12 Eylül'ün karanlık yüzü: Askerlerin anlatımıyla Mamak Cezaevi'ndeki işkenceler

Yazar Recep Küçükizsiz'in hazırladığı, "Askerlerin Anlatımı ile Mamak'ta İşkence" kitabı Ötüken Yayınları'ndan okuyucuyla buluştu. Kitap, 12 Eylül darbesinin insanlık dışı uygulamalarını en yalın çarpıcılığıyla gözler önüne seriyor.

ABONE OL
GİRİŞ 13.05.2026 11:46 GÜNCELLEME 13.05.2026 12:47 KİTAP
12 Eylül'ün karanlık yüzü: Askerlerin anlatımıyla Mamak Cezaevi'ndeki işkenceler
12 Eylül'ün karanlık yüzü: Askerlerin anlatımıyla Mamak Cezaevi'ndeki işkenceler

27 Mayıs 1960 darbesinden itibaren Türk siyasi hayatının sembol mekanlarından biri haline gelen Mamak Askeri Cezaevi, yıllar boyunca askeri müdahale dönemlerinin en karanlık yüzlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Siyasi tutukluların yoğun olarak tutulduğu cezaevi, insan hakları ihlalleri, işkence iddiaları ve kötü muamele uygulamalarıyla anılan bir merkez olarak tarihe geçti.

Cezaevinde yaşananlara ilişkin hazırlanan kapsamlı bir çalışma hazırlandı. "Askerlerin Anlatımı ile Mamak'ta İşkence" başlığı altında Ötüken Yayınları'ndan kitaplaştırılan ve Araştırmacı-Yazar Recep Küçükizsiz'in hazırladığı eserde, Mamak’ın yalnızca bir cezaevi değil; aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi tarihindeki travmatik süreçlerin simgelerinden biri olduğu vurgulandı. Araştırmada, farklı siyasi görüşlerden binlerce kişinin burada fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldığı, çok sayıda tutuklunun hayatını kaybettiği veya kalıcı sağlık sorunları yaşadığı ifade edildi.

Çalışmada, bugüne kadar Mamak üzerine yeterli sayıda akademik araştırma ve kapsamlı inceleme yapılmadığına dikkat çekilerek, mevcut eserlerin çoğunlukla anılar, romanlar ve sınırlı sayıdaki incelemelerden oluştuğu belirtildi. Bu durumun, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine dair önemli bir boşluk oluşturduğu kaydedildi.

Araştırmada, özellikle Mamak’ta askerlik yapan isimlerin tanıklıklarına başvurarak dönemin bilinmeyen yönleri kayıt altına alındı. Çalışmada, cezaevinde görev yapan asker ve subayların uzun yıllar sessiz kalmasının dikkat çekici olduğu belirtilirken, bu sessizliği bozmak amacıyla tanıklıklara dayalı kapsamlı bir sözlü tarih çalışması yürütüldüğü aktarıldı.

Hazırlanan eserin, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler konusunda geçmişten ders çıkarmak isteyenler için önemli bir kaynak olması hedefleniyor. Araştırmacılar, Türkiye’nin geleceğini inşa ederken geçmişte yaşanan acıların unutulmaması gerektiğine vurgu yaptı.

Kitabın çarpıcı bölümlerinden bazıları şöyle: 

İŞKENCECİ DOKTORLAR 

Şahitlikler - Psikiyatrist Dr. Kaan Arslanoğlu

Mamak, Metris derken bir de işkencenin tıbbi ayağı var. O konudaki bir dizi skandalın baş rolünde kuşkusuz HZİ Vakfı (Hamizade Zekeriya İtil Vakfı) sahne alıyor. Maalesef Muazzez İlmiye Çığ'ın kurucuları arasında yer aldığı ve yasal başkanlığını yaptığı bir Mengelecilik denemesi. İşi asıl yürüten Çığ'ın kardeşi Turan İtil. Bu zat aslında ABD'de tıbbi çalışmalarını başarıyla yürüten parlak zekâlı bir doktor, hoca. Birden bire Türkiye'de terör olaylarına karışanların psikolojisini inceleme tutkusuna düşüyor. 12 Eylül öncesinde buna dair bazı projeler kurarken darbe sonrasında fırsat tam bu fırsat diyor. Onlar zaten böyle projeler üstünde çalışıyorlarmış. Bu yeni teklifi pek cazip buluyorlar. Kısa sürede hayata geçirmeye karar veriyorlar. Ayhan Songar ve birkaç başka doktor ve istatikçi çalışmaya dahil ediliyor. 

Turan İtil.

Olay şu: Binlerce (plana göre en az 2.000) tutukluya önce bir test verilecek. Tutuklular bu testi dolduracaklar. Çıkan sonuçlara göre bu teröristlerin kişilik özellikleri ortaya çıkarılacak. Sonraki cezalandırma ve rehabilitasyon programları bu sonuçlara göre düzenlenecek. 

İlk bakışta gayet iyi niyetli ve bilimsel geliyor insana. Lakin tutuklulara verilen psikolojik test herhangi bilinen ve sınanmış bir kişilik testi değil. İtil'in kafasına göre hazırladığı, abuk sabuk sorular da içeren art niyetli bir saçmalık. Zaten İtil'in bir röportajda belirttiği gibi bunlar "terörist tipleri" hakkında peşin yargılı bazı katı hipotezleri "kanıtlamak" üzere hazırlanmış sorular. 

İtil başta Mamak olmak üzere cezaevlerine bizzat giderek test uygulama çalışmalarına başkanlık ediyor. Dayaktan imanı gevremiş tutuklular belli odalara getirilip herhangi bir rıza onayı alınmadan bu testleri doldurmaya zorlanıyor. Sayfalar dolusu yüzlerce soru. İtil Bey ve doktorlar bu tutukluların nasıl ağır bir işkence altında olduğunu görmüyor. Başlarındaki subayların, çavuşların nasıl hasta işkenceciler olduğunu görmüyorlar. Asıl ruh hastalarıyla birlikte bilimsel çalışma yapıyorlar. Orada sadece "teröristlere" odaklanmış durumdalar. İşkenceci bilimi yapıyorlar. 

Sonunda şu "bilimsel" sonuçlar ortaya çıkıyor: Sağcı ve solcu teröristin pek farkı yok. Bunların büyük çoğunluğu geri zekâlı. Büyük çoğunluğu eğitimsiz. Bir ideolojileri, bilinçleri yok. Büyük çoğunluğu köylü çocuğu ve kan davası kültüründen gelme. Gerçek liderlerin çoğu dışarıda, yakalanmamış. En aptal olanları yakalanmış... 

Bitmedi "bilimsel" sonuçlar. Bir terörist nasıl yetiştirilir? İtil ve ekibi onu da keşfetmiş. Bunlar genellikle üçerli, beşerli evlere yerleştirilir. Bol para ve zengin bir hayat sunulur onlara. Mafya tetikçilerine benzer bir eğitimden geçirilirler. Onlara kadın, esrar, çekici olan ne varsa her şey temin edilir. Sonra eylemlere yollanırlar. Sağ ve sol örgütler kara paradan zengin olmuş mafyatik yapılardır vb... 1990'lı, 2000'li yıllarda biraz böyle şeyler başlamıştı. Fakat 1980 öncesi! Pek çok örgüt üyesi peynir ekmekle beslenir, fareli, böcekli, perişen evlerde kalırdı. Bu nasıl bir Amerikan kafası İtilgillerde.

Teknik zekâları, belli dar bir alandaki akılları çok yüksek seyreden pek çok bilim insanının sosyal zekâsının vasat olduğu, hatta birçoğunun geri zekâlı olduğu bilinen bir olgudur. Ancak Turan İtil'in bu bilimsel çalışma yöntemi ve sonrasında çıkardığı sonuçlar insanı hayrete düşürüyor. En kötü Yeşilçam senaryolarında bile görmediğimiz bu derin salaklığın kaynağı ne? 

Onun ve Muazzez İlmiye Çığ'ın bu konudaki sorulara verdikleri cevaplar da sosyal idiyosi örnekleri olarak derslik. 'Ülkücülerin ve devrimcilerin büyük çoğunluğu aptaldır' diyen bu şahısların idiyotlukları kendilerine kalsın diyeceğiz, ama diyemiyoruz. 

Çünkü bu sosyal idiyosi (en ağır zeka yetersizliği) örgütlü, emperyal bir projenin parçası. 12 Eylül gibi bir zamanda yurtdışından bir psikiyatri profesörü gelecek de, ben tutukluların profilini çıkaracağım diye Genelkurmay'a gidecek? Buna teşebbüs edeni aylarca dayaklı bir sorguya alırlar ya da şanslılarsa hemen sınır dışı ederlerdi. Bu nasıl bir hüsnü kabul? Bunların üst akıl projesi olmadığına kim inanır? 

Dahası var. Testlerden sonra cezaevinde işkence politikası değişiyor. Toplu dayaklar azalıyor, kişisel odaklı fiziksel ve psikolojik işkence artıyor. Bazı psikotrop ilaçlar verilmeye başlıyor, mel… gibi. Bir rastlantı mı? 

"TUTUKLULARI DÖVERKEN AYRIM YAPIYORMUŞSUN, SOLCULARI EZİYORMUŞSUN"

Mustafa Altın - 1979'un Eylül ayında Mamak Askeri Cezaevi'ne sevk edildi. A Blok'ta İç ve Dış Emniyet Amirliği'nde yaklaşık 10 ay er olarak görev yaptı. Mustafa Pehlivanoğl ve İsa Armağan'ın firarı sebebiyle tutuklandı. 

O zamanlar tutukluya "Necisin?" diye sorulduğunda hemen "Ülkücü veya Devrimci" olduğunu söylerdi. Çünkü o zaman koğuşlar sağ-sol diye ayrıydı. Cezaevinde solcu tutuklu çoktu. Herkes kendi fikrine ait koğuşa giderdi. Ama oradaki nöbetçi asker, hangi fikirdeyse karşıt görüşlü olanı döverdi. Çünkü askerlerin arasında siyasi ayrımcılık yavaş yavaş belli olmaya başlamıştı. Siyasetten anlayan askerler kendine yakın gördüğü tarafı kollardı. Tabii, ben de öyle davranıyordum. Çavuşlar, kafesin orada nöbet tutarlardı. İstanbullu bir çavuş aşırı solcuydu. Vanlı Adnan Çavuş ise ülkücüydü. Biz aramızda dayanışma içindeydik. Mesela Adnan Çavuş'un durumu çok iyiydi. Paramız olmadığı zamanlar o bize sigara alıp verirdi. Gaziantepli Mustafa da ülkücü arkadaşlarımızdandı.

Bir gün Adnan Çavuş beni "Dikkat et sivrilme, fazla göze batma, yarın başını yakarlar" diye uyarmıştı. Blokta görevli subaylardan Fuat Teğmen aşırı solcuydu. Meğer bir gün beni ona şikâyet etmişler. Teğmen beni çağırdı. "Gelen tutukluları döverken ayrım yapıyormuşsun, solcuları eziyormuşsun" dedi. Ben ona böyle bir şey yapmadığımı söyledim. "Bir daha yazıcının odasında bulunmayacaksın ve gelen tutuklulara karışmayacaksın" diye emretti. Ben de bir daha oraya gitmedim.

GÖZALTINA ALINAN SİMİTÇİ ÇOCUK 

Her gün cezaevine tutuklanan veya gözaltına alınan bir sürü insan getirilirdi. (…)

Bir gün bu getirilenlerin içinden birisi ağlayıp duruyordu. Dikkatimi çekti hemen yanına gittim. Daha 12-14 yaşında bir çocuktu. Ona "Niye ağlıyorsun, seni buraya niye getirdiler?" diye sordum. Derdini de anlatamıyordu. Yannıdaki öğrencinin anlattığına göre bunları okulda gözaltına almışlar. Sayarak otobüslere doldurmuşlar, telsizler de polis merkezine "Şu kadar kişiyi gözaltına aldık şimdi Mamak'a doğru seyir halindeyiz" diye bildirmişler. Fakat yolda giderken arka kapı birden açılmış ve bunu fırsat bilen öğrencilerden biri atlamış, kaçmış. Polisler de telaşlanmışlar, ne yapacaklarını şaşırmışlar. Sonra otobüsü bir kenara  çektirmişler. Oradan geçen ve simit satmakta olan bu çocuğu otobüse bindirmişler. Kaçana söverlerken, çocuğa da "Sana bir şey olmaz, yarın savcılığıa çıkınca yanlışlıkla gözaltına alındığın anlaşılır ve serbest bırakılırsın" diyorlarmış. Bu çocuk diğerleriyle birlikte gözaltında kaldı. Birkaç gün sonra sırası gelince savcılığa çıkarıldı ve gerçekten de ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

KADINLAR KOĞUŞUNDA ÖLDÜRESİYE DAYAK

İbrahim Cibooğlu - 1980 yılının Kasım ayında Mamak Askeri Cezaevi'ne sevk edildi. B Blok İç ve Dış Emniyet Amerliği'nde çavuş olarak terhis olana kadar yaklaşık 16 ay görev yaptı.

Kadın koğuşunda kalanlar içinde Çinçin Bağları'nda oturan, Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde okurken tanıdığım Yurdanur adında solcu bir kız vardı. Bunu koğuş kıdemlisi yapmışlardı. Bir gün bunlar koğuş olarak topluca açlık grevine başladılar. Ertesi gün Albay Raci Tetik D bloğa geldi. Solcu kızlarla görüşmeler yaptı. Fakat bunları açlık gerevi yapmaktan vazgeçiremedi. Bunun üzerine operasyon yapma kararı aldı. 

Albay Raci Tetik.

Albay Raci, A ve B Blok'ta görev yapan bütün askerleri bizim bloğun önüne yığmıştı. Yani kadınlar koğuşunu askerler basacak ve bunlara dayak atacaktı. Koğuş kıdemlisi Yurdanur'u tanıdığım için ona gidip duyduklarımı gördüklerimi söyledim. "Yapma, sizi çok feci dövecekler" dedim. Fakat o bana "Biz, bu kararı ortaklaşa aldık. Arkadaşlarımla birlikte hareket etmem lazım. Dolayısıyla vazgeçemem" dedi. Operasyon başladı. KApı açıldı, yüzlerce asker içeri girdi. Ben hangi köşede olduklarını bildiğim için o sağcı üç kadının yanına gittim. Orada durdum ve etraftaki askerlere "Bunlar açlık grevi yapmıyorlar. Bunlara karışılmayacak" diyordum. Bu arada Raci Albay da koğuşa girmiş, sanki savaş meydanında ordusunu yöneten komutan gibi dolaşıp duruyordu. Benim bir köşede hareketsiz beklediğimi görünce, "Lan ne bekliyorsun şerefsiz, vursana lan" dedi. İşkence yapmak, dayak atmak, hele bunu kadınlara yapmak benim için kabul edilebilecek bir şey değildi. Mecburen bir şey yapıyormuş gibi davranarak gözden ırak yerlere gittim. Ama bu arada kızları öyle dövdüler ki, anlatamam. 

Bir süre sonra Albay Raci, "Bunları koğuştan çıkarın" dedi. Askerler kızları yaka parça edip sürükleyerek avluya götürüyorlardı. Arkada kaldığım için bana da sona kalanlardan kıdemli Yurdanur düştü. Ranzanın üstündeydi. Albay Raci hiddetle "indir onu" diye bağırıyordu. Yurdanur ise ranzanın tahtalarına yapışmış, direniyordu. Mecburen asıldım, aşağı aldım. Tabii, ite kaka ve istemeyerek de olsa onu havalandırmaya çıkardım. Tanıdığım ve kadın olan birine vurmak o kadar zoruma gitmişti ki, anlatamam. Çok üzülmüştüm. 

Bu operasyondan sonra da Albay Raci'nin gazabına uğramaktan kurtulamadık. Bize "Neden emirlerimi dinlemiyorsunuz, niye vurmuyorsunuz?" diye soruyordu. Ben, "Kadına nasıl vuralım komutanım" deyince tekme, yumruk hepimize vurmaya, bizi tokatlamaya başladı. Ağzından galiz küfürler boşalıyordu. O gün, bu dayak operasyonu sadece kızlara değil, D Blok'taki açlık grevinde olan bütün tutuklulara yapılmıştı.

RECEP KÜÇÜKİZSİZ KİMDİR?

Recep Küçükizsiz, Adanalı olup ilk ve ortokulu memleketinde okudu. Adana Erkek Lisesi'nde başlayan lise tahsilini Kadirli ve Antakya'da okuyarak tamamlayabildi. Ülkücü olduğu için 3 kez hapse girdi. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklanıp MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı. Alparslan Türkeş ile birlikte idamı istenen 220 ülkücüden birisiydi. Mamak Mahkemeleri'nde "iki idam, bir müebbet hapis" cezasına çarptırıldı. Adana, Mamak, Gaziantep, Bursa, Bayrampaşa gibi cezaevlerinde 11 yılı aşkın hapis yattı. Cezaevinde İktisat fakültesini bitirdi. 1991 senesinde, "Şartlı Salıverme Kanunu" gereği serbest bırakıldıysa da Yargıtay'ın "her idam cezası için 10 yıl yatılacak" şeklindeki kararı üzerine Almanya'ya iltica etti. Uzun yıllar Avrupa Türk Federasyonu'nda yönetici olarak görev yaptı. Evli ve dört çocuk babasıdır.

KAYNAK : Haber7
İbrahim Can Haber7.com - Haber Şefi
Haber 7 - İbrahim Can

Editör Hakkında

İbrahim Can, 1993'te İstanbul'da doğdu. İnternet haberciliği kariyerine 2011’de başladı. İki yıla yakın küçük ölçekli sitelerde çalıştıktan sonra, 2012'nin Ekim ayında yenisafak.com'a başladı. 6,5 yıl çalıştığı yenisafak.com'da Gündem, Eğitim, Hayat, Dünya, Spor ve Video kategorilerinde çalıştı. Bir süre akşam sorumluluğu yaptı. Son olarak Ana Sayfa Editörü oldu. 2019'un Haziran ayında Haber7'de Gündem Editörü olarak göreve başladı. Hem Haber7 hem de Yeni Şafak'ta kültür sanat, eğitim ve siyaset alanları başta olmak üzere birçok alanda özel haber, infografik ve video hazırladı. Hala Haber7'de Haber Şefi olarak çalışmalarına devam etmektedir.
YORUMLAR 2
  • Muğlavi 4 dakika önce Şikayet Et
    Bu yaşananların muhakkak film halinde topluma izlettirilmesi gerek. Okuma özürlüyüz. Bu da yakın tarihin parçası.
    Cevapla
  • Doğruya doğru 13 dakika önce Şikayet Et
    12 eylül 1980 darbesinden sonra elli kişi idam edidi, 1500 kişi sakat kaldı, on bin kişiye işkence yapıldı, arbeci üç beş generalin rütbeleri sökülmekle milletin içi soğumadı, adalet yerini bulmadı, hani netede o kadar zulmü yapan zalimler ?
    Cevapla
  • Misafir 30 dakika önce Şikayet Et
    Nedense,Muazzez ilmiye çığ denen, sözde bilim kadını nı, bütün entel dantel sosyal Aydın kesimi çok sever. ama bakın görün ki hepsi masum Anadolu halkının özelliklerinden uzak, Türkiye'yi yönetmeye Talip bir avuç imtiyazlı aristokrat sınıfından başkası değil.
    Cevapla

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR