Her sesi güzel olan ilahi okuyamaz!
Mustafa Demirci, müzisyen. Yıllardır tasavvuf müziğiyle uğraşıyor. Şimdilerde Gönülden Sesler adlı ilahi yarışmasında jüri üyesi. Demirci: Amaç bu yarışmada star çıkartmak değil ilahiyi sevdirmektir.
ABONE OLKübra&Büşra Sönmezışık'ın röportajı
Mustafa Demirci, müzisyen. Yıllardır tasavvuf müziğiyle uğraşıyor. Şimdilerde ise Gönülden Sesler adlı ilahi yarışmasının jüri üyesi. Onunla ilahi tanımını, icracılarının neden 'pop star' muamelesi gördüğünü, yarışmanın musiki kültürüne aykırı olup olmadığını, cami ve tekke musikisi arasındaki farkı konuştuk.
İlahi kelimesi Allah'a ait olandır. Allah'ın çizdiği sınırlar içinde ona uygun olarak yapılan tüm çalışmalar.
Müzikteki ilahiyi baz alırsak Allah'a ve peygambere yazılmış güzel sözlerden ibaret midir?
Türk müziği Dini ve La Dini olarak ikiye ayrılıyor. Dini müziğin içinde sadece Allah'a ve Resul'e yazılmış sözler değil, ilahi duygular taşıyan her türlü çalışmaya denir. Dini musiki de kendi içinde ikiye ayrılıyor. Cami ve Tekke musikisi. İçinde müzik olmayan ve camide okunan, ezan, sela, kamet, ilahi, mevlit, kaside dini musikinin cami katagorisine giriyor. Tekke musikisi daha çok tekkelerde zikir esnasında sazlı ilahilerden oluşur.
Bu iki katagoriye uymayan ilahide çok...
Zaman geliyor birileri çıkıyor ve toplumdaki müzik anlayışı değişiyor. Tekkede kullanılan belli sazların dışında icralar ortaya çıkıyor. Modern altyapılar ekleniyor. Fakat bizim musikimiz oluşurken belli hassasiyetleri gözetiyor. Helal, haram noktasından tutun da karşı da uyandırdığı hislere kadar.
Tasavvuf musikisinde yeni bestelerin olmaması ve yeni icracıların çıkmamasındaki sebep nedir?
Bu müzik geleneği olan bir müzik ama Cumhuriyet sonrası yasaklanıyor. O sebeple sözler de ve icracılarda bir gelişme olamadı maalesef. Mevcut repertuarda icra edilememiş binlerce ilahi var.
Bu ülkede cami kültürü, tekke kültüründen daha ileride değil mi?
İleride fakat marifet iltifata tabidir. Siz bir şeye yasak getirip, onunla ilgili çalışanları derdest edip, suçlarsanız ilerlemez. Nesillere taşımak önemli. Yaşayanlar, bunları icra etmişler ama çocuklarına ne kadar aktarabilmişler? Bu Türkiye'nin problemiydi zaten. Bu fasıla döneminde sadece diyanetin yapmış olduğu inanç dünyası programı vardır. O yüzden orada okunan bir kaç ilahi ile sınırlı kaldı.
Tasavvuf musikisini icra edenler nasıl eğitiliyor?
Musiki meşk usulüdür. Meşk ettiğiniz kimse de önemlidir. Musikişinasın veya bir başkasının dizinin dibinde yetişmek önemlidir. Bunları söylediğinizde muteber sayılırsınız.
Böyle eğitimlilerin sayısı az mıdır yoksa çok mu?
Eğitimliler cemiyetler, vakıflarda ve musiki üzerine kurulmuş yerlerde vardır. Mesela; bir Cerrahi tekkemiz vardır. Kaç yüz yıllık bir geleği temsil eder ve orada sürekli musiki meşk edilir. Repertuarda zengindir, icra da güzeldir. Fakat bunların sayısı azdır.
Alt yapısı türkü ya da şarkı olup üzerine Allah ve Resul ile ilgili sözler yazılan veya hip hop, rock alt yapılı ilahiler var. Bunlar da ilahi midir?
Konuya iki açıdan bakmak gerekir. Birincisi güftelerin taşıdığı anlam bakımından yaklaştığımızda, çoğunlukla mutasavvuf şairlerin ya da gönül ehli insanların yazmış olduğu şiirlerdir. Yunus Emre'nin şiirleri dünyanın yalanlığından, ölümden, günahtan tövbe etmek, Allah'ı ve resulünü sevmekten, insanları gafletten farkındalığa çağıran bir mesaj anlayışı vardır. Anadolu dilini, Türkçe'yi en güzel şekilde kullanarak bütün insanlara ezberletmiştir. Siz bunu alıp müzik diline döktüğünüzde bu bestelenmiş ve tasavvuf müziğine dönüşmüş olur.
Tasavvuf müziği ilahiden farklı mıdır?
Hayır, aynıdır. İlahi formu üzerinden gidersek bunların dışındakiler ilahi olmuyor. Kendi kuralları içinde icra edilmiyor. Bunun dışına çıkılıyor.
Bir kuralı var mı?
Var tabii ki. Klasik Tasavvuf Müziği dediğimiz şey bir formdur. Geleneksel kurallar içinde icra edilir. Ama birileri çıkar, ilahi duygular taşıyan eserler yapar. Bu da kabul görür. Siz buna ister ilahi deyin, ister tasavvuf müziği, size verilen mesaj aynıysa, o ilahidir. Aradaki fark ensturuman değişmiştir, yeni besteler yapılmıştır ve bugünün anlayışına uygun bir saundla öne çıkmıştır. Kalitesini tartışırız. Sizin söyledikleriniz benim hiç dikkate almayacaklarım arasına giriyor.
Peki bu çalışmalar kimlere hitap ediyor?
Bu insanlar Anadolu'da türkü dinlemeye alışmış, biraz Allah kelamı duyunca duygulanmış, hanım teyzelerimize hitap eder. Ama bunların bir sanatsal değeri yoktur. Çok dinlenilebilir ama buna müdahale edemeyiz. O öyle bir yolu tercih etmiş ona cevabı dinleyeici verecektir.
İLAHİYİ HERKES OKUYAMAZ
Sami Yusuf'u Türkiye'ye siz getirdiniz. O, ilahi söyleyip de popüler kültüre dâhil olmuş ve şöhreti ilahilerinin önüne geçmiş bir isim. İlahi popüler kültürü kaldırır mı?
Dünyada anlayışlar değişiyor. Tasavvuf müziği yapan insanların bugün öne çıkan isimleri kimlerdir? denildiğinde geçmişe dönük hemen aklımıza musiki şinaslar gelir. Peki niye gelir? Popüler kültür yok. Ama sevilen insanları etkileyen bir yorum gücüne sahip demektir. O gün medya ve iletişim araçları bu kadar yaygın değildi. Ama o günün popüler insanları da onlardı.
Fakat o tarihlerde konsere gidenler kafalarına bandanalar takıp, Sami Yusuf diye bağırmıyorlardı. Bu tarz bir pop star muamelesinden bahsediyoruz...
Doğru olan esere bakmaktır. Fakat popüler kültürün yetiştirdiği yeni nesile, onu destekleyen ve besleyen medyaya baktığımızda da tamamen sanatçı merkezli bir pompalama yapıldığını görüyoruz. O sanatçının fiziğinden, kıyafetine, tarzına kadar toplum onlar vasıtası ile yönlendiriliyor.Neticede Sami Yusuf klibi ve imajı ile bir prodüksiyondur.
Sami Yusuf ilahi yapmadığını söylüyor.
Bizim klasik anlamda tarif ettiğimiz bir ilahi icra etmiyor. Kendisi yapmadığını söylüyor ama ilahi duyguları seslendiriyor. Yaptıklarının dini bir içeriği var. Hasbi Rabbi Nakşibendiliğin bir virdidir. Bunu yaptıktan sonra siz ilahi yapmadığınızı söyleyemezsiniz.
Bu kadar ayrışması önemli mi?
Kastettiğiniz şey aynıysa, hangi tarz ya da tür de söylediğiniz önemli değil. Yaptığım müzikte tarz kaygısı taşımıyorum. Ama yaptığım tarzı da iyi yapmaya çalışıyorum. Benim için önemli olan karşı tarafa verdiğim duygudur. Geleneksel müziği beslemek ve oradan da beslenmek gerekir. Ben de bugün gençliğe beni dinleyen insanlara müzik diliyle cevap vermek durumundayım.
Her sesi güzel olan ilahi okuyabilir mi?
Okuyamaz. Bu iş gönül işidir. Sadece okumak yetmez. İnanç felsefesine ve inanışa sahip olmanız gerekir. Tasavvufun inceliklerine vakıf olmanız gerekir. Öyle olmasa diğer sanatçılar da ilahi okuyorlar. Konservatuardan getirdiğinizi okutun, bakalım bir lezzet alabilecek misiniz?
Ayrışıyor mu?
Şöyle ayrışıyor; nota bakımından doğru seslendirebilirsiniz fakat o kelimelerin ruhunu veremezsiniz. Telaffuzunuz bile yabancı kalır. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde bir koromuz vardı. Birçok sanatçı arkadaşım o korodan yetişti. "Bize sizin yaptığınız icra çok daha önemli. İlahiyatçısınız, kavramlara aşinasınız, onlar nota bakımından doğru okusa bile sizin okuyuşunuzdaki lezzeti dinleyici alamaz." demişlerdi. Bu doğrudur. Onların içinde de aynı şekilde gönül vermiş, iyi icracılar çıkabilir. Ben tasavvuf müziğini sadece notadan okumanın yeterli olmadığını söylüyorum.
Siz Gönülden Sesler ilahi yarışmasını hazırlıyorsunuz. Anadolu'yu dolaştınız ne gördünüz?
Ortaya çıkan manzara çok vahim. Ses güzelliği tasavvuf musikisine gönül verip, oturup eğitimini almak, bugünün toplumunda kolay bir iş değil. Bir başka sorun da şu, böyle bir kültürün destekçisi yok.
Taliplisi var mı peki?
Çok var. Verdiğim konserlerde yanıma gelip "hocam ben eğitim almak istiyorum ama nereden alabilirim?" diye soruyorlar. Böyle bir eğitim merkezi yok. Daha çok gönüllü insanların kurduğu belli cemiyetler devam ediyor. Bunu biraz İSMEK yapmaya çalıştı. Ama o tür kurumların da bir yaptırımı yok. Gelip gidenler var ama zor olduğunu düşünerek bırakıyorlar. O yüzden ben manzarayı görünce çok üzüldüm. O zaman kendi kendime dedim ki; "acaba yel değirmenleriyle mi mücadele ediyorum."
Daha çok hangi bölgede potansiyel gördünüz?
İstanbul ve Bursa. Trabzon'da ise kalitesi iyi olan ama sayıca az olan bir ilgi gördük. Beni en çok Konya hayal kırıklığına uğrattı.
Halbuki Konya Mevlana Hazretleri'nin diyarıdır. Tasavvuf müziğinin en çok icra edildiği yer olarak düşünülür...
Orada da çalışmalar var ama ya duymadılar ya da popüler olduğu için ilgi göstermediler. Oradaki ilgiyi az buldum. Belki yaz sezonu nedeniyle bir yanılgı da olabilir.
Büyükşehirlerdeki insanlar musikiyi daha mı çok önemsiyor?
Büyükşehirlerde aileler çocuklarının müzik eğitimi almalarını teşvik ediyor. Gerekirse hoca tutuyorlar. Böylece burada cemiyetlerin olması çok önemli bir etken. Kültür Bakanlığı'nın maalesef bu anlamda bir kültürel ve sanatsal politikası yok. Gençlerimizin ruhlarını doyurabileceği iç alemlerini zenginleştirebileceği, gönüllerini inceltebilecekleri ve taşkınlık yapmadan insanlarla sosyal ilişkilerden davranışlarını kontrol edebilecek gençliği ancak tasavvuf musikisi terbiyesi ile sağlayabiliriz. Bu önemsenmiyor. Bu anlamda özellikle Anadolu'ya yatırım yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Toplumda tekke musikisi mi daha yaygın yoksa camii musikisi mi?
Tabiî ki camii musikisi daha yaygın. Çünkü günde beş vakit ezan okunuyor, kamet getiriliyor, Kuran ve mevlit okunuyor, ilahi söyleniyor. Orta yaşın üstü daha çok camii musikisine yatkın. Gençler ise tekke musikisine.
Siz çok eleştirilen bu yarışma programını başarılı bir çalışma olarak görüyor musunuz?
Farklı müzikleri dinleyen gençlere ilahi müziği dinletiyorsunuz. Bence bu bir başarıdır. Her ne kadar eleştirilse bile başarıdır. Eksik kalan kısmı ise bizim suçumuz değil. Yaygınlaşması gerekiyor. Böylece insanlar içindeki kötü duygularda yok olur. Çünkü dini müzik öfke, kızgınlık gibi duyguları yatıştıran bir müzik türüdür. Toplumun gazını almak için hamasi söylemlerde bulunmak yeterli değil.
Bu yarışmanın diğer müzik yarışmalarından farkı ne? Siz bu yarışmada İlahi starlar mı çıkaracaksınız?
Hayır, biz İlahi Star ortaya çıkaralım diye yola çıkmadık. İhmal edilmiş, öksüz bırakılmış, sahipsiz bir müziğe dikkat çekmek istedik. İkincisi amacımız tasavvuf musikisinin kendi içinde taşıdığı zenginliği mümkün olduğu kadar ekrana yansıtabilmekti.
Konsept nasıl?
13 hafta sürecek kategorilerimiz var. Yarışmacılar her hafta bir kategoride yarışacak. Cami, tekke musikisi dahil bugün tasavvuf müziği adına zenginliğimizi ifade edecek her türü icra ettireceğiz. Yarışmacılarımızı da o donanımdaki kişilerden seçtik. Klasik ilahiler, güncel ilahiler, Arapça ilahiler, tasavvufi halk müziği formunda eserler olacak. Urfa ilahileri, ezan ve sela var. Dünya mistiklerinden, samah ve nefes tarzı eserler de okuyacaklar. Alevi Bektaşi kültürüne de yer vereceğiz.
Yarışma imajı kötü. Buralardan çıkan insanlara itibarlı bakılmıyor. Sadece rayting için yapılmış bir proje olarak kalıyor. Siz bu formatı nasıl kabul ettiniz?
Yarışma dediğiniz şey hayatın bütünü değil, hayatınızın dönüm noktası olamaz. Siz bir yarışmaya hayatımı kurtarayım gözüyle bakmamalısınız. Öyle bakarsanız baştan kaybedersiniz. Bizim insanımızın anlayışı kısa yoldan köşeyi dönme istediği. Bizim derdimiz bu değil.
Ödül var mı?
Elbette bir ödül olacak. Ama burada önemli olan bu müzik türünün ne kadar zengin estetik ve güzel olduğunu ekranda anlatabilmek. Bunun gündeme gelmesi için de yarışmak gerekiyormuş.
Kanalın reytinglerini arttırdı mı?
Evet, iyi bir çok programın üzerine çıktı. İnsanların dikkatini çekiyor.
Bir çok köşe yazarı yarışma formatını eleştirdi...
"Başka yarışmaları da izledik aynı şeyleri yaptılar. Ama biz daha yarışmaya başlamadan "böyle bir şey olabilir mi?" diyorlar. Ben de diyorum ki; "sabredin herkes hünerini sergilesin ondan sonra eleştirilsin."
Yarışmaya kadınlar da katılıyor. Kadın sesinin haram olduğuna dair bir bilgi de mevcut. Bunu ne kadar dikkate aldınız?
Bunu katılan kadınlar düşünmeli. Bir de şu var; siz bir yarışma yapıyorsunuz. "Yarışmaya bayanlar katılmasın" diyemezsiniz. Açıkçası yazarlar da daha kadın finalist göremedim diye eleştiriyor.
Elemelerden geçen kadın var mı peki?
Bir tane finalist bayan yarışmacımız var.
Katılım profilinde ilahi ile hiç alakası olmayan, sadece "yarışma" olduğu için gelenler var mı?
Tabii. Hatta yarışmada yeterli bulmadıklarımızın bazıları şöyle diyordu; "daha önce Yıldızım Sensin'de katıldım şunları yaşadım, arayacağız dediler aramadılar." Yarışmanın gediklileri de vardı elbette. Belli bir yaşın üstünde kişiler de elemelere gelmişlerdi. Onların enerjisine hayran kalıyorsunuz.