Gül: Finansta yeni yapılara ihtiyaç var
Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası finansal mimari yeniden yapılandırılırken risk paylaşımını destekleyen alternatif yaklaşımların desteklenmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı. Gül bu bağlamda faizsiz finansa vurgu yaptı.
ABONE OL
Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası finansal mimari yeniden yapılandırılırken risk paylaşımını destekleyen alternatif yaklaşımların desteklenmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2008'de ABD'de başlayan krizin kısa sürede önce Avrupa'yı sonra bütün dünyayı etkisi altına aldığını belirterek, "Tüm çabalara rağmen küresel risk ve belirsizlikler devam etmektedir. Piyasalara olan güven hala tam anlamıyla tesis edilemedi. Bu nedenle küresel finans sitemi sorgulanmaya başlandı. Bunun en önemli sebebi ekonomi ve finans sektöründe amaç ile araçların birbirine karıştırılmasıdır" dedi.
Anadolu Ajansı'nın (AA) basın sponsorluğunda "Sürdürülebilir Kalkınma için Sürdürülebilir Finans" temasıyla düzenlenen Uluslararası Finansal Sistemler Forumu'nun açılışında konuşan Gül, son yılarda küresel ekonominin büyük bir türbülanstan geçtiğini dile getirerek, özellikle gelişmiş piyasa ekonomilerinde etkileri daha çok hissedilen krizin temelinde finansal sistemdeki sorunların yattığını söyledi.
Gül, ortaya çıkan olumsuz ekonomik tablodan tüm dünyanın etkilendiğini vurgulayarak, küresel ekonomik krizden çıkışı hızlandıracak alternatif politika ve yöntemlerin değişik bakış açıları çerçevesinde tartışılmasının çok büyük faydalar getireceğini kaydetti.
Uzun yıllar İslam dünyasında bankacılık ve finansal enstrümanlar konusunun sadece ilahiyatçıların ilgilendiği bir alan olarak kaldığına işaret eden Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu nedenle konvansiyonel bankacılık ve finansal araçlar büyük hacim ve derinlik kazanırken İslami finansman sektörü çok geride kaldı ve gelişemedi. Son yıllarda İslami finansman ile ilgilenen uzmanlar konvansiyonel bankacılıkta yetişen ekonomi yönetimlerinde sorumluluk alan, uluslararası finansal sistemin gerçeklerine hakim ve uygulamalarından gelen kişilerden oluşmaktadır.
Bu uzman yöneticiler sadece İslam ülkelerde ya da Müslüman bankacılığı yapan kurumlarda değil, batı ülkelerinde faaliyet gösteren finansman kuruluşlarında da çalışmaktadırlar. İslami finansman kuruluş ve enstrümanları konvansiyonel sisteme tamamen bir alternatif değil, hem tasarruf hem de fon taleplerinde bulunanlar için farklı güvenilir bir seçenek teşkil etmektedir."
Cumhurbaşkanı Gül, düzenlenen forum boyunca bir yandan küresel finansal sorunların tartışılmasının, diğer yandan risk paylaşımı ve reel ekonomi odaklı finansman modellerinin incelenmesinin çok önemli olduğunu kaydetti.
"Tüm çabalara rağmen küresel risk ve belirsizlikler devam etmektedir"
Yapılan önerilerin dünya ekonomisi için yeni ve uygulanabilir finansal enstrüman ve süreçler ortaya çıkarmasını temenni ettiğini dile getiren Gül, "1980'den bu yana bir küreselleşme süreci yaşıyoruz. Sermayenin çok daha hızlı dolaştığı bir süreçten geçiyoruz. Bu durum yeni ürünlerin yayılmasını kolaylaştırdığı kadar küresel ekonomik şokların dalga boyunu yükseltmekte ve etki alanlarını genişletmektedir. Dolayısıyla hiç kimsenin sınırları dışında yaşananlara kayıtsız kalma lüksü yoktur" dedi.
Gül, 2008'de Amerika'da başlayan krizin kısa sürede önce Avrupa'yı sonra bütün dünyayı etkisi altına aldığına dikkati çekerek, "Başlangıçta finans sektörünü kurtarmak için paralar harcayan devletler zamanla bozulan kamu maliyetleri nedeniyle kendileri kurtarılamaya muhtaç hale geldi. Kriz reel ekonomiyi de etkiledi ve bir çok ülke küçüldü. Krizin hala tam olarak atlatılmadığı akıldan çıkarılmamalıdır. Tüm çabalara rağmen küresel risk ve belirsizlikler devam etmektedir. Piyasalara olan güven hala tam anlamıyla tesis edilemedi. Bu nedenle küresel finans sitemi sorgulanmaya başlandı. Bunun en önemli sebebi ekonomi ve finans sektöründe amaç ile araçların birbirine karıştırılmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Gül, ekonomik faaliyetlerin amacının toplumların refah düzeyini yükseltmek ve insanların mutluluğu olduğunu belirterek, "Finans sektörünün temel fonksiyonu ise bu hedef ulaşmak için ilave kaynak oluşturmak ve potansiyeli harekete geçirmektir. 2008 krizinde bu temel ilkler unutuldu" dedi.
SİSTEME YÜK OLDU
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Finansal aktörlerin sorumluluk üstlenmek yerine, üzerlerindeki riski diğerlerine transfer etme temayülü, sistemin bütünü açısından altından kalkılamayacak bir yük oluşturmuştur" dedi.
Gül, küresel finansal mimarinin reel ekonomik değer ve karşılık yerine, geleceğe dönük beklentiler üzerine inşa edildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Gül, geliştirilen finansal araçların da iş, aş, gelir ve refah sağlamak için değil, sektördeki aktörlerin ifrata kaçan açgözlülüğünü tatmin için kullanıldığını, neticede ise sistemin tersten kurgulandığını ve riskin doğru yönetilemediği ifade etti.
Bu bağlamda, finansal aktörlerin sorumluluk üstlenmek yerine, üzerlerindeki riski diğerlerine transfer etme temayülünün, sistemin bütünü açısından altından kalkılamayacak bir yük oluşturduğuna dikkati çeken Gül, kısa vadeli kar maksimizasyonu ve spekülatif eğilimler birleşince, adeta felakete davetiye çıkarıldığını söyledi.
Diğer yandan, krizin insani maliyetinin de göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret eden Gül, "Herkes refah kaybı yaşarken, düşük gelirli gruplar krizden çok daha fazla etkilenmektedir. Zengin ile fakir arasındaki makas giderek açılmakta, gelir dağılımındaki adaletsizlik büyümektedir. Dünya nüfusunun yüzde 1'den daha az bir kısmı toplam servetin yüzde 40'ına yakınına hükmederken; nüfusun yüzde 70'ine yakını servetin yaklaşık yüzde 3'üne sahiptir. 1 milyara yakın insan, açlık ve yetersiz beslenmeyle karşı karşıyadır. İşsizlik özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. İnsanların harcanabilir gelirlerinde de ciddi azalma olmuş, borçluluk oranları artmıştır. Sonuç olarak sıradan insanlar için hayat çok daha zor hale gelmiştir" diye konuştu.
"Yeni düzenleyici yapılara ve enstrümanlara muhakkak ihtiyaç var"
Bu şartlar altında toplumsal huzursuzluk riskinin de üst seviyeye tırmandığını dile getiren Gül, şunları kaydetti:
"Uluslararası sistemdeki bu tür yapısal sorunlar çözülemezse, krizin etkileri toplumların kumaşını da yırtan bir mahiyete bürünmektedir. Şimdi herkesin artık şapkasını önüne koyup durum muhasebesi yapma vakti gelmiştir. 'Nerede ve nasıl hata yapıldı?', 'Gelinen bu noktanın aşılması için neler yapılmalı?' gibi soruları herkes sormalıdır. Sorunların aşılması noktasında, öncelikle finansal piyasalarda erken uyarı, gözetim ve denetim mimarisindeki eksiklikler muhakkak giderilmelidir. İkinci olarak, arkasında reel varlık bulunmayan türev ürünlerden kaynaklanan risklerin minimize edilmesi ve hatta tamamen yok edilmesi gerekir.
Son olarak, kriz ortamında likidite, kredi ve finansal araçlara erişim sorunun giderilmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken diğer bir husustur. Tüm bu hususlar, finansal mimariyi düzenleyecek yeni küresel mekanizmaları ve araçları elzem kılmaktadır. Bretton Woods kurumları ve geleneksel finansal araçlar bu konuda yetersiz kalmıştır. Kapsayıcı, temsil kabiliyeti yüksek, eşitlikçi ve sistemdeki tüm aktörlerin çıkarlarını gözeten yeni düzenleyici yapılara ve enstrümanlara muhakkak ihtiyaç vardır.
Yeni finansal mimarinin, gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonomideki ağırlıklarını daha iyi yansıtması gerektiği ise aşikardır. Bu bağlamda, G-20, önemli bir platform olarak ön plana çıkmaktadır. G-20'nin amacı karşılıklı anlayış, işbirliği ve sağduyuya dayanan sağlıklı, güçlü ve iyi işleyen bir küresel finansal mimari olmalıdır. Türkiye, aktif üyesi olduğu G-20 bünyesindeki bu çabalara katkı sağlamayı sürdürmektedir."
"Faizsiz finans, mevcut sistemi tamamlayıcı bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır"
Cumhurbaşkanı Gül, uluslararası finansal mimari yeniden yapılandırılırken risk paylaşımını destekleyen alternatif yaklaşımların desteklenmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.
Bu bağlamda faizsiz finansın, mevcut sistemi tamamlayıcı bir seçenek olarak ortaya çıktığına değinen Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Söz konusu sistemde tüm sözleşmelerin reel varlıklara dayalı olması, krizlere zemin hazırlayan istismara açık uygulamaların önüne geçilmesi bakımından çok önemli bir avantajdır. Keza tasarruf sahipleri ile yatırımcılar arasında sadece kazanca değil riske de ortak olunmasını gerektiren paylaşımcı yapısı, bu sistemi çekici hale getiren diğer bir özelliktir.
Riske ve kazanca ortak olunmasını öngören bu sistemin yaygınlaştırılması için kamu oyundaki algı yönetimine ve uygulanabilir ürünlerin çeşitlendirilmesine azami özen gösterilmelidir. Neticede adil gelir dağılımı, istikrarlı büyüme ve serbest rekabet esas alınarak şekillendirilecek yeni küresel finans mimarisinde insanlar kabul ve talep ettiği ölçüde faizsiz sisteme yer olacaktır. Herhalükarda bu konudaki çaba ve gayretlerin desteklenmesi gerektiği de açıktır."
Başkanlığını yaptığı ve 57 üyesi olan İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi'nin (İSEDAK-COMCEC), bu kapsamdaki faaliyetlerine değinen Gül, "Bünyesinde farklı kalkınma düzeylerine sahip ülkeleri barındıran İSEDAK üye ülke borsaları, sermaye piyasası kurumları ve merkez bankaları arasında düzenli bir işbirliği imkanı da sunmaktadır. Bu kapsamda geliştirilen İSEDAK-S&P Endeksi gibi enstrümanlar dünya çapında faizsiz finansmana yönelik artan talebe cevap vermektedir. İSEDAK'ın bu yöndeki çabalarına katkı sağlamanızı sizlerden bilhassa rica ediyorum" diye konuştu.
"Türkiye İslami finans alanında en hızlı gelişme gösteren ülkelerdendir"
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin son dönemde gerçekleştirdiği istikrarlı ekonomik büyümeye ve atılımlara paralel olarak finans alanında da önemli adımlar attığını, bu adımların en önemlisinin 2009 yılında yürürlüğe giren İstanbul Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı olduğunu söyledi.
Gül, şunları kaydetti:
"Hazırlıkları büyük bir hızla yürütülen İstanbul Finans Merkezi sadece ülkemiz için değil bölgemiz içinde büyük kazanç olacaktır. İstanbul Finans Merkezi ile birlikte başta İslami finans alanında olmak üzere yeni mali enstrumanların küresel mali sisteme kazandırılmasına yardımcı olmayı öngörüyoruz. Esasen Türkiye İslami finans alanında en hızlı gelişme gösteren ülkelerdendir. Faizsiz finansın sistemimize dahil edildiği 1980'lerden bu yana büyük mesafe kat edilmiştir. Ekonomik aktörlere, geleneksel bankacılık sistemine ilave seçenekler sunan bu uygulama, Türk ekonomisine de dinamizm kazandırmıştır. Katılım bankaları olarak adlandırılan ülkemizdeki faizsiz finans kuruluşları bankacılığı düzenleyen yasalarla aynı kapsamdadır. Bu son derece isabetli bir yaklaşımdır. Zira faizsiz iş modeli bu tür bankaları faiz riskinden muaf tutuyor görünse de likidite riski tüm finans kuruluşları için geçerlidir.
Katılım bankaları yeterli mevduat toplayabildikleri ve gerektiğinde varlıklarını satabildikleri ölçüde bu riski aşabilir. Bu açıdan katılım bankaları ile diğer bankalar arasında fark yoktur. Hatta katılım bankacılığı ilave bazı kısıtlamalarla da karşı karşıyadır. Faizli işlemlerden uzak durulması, bu bankaların likidite ihtiyaçlarını karşılamalarını zorlaştırmakta ve maliyetleri de artırmaktadır. Örneğin bankalar arası para piyasası, mali enstrümanların işlem gördüğü ikincil piyasalar ve en önemlisi merkez bankalarının sağladığı son kredi mercii kolaylığı gibi likidite yöntem ve enstrümanları faiz bazlı işlemler olduğu için katılım bankalarınca kullanılamamaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde katılım bankaları için en önemli meydan okuma bu sorunların çözüme kavuşturulması meselesidir."
Bu nedenle akademisyenlerin, politika yapıcılarının ve bankacıların mesailerini bu gibi konular üzerinde yoğunlaştırmalarında çok büyük fayda olduğuna inandığını dile getiren Gül, "Aslında bu toplantıyı bunun için teşvik ettim. Çünkü konvansiyonel sistem baştan beri uygulandığı için her soruna çözüm bulmuş ve alanını geliştirmiş ve derinleştirmiştir. Ama faizsiz sistemde uzun bir dönem donukluk olduğu ve uygulama olmadığı için en küçük meseleler bile şimdi çözülmeye başlamıştır. Bunun için de bir taraftan teorik bilgisi çok derin olanlar diğer yandan da uygulamada bütün çağdaş finans sistemlerini, konvansiyonel sistemleri bilen insanların bir arada olmasına çok önem veriyorum ve sizlerden bu anlamda beklentimizin de çok büyük olduğunun altını çizmek istiyorum" ifadelerini kullandı.
"Faizsiz finansman piyasası geniş bir potansiyele sahip"
Gül, diğer yandan bu konuda bazı umut verici gelişmeler de yaşandığını ifade ederek, "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın da aralarında bulunduğu 15'e yakın ülkenin merkez bankasının likidite yönetimini kolaylaştırmak üzere International Islamic Liquidity Management Corporation (IILM) adlı bir şirket kurduğunu memnuniyetle biliyoruz. İslami kurallarla uyumlu, kaliteli, likit, ulusal ve uluslararası piyasalarda alınıp satılabilen bir enstrümanı ihtiva eden bu sistem şüphesiz yeni ufuklar açacaktır ve faizsiz bankacılığa yeni imkanlar getirecektir. Doğru yönde atılmış ve heyecan verici bu girişimi çok önemli buluyorum. Teminat olarak gösterilebilecek bu enstrüman merkez bankalarının son kredi mercii işlemlerinde de kullanılabilecektir" değerlendirmesinde bulundu.
Dünya çapında 2 trilyon dolara yaklaşan işlem hacmi, sukuk ve kira sertifikası gibi enstrümanları ile faizsiz finansman piyasasının geniş bir potansiyele sahip olduğunu belirten Gül, bu tür enstrümanların, özellikle kalkınma hamlelerinin temelini oluşturan altyapı yatırımlarının finansmanında yerel ve merkezi yönetimlerde kullanılmaya elverişli bulunduğunu ifade etti.
Gül, akademisyenler, sektör temsilcileri ve politika yapıcılarının gayretleriyle gelecek dönemlerde İslami geleneklerle uyumlu pek çok yeni finansal enstrümanın geliştirilebileceğine olan inancının tam olduğunu da sözlerine ekledi.