İsrail için bu teknoloji hava savunma sistemlerinden daha önemli: 'Varoluşsal tehdit'
Savaş sürecinde Demir Kubbe ve Davud Sapanı gibi hava savunma sistemleriyle öne çıkan soykırımcı İsrail'in yumuşak karnı, 'desalinasyon' olarak da bilinen deniz suyu arıtma teknolojisi sistemleri.
ABONE OL
HABER7 - ÖZEL
İsrail, işgal ettiği Filistin topraklarında 2000'li yıllara kadar su kriziyle karşı karşıyaydı.
Soykırımcı devlet, Orta Doğu'nun kurak ve zorlu coğrafyasında hayatta kalabilmek için "su güvenliğini", yıllar içerisinde inşa ettiği "apartheid" rejiminin "ulusal" önceliği olarak merkeze alıyordu.
Su ihtiyacının önemli bir bölümünün karşılandığı Taberiye Gölü'nün kritik seviyelere inmesi, İsrail'in tarım politikalarını tehlikeye atarken, sonraki yıllarda deniz suyunu arıtma teknolojilerine yatırımlar yapılmaya başlandı.
MUSLUK SUYUNUN YÜZDE 85'İ DENİZDEN KARŞILANIYOR
Gelinen noktada İsrail, su yönetiminde dünyada en ileri örneklerden biri olarak gösteriliyor.
Ülkede evlerde kullanılan musluk suyunun yaklaşık yüzde 80 ila yüzde 85’i deniz suyunun arıtılmasıyla sağlanıyor.
Tarım ve sanayi dahil toplam su tüketiminin ise yaklaşık yüzde 50’si arıtma tesislerinden karşılanıyor.
İsrail'in Aşkelon, Aşdod, Hadera'da tesisleri bulunuyor. Yılda yaklaşık 150 milyon metreküp su üretiminin yapıldığı Sorek Tesisleri, İsrail'in en stratejik yapılarından biri konumunda. Tesis, Palmahim kenti yakınlarında bulunuyor.
Bu, "desalinasyon" olarak da bilinen teknolojinin soykırımcılar nezdinde hava savunma sistemlerinden daha hayati olduğunu gözler önüne seriyor. Demir Kubbe ve Davud Sapanı'nın popülaritesine karşın İsrail'in yumuşak karnı "su". Peki bu teknoloji hakkında ne biliniyor?
SEKTÖR HER YIL YAKLAŞIK YÜZDE 7 BÜYÜYOR
Deniz suyunu tuzdan arındırma (desalinasyon) teknolojisi yalnızca İsrail için değil, su kıtlığı yaşayan pek çok ülke için de giderek daha önemli hale geliyor.
Orta Doğu’nun yanı sıra ABD’nin Kaliforniya ve Teksas eyaletleri, Avustralya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde de yaygınlaşan teknoloji, dünya genelinde 20 binden fazla tesiste uygulanıyor. Sektörün her yıl yaklaşık yüzde 7 büyüdüğü belirtiliyor.
Modern tesislerin büyük bölümü ters osmoz yöntemiyle çalışıyor. Bu sistemde deniz suyu yüksek basınç altında özel membranlardan geçirilerek tuzdan ve zararlı maddelerden arındırılıyor. Daha eski olan termal yöntem ise yüksek enerji ihtiyacı nedeniyle sınırlı kullanılıyor.
KARBON SALINIMINDA HAVACILIK SEKTÖRÜNE YAKIN
Desalinasyonun yaygınlaşması beraberinde çevresel tartışmaları da getiriyor. Uzmanlar, yüksek enerji tüketimi nedeniyle ortaya çıkan karbon emisyonlarının ciddi boyutlara ulaştığına dikkat çekiyor.
Güncel araştırmalara göre, küresel ölçekte desalinasyon tesislerinin yıllık karbon salımı, havacılık sektörünün emisyonlarına yakın seviyelerde bulunuyor.
Ayrıca arıtma sonrası ortaya çıkan yüksek tuz oranına sahip atık suyun denize boşaltılması, deniz ekosistemleri üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor.
Tesislerin su alma sistemlerinin plankton ve balık larvaları gibi canlılara zarar verdiği de belirtiliyor.
Artan çevresel kaygılar, sektörde yeni çözümleri gündeme getiriyor. Yenilenebilir enerjiyle çalışan tesisler, daha verimli membran teknolojileri ve okyanus basıncından yararlanmayı hedefleyen yeni nesil sistemler, desalinasyonun çevresel etkilerini azaltmayı amaçlıyor.