Kim bu alışveriş merkezlerinin kralı?
Türkiye'nin en eski erkek giyim markalarından biri olan Kiğılı'nın sahibi Abdullah Kiğılı, başladığı noktadan geldiği yere, piyasaların durumundan ona neden ‘cost killer’dendiğine kadar pek çok konuda keyifli bir sohbette bulunuyor
ABONE OLTürkiye'nin ilk erkek giyim markalarından biri Kiğılı. 1938 yılında kurulan fabrika 1980'lerden sonra ihracatın patlamasıyla yabancı markalara fason üretim yapan bir hazırgiyim üreticisiydi. Şirketin kurucusu ve markaya adını veren Abdullah Kiğılı ile bundan 6 yıl önce İkitelli'de küçük bir atölye olan üretim merkezinde görüşmüştük. 2001 krizinin izlerini silmeye çalışan 217 çalışanlı bu şirket şimdi İstanbul'un yeni lojistik merkezlerinden Şekerpınar'da 12 bin 500 metrekarelik bir alanda faaliyet gösteriyor. 53 şehirde 140 mağazası olan bin 500 çalışanlı yaklaşık 200 milyon YTL cirolu bir dev.
Özallı yıllarda siyasette, daha sonra Fenerbahçe yönetiminde geçen yıllarıyla Türkiye'nin en popüler kişileri arasından hiç düşmeyen Kiğılı ile ropörtaja önemli konuklarını yolcu etmesinden sonra başlıyoruz. Konukları Hollandalı alışveriş merkezi yatırımcısı Corio'nun yöneticileri. Kiğılı'dan Anadolu'da açılacak 10 yeni merkezde yer almasını istiyorlar. Bir süredir "Alışveriş merkezlerinde artık biz kralız" diyen Kiğılı'nın bu sözleri de böylece kanıtlanmış oluyor.
Kiğılı'nın 7 yılda ulaştığı başarı gerçekten göz kamaştırıcı. Şimdi Gürcistan, Türkmenistan, Kazakistan'da mağazalar açarak bölge markası olmayı hedefleyen Abdullah Bey, 10 yıl içinde ise dünya markası olmak istiyor.
Sektörün duayeni, uyguladığı fiyat politikasıyla da "cost killer"ı olan Kiğılı, hazırgiyim sektörü için çok parlak bir tablo çiziyor. "Tekstilde telaş bitti, erkek giyim ve jean rekabeti kazandı" diyen Kiğılı, tek sıkıntının 14 Mart'ta başlayan siyasi belirsizlik olduğunu belirtiyor. Bu durumun alışveriş merkezlerini olumsuz etkilediğini de anlatan Kiğılı, hesapsız yapılan alışveriş merkezi yatırımlarını ise eleştirerek "Çok değil 6 ay içinde bazı alışveriş merkezleri ya hastane olacak ya otel" diyor.
Fonlardan yakın ilgi gördüklerini ancak yabancı yatırımcı istemediğini anlatan Kiğılı, şunları söylüyor:
Sizinle 6 yıl önce İkitelli'de görüşmüştük. 2001 krizinin yaraları zor sarılıyordu? O günden beri çok şey değişmiş sanırım. Neler oldu?
2001 krizi gibi bir kriz yok. Ben onlarca kriz gördüm ama onun gibisi yoktu. Sizinle konuştuğumuz o günlerde 217 kişi çalıştırıyordum. O krizde hemen yeni bir strateji belirledik. Sektörü biraraya topladık. Mağazalarda kiraları dolar bazında sabitledik. Kampanyalara başladık. İndirimler yapıldı. Mağazalarımızda sadece takım elbise satıyorduk, bunu çeşitlendirdik spor giyime girdik. Kreasyonumuz tüketici tarafından çok beğenildi. Doğru zamanda doğru ürün verdik. Masrafları düşürdük. Eleman ve çalışma sistemini değiştirdik. Özkaynaklarımızı devreye soktuk. Stokları yakından izledik. Markalaşmaya önem verdik. İnsan kaynağımızı da kendimiz eğitmek üzere bünyemizde okul açtık. Yetişmiş eleman almıyoruz, yetiştiriyoruz. Burada yetişen elemanın önü de açık.
O sohbetimizde markalaşmanın çok önemli olmadığını düşünüyordunuz? Ama bu bakış açınız değişti, neden?
Krizlere girince markanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Kriz dönemlerinde satışlar aşağı düşüyor, halkın alım gücü düşüyor. Orada markanın gücü ortaya çıkıyor. O markanın vermiş olduğu güven sayesinde insanlar alışverişini kesmiyor. Daha dikkatli davranıyor ve markaya güveniyor. İşler durma noktasına gelmiyor. Artık başka markalara üretim yapmayı bıraktık. Kendimize çalışıyoruz. Kapımız herkese kapalı. Parasıyla gelip mal almak isteyen bile mal alamıyor. Biz kendi mağazalarımız için üretim yapıyoruz, bayiliği kaldırdık. 15 mağazadan 140 mağazaya ulaştık. Yıl sonuna kadar 10 mağaza daha açacağız. 2010'da ise 250 mağazalık bir zincir olacağız.
Türkiye yine bir kriz korkusu yaşıyor. Piyasalara yansıması da ortaya çıktı. Sektörünüzü de etkiledi. Siz de bir grup oluşturup alışveriş merkezlerine yönelik bir çalışma başlattınız. Sektör nasıl etkileniyor?
Şu anda 2001 krizi gibi bir kriz yok. Siyasi bir kriz var. Parti kapatma ile ilgili bir durum. Burada kriz lafı biraz ağır geliyor. Tam bir belirsizlik yaşanıyor. Her gün olumsuzluk pompalanıyor. Siyasi iktidar ve muhalefetin çatışması tedirginlik yarattı. Yarın ne olacağı düşüncesi korkutuyor. Şimdi insanlar bunu çok fazla düşünmeye başladığında belli bir durgunluğun içerisine giriyor. İnşallah bu uzun sürmez.
Siz etkilendiniz mi?
Biz Kiğılı olarak siyasi krizin durgunluğuna girmiş değiliz. Nedeni markamızın halkın üzerinde imajı, verdiği güven. Bugüne kadar doğru bir politika izlediğimizi düşünüyorum. Ürünü doğru zamanda çıkarıyoruz, çok kaliteli mal yapıyoruz, herkesin zaten kısıtlı olan parasına uygun fiyat koyuyoruz. Bunun karşılığında kendilerine en uygun fiyatlı malı veriyoruz..
Adınız 'cost killer'a çıktı zaten.
O lakabı Eyüp Can (Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) taktı bana... Ben ticaretin doğrusunu yapıyorum. Ben malıma güveniyorum. Ama koyacağım fiyata güvenemiyorum. Fiyatı koyarken halkın cebini düşünüyorum. Dolayısıyla benim fiyatlarım çok gerçek ve uygun fiyatlar. Herkesin alabileceği ve giyebileceği ürünler üretiyorum. Şu andaki gidişattan memnunuz, daha da iyi olacağını düşünüyoruz. Çünkü pazar geniş. Alışveriş merkezleri artık Anadolu'ya açılıyor. Bu projeler içinde yabancılarla beraber yer alacağız. Bu şekilde büyümeyi çok daha rahat hissediyoruz. Daha kolay oluyor bizim için.
Hazır giyim sektöründe çok ciddi gelişmeler yaşanıyor.
2001'de dibe vuran bir sektördü. 2002'den başlayan ve 2008'in birinci çeyreğine kadar devam eden 4.5 yılda Türkiye'de hazır giyim sektörü inanılmaz bir büyüklüğe kavuştu. Artık sektör ne yapacağını biliyor. Telaş bitti. Tedirginlik bitti, altyapı oturmaya başladı. Yarın Hindistan, Pakistan bizim için çok önemli bir pazar olacak. Artık daha katma değeri fazla mallar yapıyoruz. Daha karlıyız. Bizim hazır giyim ihracatımız yıllık 15 milyar doların üzerine fırlamış durumda. Bu ihracatın ağırlığı da AB ülkelerine. AB ülkelerine yaptığımız ihracat düz mallar değil, hepsi katma değeri yüksek mallardır.
Bazı yorumlara göre Çin korkusu bitti, sektör rahatladı...
İlk günden itibaren hep aynı şeyi söylüyorum. Çin bir tehdit değil. Çin bir fırsat ülkesi. Çin'i doğru analiz edersek hem satabileceğimiz hem de alabileceğimiz şeyler var. Gittikçe genişleyen gelirleri artan bir ülke. 15 yıl sonra dünyanın en büyük kapitalist ülkesi olmaya aday. Çin'in herşeye o kadar çok ihtiyacı olacak ki, yaptığı mal yetmeyecek. Bugün hazır değiliz. Hazır olsak mağaza açsak çok büyük satışlar yapacağımıza inanıyorum. Çinle herkesin iyi diyalog içinde olması lazım.
İnanılmaz boyutlarda ilgi var
Ortaklıklar artıyor. İpekyol bu trendin son örneği...
İpekyol doğrusunu yaptı. Fon şirketi ile anlaşmadı. Sektörün içerisinde olan bir İtalyanla anlaştı. Fon şirketleri bize de geliyorlar. Ben şirketimi satmaya sıcak bakmıyorum. Ortaklık konusunda görüşmemiz oldu ama sıcak bakmıyorum. Ben 2010 yılına kadar Türkiye'deki yatırımlarımı bitirmek mecburiyetindeyim. Altyapıyı kurmak mecburiyetindeyim. Bu da nasıl olacak; insan kaynaklarıyla, eğitimimizle, bilgi işlem merkeziyle, lojistik merkezimizle, güçlü sermayemizle, 250 mağazaya yaklaşan şube sayımızla... Türkiye'nin bir dünya markası olmak mecburiyetindeyim.
Bu gelişmenin altında yatan nedenler ne sizce?
Bu gelişmenin temelinde son yıllarda çok hızla yayılan alışveriş merkezleri yatırımları var. Organize perakende sektörü çok yeni bir iş. Ondan evvel hem gıdada hem de giyimde böyle bir sektör yoktu. Şu anda yaklaşık 200 alışveriş merkezi var. Bu 3 milyon metrekare. Giyimle ilgili. Önümüzdeki yıllarda 2010 yılı sonuna kadar yapılmakta olan alışveriş merkezleriyle birlikte bu alan 7.5 milyon metrekareye çıkacak. Şu anda alışveriş merkezlerinin 9 milyar dolar cirosu var. Yeni açılanlarla birlikte bu rakam 9 milyar dolar daha artacak. 2.5 yılda 18 milyar dolar civarında ciro.
Bu rakama ulaşmak mümkün mü? Alışveriş merkezi yatırımlarında sizce doğru bir politika izleniyor mu? Bir anda bu kadar çok sayıda yatırımda bir çarpıklık yok mu?
Türkiye'nin şartlarına göre bu zor. Bugün itibarıyla çıkmaz. Bu artış beklenemez. Neden? Çünkü 14 Mart'ta başlayan bu siyasi belirsizlik ortamında bu ciroya ulaşmak şüpheli görünüyor. Ayrıca yatırımlarda yanlışlık yapılıyor. Aynı bölgede çok sayıda alışveriş merkezi açıldı. Bunda sadece yatırımcı değil, belediyeler de suçlu. Ruhsat vermemeleri gerekirdi.
Bu arada kiraların yüksekliği de özellikle durgunluktan sonra daha büyük sorun olmaya başladı. Sizin de bir grup oluşturduğunuzu ve görüşmeler yaptığınızı biliyoruz...
2002-2007 arasında hızlı büyümede işler çok hızlı büyüdü. Temel atıldığı an bize proje geliyordu. Yerimizi tayin ediyorduk yani ortada bir alışveriş merkezi yokken. İşler iyiyken ince eleyip sık dokumuyorsunuz. 100 km. hızla gidiyorsunuz, sistem yürüyor. Hata yaptığımız da oldu tabii ki. Sonra belirsizlik başladı. Bazı alışveriş merkezlerinde daha çok hissedildi. Esasında bir heyet oluşturmadık. Bizim Birleşmiş Markalar Derneği'miz var. Yaklaşık 2 ay evvel kendi içimizde 'ne yapabiliriz' diye düşündük. Bir kurul var. Hepsini ziyaret ediyorlar. Bizim geçtiğimiz hafta Ankara'ya yaptığımız ziyaretin nedeni ise şu: 14 Mart'ta başlayan kriz en çok Ankara'da hissediliyor. Orada da birbiri sıra 4 alışveriş merkezi yapıldı. Yönetim sorunları oldu. '10-12 marka gidelim, kendimizi tanıtalım' dedik. Kırıcı değil, yapıcı olarak gittik. Biz gitmeden zaten kira düzeltmeleri yapmışlardı. Bu görüşmeleri devam ettirmek istiyoruz. Aslında artık sadece kira indirimiyle de olmuyor. Gönlümüz bu belirsizliğin devam etmemesinden yana. Yıl sonuna kadar bu sürerse çok firma sıkıntıya girer. Şimdilik bunu düşünmek bile istemiyorum.
Artık markalar olarak kral biziz, diyordunuz. Bu gerçekleşti mi? Alışveriş merkezlerinin geleceği ne olur sizce?
Biz artık çok kıymetlendik. Bu kadar çok alışveriş merkezi olunca ben bunu söylemiştim, bana gülmüşlerdi. Bu alışveriş merkezlerinin bir kısmı elenecek, bir kısmı hastane, otel, yurt olacak demiştim gülmüşlerdi. Bugün bu noktaya gelmek üzereyiz. İşlemeyen alışveriş merkezleri yavaş yavaş kendini belli etmeye başladı. Bundan sonra göreceksiniz. Yakın gelecekte, 6 ay içinde çözülme başlayacak. Türkiye'de doğru çalışan markaların, bu merkezlerde doğru ciro yapanların bir ayrıcalıkları doğuyor. Bundan nasibini alacaklar. Şimdiye kadar bize deklare edilen şeyleri imza ediyorduk, bundan sonra bizim isteklerimiz var. Yerine getirende yerlerimizi alacağız.
Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırım uçurdu
Yıllarca Fenerbahçeli kimliğinizle tanındınız. Yöneticilik yaptınız. Takımınız ekonomik anlamda çok başarılı bir performans gösteriyor. Neye bağlıyorsunuz?
Fenerbahçe tutkum sürüyor. Bu yıl lig şampiyonu olamadık ama. Fenerbahçe'nin şu anda içinde bulunduğu ekonomik durum çok başarılı. Türkiye'nin medarı iftiharı. Bu kadar arayı açması da doğru birşey değil. Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, Trabzonspor'un da bu mesafeyi alması lazım. Başarı tek kişinin. Tek bir marka, tek bir isim Aziz Yıldırım. Mükemmel yönetti. Yalnız Fenerbahçe'yi düşündü. Bu büyük bir özveri. Hiçbir insanın yapamayacağı bir iş. Bir insan önce ailesini, sonra işini düşünür. O ikisini de düşünmedi. 10 yıldır sadece kulübünü düşündü. Böyle bir insan bulmak zor. Fenerbahçe bulmuş bırakmıyor. Muaffak olanları kıskanan çok olur. Tek başına onun başarısı. Tabii ki kurduğu yönetim de çok önemli. Bir patronun en önemli özelliği yola çıkacağı arkadaşlarını iyi seçmek. Bu da bir akıl işi. Sakıncalı olur. Hep Fenerbahçe olursa futboldan zevk alınmaz. Futbol rekabet demek. Seyirci de kanıksar. 100 yıllık kulüpler onlar da bu başarıyı sağlamalı. Rekabet şart. Hazır giyim böyle rekabetle başarılı oldu. Sistem doğru işliyor.
Abdullah Kiğılı kimdir?
Abdullah Kiğılı, 1943 yılında Bingöl'de doğdu. Ailesi, köken olarak Bingöl'ün Kiğı ilçesinden olduğu için Kiğılı soyadını seçmişti. Orta ve lise öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi'nde bitiren Kiğılı, 1959'da Sultanhamam'da bir kumaş mağazasında iş hayatına başladı. 1965 yılında Kiğılı markası ile gömlek ve pantolon üretimine başlayan Kiğılı, 1969 yılında İstiklal Caddesi'nde şimdiki Kiğılı mağazasını açtı. 1973 yılında Beymen Beyoğlu mağazasına ortak olan Kiğılı, 1980 yılında da Kiğılı konfeksiyon fabrikasını kurdu. Bu tarihten itibaren fabrikasında Almanya ve Hollanda'ya erkek takım elbise fason üretimi yapmaya başlayan Kiğılı, ayrıca ürünlerini Türkiye genelinde 300 bayi aracılığıyla satar hale geldi. 1995 yılından itibaren toptan satışları kaldıran Kiğılı, bugün Türkiye'nin çeşitli yerlerinde toplam 100 mağaza aracılığıyla satışlarını sürdürüyor.
Spor dünyasındaki yöneticilikleriyle de tanınan Abdullah Kiğılı, bugüne kadar İstanbulspor, Fenerbahçe, Güreş Federasyonu, Kayak Federasyonu ve Futbol Federasyonu'nda görev yaptı. Kiğılı, 1997'de kısa bir dönem Futbol Federasyonu Başkanlığı'nı da üstlendi.
referans