Eşek kadarlar ama öpmeye doyamam
Türk sinemasının efsanesi Cüneyt Arkın, filmlerindeki karakterler gibi hep ‘hareketli’ bir baba olmuş. İşte oğlulya keyfli bir röportaj:
ABONE OLİnci Döndaş'ın haberi
Eşek kadar oldular hala sarılıp öpmeye doyamıyorum
Türk sinemasının efsanesi Cüneyt Arkın, filmlerindeki karakterler gibi hep ‘hareketli’ bir baba olmuş. Murat ve Kaan adlı iki oğlu olan Arkın, onlarla hep güreş tutmuş, karate yapmış, futbol oynamış... Babalar Günü için Cüneyt Arkın ve küçük oğlu Kaan Cüreklibatır ile buluştuk, ‘dünyayı kurtaran adam’dan hiç bitmeyen babalık rolünü dinledik.
- Kaan doğduğunda, onu kucağınıza aldığınızda ne hissetmiştiniz?
Cüneyt Arkın: İçim bir hoş oldu. Minicik bir şey, çok da sevimliydi. Öpsem mi, yesem mi, dövsem mi? Eşek kadar oldular, hala kucaklayıp sarılıp öpmeye doyamıyorum. Bana çok sevimli geliyor.
- Mıncıklayarak mı severdiniz çocuklarınızı?
C.A.: Üç-dört yaşına gelince isyan ettiler ‘Mıncıklama baba’ diye. Kaan bebeklikten sonra çok güzeldi. Gözleri masmavi, yüzünde çiller. Saçları sarı ve uzundu. Bakmaya kıyamıyordum. Aslında babalık çok sorumluluk istiyor. Erkek çocuk bir kamera gibi sürekli seni çekiyor.
Kaan Cüreklibatır: Şimdi bende neler var neler... Neler çekmişiz acaba?
C.A.: Sorumlulukların başında babanın şerefi ve çocuklarına iyi bir eğitim aldırması var. Türkiye’de eğitim sistemimiz çok kötü. Okullar adam olmayı öğretmiyor, nasıl adam olunacağının yollarını gösterir gibi yapıyor. Bereket benim oğullarım bir şeylerle uğraşırdı. Mesela Murat bilgisayarla. Zaten bilgisayar programcısı oldu. Kaan ise okurdu.
- Babanızla çocukken çok oynar mıydınız?
K.C.: Abim Murat, ben ve babam bir araya geldik mi günün nasıl geçtiğini anlamazdık.
C.A.: Koltukların minderlerini yerlere koyar başlardık güreşmeye... Vay vay vay. Eşim Betül çıldırıyor, ‘Evi talan ettiniz’ diyordu. Her şeyi beraber yapıp öğrendik. Bisiklete binmeyi, top oynamayı, yüzmeyi, satrancı...
K.C.: Halı saha maçlarında hep hırslı ve mücadelecidir. Kaybettiği zaman yanında duramazdık babamızın.
- Neden?
K.C.: Evde bize karate yapıyor (gülüyor).
- Çocuklarla evde güreşirken bu arada siz bir de Cüneyt Arkın’dınız.
C.A.: Belli bir süre farkına varamadım. Çocuklarla beraber olduktan sonra ‘Baba bir daha’ deyince çocukların bana ihtiyaçları olduğunu anladım. Günde 12-16 saat çalışıyordum. Filmleri azalttım.
- Pişman mısınız?
C.A.: Yarı yarıya azalttığıma pişmanım. Keşke bitirseydim. Gençliğimi yaşayamadım ki... Bir sinema belgeseli çekerken aldığım ödüller filan koydum bir baktım, bedavaya gitmiş hayatım.Bir gün bir kavga sahnesi vardı, çekim yapılan köşkün bahçesine çıkıp havayı kokladım. Bahar kokusuydu. Çalışmaktan, yıllardır baharın gelip gittiğini fark etmemiştim.
ANNE VE BABAMDAN AİLE KAVRAMINI ÖĞRENDİK
- Babanızdan ne öğrendiniz?
K.C.: Aile olarak ilişkilerimiz çok kuvvetli. Her hafta sonu bir araya geliriz, yemek yeriz, üzüntü ve sevinçlerimizi paylaşırız. Aile kavramını öğrendik. Anne ve babamdan öğrendiklerimi şimdi kendi ailem için uyguluyorum.
- Cüneyt Arkın’ın oğlu olmanın zorlukları nedir?
C.A.: Zamparalığı gizli yapmak (gülüyor).
K.C.: Büyük sorumluluğu var ama biz bunun hep keyifli tarafına bakıyoruz. Babamın inanılmaz bir kariyeri var, çok seviliyor, Türk insanının kahramanlık simgesi. Bizde de onu görmek istiyorlar. Bir işe girmiştim CV’mi verdim. Soyadım Cüreklibatır yazıyordu tabii. Sonra bir gün babam beni işyerimde ziyaret etti. O zaman babam olduğunu öğrendi şirkettekiler. Sonra herkes bana babamla ilgili sorular sormaya başladı.
C.A.: Çocuklarım iş ararken ‘Ben Cüneyt Arkın’ın oğluyum’ demedi. Hatta işyerlerinde ziyaret etmek istediğimde ‘Gelme’ diyorlardı. Herkes ne ıstırap çekiyorsa iş bulmak ya da çalışmak anlamında benim oğullarım da onu çekti. Bunlar gençken dışarı çıkıyorlardı, ısrar ediyordum ‘Erken dönün’ diye. Eve geldiklerinde kucaklayıp kokluyordum, alkol kokusu var mı diye. Murat ‘Baba ben bize güven, bizi serbest bırak’ dedi. Dediğini yaptım ama göz hapsinde tutuyordum. Genelde Ortaköy’e gidiyorlardı, haberlerini alıyordum ‘Cüneyt Abi Ortaköy’de oturuyorlar, önlerinde kola var’ diye!
- Birçok ünlünün çocukları dağıtıyor. Bazıları anne veya babasının şöhretinin altında eziliyor. Siz nasıl kendinizi korudunuz?
C.A.: Çocuklarım fena değil herhalde yakışıklı. Bir gün bunları medyada içkili veya kızlarla görmediniz.
K.C.: Babam ve annem hayatımıza çok fazla karışmazdı. Seçtiğimiz arkadaşlarımıza dikkat etmemizi isterlerdi. Ailemizin bizi yetiştirme tarzından dolayı sorumluluklarımızı biliyoruz.
C.A.: Alkol ve uyuşturucuyla ilgili çok araştırma yaptım, gençlere de bu konuda bilgi verdim. Çocukların çoğu arkadaşları yüzünden bu iki maddeye alışıyor. Bunlara futbol nasıl oynattım? Filmlerde kavgacıyı oynayan Kadir Kök birini sırtına alır, ben diğerini kucağıma... Gelmiyorlardı çünkü. Minicik ayakları vardı, vurdular topa, baktılar gol oldu, sevdiler oyunu, kale kurdular, başka çocuklar geldi, maçlar başladı. Spor bunların hayatına böyle girdi. O sırada çok iyi arkadaşlar edindiler, onlar için büyük bir şanstı.
- Cüneyt Bey, bir kızınız olsun ister miydiniz?
C.A.: Nayır! Elin oğlu alacak elimden. Çocuk doğar doğmaz tüm babalar, o çocukları kendisinin sanıyor. Değil, çekip gidiyorlar işte. Kuş gibi uçuyorlar. Çocuklar sürekli geliyorlar yanımıza ama evde yoklar.
- Torun sahibi olmak nasıl bir şey?
C.A.: Herkes diyor ki ‘Torun evlattan daha çok seviliyor.’ Ben çocuklarımı daha çok seviyorum.
- Kızınız dedesini televizyonda gördüğünde ne yapıyor?
K.C.: Babamı televizyonda gördüğünde ‘Dede çıktı’ diyor.
C.A.: Murat’ın üç çocuğu var. En büyüğü beş yaşında... Beni filmlerde görüyor, babasını da görmüş televizyonda. Babasına ‘Sen dedem gibi niye at binip kılıçla düşmanın üstüne gitmiyorsun?’ demiş.
Aynı takımda olamadığımızda Bize karate yapıyordu
- Cüneyt Arkın nasıl bir baba?
K.C.: Çok duygusaldır ama göstermez. Onu her zaman baba kimliğiyle gördüm, aktör kimliğiyle görmedim. Annem de öyle. O yüzden annem evde Fahrettin der babama.
- Babanızın düşmana attığı o meşhur tokattan yediniz mi?
K.C.: Öyle bir tokat yemedim. Genelde sakin ve söz dinleyen bir çocuktum.
C.A.: Biz arkadaştık. Baba olursan çocuk babasını kaybetmeyi göze alır ama arkadaşı kaybetmeyi göze alamaz. Çünkü arkadaşı kaybederse yüzemeyecek, bisiklete binemeyecek, güreşemeyecek, top oynamayacak...
K.C.: Her şeyi birlikte yapıyorduk. Babam iki yıl önce omurgasından ameliyat oldu. Doktor hareketi yasakladı. Şükrediyoruz onun iyi olduğuna ama kabul edemiyorum. Çünkü onun öncesinde hareketli bir hayatımız vardı. İstiyoruz ki babamız yine bizimle oynasın. Yaşımız ilerliyor ama hala o çocuksu tarafımız var.
C.A.: Oyun oynarken hiç karşıma geçmezlerdi. Aynı takımda oynardık.
K.C.: Karşına geçince karate yapıyordun (gülüyor).
SEN KENDİNİ CÜNEYT ARKIN MI SANIYORSUN
- Babanızın ünlü biri olduğunu nasıl fark ettiniz?
K.C.: İlkokulda soyadımı kağıda Cüreklibatır değil de Arkın diye yazardım. Arkadaşlar babamı sorarlardı. Galiba o zamanlar biliyordum.
- Oyuncu olmayı hiç düşünmediniz mi?
K.C.: Yeteneğimin olduğunu düşünmüyorum, bunun eğitimini de almak lazım.
C.A.: Yok be Kaancım, biraz aklını kullansan...
K.C.: Yeteneğini nasıl ortaya çıkardığın ve hevesli olmak önemli.
- Büyük oğlunuz Murat, Pis Yedili dizisinde oynuyor. Ama siz bir süre önce oğlunuzun oyuncu olmasını istemediğinizi açıklamıştınız.
C.A.: Kesin istemiyorum. Ne gereği var? İş garantisi yok, yarın ne olacağı belli değil. Piyasada en şöhretlisinin ne halde olduğunu görüyoruz, onun da iş güvencesi yok. Böyle dağınık bir dünya orası.
K.C.: Bir de zor... Ünlü birinin oğlunun bir dizide görünmesi daha zor.
C.A.: İki oğlum var, ikisinin de ayrı özellikleri var. Kaan zekadan çok aklını ve iradesini kullanır. Bir şeyi yapacağım derse, dünyanın en zor işini becerir. Murat zekidir ve çabuk kavrar. Ben de Kaan gibiydim, aklımı ve irademi kullanırdım. Kaan oyunculuğu istemediği için yapmıyor. Murat’ın ilk denemesi ve baktım işi iyi kıvırıyor, beni taklit etse de (gülüyor)... Oyunculuğunu beğeniyorum. Fiziğiyle götürdü, sonra detaylamayı öğrendi, tekdüzelikten kurtuldu.
K.C.: Murat oyunculuk yapacağının tüyolarını küçükken vermişti. Biz çocukken babamı çok taklit ederdik. Filmlerinin karşısına geçerdik, babam filmde kötü adamları nasıl dövdüyse biz de Murat ile birbirimize öyle girerdik. Sonunda patladım, Murat’a dedim ki ‘Sen kendini Cüneyt Arkın mı zannediyorsun!’
RÖPORTAJ ARKASI
l Fahrettin Cüreklibatır, Türkiye’nin tanıdığı adıyla Cüneyt Arkın’ın mutlu bir aile hayatı var. Soyadları hep yanlış yazılıyor Cüreklibatur diye ama doğrusu Cüreklibatır.
l Arkın’ın küçük oğlu 36 yaşındaki Kaan Cüreklibatır, iletişim mezunu. Bir süre bir yanın grubunda çalıştı, sonra spor okulu açarak yurtdışında çocuklara özel bir çocuk gelişim programını Türkiye’ye getirdi. Evli, dört yaşında Zeynep adlı bir kızı var. 37 yaşındaki Murat Cüreklibatır ise 1999’dan beri İngiltere’de bilgisayar programcılığı yapıyor. Evli; 5 yaşında Polat, 4 yaşında Tara, 8 aylık Arkın adlı üç çocuk babası.
l Murat Cüreklibatır, Pis Yedili adlı dizide bir öğretmeni oynuyor. Şu an İngiltere’de olduğu için röportaja katılamadı.
l Kaan Cüreklibatır, röportaj sırasında “Babamın yanındayken yan durmam. Kendimi kollarım” diyor gülerek. Çünkü babasının ne zaman nasıl bir şaka yapacağı hiç belli değil!
l Fotoğraf çekiminden önce Kaan içeri gidiyor saçını düzeltmek için. Birkaç dakika gecikince Cüneyt Arkın oğluna şöyle sesleniyor: “Oğlum sen misin Cüneyt Arkın!”
l Cüneyt Arkın’ın eşi Betül Hanım da röportaj sırasında yanımızdaydı. Masadaki herkese anne özeniyle ikramda bulundu. Teşekkür ederiz.
l Röportaj sonunda Arkın oğlu Kaan için “Her gün hakkında bir şey öğreniyorum” diyor. Kaan babasına sorunca “Çok güzel gülüyor. Doğruyu iyi ifade ediyor” yanıtını veriyor.