Ölümüm terbiye ettiği adam Tolstoy

'Yalnızca Allah’a inandığımda yaşıyorum. O’na inanmadığımda ise, yaşam da yok oluyor' Sözler ünlü yazar Tolstoy'a ait. İşte İslam'ın kenarında dolaşan ünlü düşünürün hikayesi;

ABONE OL
GİRİŞ 05.06.2005 19:30 GÜNCELLEME 05.06.2005 19:30 YAŞAM
Ölümüm terbiye ettiği adam Tolstoy

İşte ünlü Rus düşünür ve yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy'la ilgili bir araştırma...


[Ölümüm terbiye ettiği adam] Tolstoy Müslüman mıydı?


DR. SELİM HANCIOĞLU


Lev Nikolayeviç Tolstoy, 28 Ağustos 1828 tarihinde Moskova’nın güneyindeki Tula şehrinin Yasnaya Polyana bölgesindeki çiftlik evinde doğmuştur. Annesini ve babasını küçük yaşlarda yitirmiş ve halaları tarafından yetiştirilmiştir.


1844’te Kazan Üniversitesi’nde önce Doğu dilleri okumaya başlayan Tolstoy, bir yıl sonra hukuk okumaya merak sarar, ama eğitimini tamamlayamaz. Genç yaşta büyük bir miras sahibi olan Tolstoy, orduya katılır ve 1854 yılında Kırım’da Osmanlı’ya karşı savaşır. 1861 yılında evlenen yazar, artık sadece edebiyatla ilgilenmek üzere çiftliğine çekilir ve eserlerini yazmaya girişir. Tolstoy, 20 Kasım 1910 tarihinde 82 yaşında yakalandığı zatürree sebebiyle vefat etmiştir. Bir yazarı, hakkında bilinenlerin dışında, farklı bir yönüyle ve yeni bir iddia çevresinde değerlendirmek kadar külfetli ve sorumluluk isteyen başka bir şey yoktur. Bir kere böyle bir teşebbüs, yazarın bütün kitaplarını incelemek, hakkında söylenenleri okumak, eserleri konusundaki kitapları dikkate almak gibi uzun bir uğraş gerektirir. Hele bu yazar dünya klâsikleri arasındaki eserlerin sahibi Tolstoy ise!..


İnsan farklı coğrafyalarda ve farklı inanç ve sistemlerin yaşandığı iklimlerde doğruyu bulabilir mi? Hayy bin Yakzan’ın akılla ve duyu ile birçok hakikati bulabildiği gibi, bazı insanlarda da fıtratın dilini yakalama, insan gerçeğinin donanımından faydalanarak gerçeğe yaklaşma duyusu, yeteneği ortaya çıkabilir. Simyacı da bütün bir âleme sinmiş olan fıtratın dilini yakalamayı başarmıştı! Elbette ki bu gerçeği kavrama, “vahyin aydınlığı”ndaki berraklık ve parlaklık gibi gerçekleşmez. Fakat insan, kendi gerçeğini sorgulamakla da “hakikatle kafa kafaya gelme hali”ni yaşayabilir. Yazar ve şairlerin hassas ruhları, böyle bir hâli yaşamalarını da mümkün kılmaktadır. Özellikle yaşanan acıların tesiri, insanı hayatı sorgulamaya ve hakikati daha yalın kavramaya mecbur bırakır. Ölüm, böyle bir sorgulamaya ve hakikati anlama, kavrama çabasına vesile olan önemli bir derstir.


ÖLÜM: BÜYÜK TERBİYECİ


“Ben neyim? -Ölümlü olanın bir parçası. Bak işte, bütün mesele bu kelimelerde saklıdır.” (İtiraflarım, s. 79)


Hayatı büyük iniş ve çıkışlarla dolu olan Tolstoy, eserlerinde dindar bir kişilik sergiler. “Diriliş” romanında İncil’den alıntılar yer aldığı gibi, diğer eserlerinde de sık sık dinî motifleri, Allah’ın varlığı ve birliğini, hayatın anlamını konu edinir:


“Martin: -Bu dünyada başka ne için yaşanır ki?


Yaşlı adam: -Tanrı için yaşamak gerekir. O sana hayat veriyor, senin de hayatını O’na vermen, O’nun için yaşaman gerekir. Böyle yaparsan dertlerden kurtulur, sıkıntı çekmezsin. Her şey senin için kolaylaşır.” (Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli, s.113)


Tolstoy, “İvan İlyiç’in Ölümü” (s. 375-407) adlı romanında yaklaşık kırk sayfa boyunca İvan İlyiç’in ölümüni tasvir eder. Bir insanın ölüm hadisesini, an be an gözlemleyip bu kadar ayrıntılı bir biçimde tasvir etmesi, bütün dikkatini “ölüm”e yönlendirmesiyle mümkün olabilir. Tolstoy, “İnsan Ne ile Yaşar?” hikâyesinde kahramanını şöyle konuşturur: “Kocası ona Allah’ı hatırlatınca, kadın birden değişti. Bana yemek getirdiğinde ve bana baktığında, ben de ona baktım ve ona artık ölünün hükmetmediğini gördüm; ona hayat gelmişti; onda da Allah’ı hissettim (...) Anladım ki; Allah insanların birbirlerinden ayrı ayrı değil, tekvücut halinde yaşamakta...” (s.9-39)


Ölüm hakikatini, yakın çevresinde, cephede, kıtlık ve yoksulluktan, hastalıktan dolayı yanıbaşında can veren insanların hallerinde müşahede eden yazar, ölümlü bir dünyanın anlamını kavramaya çalışmış ve eserlerinde bu yönde düşünceler geliştirmiş ve sürekli bir sorgulama, gerçeği anlama çabası sergilemiştir.


Tolstoy, “İtiraflarım”da da belirttiği gibi, Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebine göre vaftiz edilmiş ve on sekiz yaşına kadar samimi bir Hıristiyan olarak yaşamıştır.


1852-53 yıllarında Kafkasya’da bulunan ve askerî eğitim alan Tolstoy, 1855’te Sivastopol’da Osmanlılara karşı savaşır. Bu sırada Müslümanların hayatını da yakından tanır. Tolstoy’un “Hacı Murat”, “Kazaklar” ve “Sivastopol Hikâyeleri” adlı eserleri, bu yıllardaki hâtıra ve intibâları yansıtır. Tolstoy’un, Azerî General İbrahim Ağa ile evli olan Rus asıllı Müslüman Yelena Vekilova’ya yazmış olduğu mektuplar, ünlü yazarın dinî düşüncelerini ve özellikle İslâm hakkındaki görüşlerini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Tolstoy’un “Hz. Muhammed” kitabının Türkçe tercümesinde yer alan bu mektuplar, genellikle 1909 yılında yazılmıştır. Bir mektupla Tolstoy’un düşüncelerine başvurarak “çocuklarının din seçimi” konusunda yardım isteyen Vekilova, ünlü yazardan şu ilginç cevabı alır:


“Müslümanlığın Hıristiyanlık karşısındaki üstünlüğüne ve özellikle sizin evlatlarınızın hizmet ettikleri maksadın âlicenaplığına gelince, bu konuya bütün kalbimle katılıyorum. Hıristiyan ideali ve öğretisini onun hakiki manasında her şeyden üstün tutan bir insan için bunu söylemek ne kadar garip olsa da demeliyim ki, Müslümanlığın kendine has dış görünüşüne göre Kilise Hıristiyanlığından kıyas kabul etmez derecede üstün durması, bende hiçbir şüphe doğurmuyor. Eğer ki, bir kimsenin karşısına Kilise Hıristiyanlığı veya İslam dinine girme hakkında bir tercih koyulsa, o zaman her bir akıllı adam, mürekkep ve anlaşılmaz ilahiyatın, -üç sıfatlı Allah’ın, günah çıkarma merasiminin, dinî ayinlerin, İsa’nın anasına yalvarışına, mukaddeslerin ve onların resimlerine sayısız- hesapsız ibadetlerin yerine, hükümleri bir Allah’ı ve peygamberi olan İslam dinini, şüphesiz ki üstün tutar. (...)” (Aliyev, Halilov, s.54)


Bu yorumda dikkatimizi çeken iki nokta var: Birincisi, Tolstoy’un “Hıristiyan ideali ve öğretisini onun hakiki manasında her şeyden üstün tutan bir insan için bunu söylemek ne kadar garip olsa da, demeliyim ki” ifadesinde, yazarın İslâm hakkında görüşlerini ifade ederken, bir Hıristiyan olduğunu belirtmesi. İkincisi ise, yazarın Kilise Hıristiyanlığını merasim, dinî ayin vb. hususlarla çok Tanrılı bir din haline geldiğini söylemesi.


Tolstoy’un, “akıllı adamın hükümleri bir Allah ve peygamberi olan İslam dinini üstün tutacağı”nı söylemesi ise, yazarın bu konudaki samimiyetini ortaya koymaktadır. Esasen onun Hıristiyanlığa getirdiği eleştirinin temelinde, bu dinin tahrif edilmiş olduğu düşüncesi yatar: “Hıristiyan öğretisi maskesi altında Kilise’nin oluşturduğu tahrif edilmiş suretini kabul eden Hıristiyanlık dünyasının insanları, zamanla bu bozulmuş Kilise Hıristiyanlığına inanmaz oldu ve sonunda öyle bir noktaya geldi ki hayata ilişkin hiçbir dinî anlayışın sonucu olan bir davranış düsturu tanımaz oldular.” (Din Nedir?, s.107)


ACILAR ÜZERİNE KURULU BİR EDEBİYAT


1869 yılında Savaş ve Barış’ı yazar. 1873 yılında Anna Karenina’yı yazdığı dönemde üç çocuğunu ve yakın akrabalarını kaybeder. Bilhassa erkek kardeşinin ölümünden çok etkilenir. Tolstoy’un Allah’ı tanıma, O’na teslim olma, ölüm hakikati ve dinin yeri, önemi gibi konuları işlediği “Din Nedir?”, “İvan İlyiç’in Ölümü”, “İnsan Ne ile Yaşar”, “Üç Ölüm”, “Ölüm Manifestosu” gibi eserler, bu dönemde yazılmıştır. Yedi yaşındaki kızı Vanişka’nın ölümüyle sarsılan yazar, toplumun açlık ve yoklukla pençeleştiği yılları eserlerine olağanüstü bir gerçekçilikle aktarmıştır. Savaş yıllarının insafsızlığı, insanı basitleştirip ucuzlatması, ona çok dokunur. ‘Din Nedir?’ adlı eserinde, savaşın anlamsızlığını yansıtan ilginç bir örnek vardır. Tolstoy, Hıristiyan bir askerin, İncil’de insan öldürmenin yasaklandığına inandığı ve kimseyi düşman olarak görmemek gerektiği üzerine yemin ettiği için askerlik yapmak istememesini onurlu bir tavır olarak yorumlar. Onun acıları, savaş ve yıkımların ardından sakin bir hayat yaşamak için çekildiği çiftlik evinde bütün zamanını yazı yazmaya ayırır. Kıtlık yıllarının sebep olduğu acılara Tolstoy’un iç huzursuzluğu ve eşi Sofya ile aralarında büyüyen sorunlar da eklenir. Yazar, seksen iki yaşında evini terk ederek Odesa-İstanbul üzerinden Bulgaristan’a gitmek üzereyken zatürreeye yakalanır ve 20 Kasım 1910 sabahı hayata vedâ eder. Bu kaçış bile, anlama ızdırabının ve hayat sırrını çözme yolundaki çilenin dramatik bir yönünü gösterir. Kaçış, bir mutsuzluğun ve tatminsizliğin eseridir…


TOLSTOY’UN HADİS DERLEMELERİ


Ünlü Rus yazar Tolstoy’un Hz. Muhammed (sas)’in bazı hadislerinin derlemesinden oluşan kitabı geçen günlerde yayınlandı. Kitabın yayınlanması ile birlikte, basında Tolstoy’un Müslüman olduğu konusunda da bazı görüşler yer aldı. Tolstoy’un, Hindistanlı Müslüman âlim Abdullah el-Sühreverdi’nin “Hazreti Muhammed’in Hadisleri” adlı eserinin Rusçaya tercümesinden ibaret olan bu eserin en büyük özelliği, 1909 yılında, yani Çarlık döneminde kaleme alınması ve Posrednik Yayınevi tarafından basılmış olmasıdır. Tolstoy’un bu eseri, SSCB döneminde gizlenmiş ve ancak 1978 yılında Azerbaycan adlı dergide bir haber olarak yayınlanmıştır. Eserin Rusça olarak yeni basımı ise ilk baskısından 81 yıl sonra, yani 1990 yılında gerçekleştirilir. Böylece eserleri dünya klâsiklerinden kabul edilen bu büyük yazarın İslâm’a ilgisini yansıtan bu eseri, komünizm döneminde gizlenir. Eseri Azerî Türkçesine tercüme eden Telman Hurşidoğlu Aliyev, Müslüman bir Rus olan ve Kur’ân’ı Rusçaya tercüme eden Valeriya Porohova’nın ifadelerine dayanarak “Tolstoy’un ömrünün son zamanlarında İslâm’ı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verildiğini, hatta mezarının üzerinde haç sembolünün bulunmamasının da bunun açık delili olduğunu” (age, s.11) söylemektedir. Tolstoy’un eserinin “Hz. Muhammed’in Kur’ân’a Girmeyen Hadisleri” başlığını taşıması, İslâm’ı iyi tetkik etmediğini de gösteriyor. Zira gerçekte hadisin niteliği bilinseydi, bu şekilde Kur’ân’la ilişkisi kurulmazdı. Dolayısıyla yazarın bu derlemeleri, birçok vesileyle tanıdığı Müslümanlarla ve Müslümanlıkla ilgili bir iyi niyetli yaklaşımın eseri olarak yorumlanmalıdır. Onun gerçekten son dönemlerinde Müslüman olduğu yolunda elimizde kesin deliller yok. Tolstoy, belki de İslâm’ı tanımaya gayret etmenin neticesi olarak böyle bir eseri tercüme etmeye girişmiş olabilir. Bizim, dinî terbiyemiz gereği de bir açık kapı bırakıp “Allahu âlem bi’s-savâb” dememiz daha doğru bir tavır olacaktır...


SEÇİLEN HADİSLER


Tolstoy’un eserine aldığı hadis-i şerifler, genel olarak şu konuları ihtivâ etmektedir: Allah sevgisi, merhamet, hoşgörü, yardım, hayır işlemek, yoksullara yardım, öfkeye hâkim olma, din kardeşinin hayrını isteme, sadaka verme, başkasının ayıbını gizleme, tevazu, ölüm, nefse galebe, ibadet, duâ, helal kazanç, ilim öğrenmek, doğruluk, güzel söz söylemek vb. Tolstoy’un derlemelerini yayına hazırlayan yazarlar, hadis olduğu belirtilen örneklerden bir kısmının hadis değil, güzel söz veya kelâm-ı kibar olabileceği de ifade etmişlerdir. Nitekim yirmiye yakın örneğin hadis kitaplarında bulunmadığı veya kaynaklarının bilinmediği belirtilmektedir.


Tolstoy’un derlediği bazı hadis-i şerifler:


“Allah’ım! Senden sevgini ve Seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli istiyorum. Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl.” (Aliyev, Halilov, s. 25)


“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (age, s.26)


“En hayırlınız odur ki, iyilik bulunca Allah’a şükreder, kötülüğe maruz kalınca sabreder. O daima Allah tarafından mükâfatlandırılır.” (age, s.26).


“Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur.” (age, s.32)


“İnsanlara merhamet edin ki, Allah da size merhamet etsin!” (age., s.40)


Hıristiyanlığın hayatın varlığı ve anlamına tatmin edici bir cevap verememesi karşısında, geleneksel Ortodoks Hıristiyanlığına olan inancını kaybettiğini söyleyen Tolstoy, birçok eserinde “hayatın anlamını” sorgular. Onun bir sanatçı hassasiyetiyle içine düştüğü derin şüphe, Allah’ı tanıma ve saf, sade, şeriksiz bir iman arayışına vesile olur. O, yakın çevresindekilerin ölümleri karşısında duyduğu elemi, Allah’a imanla tedavi etmenin sırrını yakalamıştır: “Ölmeye ve dirilmeye dair yüzlerce olay hatırladım. Gördüm ki ben yalnızca Allah’a inandığımda yaşıyordum. Allah’ı düşünmem yetiyordu, o zaman hemen diriliyordum. O’nu unuttuğum, O’na inanmadığım zamanlarda ise, yaşam da yok oluyordu. Yaşamın bu diriliş ve ölümleri neydi? Allah’ın varlığına inancı kaybettiğimde, sanki yaşamla ilgili bağlarım da kopuyordu. Allah’ı bulmak konusunda az da olsa umudum olmasa, yaşamıma çoktan son verirdim. Fakat yaşıyordum. O’nu hissettiğim ve O’nu aradığım zaman yaşıyordum. Öyleyse, O vardır. O, O’nsuz yaşanmayan şeydir.” (İtiraflarım, s. 97)


Tolstoy, Kilise’nin gittikçe putperestliğe (paganizm) ve çoktanrıcılığa kaydığını söylerken (Din Nedir?, s.18), İslamiyet’in de “Allah’ın birliğini esas alan bir öğretiye” sahip olduğunu kabul eder. Buna rağmen onun Müslüman olduğu yolunda -yukarıda da belirtildiği gibi- elimizde kesin bilgiler yoktur. O, sadece aklı değil, gönlü de aydın biri olarak hakikati aramaya çabalamış ve ulaşıp anlayabildiği ölçüde İslâm’ın kendine özgü farklılığı ve orijinalliği ile ilgili samimi görüşlerini ifade etmiştir. İnanıyoruz ki bugün ortaya çıkan hadis derlemeleri gibi, ilerideki çalışmalar bu hususta daha açık ve kesin bilgilere ulaşmamızı da sağlayacaktır.


KAYNAKLAR


Tolstoy, Muhammed, Kara Kutu Yay., İst. 2005. Bu eser, Prof. Telman Hurşidoğlu Aliyev ve Vakıf Tehmezoğlu Halilov tarafından Rusçadan Azerîceye tercüme edilmiş, Dr. Arif Arslan tarafından da Azerîceden Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. www.ltolstoy.com


Tolstoy, İnsan Ne ile Yaşar, Türkçesi: Murat Çiftkaya, Şule Yay., İst. 2004.


Tolstoy, Sivastopol Hikâyeleri, Türkçesi: M.Ali Özkan, Şule Yay., İst. 2002.


Tolstoy, Diriliş, Türkçesi: Nedim Önal, Cem Yay., İst. 2002.


Tolstoy, İtiraflarım, çev. Prof. Dr. Kemal Aytaç, Furkan Yay., İst. 1994.


Tolstoy, Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli, Şule Yay., İst. 2003.


Tolstoy, Din Nedir, Türkçesi: Murat Çiftkaya, Kaknüs Yay., İst. 2003.


Tolstoy, Çocukluk ve Gençlik Yılları, Türkçesi. G. Betül Aslan, Şule Yay.,1999.


Kaynak: Zaman