Meryem Ana Mezarı'na çirkin saldırı
İşgal edilmiş Doğu Kudüs'te düzenlenen provokatif "bayrak yürüyüşü" sırasında bu kez Hristiyanların kutsalına da saldırıldı.
ABONE OL
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, her yıl İsrail ordusunun Doğu Kudüs'ü işgal etmesinin İbrani takvimine göre yıl dönümünde söz konusu provokatif yürüyüşü gerçekleştiriyor.
Sayıları binleri bulan aşırı sağcı fanatik İsrailliler, "Araplara ölüm", "Filistin köylerini yakalım" sloganları atarak ellerinde İsrail bayrakları ile Eski Şehir'in tarihi Şam Kapısı'ndan girdi.
Eski Şehir girişinde Filistinlilere sözlü ve fiziksel saldırıda bulundular.
Soykırımcıların, Doğu Kudüs sınırları içerisindeki Meryem Ana Mezarı'na saldırdığı gerçeği, güvenlik kamerasına yansıyan bir başka detaydı.
Videoda, ilk olarak elinde İsrail bayrağı taşıyan bir kişinin mezara doğru tükürdüğü, akabinde kipalı bir başka İsraillinin aynı eylemde bulunduğu görülüyor.
Bu olay, bölgede son 3 haftada İsrail'in faili olduğu, Hristiyanların kutsal değerlerinin hedef alındığı üçüncü vakaydı.
MERYEM ANA HEYKELİNİN AĞZINA SİGARA KOYDULAR
İsrail devlet televizyonu KAN'ın 6 Mayıs tarihli bir haberinde, İsrail askerinin Lübnan'ın güneyindeki Hristiyan köyü Debel'de Meryem Ana heykelinin ağzına sigara koyduğu fotoğrafı teyit edildi.
Debel köyünde çekildiği belirlenen fotoğrafta, bir askerin heykelinin ağzına sigara yerleştirirken, diğer askerlerin ise bu anın fotoğrafını çektiği ve sosyal medyadan paylaşıldığı ifade edildi.

Haberde, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise askerlerin Hristiyanların dini sembollerine ilişkin yaptıklarını "uygunsuz bir davranış ve ordunun değerlerinden sapması" olarak nitelendirdiği kaydedildi.
İsrail ordusunun konuya ilişkin "olayın incelendiği ve bulgular ışığında gerekli adımlar atılacağı" yönünde açıklama yaptığı aktarıldı.
İlerleyen günlerde, heykelin ağzına sigara koyan askere 21 gün, olayı fotoğraflayan askere ise 14 gün hapis cezası verildiği açıklandı.
HAZRETİ İSA HEYKELİNİ BALYOZLA PARÇALAMIŞLARDI
İsrail ordusuna mensup bir asker, 19 Nisan'da Lübnan'ın güneyinde İsrail'in işgal altında tuttuğu beldelerden Deyr Seryan'da Hazreti İsa'yı simgeleyen heykeli balyozla parçalamıştı.
İsrail ordusu, olaya ait fotoğrafın gerçek olduğunu kabul ederek soruşturma başlattığını duyurmuştu.

İsrail askerinin dini sembole yönelik davranışı, Hristiyan dünyasından büyük tepki toplamıştı.
Bunun üzerine İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olay için özür dilerken, heykeli tahrip eden ve fotoğraflayan iki askerin muharebe görevinden uzaklaştırıldığı ve haklarında 30 gün askeri hapis cezası verildiği açıklanmıştı.
Hazreti İsa'yı simgeleyen heykele saldırının tepki toplamasının ardından İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, diplomat George Deek’i Hristiyan Dünyası Özel Temsilcisi olarak atamıştı.

PROVOKATİF BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ HAKKINDA NELER BİLİNİYOR?
İsrail'de on binlerce Siyonist, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal etmesini kutlamak amacıyla her yıl İbrani takvimine göre Kudüs Günü'nde provokatif "bayrak yürüyüşü"nü gerçekleştiriyor.
Yürüyüşte on binlerce aşırı sağcı İsrailli, Filistinlilerin yoğunlukta yaşadığı Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinden geçiyor.
Yürüyüşler sırasında gazetecilerin çekim yapması engelleniyor. Bölgede yaşayan Müslümanlara, Hristiyanlara sözlü ve fiziksel saldırılar düzenleniyor.
Evlerini ve dükkanlarını saldırılara karşı korumak isteyen Filistinlilerin, İsrail polisleri tarafından bölgeden uzaklaştırıldığı belirtiliyor.
İsrail polisi, yürüyüş süresince Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri yaya ve araç trafiğine kapatıyor.
İsrail bayraklarıyla ırkçı marşlar söyleyerek yürüyen binlerce fanatik Yahudi yerleşimcinin Filistinlilere, dükkanlarına, evlerine, araçlarına saldırdığı olaylar yaşanıyor.
İŞGAL ALTINDAKİ DOĞU KUDÜSİsrail, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından Kudüs'ün doğusunu işgal etti. Uluslararası hukuka göre, Doğu Kudüs işgal altında kabul ediliyor. Ancak İsrail, 1980'de tek taraflı şekilde Kudüs'ü "bütün ve birleşik başkenti" olarak ilan etti. İsrail'in bu kararı uluslararası toplum tarafından kabul görmedi. İsrail'in Doğu Kudüs'te demografik dengeyi Yahudi nüfusa göre dengelemek için inşa ettiği yerleşim yerleri de hukuka aykırı sayılıyor. Doğu Kudüs'ü gelecekteki başkenti olarak kabul eden Filistin, İsrail'i şehirdeki Filistinli nüfusa ayrımcılık uygulamak ve "kenti Yahudileştirmeye çalışmakla" suçluyor. |
HAMAS'TAN BAYRAK YÜRÜYÜŞÜNE TEPKİ
Hamas, İsrail’in Kudüs ve Mescid-i Aksa’daki baskınları ile fanatik Yahudilerin Doğu Kudüs'ün 1967'deki işgalini kutlamak için düzenlediği provokatif "bayrak yürüyüşü"nün, kentin kimliğini değiştirmeye yönelik “başarısız girişimler” olduğunu belirtti.
Hamas tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Terörist işgalci İsrail’in suç niteliğindeki saldırıları, yerleşimcilerin baskınları ve Kudüs ile Mescid-i Aksa’da düzenledikleri bayrak yürüyüşleri, kutsal topraklarımızın kimliğini değiştirmeye yönelik başarısız girişimlerdir.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Kudüs’ün “İsrail’in tüm baskı ve Yahudileştirme politikalarına rağmen Filistin, Arap ve İslam kimliğini koruyacağı” vurgulandı.
İsrail’in Kudüslülere ve Mescid-i Aksa’da nöbet tutan Filistinlilere yönelik uygulamalarının da eleştirildiği açıklamada, “Terörist işgalci İsrail, baskılarını, baskınlarını ve kısıtlamalarını artırsa da Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Filistin halkının kalbindeki yerini söküp atamayacaktır.” denildi.

Açıklamada ayrıca, “Mescid-i Aksa’nın bir iman ve aidiyet meselesi olduğu, Filistin halkı ile Arap ve İslam dünyasının vicdanında köklü bir yere sahip bulunduğu” ifade edildi.
Hamas, “direnişin Mescid-i Aksa’yı, Filistin halkını ve kutsal değerleri savunma konusunda kararlılığını sürdüreceğini” belirterek, “tüm fedakarlıklara rağmen pusulanın özgürlük ve işgalden kurtuluş hedefini göstermeye devam edeceğini” kaydetti.
Açıklamada Arap ve İslam dünyasına da çağrıda bulunularak, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik “tarihi ve dini sorumlulukların yerine getirilmesi” ve İsrail’in uygulamalarına karşı her düzeyde baskı kurulması istendi.
AVRUPA HALA "YAPTIRIM UYGULASAK MI?" DİYOR
İsrail’in Gazze Şeridi’nde uyguladığı soykırım nedeniyle birçok ülke peş peşe yaptırımları devreye alırken, Hristiyanlığın kutsal merkezi Vatikan’ın koruyuculuğunu üstlenen Avrupa Birliği’nin sessiz kalması eleştirilere neden oluyor.
AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması için gerekli çoğunluk, özellikle İtalya ve Almanya’nın vetosu nedeniyle sağlanamıyor ve somut bir adım atılamıyor.
2000'de yürürlüğe giren bu anlaşma, İsrail'e Avrupa pazarında tarım, sanayi ürünleri ve ilaçlarda gümrük tarifelerinin kaldırılmasıyla devasa imtiyazlar sunuyor.
Anlaşmanın tartışmaya açılmasının ana nedeni ise metnin 2. maddesi.
İlgili madde, ortaklığın insan hakları ve demokratik ilkelere saygı temelinde yürütüleceğini kesin bir dille hükme bağlıyor.
İnsan hakları ihlalleri durumunda bu maddeye dayanılarak anlaşmanın askıya alınması hukuken mümkün.
Anlaşmanın rafa kaldırılması 2023'ten beri tartışılırken 3 yılda somut bir sonuca ulaşılamaması, Avrupa Birliği'nin parçalı yapısına atfediliyor. Ortak bir karar almayı geciktiren düzenlemeler ve aşılamayan bürokratik duvarlar, Brüksel'in vaatlerini yerine getirememesine yol açıyor ve kıtanın uluslararası kamuoyundaki itibarını zedeliyor.
FİLİSTİNLİLER İDAM EDİLİYORİsrail Meclisi'nin 48 hayır oyuna karşı 62 evet oyuyla kabul ettiği, Filistinli esirlerin idamına olanak tanıyan hukuksuz yasa, soykırımcı devletin kayıtlara geçmiş sayısız insan hakları ihlalinden sadece biriydi. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) eski Direktörü Kenneth Roth, yasanın açıkça ayrımcı olduğunu belirtiyor. Roth'a göre düzenleme, Yahudi aşırılıkçıları kapsamazken yalnızca fiiliyatta Filistinlilerin eylemlerine uygulanıyor. İsrail askeri mahkemelerinin işkenceyle alınmış itirafları kullandığını ve yüzde 96 gibi devasa bir mahkumiyet oranına sahip olduğunu hatırlatan Roth, idam kararının jüri oy birliği yerine çoğunluk kararıyla alınabilmesi ve infaz için en fazla 90 gün süre tanınması nedeniyle bu düzenlemeyi bir "intikam ve kontrol yasası" olarak nitelendiriyor. Uluslararası Af Örgütü Araştırmacısı Budour Hassan ise, 7 Ekim 2023'ten bu yana 100'den fazla Filistinlinin İsrail gözaltındayken hayatını kaybettiğini, hapishanelerde işkence ve ölümlerin zaten yaşandığını, bu yasayla birlikte fiili yargısız infazların resmi "yargısal infazlara" dönüştürüldüğünü dile getiriyor. Hassan'a göre AB'nin kınamaları yetersiz ve İsrail, maddi sonuçlarla karşılaşmadığı sürece geri adım atmayacak. Mart 2026'da AB, bu yasanın iptal edilmesi için İsrail'e diplomatik baskı yapmaya çalışsa da çabalar sonuçsuz kaldı. |