Yaşamı da besteleri gibi duygu yüklü

İSMAİL ERSAN - Türk Halk Müziği'nde bir dönem adından sıkça söz edilen, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği'ne (MESAM) kayıtlı 100'ün üzerinde eserinin bir bölümü bazı ünlü ses sanatçılarınca seslendirilen eski TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından bestekar Mustafa Canan (77), Yalova'da yaşadığı köy evinde sanat dünyasının ilgisizliğinden yakınıyor.

ABONE OL
GİRİŞ 24.09.2017 11:13 GÜNCELLEME 24.09.2017 11:13 GÜNCEL
Yaşamı da besteleri gibi duygu yüklü

Yalova'nın Çınarcık ilçesine bağlı Koru beldesindeki evinde 14 yıldır ablasıyla yaşayan Canan, senede 10 eserin telif hakkı için sadece 25 lira civarında para alıyor.

Ablasının emekli maaşı ve bağlama kursu vererek elde ettiği gelirle yaşamını sürdüren, maddi anlamda bir sıkıntı yaşamayan Canan, sanat dünyasının kendisini unutmasına üzülüyor.

Diyarbakır'da doğduğunu ancak babasının memuriyeti dolayısıyla Şanlıurfa'da büyüdüğünü belirten Canan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu iki kentte dönemin ünlü seslerini dinleyerek, kendisini geliştirdiğini söyledi.

Canan, genç yaşında Adana'ya yerleştiğini ifade ederek, burada Adana Musiki Cemiyeti'ne giderek nota öğrendiğini aktardı.

Askerlik dönüşünde, 1961 yılında Adana Radyosu'nun açıldığını, o dönemlerde "Çukurova'dan Sesler" grubunu kurduğunu anlatan Canan, şöyle devam etti:

"Adana'da 100 yakın öğrenci yetiştirdim. Halk Ozanları Cemi̇yeti̇ açtım, orada da 25 sanatçı yetiştirdi̇m. Müslüm Gürses, 15-16 yaşlarında Adana'ya geldi̇. Bir müteahhit arkadaşım getirdi onu. O dönemde bir süre ders verdim kendisine. Adana'daki sanatçılar beni taklit ediyordu çünkü sahnelere hep ben çıkardım. Bir tek klasik müzik okuyan Necati Ateş vardı. Orada bir ekol oldum, uzun havalarla ün salmıştım. Sonra İstanbul'da bir plak çıkarttık."

-"15 kişi sınava girdik, 2 kişi aldılar"

Canan, 1960'lı yılların sonunda zorlu bir sınavdan geçtikten sonra TRT sanatçısı olduğunu dile getirerek, 15 kişinin girdiği sınavı kazanan iki kişiden biri olduğunu söyledi.

Yaklaşık 10 yıl 1976'ya kadar burada çalıştığını belirten Canan, 1975'te Türkiye çapında Akşam gazetesinin düzenlediği ses yarışmasında 500 kişi arasından birinci olduğunu anlattı.

- 55 yıldır müzik dersi veriyor

Yarışmada kazandığı "Altın saz"ın ardından TRT'den ayrıldığını ifade eden Canan, "Önce Kıbrıs'ta sonra Avrupa'nın birçok kentinde sahne aldım. 1982'de Türkiye'ye döndüm, İstanbul Erenköy'de dershane açtım. Orada da birçok kişiyi yetiştirdim." dedi.

Hayatı boyunca müzikle iç içe olduğuna vurgu yapan Canan, şunları kaydetti:

"Ud, cümbüş, tambur, bağlama, piyano ve kaval çalıyorum. Bağlama ağırlıklı olmak üzere bunların dersini veriyorum. Yağlı boya tablolar ve halen beste yapıyorum, şiir yazıyorum. 55 yıldır müzik dersi veriyorum. Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) liste gönderdi kayıtlı 100'ün üzerinde bestem var. En önemli bestem 'Aşık mısın arkadaş', Önce ben sonra İbrahim Tatlıses okudu. Belkıs Akkale beste istedi verdim. Kemal Sunal'ın oynadığı 'Salako' filminin müziği 'Emine' türküsü var. Bunu İbrahim Tatlıses de seslendirdi. Senede 10 eserin telif hakkı için 25 lira civarında ödeme yapıyorlar. Herkes eserlerimi okuyor. Eserlerimi tahrif ediyorlar sözüm olmayan bir söz ekliyorlar. Buna rağmen hakkımı alamıyorum. Burada oturuyorum çok şükür hiç bir şeye ihtiyacım yok, ablamla beraber kalıyoruz."

- "Bir halk müziği sanatçısı türkü okuyacaksa..."

Halk müziğinin çok farklı olduğuna dikkati çeken Canan, "Halk müziği beni bana anlatıyor, seni sana anlatıyor. Yöremizi geleneğimizi, anlatıyor. İki insan oluyorsun. Şimdiki sanatçılar duyduklarını okuyorlar. Eğer bir halk müziği sanatçısı bir türküyü okumak istiyorsa yerinden öğrenecek yalan yanlış okumayacak. Yorum yapayım diye eseri tahrif etmeyecek." ifadelerini kullandı.

-"Bir muhabbet bekliyorum"

Sanat dünyasının ilgisizliğinden yakınan Canan, Türkiye'de sanatçıların öldükten sonra hatırlandığını söyledi.

Maddi bir sıkıntı içinde olmadığını aktaran Canan, "Herkesin yatı, katı var benim yok. Ben 'Eserimi yayınlayın beni programlara çıkarın.' diye yalvarmıyorum. Şarlatanlık yapamam, televizyona çıkayım diye yapımcılara yalvaramam. Benim üzüldüğüm konu, sanatçı yalnız kalmamalı. Sanatçı ne hikmetse Türkiye'de sahneyi bırakınca o topluluktan uzaklaşıyor, hiç kimse ne arıyor ne soruyor. İnsan bir telefon açar, insan o kadar emek veriyor." dedi.

Kapısının herkese açık olduğunu belirten Canan, "'Nasılsın, iyi misin?' diyen yok. Ben öldükten sonra ha bestemi çalmışsın ha çalmamışsın bir yararı yok. Ben hayattayken arayın sorun. Kimseden para pul istemiyorum, bir dostluk bir muhabbet bekliyorum. Sanatçılar öldüklerinde cenazeleri kalabalık oluyor. Bilmiyorum gösteriş için mi yapıyorlar. Sağken gi̇di̇p halını hatırını sormadın öldükten sonra adamın senin onun cenazesine gittiğinden haberi bile olmuyor. İki kişiyle de gömülebilir. Hayattayken git halini hatırını sor." sözlerine yer verdi.



KAYNAK : AA