Dostoyevski: İstanbul'u er geç alacağız
Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Rus yazar Dostoyevski’nin bilinmeyen bir yüzü ortaya çıktı. Günlükleri ilk kez tam metin olarak Türkçe'de yayınlanacak olan yazar, Türk okurları, bir hayli şaşırtacak.
ABONE OLRus ve dünya edebiyatının önemli isimlerinden, ‘Suç ve Ceza’, ‘Budala’, ‘Karamazov Kardeşler’ ve ‘Delikanlı’ kitaplarının yazarı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin (1821-1881) günlükleri ilk kez tam metin olarak Türkçede.
Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan “Bir Yazarın Günlüğü”nde, Dostoyevski’nin ‘öteki’ yüzüyle karşılayacak olan Türk okurları, bu duruma bir hayli şaşıracağa benziyor. Çünkü, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Dostoyevski ateşli bir Slav yanlısı olarak karşımıza çıkıyor. Günlüklerinde “İstanbul er ya da geç bizim olacaktır” diyen Dostoyevski, günlüklerinin birkaç yerinde de Türkler için hakaretler içeren sözler kullanıyor. Yazarın ‘Hasta Adam’ ve ‘İstanbul bizim olmalıdır’ söylemi, o yıllarda Rusya’da bir slogan haline dönüşmüş. “Evet, İstanbul, Ruslar tarafından fethedilecektir. Türklerden bize sonsuza denk geçecektir. Kısacası, sadece bize ait olmalıdır, sahip olduktan sonra biz bu kente Slavları ve sonra kimi istiyorsak onları sokacağız...” diyen Dostoyevski’nin Rus halkında Türklere karşı bir kin oluşturmak için de epey uğraş verdiği görülüyor. Yapıtlarında dış ayrıntılara pek yer vermeyen yazarın, Türklerin, Bulgar ve Sırp kadın ve çocuklarına yaptığını iddia ettiği sözde işkencelere ayrıntılı bir biçimde yer vermesi dikkat çekici. Dostoyevski’nin kitapta geçen savaşla ilgili görüşleri de hayli ilginç. Savaşın değil, asıl uzun süreli barışın insanlar için sorun olduğunu söyleyen yazara göre, savaş bazen zorunludur ve toplumu iyileştirici bir güce sahiptir. Yazar, savaşın uyuşmuş ruhları uyandıracağına, topluma taze kan kazandıracağına inanıyor.
“Bir Yazarın Günlüğü”, bugüne kadar usta bir romancı olarak bildiğimiz Dostoyevski’yi toplumsal-siyasal bir kişilik olarak tanımamızı sağlıyor. Bir Yazarın Günlüğü’nü 1873’te Grajdanin dergisinde yayımlamaya başlayan yazar, bu yazılara üç yıl ara verdikten sonra, 1876’da, Bir Yazarın Günlüğü adı altında kendi dergisini çıkardı. Aylık yazılarla iki yıl düzenli olarak sürdürdüğü bu yayına sağlığının bozulması üzerine ara veren Dostoyevski, 1880’de sadece bir sayı çıkardı. 1881’de, Günlüğü yine her ayı kapsayacak biçimde yayınlamaya karar verdi; ancak, ocak sayısını çıkardıktan sonra hastalandı, şubat başında da öldü.
Dostoyevski’nin döneminin toplumsal ve siyasal olaylarını ele aldığı bu yazılarının içeriğini, kimisi bugün de güncelliğini koruyan konulardan oluşturuyor. Halkıyla bağını koparmış Rus aydınının eleştirisi; Rus halkının yüceltilmesi; bütün Slavların birleştirilmesi ülküsü; Batılılaşma sorunu, Avrupa özenticiliği, kültür yozlaşması; anadil sorunu; adalet sistemi; kadın sorunu; Hz. İsa inancını küçümsediğine ve Hıristiyan erdemleri dünyevi hesaplara feda ettiğine inandığı Katolik kilisesinin eleştirisi, edebi yazılarıyla ünlenen yazarın toplumsal ve siyasal olaylara bakışını ortaya koyuyor. Avrupa’da bütün ülkelerin temellerinin oyulduğunu, Avrupa’nın bir gün iz bırakmadan yıkılıp gideceği konusunda uzun uzun yazılar yazan Dostoyevski’nin, Avrupa’nın yıkılıp gideceğine ve İstanbul’un bir gün Rusların olacağına dair öngörülerinin tutmadığı görülüyor. Yazarın günlüklerinde zaman zaman fantastik/duygu yüklü öyküler de yer alıyor. Günlüklerde özellikle ulusal duygularla kaleme alınan yazılar o dönemde ilgiyle karşılanmış ve yazarı hatırı sayılır bir okur kitlesine ulaştırmıştı. Gösteriye dönüşen cenazesi de yazarın kendini topluma kabul ettirdiğinin ifadesi sayılıyor.
Dostoyevski’nin günlüğüne Türkler kadar Yahudiler de şaşıracak; çünkü yazarın Yahudi sorununa yaklaşımı da günümüzün antisemitistlerinden pek de farklı değil. Yahudi yerine sık sık Rusça’da Yahudileri küçümsemek için kullanılan, Türkçedeki karşılığı “çıfıt” olan “Jid” sözcüğünü kullanmış yazar.(Zaman)