Türkeş'e ait özel anılar ve resimler
O birileri için Türkleri titretip kendine döndürecek ölümsüz bir deha, birileri için ırkçı bir faşist. Ama hatasıyla sevabıyla o da bir insan ve ondan geriye bakın neler kaldı:
ABONE OLMilliyetçi camianın Başbuğ'u Alparslan Türkeş dün bir kez daha yapılan tören ve etkinliklerle anılırken, onun doğurduğu boşluğun büyüklüğü ve doğurduğu sancılar, Ülkücü kalemler tarafından itiraf ediliyordu.
Olumlu ve olumsuz yönleriyle Türk siyasetine damga vuran ve ülkenin belirli dönemlerinde çok aktif rol oynadığı yadsınamayan Alparslan Türkeş, fikir olarak kimilerince övülüp göklere çıkartılırken, kimilerince lanetlenip yerden yere vurulmaya devam ediliyor. Dünya durdukça da pek çok siyasi lider gibi, o da, birileri için ölümsüz kalmaya devam bir deha olarak yaşamaya devam ederken, birileri tarafından da kin ve nefretle yad edilmeye devam edecektir.
Yalan dünyanın kanunu gereği, yıllar geçtikçe yaşanan tüm sevinç ve acılar unutulunca, Türkeş'in de tarihte kendi doğrularının savunan bir insan olmasının ötesinde bir önemi kalmayacak.
Bu haberin derleniş ve kaleme alınışının amacı ne Türkeş'in ne denli bir büyük bir ülkü adamı olduğuna dikkat çekip, vatana ve millete katkılarını övmek, ne de onun fikirlerinin doğurduğu olumsuz ektilerin yurda neler kaybettirdiğini sorgulamaktır.
Haber7 olarak, her siyasi lider gibi Alparslan Türkeş'inde bir insan olduğunu unutmayıp, onu günahları ve sevaplarıyla anmak gerektiğine inanarak, ondan kalan hoş seda ve soluk fotoğraflardan bir demeti sizlere ulaştırmayı bir görev bildik...
TÜRKEŞ'İN KARAKTERİNE DAİR BİR KAÇ ANI
Yazar Emin Pazarcı Bugün gazetesindeki 05.04.2006 tarihli köşe yazısında, Alparslan Türkeş'in mizacının değişik yönlerini gözler önüne seren anılara yer verdi.
PAZARCI'NIN ANILARI
Türkeş'i, 1970'li yılların başında tanımıştım. Pek çok kişi gibi bende de aynı izlenimi bırakmıştı:
Yüzü pek gülmeyen, oldukça sert ve tavizsiz bir lider!
Yanıldığımı yıllar sonra anladım. 1980 İhtilali'nin ardından, bıraktığı genel izlenimin tam tersi bir kişilikle karşılaştım. Alparslan Türkeş'in de bizlerden pek farklı bir insan olmadığını gördüm.
Askerlik görevimin bir bölümünü Mevki Hastanesi'nde geçirdim. Alparslan Türkeş de hastanede 'tutuklu' olarak tedavi görüyordu. O da bizim gibi pijamalarıyla koridorlarda geziyordu. Aramızdaki tek fark, peşindeki jandarma erleriydi.
Hastanede geceler geçmek bilmiyordu...
Uzun uzun sohbet ediyorduk...
Karşımda, babacan tavırlı ve anlayışlı bir insan vardı.
Yine bir 'volta' sırasında koridorda paspas yapan görevli önümüze dikildi. Tavana doğru bakıp, sordu:
- O keçi resmini kim yaptı oraya? Türkeş'le birlikte gayri ihtiyari işaret ettiği yöne doğru baktık.
Hastane hizmetlisi 'zınk' deyip, gülmeye başladı. Aklınca, bizimle eğleniyordu. Kim bilir, belki de Alparslan Türkeş gibi bir insanı 'işlettiğini' düşünüp, bundan zevk alıyordu! Karşısında, geçmişte Başbakan Yardımcılığı yapmış bir insan vardı. O'na, 'zınk' demenin hazzını yaşıyordu!
Sinirlenip, tepki gösterecek oldum...
Türkeş, hiçbir şey olmamış gibi davranıp, kolumdan tuttu. Biz yürüyüşümüze devam ettik. Biraz uzaklaşınca da 'aldırma oğlum' dedi:
- Cahil!
Cebinde küçük oğlu Ahmet'in fotoğrafı vardı. O fotoğrafı zaman zaman çıkarır, dakikalarca bakardı.
Ailesinden ve çocuklarından bahsederken, gözlerinin yaşardığına çok şahit oldum.
Yıllar sonra bu yaşadıklarımı oğlu Tuğrul Türkeş'le paylaştım. 'Başbuğ'un gözlerinin yaşardığından' bahsettim...
- Annemi kaybettiğinde çok sarsıldı. Hepimizin gözlerinin önünde yatağa kapandı ve hıçkıra hıçkıra ağladı.
Ardından ekledi:
- Ama, toprağa verip, son görevini yaptıktan sonra, arkadaşlarına dönüp, 'Haydi çıkıyoruz' dedi. Çünkü, TBMM'de önemli bir konu görüşülüyordu. Acısı çok taze olmasına rağmen, Meclis'e gitti. Görüşmelere katılıp, oyunu kullandı.
Türkeş, özel hayatında son derece müşfik, temel meselelerde ise tavizsizdi!
Yol arkadaşı Dündar Taşer, bir gün 'Türkeş'in yerine sen niye lider olmuyorsun?' sorusu ile karşılaşır. Soruya, Türkeş'i çok iyi anlatan şu sözlerle cevap verir:
***
TÜRKEŞ'İN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ
İngiliz işgali altında olan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etti ve İstanbul’a yerleştiler. Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girdi, 1939'da Harp Okulu’a geçti ve buradan mezun olarak orduya katıldı.
1940'da Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlendi. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları bu eşinden dünyaya geldi.
Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat etti. Türkeş, 1976'da Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu oldu.
3 Mayıs1944'te Ankara'da gerçekleşen Milliyetçilerin yürüyüşünden sonda tutuklananlar arasında Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de vardı.
1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazandı öğrenim için ABD'ye gitti. .Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil gördü. 1955‘de kurmay binbaşı olarak, Washington’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edildi. Bu görevi isnasında University of America‘da ulmuslararası ekonomi tahsili gördü.
1959'da yurda dönen Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif NATO toplantılarında yer aldı ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilciliğini yaptı.
23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla 'Huzur ve Yükseliş Derneği' adlı bir dernek kurdu. 21 Mayıs 1963’te Talat Aydemir'in darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklandı ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hapis yatar. 5 Eylül 1963‘te beraat ederek tahliye olduktan sonra, 31 Mart 1964‘te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’ne üye oldu. 1 Ağustos 1965‘de CKMP’nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçildi. Şubat 1969'da CKMP’nin Adana’daki kongresinde Alparslan Türkeş’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi.
12 Eylül 1980 darbezinden sonra tevkif edilenler arasıda yer aldı ve 29 Nisan 1981'de, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile sıkıyönetim mahkemelerinin karşısına çıkarıldı. dört buçuk yıl hapis yatarak, 9 Nisan 1985‘de cezaevinden tahliye oldu.
25 Aralık 1991‘de Demokratik Hareket Partisini kurdu. Kurucular Kurulu kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçi Çalışma Partisi’ne toplu geçiş yapıldı.
RESİMLERE DAİR NOT:
Bu haberde yer alan fotoğraflar, Alparslan Türkeş'in manevi oğlu olarak bilinen ve uzun yıllar onunla yanyana yaşayan işadamı İbrahim Ersöz'ün özel arşivi ile www.ulkucu.org sitesi arşivinden alınmıştır.
Samsun Vezirköprü doğumlu olan İbrahim Ersöz, Vefa Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Cogğrafya Bölümü mezunu. 1994'de MHP MYK üyeliği ve genel başkan danışmanlığı yapan Ersöz, Milliyetçi camiayaya hitaben Yeni Düşünce Dergisini çıkarmıştır.
(Haber7)