Hamidiye Alayları'ndan koruculara

Koruculuğun Hamidiye Alayları'nın günümüzeki uzantısı olduğunu savunan yazar Berivan Tapan, terörle savaşanların işlediği suç oranının yüksekliğine dikkat çekiyor.

ABONE OL
GİRİŞ 08.02.2007 08:05 GÜNCELLEME 08.02.2007 08:05 KÜLTÜR
Hamidiye Alayları'ndan koruculara

Metin Ünder'in röportajı


Berivan Tapan, yeni yayımlanan 'Terörün Bekçileri / Hamidiye Alaylarından Günümüze Koruculuk' adlı kitabında Hamidiye Alayları'ndan günümüze kadar uygulanan koruculuk sistemlerini inceliyor. Yeni Aktüel dergisinin yaptığı inceleme ile ilgili sorularını yanıtlayan Tapan'a göre, Kürt aşiretlerden Hamidiye Alayları'nı oluşturan İkinci Abdülhamid'in iki amacı vardı: Ermeniler'in bağımsızlık taleplerini önlemek ve Kürt aşiretlerini kontrol altına almak!


Ermeniler'e yönelik saldırılarda Kürtler'in yanı sıra Çerkezler'in de rol aldığını belirten Tapan, Güneydoğu'daki aşiret yapısının yüz yıldır çözülmemesini de aynı nedene bağlıyor: 'Hamidiye Alayları ve günümüzdeki uzantısı olan koruculuk sistemi yüzünden!'

> Kitabınızın önemli bir bölümünü koruculuk sisteminin temeli olarak gösterdiğiniz Hamidiye Alayları'na ayırıyorsunuz. Bu alayların kuruluş amacı neydi?

> Bağımsızlık talepleri, çöküş dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu için zorlayıcı nitrelikteydi. Osmanlı, bağımsızlıklarını jlan eden Hıristiyan Balkan halklarının yarattığı olumsuz atmosferi soluyordu. Bu atmosferin Doğu'yla ilgili yarattığı korku ise Ermeni ulusal hareketiydi. Yine Doğu'da etkinlik Kürt beyleri ve aşiret liderlerinin elindeydi. Vergi vermiyor, çoçuklarını da askere göndermiyorlardı. Bir kaos ortamı vardı. Osmanlı yönetimi bir türlü bu aşiretleri kontrol arana alamıyordu, işte bu alaylar bu ortamda İkinci Abdülhamid tarafından Mart 1891'de oluşturulmaya başladı. Amaç Ermeni ulusal hareketini bastırarak ayrılmalarına engel olmaktı. Bu görev ise Kürt aşiretlerine verildi. Böylelikle 'başıbozuk' olarak nitelendirilen aşiretler de kontrol altıma alınaacak ve Doğu'da yeni bir düzen kurulacaktı. Alayların dolaylı bîr amacı da vardı; Rusya'ya karşı askeri bir siper oluşturmak.

> Hamidiye Alaylan'nın Kürtlerden oluşturulmasının tek nedeni aşiretleri kontrol altına almak mı?

> Aslında Osmanlı Devleti burada bir tercihte bulunuyordu. Hamidiye Alayları'nın kuruluşundan önce Osmanlı Devleti ile Kürt aşiret beyleri arasındaciddî sorunlar yaşanıyordu. Hatta Osmanlı, bu aşiretlerin ellerindeki silahlan topladı. Bu durum Abdülhamid'in hiç istemediği bir şekilde Ermeniler'in etkinliğini, arttırdı. Bunun üzerine ikinci AbdüIhamid, Müşir Mehmet Zeki Paşa'yı inceleme için Van, Erzurum ve Bitlis'e gönderiyor. Zeki Paşa dönüşte bir rapor hazırlıyor ve bu raporla Ermeniler'e karşı Kürt aşiretlerden askeri birlikler oluşturulmasını öneriyor. Alayların çıkış noktası da bu rapor zaten. Alaylarda Kürt aşiret liderlerine önemli askeri ve idari görevler verildi. Bazıları kaymakam yapıldı, önemli bir kısmına da yüzbaşı, binbaşı ve yarbay rütbesi verildi. Hatta Ağrı'daki Zilan aşireti lideri Selim Bey ve başka birkaç aşiret liderine daha paşalık rütbesi verildi.

Alevî aşiretler alaylara alınmadı.


> Osmanlı Devleti’yle ilgili sürekli 'farklı milletten ve etnik kökenden insanların yaşamasına karşın hoşgörü ortamı vardı' deniyor. Ermenilere bu hoşgörü gösteriliyor muydu?

>Bunu söylemek mümkün değil. Tanzimat'tan önce Müslüman olmayanlara yönelik çok ciddi bir ayrımcılık vardı. Ermeniler'in mahkemelerde Müslümanlar'a karşı şahitlikleri kabul edilmiyordu, Ayrıca çan çalmaları, yeni kilise yapmaları, ata binmeleri, silah taşımaları yasaktı. Hatta Müslümanlardan ayırmak için giyecekleri şapka ve ayakkabılarının kır ciddî sorunlar yaşanıyordu. Hatta Osmanlı, bu aşiretlerin ellerindeki silahlan topladı. Bu durum Abdülhamid'in hiç istemediği bir şekilde Ermeniler'in etkinliğini, arttırdı. Bunun üzerine ikinci AbdüIhamid, Müşir Mehmet Zeki Paşa'yı inceleme için Van, Erzurum ve Bitlis'e gönderiyor. Zeki Paşa dönüşte bir rapor hazırlıyor ve bu raporla Ermeniler'e karşı Kürt aşiretlerden askeri birlikler oluşturulmasını öneriyor. Alayların çıkış noktası da bu rapor zaten. Alaylarda Kürt aşiret liderlerine önemli askeri ve idari görevler verildi. Bazıları kaymakam yapıldı, önemli bir kısmına da yüzbaşı, binbaşı ve yarbay rütbesi verildi. Hatta Ağrı'daki Zilan aşireti lideri Selim Bey ve başka birkaç aşiret liderine daha paşalık rütbesi verildi.

> Osmanlı Devleti’yle ilgili sürekli 'farklı milletten ve etnik kökenden insanların yaşamasına karşın hoşgörü ortamı vardı' deniyor. Ermenilere bu hoşgörü gösteriliyor muydu?

>Bunu söylemek mümkün değil. Tanzimat'tan önce Müslüman olmayanlara yönelik çok ciddi bir ayrımcılık vardı. Ermeniler'in mahkemelerde Müslümanlar'a karşı şahitlikleri kabul edilmiyordu, Ayrıca çan çalmaları, yeni kilise yapmaları, ata binmeleri, silah taşımaları yasaktı. Hatta Müslümanlardan ayırmak için giyecekleri şapka ve ayakkabılarının kırmızı olma zorunluluğu getirildiği bile oldu. Bu yasaklara uymayanlara para ve hapis cezası uygulaması da vardı.

> Kürt aşiretleri başta Hamidiye Alayları’nı nasıl karşıladı?

> Önce ilgiyle karşılanmadı. 51 büyük göçebe aşiretten yalnız 13'ü alaylarda yer almayı kabul etti. Ama zamanla bölgenin tamamen bu alayların kontrolüne geçmesi üzerine diğer aşiretler de alay oluşturmayı kabul etti. 1892'de 40 olan alay sayısı 1893’te 56'ya, 1899'da 63'e, 1908'de 65'e yükseldi. Hamidiye Alayları'nın kuruluşuna, en uygun iki bölgeden başlandı. Birinci bölge, Rusya ile sınır olan Erzurum-Van arasında kalan yerleri, ikinci bölge ise Mardin-Urfa arasında kalan bölgeyi kapsıyordu. Sadece, daha sonra Tutak ve Sivas'ta oluşturulan iki alayda Kürtler yoktu. Bu iki alayda Osmanlı - Rus Savaşı'nda bu tarafa geçen Kars muhacirlerinden Karapapaklılar vardı. Alaylar oluşturulurken mezhep ayrımcılığı da yapıldı. Bazı aşiretlerin alaylara girmeyi kabul etmemesi gibi bazı aşiretler de çok istekli olmalarına karşın alınmadı. Birkaç Dersim aşiretinin alaylara alınmama sebebi Alevi olmalarıydı.

Ziya Gökalp telgrafhane baskınında

> Ermeni sürgünü konusu açıldığında en çok tartışılan konu ise Kürtler'derı oluşturulan bu alayların Ermeniler'e yönelik cinayet ve yağmalama iddiaları...

> Hamidiye Alayları'mn kurulmasıyla birlikte Ermeniler ile Kürtler arasında daha önce yaşanan küçük gerginlikler çatışmaya dönüştü, Hamidiye Alayları Ermeniler'e karşı ciddi bir baskı unsuruydu. Hemen hemen Ermeniler'in yaşadığı her kentte ölümlerle sonuçlanan olaylar oldu. Evleri, dükkânları harap edildi. Baskı ve yağmalama olaylarında Kürt aşiretler kadar Çerkezler de çok aktifti. Bu olayların yaşanmasında Abdülhamid'in tutumu çok önemliydi. Çünkü isyanları kanlı bir şekilde bastıran Hamidiye Alayları mensuplarım nişan ve çeşitli hediyelerle ödüllendiriyordu. İkincisi Batı ülkeleri ve Rusya'nın tutumu. Berlin Konferansı'nda 'Ermenistan'a İlişkin Proje' başlıklı bir sunumda Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illere Ermeni bir valinin atanması ve askerlikle ilgili öneriler vardı. Otoritelerinin kaybolmasından tedirginlik duyan Kürt aşiret liderleri ve beyleri, Ermeniler'e karşı daha saldırgan bir tutum sergiledi. Hamidiye Alaylan'nın baskı ve yağmalarına her kesimden şikayetler yağıyordu. Bu şikayetlerin çoğu ise ilgili merciler tarafından işleme alınmıyordu. .Alaylara yönelik şikayetleri kabul edilmeyen Diyarbakırlılar 1905'te toplu olaak telgrafhaneyi basarak seslerini duyurmaya çalıştı. 1907'de ikinci kez daha kalabalık bir şekilde bastılar telgrafhaneyi. Bu baskınların liderlerinden biri de Ziya Gökalp'ti.

Cumhuriyetin ilk yıllarında aydınlar sürgünü tartışıyordu




> Araştırmalarınıza göre 1915'le neler yaşajandı?

> Mayıs 1915'te Ermeniler'e yönelik sür-günde çoğunluk yollarda açlık ve soğutan öldü. Sürgünden önce Ermeniler zaten erkek nüfustan arındırılmıştı. Sürgün sırasında Hamidiye Alaylan'nm zulmüne karşın bazı yerlerde ise Kürter, Ermeniler'e sahip çıktı. Sason'da 12 bin dolayında Ermeni, Kürt evlerine sığındı. Daha önce alay içinde yer alan Kürt aşiret reisi Hasan Bey, Ruslar'ın Muş'a doğru ilerledikleri bir dönemde, sürgünü Sason Ermenileri'ne haber verdi. Bu Ermeniler'in büyük çoğunluğu dağlara kaçarak hayatlarını kurtardı. Yine aynı dönemde binlerce Ermeni Dersim'de saklandı. Bunlar daha sonra Erzincan ve Erzurum yoluyla Rusya'ya kaçtı. Sürgün sırasında Ermeniler'e yönelik cinayet ve yağmalama olaylarının benzeri bu kez Rus işgali sırasında Ermeniler tarafından Türkler'e yönelik gerçekleştirildi. Bazı Ermeni grupları da aynı yöntemlerle Türkler'i ve Kürtler'i öldürdü. Karşılıklı yaşanan bu cinayetler arasında çok fark yok. Burada asıl acıklı olan Ermeniler'in topraklarından, evlerinden sökülüp gönderilmeleridir.

> Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki koruculuk sisteminin Hamidiye Alayları örnek alınarak oluşturulduğunu belirttiniz. Ortak yanlan neler?

> Evet koruculuğun kökeni Hamidiye Alaylan'na dayanıyor. Ama koruculuk sisteminin yasallaşması 1924'te çıkartılan Köy Kanunu'yla gerçekleşiyor. Otorite boşluğundan ortaya çıkan eşkıyalara karşı köy korucuları istihdam edilmeye başladı. Zamanla işlevsiz kalan bu kanun hiç kaldırılmadı. PKK'nın ortaya çıkmasıyla da 1984'te kanunun bir maddesinde yapılan değişiklikle köy koruculuğu yeniden uygulandı. Hamidiye ile koruculuğun en önemli ortak özelliği ikisinin de aşiretlerden oluşturulması. Hamidiye Alayları daha çok sorunlu, sık sık isyan eden aşiretlerden oluşturuldu. Günümüzde de korucular daha çok suç işleyen kişiler arasından seçildi. Bugün yoksul halk için büyük bir eziyet olan aşiret liderleri koruculuğun getirdiği güçle daha kural tanımaz ve acımasız hareket ediyor. Bu noktada devletin koruculara resmi olarak dağıtıığı silahların önemi çok büyük.

> Korucular devletin dağıttığı silahlarla mı suç işliyor?

> Suç aletleri de artık devletin teröre karşı kendilerine dağıttığı silahlar. Tıpkı Hamidiye Alaylan'nda olduğu gibi. Korucular daha çok işledikleri suçlarla gündemde, özellikle de çatışmaların kesildiği dönemlerde korucu suçlarında adeta patlama yaşanıyor. İçişleri Bakanlığı verilerine göre sistemin uygulandığı 1985'ten Eylül 2005'e kadar 4973 korucu suça karıştı. Bu yalnız resmi kayıtlara geçen rakam. Sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşların araştırmalarına göre bu rakam 10 bini aşıyor. 2006 sonu itibariyle cezaevlerinde terör, uyuşturucu ve silah ticaretiyle diğer suçlardan *900 civarında korucu bulunuyor. Korucuların en çok işledikleri ve tutuklandıkları suç ise 'terör Örgütüne destek olmak'. Tutuklanan korucuların çoğu PKK'nın dağ kadrosuna adam kazandırmakla suçlanıyor, ikinci suçlama ise devletin dağıttığı silahlan PKK'ya vermek. Korucuların karıştıkları suç türü sadece bu değil, işledikleri suçlarla ilgili bir sınıflandırma yapmak imkansız; terör, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, tecavüz, öldürme, dolandırıcılık...

Korucular yeniden çiftçi olsun

> Koruculuk sisteminin terörün önlenmesinde hiç yararı olmadı mı?

> Operasyonlarda yaşadıkları yerleri iyi tanımaları nedeniyle güvenlik güçlerine çok yardımcı oldular. Zaten 1400 korucu PKK'yla çatışmalarda öldürüldü.

> İnsan haklan örgütleri işledikleri suçlar ve köye dönüşlerde engel oldukları için koruculuğun kaldırılmasını isterken, korucular haklarının iyileştirilmesini talep ediyor. Çözüm ne?

> Korucuların işledikleri suçlar, zorunlu göçteki etkileri, boşaltılan köylere yerleşmeleri bir yana bu sistemin en büyük zararı Hamidiye Alayları'nda olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu'daki aşiretlerin yapısını güçlendirmesi oldu. Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısının kabuk değiştirdiği 1980'li yıllarda uygulamaya konan koruculukla çözülme noktasında olan aşiretler toparlandı. Aşiretler çözülemediği için de bir yüz yıl öncesinden kalma sorunlar hâlâ varlığını koruyor: Töre cinayetleri, kan davaları... liderlerinde toplanan maaşlar ve dağıtılan silahlarla aşiretler, askeri bir yapıya büründü. Aşiret liderleri de korucubaşı, hatta komutan oldu. 90 bine yakın sayılarıyla küçük bir ordu olan korucuların en düşüğü 502 YTL aylık maaş alıyor. Devlete maliyetleri çok büyük. Ayrıca bu maaş Güneydoğu'nun koşullan dikkate alındığında hiç de küçük bir rakam değil. Tabii ki koruculuk kaldırılmalı. Özellikle de terör ve terörle mücadele nedeniyle yaşanan zorunlu göçten geri dönüşlerin sağlıklı olması için bu sisteme son verilmeli.


> Sistem kaldırıldığı takdirde 90 bin korucu nasıl istihdam edilecek?

> Bugün koruculuk yapanlar daha önce çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Korucu olduktan sonra bu işlerini tamamen terk ettiler. Koruculuğun kaldırılmasından sonra kredi ve başka yardımlarla korucular yeniden üretime yani tarım vehayvancılığa yönlendirilebilir


***


BERİVAN TAPAN

İstanbul'da doğan Tapan Bilgi Üniversitesi Siyaset Bölümü ve London School of Economics and Political Science mezunu. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin Güneydoğu üzerine araştırmalarında görev alan Tapan, iki yıldır Cumhuriyet Gazetesinde çalışıyor (Fotoğraf: Burak Teoman )



(Yeni Aktüel 1-7 Şubat 2007 Sayı: 82


Kitapla ilgili ayrıntılı bilgiler için bu linki kullanabilirsiniz..