Ankara'nın Akdeniz'den Kuzey Kutbu'na uzanan 'Türk yöntemi' Batı'yı çaresiz bıraktı
Türkiye'nin uluslararası hukuku kendi çıkarları doğrultusunda kullanması Batı'da yankı uyandırıyor. Ankara'nın Kıbrıs'taki stratejik doktrinini Kuzey Kutbu'ndaki Svalbard'a taşıyarak küresel güç dengelerini lehine çevirmesi şok etti.
ABONE OLHaber7-ÖZEL
İsrail merkezli The Times of Israel’in çarpıcı analizlerde bulunan yazarı Shay Gal’ın kaleme aldığı “Kuzey Kıbrıs’tan Svalbard’a: Türk yönetimi enlem değiştiriyor” başlıklı makalesinde, Ankara, küresel jeopolitikte kuralları çiğneyen değil, bizzat kuralları koyan ve mevcut uluslararası hukuku müttefiklerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için kusursuz bir kaldıraç olarak kullanan bir oyun kurucuya dönüştüğünü yazdı. Batı dünyası, Türkiye'nin askeri güce başvurmadan, tamamen yasal zeminler ve stratejik belirsizlikler üzerinden inşa ettiği bu yeni nüfuz alanları karşısında adeta felç olmuş durumda.
KURAL BOZAN DEĞİL KURAL KOYAN TÜRKİYE
Ankara'nın küresel arenadaki yükselişi, Batılı analistleri ve stratejistleri şaşkına çevirmeye devam ediyor. Türkiye, uluslararası anlaşmaları ihlal etmek yerine, bu anlaşmaların sunduğu yasal boşlukları ve hakları kendi lehine birer stratejik silaha dönüştürüyor. Batı'nın kendi koyduğu kuralları yine Batı'ya karşı bir koz olarak kullanan Türkiye, müttefiklerini kendi milli çıkarları doğrultusunda yönlendirme konusunda benzersiz bir diplomatik deha sergiliyor. Bu durum, İsrail merkezli Times of Israel gazetesinde yayımlanan çarpıcı bir analizle bir kez daha tescillendi. Analizde, Türkiye'nin Akdeniz'de geliştirdiği ve "Türk yöntemi" olarak adlandırılan stratejik doktrinin, artık Kuzey Kutbu'ndaki Svalbard Takımadaları'na kadar uzandığı belirtiliyor. Gal makalesinde Erdoğan’ın bu krizi de stratejik bir hamleyle yöneteceğini, “Türkiye’nin kuralları çiğnemesine gerek yok. Kural koyucuyu kendini sansürlemeye zorlamak için müttefikler arasından bir ayrılık korkusuna ihtiyacı var” sözleriyle dile getirdi.
KIBRIS'TAN SVALBARD'A UZANAN STRATEJİK DEHA
Analizde, Avrupa Birliği'nin Kuzey Kutbu'na yönelik politikalarının Türkiye'nin bu hamleleri karşısında nasıl yetersiz kaldığı şu sözlerle ifade ediliyor: "Avrupa Birliği Arktik politikasını güvenlik, savunma, bağlantı ve ekonomik güvenlik etrafında güncelliyor. Ancak Kuzey'i Güney'e, Svalbard'ı Kıbrıs'a, bilimi güvenliğe ve NATO'yu Türk yöntemine bağlamayı reddederse, güvenilir bir Arktik doktrini oluşturamaz." Türkiye, Kıbrıs'ta uyguladığı ve Batı'yı adeta kilitleyen stratejiyi şimdi de dünyanın en kuzeyine taşıyor. Batılı analistlerin taraflı yaklaşımlarına rağmen, Ankara'nın Kıbrıs'taki sarsılmaz duruşu ve kurduğu jeopolitik mimari şu ifadelerle itiraf ediliyor: "İşgal altındaki Kuzey Kıbrıs'ta Ankara, geçici bir durumun nasıl mimariye dönüştüğünü, belirsizliğin nasıl kaldıraç haline geldiğini ve NATO söyleminin bir Avrupa sorununu nasıl Avrupa felcine dönüştürdüğünü göstermiştir."
MÜTTEFİKLERİ KENDİ ÇIKARLARI İÇİN KULLANMA SANATI
Türkiye, NATO üyeliğini ve Batı ile olan ittifak ilişkilerini tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmaktan çıkarıp, tamamen kendi milli menfaatlerine hizmet eden birer enstrümana dönüştürdü. Svalbard Antlaşması'nın sunduğu hakları kullanarak bölgeye bilimsel araştırma, balıkçılık ve denizcilik faaliyetleriyle giriş yapan Ankara, Batı'nın elini kolunu bağlıyor. Analizde, Türkiye'nin bu diplomatik manevra kabiliyeti ve müttefiklerini nasıl birer pazarlık unsuru haline getirdiği şu şekilde açıklanıyor: " Her kısıtlama ayrımcılık olarak, Türk-Rus kanalına yönelik her itiraz Türk karşıtı politika olarak, her Svalbard meselesi ise Ankara'nın farklı bir nüfuza, farklı şikayetlere ve farklı fiyatlara sahip olduğu NATO'ya devredilebilir. Svalbard ayrı bir Arktik sorunu olmaktan çıkar. Ankara'nın ittifak stratejisinde bir pazarlık kozu haline gelir."
BATI'YI FELÇ EDEN 'TÜRK YÖNTEMİ'
Türkiye'nin askeri bir çatışmaya girmeden, tamamen yasal haklar ve stratejik belirsizlikler üzerinden elde ettiği bu üstünlük, Batı dünyasında büyük bir çaresizliğe neden oluyor. Ankara, kuralları çiğnemek yerine bizzat kural koyucu rolünü üstlenerek küresel satranç tahtasında hamlelerini yapıyor. Analizin sonuç bölümünde, "Türk yöntemi" olarak adlandırılan bu doktrinin Kuzey Kutbu'ndaki kaçınılmaz etkisi şu çarpıcı cümleyle özetleniyor: "Kuzey Kutbu'nun Türk bayrağı krizine ihtiyacı yok. Sadece Kıbrıs yöntemine ihtiyacı var: önce erişim, sonra belirsizlik, sonra nüfuz, nihayetinde felç." Türkiye'nin bu sessiz ama derinden ilerleyen küresel vizyonu, müttefiklerini kendi çıkarları doğrultusunda ustalıkla kullanırken, Batı'nın jeopolitik karar alma mekanizmalarını da tamamen etkisiz hale getirmeye devam ediyor.