Efendimizi İhtiyarlatan Ayet

Haber 7 Yazarı Mürsel Gündoğdu, Peygamber Efendimiz (SAV) Hz. Muhammed'in saçlarına aklar düşüren ayetle ilgili köşe yazısında çok özel değerlendirmelerde bulundu.

ABONE OL
GİRİŞ 23.02.2021 10:14 GÜNCELLEME 23.02.2021 12:10 GÜNCEL
Efendimizi İhtiyarlatan Ayet
Efendimizi İhtiyarlatan Ayet

Mürsel Gündoğdu'un köşe yazısı:

Hayat sürprizlerle doludur. Bazı yaşanmışlıklar, sözler ve çıplak hakikatler vardır ki insan onlarla yüzleştiği zaman gönlüne tahammülü zor bir yük biner. Hayatın bilinmezlikler çarşısında yalınayak yürüyen insan ansızın karşılaştığı bu hakikatlerin altında ezilip kalır ve o esnada adeta ömründen ömür giderek bir günde on yıl yaşlanır.

Hepimizin hayatında böyle anlar vardır ve ani bir gerçekle sınandığımızda vaktin hızla ileri sardığını, saçımızın sakalımızın ağardığını ve kısa sürede birkaç yıl birden ihtiyarladığımızı fark ederiz.

Peygamberler de insan olmaları hasebiyle bu tür durumlarla karşılaşmış, onca görev ve sorumlulukları arasında böyle tecrübeler yaşamışlardır.

Son ilahi din olan İslam’ın Peygamberi ve tebliğ edicisi Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’nın hayatında da böyle bir an olmuş ve Efendimiz bu türden bir tecrübeyle yüzleşince derinden etkilenip bu durum "beni ihtiyarlattı" buyurmuştur. Hemen ifade etmek gerekir ki iki cihan serveri olan Efendimizi ihtiyarlatan bir hadisenin dünyalık kaygı ve endişe nev’inden olması söz konusu bile edilemez. Gelip geçici durumlar, mal ve mülkle alakalı hususlar ve bazı maddi kayıplar bizim dünyamızda birçoğumuzu derinden etkileme gücüne sahip olsa da bütün bu mevzular peygamberler için sıradan ve tali meselelerdendir.

O halde nedir Efendimizi ihtiyarlatan husus?

Rivayet olunur ki bir gün Hz. Ebû Bekir, Allah Habibi’ne sorar:

-Ey Allah’ın Rasulü. Saçınızda ak görüyorum. Birdenbire ihtiyarladınız. Bir derdiniz mi var?

Allah Rasulü bu suale şöyle cevap verir:

-Beni Hûd, Vâkıa ve Mürselât Sureleri ihtiyarlattı.

Tefsir ve fıkıh ilimlerinde otorite kabul edilen ve çok hadis rivayet eden sahabiler arasında yer alan İbn Abbas, Peygamberimizi ihtiyarlatan surenin Hûd Suresinde geçen bir ayet olduğunu belirtir. Bunu da Peygamber Efendimize; “emr olunduğun gibi dosdoğru ol!..” (Hud Suresi 112. Ayet) ayetinden daha zorlu bir hitap inmediğini ifade ederek açıklar.

Hud Suresi 112. Ayetin tamamının meali şöyledir;

“Öyle ise emr olunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”

Burada Peygamber Efendimizi derin düşüncelere sevk eden husus kendisine Yüce Allah’tan gelen “dosdoğru olma” ikazıdır. Elbette doğruluk, güvenilir olmak, emanete riayet etmek, elinden ve dilinden herkesin emniyette olması gibi üstün insani özellikler Sevgili Peygamberimizin sahip olduğu en güzel hasletlerdendir. Her şeyden önce o Muhammedü’l Emin’dir. Buna rağmen bu güzel ahlakı devam ettirebilme ve bu istikamette hayatını sürdürebilme kaygısı Efendimizi derin düşüncelere sürüklemiş ve saçını sakalını beyazlatarak adeta yaşlandırmıştır. Yüce Allah’ın, Peygamberimizle beraber olanların da bu emre uymasını tembih etmesi şüphesiz ki Efendimizin yükünü daha da ağırlaştıran hususlardan bir diğeridir.

Bu noktada günümüz Müslümanları olarak kendimize sormamız gereken asıl sual şudur;

Acaba bizler, Peygamber Efendimizin omuzlarına devasa bir yük bindirip onu ihtiyarlatan bu çıplak uyarıların neresindeyiz? Doğruluğu, iş ve eylemlerimizde dosdoğru olabilmeyi ne kadar özümsüyor ve önemsiyoruz? Dürüstlüğü, güvenilir olmayı hayatımızın en merkezine yerleştirebiliyor muyuz? Vahye ilk muhatap olan kişi olarak peygamber Efendimizi ihtiyarlatan bu çarpıcı ayetleri okuduğumuzda acaba bizler de bunun etkisinde kalıp ihtiyarlayabiliyor muyuz?

İslam dünyasında yaşanan insani ve ahlaki savrulmalara baktığımız zaman bu hayati sorulara olumlu bir cevap verme şansımız maalesef yoktur.

Bunun pek çok örneği vardır lakin sadece bu örnek üzerinden bakacak olsak dahi açıkça görünen o ki İslam’ın en temel değerleri kendimizden çok başkalarına nasihat vermek ve sosyal medya ortamlarında paylaşılıp dinimizle övünmek için bir araç olarak kullanılıyor ve bir türlü hayatımızın en merkezine sirayet etmiyor. Zira bu konuda yaptığımız yaygın davranış biçimlerinden en göze çarpanı her şartta ve durumda suçu başkalarına atmak, hatayı hep başkalarında aramak, biz büyüdük kirlendi dünya melodilerine kulak vermek ve bir türlü kendimize dönüp özeleştiri yapma erdemi gösterememektir.

Bizler, her biri bir hazine mahiyetinde olan dini değerlerimizle aramıza bin dört yüz yıllık bir duvar örmüşüz sanki ve aradan geçen uzun yılların tozu toprağı bu değerlerimizin üzerine iyice sinmiş vaziyette.

Hakikatleri külleyerek aslında hiç farkında olmadan kalbimize giden yolları boydan boya kapatmışız.

Aslında İslam Dini’nin ölümsüz değerlerini her dönem ve çağın özelliklerine göre harlayıp harmanlayarak hayatın merkezine doğru akan gümrah nehirler haline getirmeli değil miydik? Bu ölümsüz değerleri içinde yaşadığımız asrın idrakine bu çağın dili ve bilgeliğiyle sunmak acaba bizden başkalarının görevi midir? Kendi ellerimizle hayatın dışında bıraktığımız bu yüce değerleri bugün yeniden canlı bir bilgi haline getirip yaşayan hayatla barıştırmak ve bütün insanlığın vicdanına özümsetmek bu kanadı kırık dünyada tek çıkar yolumuz değil midir?

En büyük derdi Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması olan İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne güzel ifade etmiş bunu;

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı”

Efendimizi derin düşüncelere sevk edip ihtiyarlatan hakikat bugün biz Müslümanların olduğu gibi bütün İslam dünyasının da yitik hazinesi gibi asırlık küllerin altında parıldayıp durmaktadır. Ne var ki bizler gözlerimizin körlüğünden, gönüllerimizin paslanmışlığından ve aklımızın noksanlığından olacak ki bu parıltıyı yeterince hissetmeye, takdir etmeye, içselleştirmeye, özümsemeye, canlandırmaya çalışmıyor ve sadece onun çok eskilerde kalan parıltılı hikayeleriyle avunma yolunu tutuyoruz.

Oysa tek çaremiz bu değerlerimizi yeniden yaşanan hayatın içine katmak ve gönüllerimizi bu hakikatlerle canlandırmaktır. Ahkâf Suresi 13-14. Ayetler, tek çıkar yolumuzun bu olduğunu ne güzel ifade etmektedir;

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. Yaptıklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.”

Kalın sağlıcakla efendim.

YORUMLAR 12 TÜMÜ
  • o zaman 3 yıl önce Şikayet Et
    o zaman ayete uyarmısınız lütfen.
    Cevapla
  • Musa 3 yıl önce Şikayet Et
    Biz müsümanlar Hud 112 den çoktan sınıfta kaldık beyler. Allah bizi doüğru yolu bulanlardan eylesin. Amin .
    Cevapla
  • Hasan 3 yıl önce Şikayet Et
    Peygamber bile ahiretten korkarken cennet garanti edenler neye göre hüküm veriyorlar acaba.. Peygamberden şefaat bekleyenler acaba Allaha nasıl hesap vereceklerini sanıyor...
    Cevapla
  • vatandaş 3 yıl önce Şikayet Et
    belliki Ömer efendi şefaate nail olanlardan konuyu çok biliyor ki bi adamlaşmış.
    Cevapla
  • Ömer 3 yıl önce Şikayet Et
    Bilmediğin konu hakkında konuşma. Bilmiyorsan sus adam sansınlar...
    Cevapla
  • Hasan 3 yıl önce Şikayet Et
    merak ediyorum Kur'an da o kadar çok uyarıya karşı geliniyor ki zamanımızda. hem de islam ülkelerinde. Kumar (piyango idda) var, faiz var, çeşitli al sat ürünleri ile (borsa, kripto para, altın) paradan para kazanma ve bunun doğurduğu infak etmekten kaçınma, az vermek, Karzı Hasenden uzaklaşma gibi sorunlar. Bu durumu gören bizlerin saçları ağırıyor mu?
    Cevapla
  • esven 3 yıl önce Şikayet Et
    Teşekkürler.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR