Gümüşte "Çin" fırtınası! Fiyatlarda "rekor" alarmı verildi
Dünyanın en büyük gümüş tüketicisi Çin, mart ayında 836 tonluk rekor ithalatla piyasaları şaşırttı. Altın fiyatlarındaki artış ve güneş enerjisi sektöründeki talep patlaması, küresel gümüş piyasasında yükseliş beklentilerini güçlendirdi.
ABONE OL
Dünyanın en büyük gümüş tüketicisi Çin’in mart ayında yaklaşık 836 tonla rekor seviyede gümüş ithal etmesi, küresel piyasalarda yükseliş beklentilerini güçlendiriyor. Artışta güneş enerjisi sektörü kaynaklı talep ile fiziki yatırımcı ilgisi etkili oldu.
Çin’in mart ayında gerçekleştirdiği yaklaşık 836 tonluk gümüş ithalatı, tarihi zirveye ulaşarak küresel piyasalarda dikkat çekti.
Söz konusu rakam, son 10 yılın mart ayı ortalaması olan 306 tonun oldukça üzerinde gerçekleşti.
Veriler, Çin’de hem fiziki yatırım talebinin hem de güneş enerjisi sektöründeki üretim hazırlıklarının ithalatı belirgin şekilde hızlandırdığını gösterdi.
Çin’in mart ayında yaklaşık 836 ton gümüş ithal ettiği ve bunun 10 yıllık mevsimsel ortalamanın çok üzerinde olduğu bildirildi.

ALTIN FİYATLARI YÜKSELDİ, YATIRIMCI GÜMÜŞE YÖNELDİ
Uzmanlara göre, Çin’de artan ithalatın arkasında iki temel unsur bulunuyor. Bunlardan ilki, yüksek seyreden altın fiyatları nedeniyle bireysel yatırımcıların küçük gramajlı gümüş külçelerine yönelmesi. İkinci unsur ise, 1 Nisan itibarıyla ihracat vergi teşviklerinin kaldırılması öncesinde güneş paneli üreticilerinin üretimi öne çekmesi oldu.
"KALICI BİR TREND OLARAK GÖRÜLMEMESİ GEREKTİĞİ GÖRÜŞÜNDE"
Analistler, mart ayındaki rekor seviyenin kalıcı bir trend olarak görülmemesi gerektiği görüşünde. Pekin yönetiminin güneş enerjisi sektöründeki aşırı kapasiteyi azaltma yönündeki adımları, ilerleyen dönemde sanayi kaynaklı gümüş talebini sınırlayabilir.
FİYAT TAHMİNLERİNİ ZORLAŞTIRAN ÇİFT YÖNLÜ KARAKTER
Gümüşün hem sanayi metali hem de değer saklama aracı olarak çift yönlü karakter taşıması, fiyat tahminlerini zorlaştırıyor. Uzmanlar, yıl boyunca fiyatlamada ABD doları, faiz görünümü, sanayi aktivitesi ve enerji kaynaklı jeopolitik risklerin belirleyici olacağını vurguluyor.