'ın eşi: Ben kumaydım
Galatasaray Spor Kulübü’nün efsanevi başkanlarından merhum Özhan Canaydın’ın eşi Asuman Canaydın Özhan GS ile evliydi, ben de kumaydım dedi...
ABONE OLBalçiçek İlter'in röportajı
Aslında babaları Bursa Kapalıçarşı’dan arkadaştı. Adamın babası trikotajcı, kadının babası manifaturacı. Adam hayatını geçireceği kadınla ilk tanıştığında şöyle dedi: “Ben seni ilk gördüğümde 3 yaşındaydın... Hatta düştün ve altına kaçırdın!” Göz göze geldiler, güldüler, karar çoktan verilmişti. Kadınsa sonrasında “Hiç tipim değildi” diye anlatacaktı. “Suratı asık dururdu. Babasına benziyor herhalde, biraz sert mizaçlı.” Yine de beklediler... Kadın 19 yaşına geldi, kalp hastası annesini kaybetti. O sırada nişanlıydılar. Kadın çevresine nişanlısını bakın nasıl anlatıyordu: “Çok yakışıklı. Müthiş Avrupai giyiniyor!”
Karısının deyimiyle hiçbir şeye gülmeyen, fazla konuşmayan, asık suratlı, sert mizaçlı bu adam gencecik Asuman’ın gönlünü çalıvermişti. Asuman da Asuman hani.. Güzelliği bir tarafa, sosyalliği, şen şakrak konuşma tarzıyla herkesin gözbebeği. Taliplileri çoktu, İstanbul’dan istemeye gelenler bile oluyordu. Umurunda değildi. Evlilik hayali yoktu. Taa ki basketbol oynayan bu iri yarı adamla, Özhan’la tanışıncaya kadar... Galatasaray Lisesi’ndeki lakabıyla “Çomar,” Özhan Canaydın ile... Çomar bir süre sonra yerini “Turist” lakabına bırakmış. Neden mi? Sık sık Asuman’ı ziyarete gittiği için...
Çok özel bir kadınla tanıştım ben. Galatasaray Spor Kulübü’nün efsanevi başkanlarından merhum Özhan Canaydın’ın eşi Asuman Canaydın’la... Yetmedi konuşmak, doyamadım sohbetine... Hep söylenirdi, hep duyardım ama bizzat tanık oldum. Ve bir kez daha saygıyla eğildim bu ülkenin kadınlarından birinin önünde. Onca yıl kolay geçmiyor... Hemen her gün bu ülkenin kadınları beni şaşırtmaya devam ediyor. Canaydın çiftinin öyküsü de bunlardan biri. Bazen gülümsedik, bazen daldık gittik uzaklara, bolca duygulandık. Gözyaşlarını esirgemedi benden Asuman Canaydın. Hem ağladı hemde “Şimdi Özhan olsa, aman sen de ne kadar sulu gözlüsün derdi” diye anlattı. Özlem, pişmanlıklar ve bolca sevgi... Tam 46 yıl bir yastıkta... Dile kolay! O ağlamasın da kim ağlasın? Üstelik Özhan Canaydın da öyle kolay bir adam değilmiş anlaşılan. Gülümseyerek anlattı Asuman Canaydın: “Mehmet Ali Birand, ‘Asuman bu adamı nasıl çektin’ diye sorardı bana. Ben de bir hikmeti var ki çekiyorum, diye cevap verirdim.”
Erken yaşta evlendiniz, peki hiç çalışmayı düşünmediniz mi?
Düşündümde, Özhan istemedi. Ama baktımki yuvam bozulacak, fedakârlık yaptım. Aslında o zamanlar yaptığı iş tam bana göreydi. Her gün beni fabrikaya çağırırdı, sadece görmek için bir kahve içer dönerdim.
Kıskanç mıydı?
Çok. Beni paylaşmayı hiç sevmezdi. Derdi ki seni tanıdıktan sonra hiçbir kadına yan gözle bakmadım.
Peki siz? Kıskanır mıydınız?
Kıskanmazdım ama şimdiki aklım olsa kıskanırdım. Öyle çok kadın vardı ki çevresinde...Mesela Monte Carlo’ya çok sık gidiyordu. Bir baktım acayip bir dünya. Teknedeki bütün kadınların altı var üstü yok! Özhan, “Mayolarının üstünü giysinler yoksa gelmem” demiş. Bir de beni anlatırmış sürekli.
Gün boyu konuşurmuydunuz? Konuşma ne demek?
Ondan habersiz adım bile atmazdım. Duşa girerken bile telefon açar haber verirdim. Her şeyimle o ilgilenirdi. Bir kıyafet alacağımzaman bile Vakko’ya telefon açar, şunları bunları gösterin derdi. Bir ara o da geliyordu, 3-4 saat benimle birlikte alışveriş yapıyordu. Defile gibi birini giyer ötekini çıkarırdım. İstemememe rağmen bir sürü kıyafet alırdı. Bursa’ya giderdik, peşimizden bir araba kıyafetleri getirirdi.
Kıyafetlerinizi o seçiyorsa pek seksi giyinemezdiniz herhalde...
Öyle kıyafetleri sevmezdi. Dizimin hemen üstünde etek giyebilirim, yırtmaç da bir yere kadar. (Gülüyor...) Ama ben seksi giyinmeyi pek severdim, yırtmaçla oynardım arkasından. Alışık değilim tabii bu işlere, benim babam çok moderndi. Şort giyerdim baba evinde.
Özverili davranmışsınız...
Evet çünkü evlilikler büyük fedakârlıklar istiyor. Her zaman Özhan’a “Kusura bakma ama senin en büyük şansın benim” diye takılırdım.
‘ÖZHAN KOLAY BİR ADAM DEĞİLDİ’
Galatasaray hep hayatınızda var, ilk hatırladığınız tablo?
Sözlüyüz. Aydın’a gidiyoruz gezmeye. Yolda uğramadığımız Galatasaraylı arkadaşı kalmadı. Yalak İsmail, Kafa Selçuk... O zaman talebe, herhalde bu dönem geçer diye düşünmüştüm. Sonra anladımki bu bir hayat tarzı. Özhan kolay bir adam değildi, ne derse o olurdu. Bir süre Bursaspor’da oynadı. Konya’da maç var. İlle beni tutturdu, 40 günlük hamileyim. Kayınvalidem bile karşı çıktı ama nafile. Gidiyorduk, ben otelde kalıyordum. 46 yıl boyunca her an Galatasaray dinledim.
Sıkılmadınız mı?
Sıkılmaz mıyım? Sabahlara kadar Galatasaray konuşurlardı. Aynı şeyleri milyon kez dinlemişimdir. Bir gün Faruk Süren başkanken eşi Hatice, Özhan geldiğinde sadece kulüp konuşurlar diye dert yanmıştı. Özhan’a söyledim. “Ne konuşacağım Faruk’la? Ticaret mi” diye cevap verdi.
Başkan olma hayali hep var mıydı?
Ortaokul ikideyken “Ben Galatasaray’a başkan olacağım” demiş. Her şeyini de ona göre organize etti. Hırslı ve çok başarılı bir adamdı. Onu en çok mutlu eden şey Galatasaray’dı. Bazen kendi kendime derdimki ya bu deveyi güdeceksin ya ceketi alıp gideceksin. Ben çok sevdim Özhan’ı. O da beni çok sevdi. Ama her zaman Galatasaray’dan sonra geldiğime inandığım için 46 yıllık evlilik yürüdü. Sanki o gerçek karısı, ben kuma... Öylesine bir sevgi kulübe karşı... Kessen kanı sarı kırmızı akacak durumdaydı. Aslında çok acı şeyler yaşadık. Son zamanlarımız kötü oldu.
Ne zaman öğrendiniz hastalığını?
Sağlığına çok düşkündü. Müthiş titizdi. Avrupa’dayken bile kontrollerini düzenli yaptırırdı. Son kontrolünde şeker çıktı. Sağlığındaki bozulma bence başkan olduktan sonra başladı. 11 yıl elini sürmediği sigaraya tekrar başladı, içki fazlalaştı. Yemek düzeni değişti. Sabahları asistanına yazdırıyordum yiyeceklerini ama uymuyordu. Anormal bir çalışma temposu vardı. Bütün şirketleri devretmişti sadece kulüp vardı ama gece 3’lere kadar camda beklerdim. Öylesine yorgun gelirdi ki. Sonra açar televizyonu birinin yorumunu duyar, tansiyonu fırlar...
‘BAŞKAN OLUNCA DOST BİLDİKLERİMİZİ KAYBETTİK’
Hiç istemediniz değilmi başkan olmasını?
Hayır. Yanlış yapmaktan çok zorlanan bir adam...Mükemmeliyetçi... O yüzden istemedim. Sonrasında da çok söylendim. Hatta arkadaşlarına diyordumki Özhan’ı seviyorsanız, söyleyin bıraksın.
Galatasaray’a başkan olmak güçmü dostmu kazandırıyor insana?
Valla dostlarımı kaybettim, bırakın kazanmayı. Evimde yatırdığım, misafir ettiğiminsanlar Özhan’la uğraştılar. Hembaşkan olsun diye çevresinde dolaştılar hemde tırmaladılar. Dost bildiklerimiz dost çıkmadı. Özhan’ı herkes çok kıskanırdı; hemişini hem aile düzenini. Kalbimin bir tarafı hâlâ kırık.
2002’de başkan olduktan sonra siz de İstanbul’a geldiniz...
Evet, çocuklarımdan torunlarımdan ayrıldım. Hazır asker gibi bütün gün bekliyorum. Aç mı gelecek tok mu gelecek, morali nasıl? Özhan çok gezmeyi severdi, o gezilerimiz de bitti. Yine de Bursa’ya dönemedim, kimseye emanet edemedim onu. Ramazanda çocukların yanına kısa süreliğine gittim. Sonrasında bir günlüğüne o da geldi. Hiç dönmek istemiyordu İstanbul’a... Acıbadem’e bir alet gelmiş, ona girmem lazım dedi. Öylesine titizdi yani. Ertesi sabah kızımı aramış, “Annenizi de alın gelin” demiş. Kızıma baktım, “Zeynep baban kanser mi yoksa” dedim. Hissettim.
İstanbul’a apar topar geldiniz...
Evet, gece 11’e kadar eve gelmedi. Önce çocuklarla konuştu, çay yapıyordum ama galiba aslında duymak istemiyordum. Bir şeyler konuşuluyor... Pankreas, biliyorum ama nedir, ne işe yarar bilmiyorum. Başımı, ortasımı, sonumu diye konuşuluyor. Bana garip bir ruh hali geldi, başkasına olduğunu duysam panik olurum ne yapacağımı şaşırırım. Özhan kuvvetli, yener diye düşündüm. Adam mahvoldu, eridi gözümün önünde yine de iyileşeceğine inandım.
Ne zaman söylediler size peki?
Hiç söylemediler. Hiç konuşmadık karı koca...
‘GALATASARAY’A KIRGINDI’
Cenaze töreninde sarı kırmızılı kurdelelerin ayak ucuna bağlanması eleştirilmişti. Canaydın’ın isteği miydi?
Evet, onu da yazdırmış. “Başucuma değil ayakucuma bağlayın” demiş. O da bir mesaj tabii. Galatasaray’a kırgın.
Size hiçbir şey söylemedi mi?
Hayır. Ölmeden bir hafta önce odadayız, o yatıyor ben başında oturuyorum. Tabii kim bilir neler düşünüyorum o ara... “Sen şu Galatasaray olmasa 90 yaşına kadar yaşardın biliyor musun” dedim. Kayınpederim milli kayakçı “Annenle babana bak 90 yaşında. Senin genlerin çok kuvvetli. Seni bu Galatasaray mahvetti. Sana 46 yıl büyük emek verdim, çocuğum gibi baktım” dedim. Özhan, “Doğduğu zaman insanlara alınyazısı yazılır, kader çizgisi vardır” dedi. “Kader çizgisi vardır ama akıl da vardır” diye cevap verdim, öylesine acılıyım. Şöyle bir baktı bana: “90 yaşına kadar yaşayıp iz bırakmadan gitmektense, genç ölüp iz bırakmayı tercih ederim” dedi. Tek konuşmamız bu oldu.
Son dakikaları... Nasıl dayanır insan?
Dayanamadım zaten. Ben yoktum. Duramadım, başka odaya geçtim. Yapamadım. Son nefesinde çocukları ellerini tutmuşlardı. Onlar hep yanında oldular. Konuşamıyordu ama şuuru gitmemişti.
Demin “dostlarımızı kaybettik” dediniz. Peki bu süreçte yalnız kaldınız mı?
Gerçek dostlarımız yanımızdaydı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Özhan’ın her şeyiyle ilgilendi. Erdoğan ile Özhan önceden tanışıyorlardı. “Çok başarılı bulurdu onu, çok zeki. Tam benim tarzım” derdi Başbakan için. Erdoğan Bayraktar da öyle... Mustafa Sarıgül her zaman yanımızdaydı. Kadir Topbaş gece 10 buçukta işi biter hastaneye uğrardı. Egemen Bağış ve eşi de bizleri yalnız bırakmadı. Herkesten çok destek gördük bu süreçte...
KENDİ CENAZESİNİ PLANLAYAN ADAM!
Nasıl? Baş başa kaldığınızda?
Baş başayken de hiç konuşmadı, konuşmazdı zaten. Hep yazdırmış, not tutturmuş. Her şeyi o ayarlamış.
Neyi?
Cenazesini... Cenaze mönüsünü bile vermiş. Gazeteciler yağmurlu olursa tentenin altında toplansınlar diye talimat verdirmiş. Mehmet İpekdokuyan’ı çağırıp yazdırmış. Sarı kırmızı kurdelelerini aldırmış bir kaç gün öncesinden. Hafız kesinlikle mikrofonla okumasın diye yazmış, kimse rahatsız olmasın diye... Bütün töreni organize etmiş, her şeyi ayarlamış. Üç gün önce görümcemi çağırmış. “Cenazeyi bir gün bekletin, ondan sonra kaldırın” diye yazdırmış tek tek. Tabutla gömülmek istemiş örneğin. İsteklerini tek tek liste yaptırmış. Aile mezarlığında hangimizin nereye gömüleceğine kadar çizmiş. Çiçekçiye telefon ettirmiş. “Sarı kırmızı laleleri bu iki gün bol tut” demiş. Hiçbir malı mülkü üzerimize geçirtmemiş, devlete veraset verin demiş.
(htspor)