1 Kasım öncesi Tehlikeli Sınırlar!

Umran Dergisi Ekim sayısında, 7 Haziran sonrası hükümet kurulamaması, mülteci sorunu ve erken seçim derinlemesine ele alınacak.

ABONE OL
GİRİŞ 06.10.2015 17:16 GÜNCELLEME 06.10.2015 17:25 Dergiler
1 Kasım öncesi Tehlikeli Sınırlar!
1 Kasım öncesi Tehlikeli Sınırlar!

7 Haziran 2015 genel seçimlerinin ardından, partilerin yaptığı müzakerelerden sonra memleketi idare edecek kudrette bir hükümet oluşturulamadı. Şimdi 1 Kasım’da tekrarlanacak seçimlerin arefesinde, muhtemel sonuçların ne olabileceği üzerine tahminler hatta bahisler yürütülüyor. Seçime dair muhtemel sonuçlar hakkında ne söylenirse söylensin bugünlerde olup bitenlere soğukkanlı bir mantık çerçevesinde yaklaşılması elzem. Çünkü içinde bulunduğumuz süreç, varlık ispatı için basiret ve feraset sahibi olmanın ehemmiyet arz ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır.

Evvela, genel seçimlerin ardından başlayan mevcut çatışmaların tarafların niyet ve planlarından öteye etkiler yarattığını not etmek gerekir. Zira toplumsal dinamikler sadece belirli aktörlerin taktik ve hamleleriyle yönetilemeyecek, dahası yön verilemeyecek kadar karmaşık bir yapıya sahiptirler. Başlangıçta AK Parti ile birlikte anılan hatta eleştirilen HDP projesinin ana aktörlerinin, kadife darbecilerin koçbaşı konumuna yerleşmeyi tercih etmeleriyle büyük bir darbe aldığı açık. AK Parti’den intikam almak isteyen sınıflar, şu anki zaman diliminde kendileri için Kürt hareketi üzerinden meşruluk arama yolunu tercih ettiler. Türk solu, mevcut hükümete karşı olan öfkesini kusmak için Kürtlerden başka bir seçenek olmadığını gördü. Eğer bu ülkede ayakta kalmak istiyorsa, etnik dozu yüksek azınlıkçı bir sol söylem geliştiren HDP’nin içinde yer almak zorunda olduğu kanaatine vardı. Bugünkü solun ne emperyalizmle, ne gerçek manada kapitalizm olgusu ile olan derdi “AKP ve İslâmcılık” derdi kadar keskin bir karşıtlığa oturmuyor.

Genel manzara bu olmakla birlikte doğuda mesele bu kadar açık değil hatta epey pusludur. Yaşanan çatışmadan sonra oluşan mevcut tabloya baktığımızda bu seçmenlerin operasyonlardan sonra AK Parti’ye dönme ihtimali var olmakla birlikte son derece düşüktür. Bu sebeple muradı ne olursa olsun çözüm sürecinin dondurulması başta olmak üzere birtakım açıklamalar çok yanlış ve tehlikeli olmuştur. Çözüm sürecinde PKK yanlış bir muhataptı, bundan dolayı Kürt halkının tabiî ve fıtrî haklarının verilmesini içeren süreci “dondurmak” toplum açısından öncekinden daha büyük bir hatadır. Bu noktada, konuyu istismar edecek çok farklı iç, bölgesel ve küresel yapılar, güçler devreye girecektir.

Öte yandan Türkiyelileşme tiradının cephe yapısı olarak karşımıza çıkan HDP projesinin zayıfladığının düşünülmesinin ardından Demokratik Bölgeler Partisi(DBP)’nin “öznelerin kendini yönetmesi” sloganıyla parlattığı “öz-yönetim/ özerklik” ilanı/talebi gibi daha radikal hamleler yapacağı ve bunun ilk provasının Cizre başta olmak üzere bazı yerlerde bilfiil uygulanmak istendiği görüldü. Toplumsal açıdan bakıldığında, son çatışmaların kardeşlik duygusunu aşındıran gelişmelere kapı araladığı göz ardı edilemez. Özellikle parti binalarına ve siyasî kimliğinden bağımsız olarak sadece kavmi aidiyetinden dolayı insanlara yönelik saldırıların “bizi biz” kılan kurucu aidiyette onarılması güç hasarlar oluşturduğu ortada. Son olaylar sonrası Kürtlerin merkezle olan bağlarının daha da zayıfladığı ve radikal bir değişim olmadığı takdirde bu durumun derinleşeceği öngörülebilir. Bu yüzden her ne surette olursa olsun, kardeşlik hukukunu zedeleyen tutum, söz ve fillerden uzak durulması her şeyden daha önemli ve önceliklidir. Bugün, Türkiye’nin içinde bulunduğu kargaşa ve vesvese ortamında devam eden “kavmiyetçi galeyan” dikkate alındığında, bu noktada eleştirel bir tutumun gerektiği çok açıktır. Bu anlamda, kardeşliğin, çoklu-aktörler arasında ünsiyet, muhabbet ve dostluk ilişkilerinin yeninden kurulumunu içerdiği ve farklı etnik aidiyetler arasında, adaletin yeniden inşasını gerektirdiği söylenebilir.

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR