Evrensellik maskesi düştü: ABD 'Monroe' tahakkümünü BM sözleşmesine bile sızdırmış
ABD’nin 107 yıl önce Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 21. Maddesine sızdırdığı 'Monroe Doktrini' bugün Venezuela’da sergilenen haydutluğun uluslararası hukuk kılıfı altına nasıl saklandığını net şekilde belgeliyor.
ABONE OL-
Haber7 – ÖZEL
Osmanlı İmparatorluğu’nun siyonist ve emperyalist emellerle yıkılıp topraklarının parça parça bölündüğü 20’nci yüzyılda şekillenen mevcut dünya düzeninin en kilit maddesi, bugünkü ABD hoyratlığına ve Venezuela’da gerçekleştirilen haydutluğa ışık tutuyor.
OSMANLI'YI YIKTILAR VAMPİR SOFRASINI KURDULAR
İttihatçı zihniyetin Osmanlı'yı sürüklediği Birinci Dünya Savaşı'nda ağır mağlubiyet yaşayan Osmanlı'nın topraklarının parça parça kapışıldığı ilk evrensel girişim Paris Barış Konferansı'ydı.
Osmanlı Devleti’ne alaycı, aşağılayıcı ve en ağır şartların dayatıldığı Paris Barış Konferansı’nın toplandığı 1919 yılının ilk aylarında dünyaya Birinci Cihan Harbi’nin yıkıntıları arasından yeni bir düzen çizilmeye çalışılıyordu.
28. ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın öncülüğünde şekillenen ve “dünya barışını koruyacak evrensel mekanizma” olarak lanse edilen Bugünkü Birleşmiş Milletler’in atası Milletler Cemiyeti (League of Nations), kağıt üzerinde bütün milletlerin eşitliğini savunuyor gibi görünüyordu.
Bu evrensellik iddiasının henüz kuruluş aşamasında nasıl delindiği, Milletler Cemiyeti'nin en çarpıcı maddesiyle ortaya konuluyor.
DIŞ POLİTİKA ARACIYDI EVRENSEL MEKANİZMANIN PARÇASI OLDU
Konferansın başladığı Ocak 1919'dan itibaren devletler kendi hudut güvenliklerini düşünürken, ABD heyeti çok daha farklı bir ajanda ile masadaydı. Amerikan iç siyasetinde Senato’nun baskısını bahane eden Wilson yönetimi, kurulacak uluslararası örgütün ABD'nin “arka bahçesi” olarak gördüğü Latin Amerika üzerindeki nüfuzuna karışmamasını garanti altına almak istiyordu. Bu amaçla, aylar süren müzakereler neticesinde, evrensel hukuk metni olması gereken Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’ne (Covenant), ABD’nin bölgesel çıkarlarını koruyan özel bir madde eklendi.
Sözleşmenin son halini aldığı 28 Nisan 1919 tarihinde, metnin 21. Maddesi, uluslararası hukukun evrensellik ilkesine vurulmuş en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçti. ABD’nin 1823’ten beri uyguladığı ve “Amerika kıtasına dış müdahaleyi savaş nedeni sayan” Monroe Doktrini, ABD dış politika aracı olmaktan çıkıp, uluslararası bir antlaşmanın parçası haline getirildi.
Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 21. Maddesi şöyle:
"Bu Sözleşme'nin hiçbir hükmü, barışın korunmasını sağlamaya yönelik tahkim antlaşmaları veya MONROE DOKTRİNİ gibi bölgesel anlaşmaların geçerliliğini etkilemeyecektir."
HUKUK İÇİNE GİZLENMİŞ DOKUNULMAZLIK
Bu maddeyle birlikte Monroe Doktrini sadece ABD sisteminin içinde kalmadı, “evrensel” olduğu iddia edilen hukuk sistemin içine de yerleştirildi. Sözleşmeye taraf diğer bütün devletler Milletler Cemiyeti’nin kararlarına tabi iken, ABD kendi nüfuz alanında uluslararası denetimden muaf tutuldu.
ABD’nin bu madde ile Milletler Cemiyeti’ne “Dünyanın herhangi bir yerindeki soruna müdahale edebiliriz, ancak Cemiyet bizim kıtamızdaki (Batı Yarımküre) işleyişe, yani Monroe Doktrini sahasına karışamaz.” mesajı verdiği değerlendirildi.
Bu durum, bugünkü Birleşmiş Milletler’in ilk hali olan Milletler Cemiyeti’nin “evrensellik” maskesini düşüren en somut delil olarak yorumlanıyor. 21. Madde, ABD’nin Batı Yarımküre üzerindeki tahakkümünü koruyan bir “bağışıklık sertifikası” işlevi olarak değerlendiriliyor.
‘KUTSALLAŞTIRILAN KANUNLARIN TAM KALBİNE YERLEŞTİRİLEN AYRICALIK’
Mevcut küresel düzenin tesis edildiği dönemde yer alan söz konusu ayrıntıyı değerlendiren Siyaset Bilimci Nurettin Kalkan, ABD’nin 3 Ocak’taki Venezuela saldırısıyla bağdaştırdı.
Mevcut nizamın sadece son olayda değil, hiçbir zaman güçsüzün ve haklının yanında konumlanmadığının altını çizdi. Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’ne monte edilen Monroe Doktrini gerçekliğine vurgu yapan Nurettin Kalkan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi:
“Kaç gündür uluslararası hukuk ve uluslararası kurumların arkasından yakılan ağıtları dinliyoruz. Hep bir ağızdan aynı nakarat mırıldanıyor: ‘Hukuk bitti, kurallar gitti, kurumlar tükendi...’
Oysa sormak lazım bu yas tutanlara: Bu kurumlar hangi gün, sadece güçlünün değil de haklının nefesiyle soluk alıp verdi? Bu uluslararası hukuk ve kurallar ne zaman tam anlamıyla işleyip çalıştı ki?
Bize "evrensel" diye yutturulan o parıltılı kuralların şeceresine bakarsak, hileyi en başta görürüz. ABD, daha 1919'da Milletler Cemiyeti Sözleşmesi'nin 21. maddesine o meşhur Monroe Doktrini'ni iliştirmişti. Bütün dünyanın uymakla mükellef olduğu o kutsal yasaların tam kalbine, kendi ayrıcalığını bir "müktesep hak" olarak kazımıştı. Yani, evrensellik vaat edilen o sofraya, kendi istisnasını cebine koyup oturmuştu.
Nitekim bugün yaptığı da tam olarak bu. Sadece rafine değil, çıplak ve kaba...”