Mandrake'den 'Hokkabaz' yorumu

Ünlü sihirbaz, İllüzyonistler Derneği Başkanı Mandrake ile Cem Yılmaz'ın yeni filmi 'Hokkabaz'ı izledi. Mandrake'nin film ve mesleği ile ilgili ilginç tespitleri...

ABONE OL
GİRİŞ 22.10.2006 08:55 GÜNCELLEME 22.10.2006 08:55 YAŞAM
Mandrake'den 'Hokkabaz' yorumu

MELİS ALPHAN'ın haberi 

13 yaşında sahneye çıktığını söyleyen Mandrake 'Sünnet düğünlerinde beni sahneye çıkarırlardı. Çocuk olduğum için daha çok takdir edilirdim' diyor.


Sihirbaz Mandrake ile 'Hokkabaz' filminin basın gösterimi için G-Mall'un kapısında buluştuk. 'Gerçek isminiz nedir? Size ne bey diyeceğim?' diye sorduğumda, 'Mandrake. Bana evdekiler bile Mandrake der' diye yanıtladı.


Bu ismi seçerken ünlü çizgi roman 'Mandrake'den mi etkilendiğini sorduğumda ise 'Meşhur Mandrake benim efendim. Çizgi roman değilim ben. Yaşayan, gerçek Mandrake'yim' dedi.


Mandrake'yle yürüyen merdivenlerden çıkıp sinemanın olduğu alana girdik. Girer girmez gösterime katılan Cem Yılmaz yaklaştı ve Mandrake'ye 'Üstadım. Sizi görmek ne güzel. Biz üstadın yanında çırağız' gibi sözler etti. Mandrake de 'Çıraklar benim hoşuma gider' dedi ve gülüştüler.


50 yıldır sihirbazlık yapan 66 yaşındaki Mandrake filmi çok beğendi ve kendi hayatından bazı kesitlerle özdeşleştirdi. Filmin en beğendiği yanı ise hokkabaz sözünün ikide bir sihirbaz diye düzeltilmesi oldu.


Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen teklifler üzerine buralara gidip gösteriler yapan Mandrake '18-19 Kasım'da Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde Avrupalı ve Türk sihirbazların yer aldığı bir festival düzenlenecek. Orada Türkiye'nin bu işte nerelere geldiğini göstereceğiz' diyor.

'Hokkabaz' filmindeki sihirbazın hikayesiyle kendi hikayeniz arasında benzerlikler var mı?
Var. Sihirbazlığa merak salan kişilerin çoğu ailelerinden tepki almıştır. Aileler sihirbazlığı basit ve değersiz bir iş gibi görüyor. Annem, babam ve bilhassa da abim benim bu işi yapmama tamamen karşıydı, hep okumamı istiyorlardı. 'Bu iyi bir iş değil, insanları aldatıyorsun' derlerdi.
Kuran'daki sihirbazla da eşanlamlı gördükleri için daha çok tepki gösteriyorlardı. Kuran'da sihirbazlar sihir ve büyüyle uğraştıkları için daima insanlardan uzak tutulmuş kişiler olarak anlatılır. Ama bizim işimizin büyüyle bir ilgisi yok. Bizimkisi tamamen el çabukluğu, göz yanılgısı, alet edevat işi.

'Para tepkileri azalttı'


Nasıl başladınız sihirbazlığa?
İlkokul yıllarımda bir sihirbazın gösterisini izledikten sonra bu işe merak saldım. Sihirbazın yeteneklisi var, bir de 'Oldum' diye sahneye çıkanlar var. Bu sihirbaz herhalde 'Oldum' diyenlerdendi ki, yaptığı birkaç numarayı nasıl yaptığını o çocuk yaşımda anlayabildim. Ve birkaç gün sonra mukavvaları, kartonları, el işi kağıtlarını kullanarak çocuklara bir gösteri yaptım.
Tabii yer yerinden oynadı, öğretmenlere intikal etti. Okulun müsameresine çıkardılar beni. Sonra adım sihirbaza çıktı ve işin içine daldım. 13 yaşında sahnedeydim. Sünnet düğünlerinde hokkabazlık vazgeçilmezdi. Oralarda beni sahneye çıkarırlardı. Herkes hayret ederdi. Çocuk olduğum için de daha çok takdir edilirdim.
Bayram yerleri kurulurdu. Bir çadıra gidip yetkili kişiyi bulurdum; 'Ben sihirbazım, gösteri yapabilir miyim?' derdim. Havada kaparlardı. Her gün 5-10 numara yapardım.
Ailenizin yaptığınız işe olan tepkisi ne zaman son buldu?
Sihirbazlıktan para kazanmaya başladığımda tepkiler azaldı. İyi bir iş olduğuna karar verdiler. İllüzyonda içten gelen bir sevgi, aşk olması lazım. Onu içinizde bulamazsanız, o kıvılcım içinizde çakmazsa hiçbir şey yapamazsınız. Örneğin 'Hokkabaz'da Cem Yılmaz'ın canlandırdığı karakteri harika buldum çünkü bu işi severek yapıyor, içinden bir alevin fışkırdığını gördüm.

Sihirbazlık bir sanat mıdır?
Emek verilen bir sanattır. Herkesin yapamayacağı şeyleri başarıyorsunuz. Birini kesiyorsunuz, uçuruyorsunuz, toplar çıkarıyorsunuz, yumurtalar meydana getiriyorsunuz. Masa üstü oyunlar manipülasyon dediğimiz el çabukluğuna dayanır. Bunlarda alet edevat da yoktur. Sadece parmaklarınızın, beyninizin becerisi vardır. Zaten el becerisi olmayan bir illüzyonistin başarılı olacağına inanmıyorum.

'Toprağa girince bırakırım'
Filmde hokkabaz lafını sürekli sihirbaz diye düzeltiyorlar. Sihirbazla hokkabaz arasındaki fark nedir?
Hokkabazlar iki kişi çalışır. Birisi yardakçıdır; başında kukuleta vardır, pijamaya benzer bir elbise giyer, yüzü boyalıdır. Bu yardakçı ustanın yaptığını ters anlar, ters yapar. Bu da insanları güldürmek içindir. Bu kişiler sünnet düğünlerinde hokkabaz olarak çıkar. Bizim dilimize de 'Hokkabazlık yapma' sözü yerleşmiştir. Bizi hokkabaz sözcüğü rahatsız ediyor.
Yıllarca hokkabaz değil, sihirbaz olduğumuzu anlatma konusunda mücadele verdim. Sonra illüzyonist kelimesini benimsedik. Zaten sihirbaz ve illüzyonist eşanlamlı. İllüzyonist kelimesi de istediğimiz kadar dile yerleşmedi, sihirbaz dediğimizde herkes anlıyor, sahneye çıkmadan önce alkışlıyor. İllüzyonist dediğimizde sadece bakıyorlar.

Mandrake ismi meşhur çizgi roman 'Mandrake'den mi geliyor?
17 yaşındaydım. Beni Zeki Müren'in menajerliğini yapan ve büyük bir organizatör olan Fethi Pehlivan'a götürdüler. Adam beni seyretti, çok etkilendi. Sahne duruşum, konuşmam, müziğe uyumum fevkaladeydi. 'Ben bu çocuğa iş veririm' dedi. O zaman sanatçılara gecede en az 10-15 iş veriliyordu. İnsanlar ailece böyle şeyleri izlemeye gidiyorlardı.
Pehlivan benimle beş yıllık bir kontrat yaptı. 'İsmin ve soyadın akılda kalmaz evladım. Onun için sana bir isim vereceğim, o şekilde tanınacaksın. Bana da sonra dua edeceksin' dedi. Bana Sihirbaz Mandrake ismini koydu. Fena da olmamış.

Filmdeki gibi sizin de gerçek anlamda süründüğünüz bir dönem oldu mu?
Olmadı çünkü temkinli davrandım, azla yetinmeyi bildim. İlk turneme Safiye Ayla'yla çıkmıştım. Her indiğimiz ilde, ilçede kahveye gider kumar oynarlar, meyhaneye gider içer, zevk yapar ve sahneye çıkarlardı. Dönüşte otobüste 'Biz eve ne diyeceğiz? Cebimizde para kalmadı' derlerdi. 'Biz şimdi ne yapacağız?' dedikleri zaman bende çok güzel para vardı.


'Eşim de sihirbaz'
Bu işten iyi para kazanılabilir mi?
Bir lokma bir hırka metoduyla ben buraya kadar geldim. Diyeceksiniz ki 'Üstat, neyin var?' Bir evim, arabam, üç-beş kuruş param var, Bağ-Kur'dan emekli oldum, eşim SSK'dan emekli oldu. Kimseye muhtaç değiliz. İş olmasa bile yaşamımızı rahatlıkla sürdürebiliriz. Ama ben ancak toprağa girdikten sonra bu işi bırakacağım.
Yeniliklere çok açığım. Avrupa'yı çok iyi takip ediyorum. Kendi icatlarımla yenilikleri karıştırıp ortaya güzel bir çorba çıkarıyorum.

Eşiniz işinize nasıl yaklaşıyor?
Eşimle 1960'ta evlendim. 'Ben nişanlanacağım' dediğim zaman annem ve babam 'Bizim gücümüz yok. Paran varsa nişanlan' dediler. Ben bu iş için de para biriktirmiştim. Ben 18'dim, eşim 14 yaşındaydı, onun yaşını büyüttük. Bir bayram yerinde sihirbazlık yaparken tavladım onu. Ailem bana çok destek oluyor. Benim başarılı olmamın nedeni karım ve kızımdır. Onlar da en az benim kadar bu işi sevdikleri için çok rahatım. Asistanım olarak eşimi çok kullandım. Sonra kızımı kullanmaya başladım. Eşim de sihirbaz.

Kızınız hiç sizin işinizle ilgili utanıp yalan söylemek zorunda kaldı mı?
Hayır. Kızım benimle hep iftihar etti. Hatta 6-7 yaşında çocuk programlarında bu işi yaptı.

Sihirbazlar insanları eğlendirir ama bir yandan da hüzünlü bir yanları vardır.
Filmdeki sihirbaz 'Ben bir insanı kesiyorum, uçuruyorum ama bana sorulduğu zaman, ben kendi kendime kaldığım zaman ne kesiyorum ne de uçuruyorum. Bu beni çok üzüyor' dedi. Doğru söyledi.

David Copperfield'ı nasıl buluyorsunuz?
Bence başarılı. O kadar emek vermiş, dünya turnelerine çıkıyor. Yakışıklı, sahnede durmasını, espri yapmasını bilen, oyunlarına önem veren bir kişi.
David Türkiye'ye geldiğinde onu izlemeye gittim; bütün gazeteciler beni bir başbakan gibi karşıladılar. Çok hoşuma gitmişti. David'i seyrettiğimde revü kızlarını, asistanların çoğunlukta olduğunu göremedim. Sahnede neredeyse tek başınaydı. Şatafattan yoksun, siyah bir sahne içindeydi.
Kapıdan çıktığımda 'Nasıl buldunuz?' diye sordular. Demediler ki 'Sanatını nasıl buldunuz?' Ben de 'Daha iyi olabilirdi' dedim. Demez olaydım. Bu sözüm beni 20 gün ekranlara taşıdı. Ama Cem Yılmaz hakkında böyle bir şey söyleyemem. İlüzyonu biraz sevdirdi be!

'Ders vereceğimiz kişilerin bir işi olmalı'
Bir de derneğiniz var. Genç sihirbazlar mı yetiştiriyorsunuz?
Türkiye'de ne kadar illüzyonist varsa, çoğu benim öğrencim, diğerleri öğrencilerimin öğrencisi. Çok insan yetiştirdim. 1985'te İllüzyonistler Derneği'ni kurdum. Herkese ders vermiyoruz. Ders vereceğimiz kişiler önce bir iş sahibi olmalı ki illüzyon sanatında rahat etsin. Diyelim ki hiçbir şey bilmiyorsunuz ama fevkalade bir illüzyonistsiniz. İş sahasını bilmiyorsunuz, para kazanmayı bilmiyorsunuz...

Ama siz sadece bu işi yapmışsınız.
Ben çekirdekten yetiştim. Çok küçükleri alamayız. Her şeyden önce istikballerini kurtarsınlar, eğitimlearini tamamlasınlar. Yaş önemli değil. Kabiliyeti varsa, kaç yaşında olursa olsun ben onun kabiliyetini ortaya çıkarırım.

İtibarlı bir sihirbaz olarak bilinen Zati Sungur sizin ustanız mıydı?
Zati Sungur bu sanatı Türkiye'ye getiren kişidir. Ben her zaman ona saygı duymuşumdur, karşısında ceketimi iliklemişimdir.

'Bir-iki oyunun sırrını kendinize saklamanız lazım'

Öğrencilerinize bütün oyunlarınızın sırrını veriyor musunuz?
Bir-iki oyun haricinde evet. Pehlivan hikayesini bilirsiniz. Bir pehlivan bir çırak yetiştiriyor ve bir gün çevresi çırağı kafakola alıyor. Diyorlar ki 'Sen bu ustanı yen, senin ismin 'büyük' olsun. Ustasını da yenen bir adam olarak görelim seni.' Çırak ustaya kafa tutuyor. Usta bu işe gülüyor, istemiyor. İstemeyince 'Kaçtı' deniyor. Sonunda mecbur kalıyor. Bütün ahali toplanıyor, başlıyorlar güreşe. Daha birinci dakikada usta çırağı tuş yapıveriyor. Çırak yenildiğine üzülmüyor; üzüldüğü tek şey var... Ustasına yalvarıyor 'Bunu bana niye öğretmedin?' diye. Onun için bir-iki şey bulundurmak lazım.

'Sahneye yakışmanız şart'

Sahne giysilerinde bir kriteriniz var mı?
Eskiden frak, silindir şapka ve pelerinle çıkıyorduk. Daha önceden gördüklerimizi de biraz kopyalıyorduk tabii. Sonra daha rahat olduğu için smokine döndük. Sonra da sahnede renklerin cıvıl cıvıl olacağını düşünerek kırmızı, mavi, yeşil, sarı ceketler, değişik pantolonlar giydik. Ne bulursak, sahneye neyi yakıştırırsak onları kullanmaya çalışıyoruz.

Size göre sahne estetiği nedir?
Bir defa sahneye yakışacaksınız. Sahneye yakışmıyorsanız, yakışmanın yollarını arayacaksınız. Bu bende yavaş yavaş oluştu. Bu işle ilgili her şeyi araştırıp buldum. Oyunculuk, pantomim, akrobasi çalıştım. Başarılı olmak için bunları kıyısından köşesinden bilmemiz gerekiyor.
Sahneye çıkar çıkmaz seyircileri etkilemeniz lazım. Birinci numaranız çok etkili olmalı, çıktığınızda yer yerinden oynamalı. Çünkü seyircileri o anda etkilemeniz işin devamını getirecektir. Ben sahneye bir sihirbaz gibi çıktığımı ve sahneye yakıştığımı biliyorum. Gerisi benim için basit.

'Gerçekten uçuruyorum sanmış'

İlginç bir anınız var mı?
Benim anılarım çok. Mesela bir gün sahneden kayboldum. O da gençlik yıllarımda oldu. Sahneye çıktım. Sahne perdesinin arkasında bir anda ayağım kaydı, sahnenin aşağısına düştüğüm için birdenbire yok oldum. O sırada anlamayanlar benim kaybolduğumu sandılar.

Oyunlarınızı gerçek sananlar oluyor mu?
Bir bayram günü 10'a yakın seans yapıyorduk. Eşimi uçuruyordum, klasik numara. Ön sıralarda, çok iyi giyimli, kerli ferli bir zatı muhterem gözüme çarptı. Adam her seans aynı yerde oturuyordu. Üçüncü seansta artık dayanamadım, gişeciye haber gönderdim, 'Orada oturan biri var, tanıdığın mı?' dedim. 'Hayır' diye cevap geldi.
Adam 10 tane bilet almış. Meraklandım. Dördüncü perdede gene alkışlıyor falan. Perde kapanıp da insanlar çıkarken o gene oturuyor. Kendisini kulise çağırdım. Öyle çok sevindi ki. 'Çok teşekkür ederim beni çağırdınız' dedi. Ben bu uçma numarasında, biraz da Arapçaya kayan abuk sabuk kelimeler kullanıyorum. Ben bunları söylerken seyircide gerçekten uçuruyorum gibi bir his doğuyor. Adam defteri kalemi çıkarttı. 'Söylediklerinizin yarısını yazdım. Öbür yarısını ne olur yazar mısınız bana' dedi. Gerçek sansınlar önemli değil de, bunu sahneden indirenlere çok karşıyım. Kaşığı beyin gücüyle eğdiklerini söylüyorlar. O zaman beni karşılarında bulurlar. Biz artık insanı kandırdığımızı söylüyoruz.
Bir bakkal birini kandırdığı zaman söylemez.
Terazide tartarken 750 gram yerine 600 gram verdiğini söylemez. Vicdanı olanlar zaten yapmaz. Ama illüzyonist sahneye çıktığında 'Biz sizi aldatıyoruz, gözlerinizi yanıltıyoruz' diyor. 'Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet' diyor.