Göç konusunda bunları birbiriyle karıştırmayın! Dikkat çeken Afgan ve Suriye vurgusu

Son günlerde Türkiye'nin ve hatta dünyanın en büyük gündemlerinden bir tanesi olan göç konusunda Milat Gazetesi Yazarı Serdar Arseven, köşe yazısında çok önemli uyarılarda bulundu.

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 15.08.2021 14:53 GÜNCELLEME 15.08.2021 14:54 GÜNCEL
Göç konusunda bunları birbiriyle karıştırmayın! Dikkat çeken Afgan ve Suriye vurgusu
Göç konusunda bunları birbiriyle karıştırmayın! Dikkat çeken Afgan ve Suriye vurgusu

Balkanlardan gelen göçle, Suriyeli/Afgan göçünü karşılaştırmak hem tarih ve coğrafya bilimleri, hem de siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplini bakımından büyük hata olduğunu söyleyen  Dr. Zuhal Karakoç Dora'nın sözlerini hatırlatan Serdar Arseven'in dikkat çeken köşe yazısı:

“Göç” alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken Dr. Zuhal Karakoç Dora’dan okudum.

Şöyle yazmış:

“ Göç ve güvenlik çalışan bir akademisyen sorumluluğuyla birkaç hususu açıklığa kavuşturmakta fayda var:

Balkanlardan gelen göçle, Suriyeli/Afgan göçünü karşılaştırmak hem tarih ve coğrafya bilimleri, hem de siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplini bakımından büyük hata.

Çünkü,

Balkanlardan göç edip gelenler bu ülkenin aslî unsurlarıdır. Devletin meşruiyetini dayandırdığı ulusun ta kendisidir! Ülkenin kaybedilmiş olan topraklarından, egemenliğin devam ettiği topraklara doğru yapılan bir göçtür ve mültecilik ya da sığınmacılık ile karıştırılmamalıdır.

Amerika, Almanya ya da başka ülkelerin iş gücü oluşturmak amacıyla kontrollü bir şekilde, sayısını ve kapsamını kendisi belirlemek suretiyle aldığı göçle de kıyaslanamaz.  Zira, entegrasyon süresi en başından çalışılmıştır., göçmenler ulusa da devlete de tehdit oluşturmazlar.

Kontrolsüz kitlesel göç ise 21. Yüzyılın en büyük güvenlik sorunudur. Hem milli güvenlik sorunudur hem de uluslararası güvenlik sorunudur. En küçük ihmal, ulus devletin varlığına yönelik büyük bir tehdide dönüşme potansiyelini bünyesinde barındırır.

”

*

Dr. Zuhal Karakoç Dora’nın değerlendirmelerini okudunuz.

 “Konuları birbiriyle karıştırmayın!” diyor.

Evet,

“Güvenlik endişesi taşıyan” masumlara “kontrolü tamamen elde tutarak” yardım elini uzatmak doğru…

Balkanlardan Türkiye’ye göçenlerle, Suriye’den Türkiye’ye göçenleri benzetmek yanlış!..

Yurt dışına çalışmak için giden Anadolu insanıyla, vekâlet savaşlarının yürütüldüğü bölgelerden koparak Anadolu’ya gelenleri benzetmek de yanlış.

Balkanlardan göçenler,  işgal edilen topraklarımızdan koparak,  Anadolu’ya, yani yine bizim olan topraklara gelmişlerdir.

Yurt dışına çalışmak ve biraz para biriktirip maddi problemlerinden kurtulmak için gidenlerin durumları ise büsbütün farklıdır.

Bendeniz, Annesi ve Merhum Babası, Almanya’nın işçi kabul edişinin ilk yıllarında bu ülkeye gitmiş bir vatan evlâdıyım.

Almanya’nın Hamburg şehrinin, Glückstadt adlı yerleşim biriminde doğmuşum.

İki buçuk yaşındayken Türkiye’ye getirilmişim.

Annem, Merhum Babam ve aile fertlerimin büyük bir bölümü uzun yıllar boyunca Almanya’da çalışmış…

Rahmetli Babam o yılları anlatırdı, Muhtereme Annem ise anlatıyor…

O vakitler “İş ve İşçi Bulma Kurumu”na başvuran “Gurbetçi Adayları” teker teker sağlık ve güvenlik kontrolünden geçirilirmiş.

“Alman Devleti” de, teker teker iğneden ipliğe, tepeden tırnağa incelemeye alırmış bizimkileri.

Öyle, milyonlarca “göçmeni”,  kısa süre içinde “hurra” içeriye almak gibi bir durum yokmuş oralarda.

Bizimkilerin gayesi, Almanya’da çalışıp para biriktirmek, Türkiye’den bir, iki ev satın almakmış.

O evlerden birinde oturmak, diğerinin ya da diğerlerinin kirasını almak.

Almanlar ise, çoğu Alman’ın beğenmediği işlerde Türkleri ve diğer bazı ülkelerin vatandaşlarını çalıştırmak suretiyle işgücü açığını kapatmanın derdindeymiş.

Almanların, Anadolu insanı için fedakârlıkta bulunmak gibi bir durumları yokmuş yani.

Oralara gidenler de, Türkiye’de can güvenlikleri olmadığı için değil, “geçinme” ve hele “para biriktirme” imkânı hiç olmadığı için gitmişler.

*

Bunları niçin yazıyorum?

Son vakitlerde, zulümden, ölümden kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerle, kendi devletlerine sığınan Balkan göçmenlerini ve binbir kontrolden geçerek yurt dışına çalışmaya gidenleri aynı kefeye koyma ve “iyi bir şey yapmak isterken” meseleyi daha da sıkıntılı hale getirme hallerini izliyoruz.

Bazıları da, “Suriye’den gelenler ucuza çalışıyorlar, bizimkiler iş ve para beğenmiyor!” diyerek, “sığınmacılara” yönelik tepkilerin artmasına sebep oluyor.

Bunlar çok yanlış yaklaşımlar.

Böyle kestirme kıyaslamalardan rahatsızlık duyanlar içinde “Suriyeli göçmenlere” yardım eden Balkan göçmenleri de var.

“Göç meselesinin” yönetilmesindeki eksiklikleri, koordinasyonsuzlukları gidermek…

Meseleyi, MİLAT Gazetesi’nin Hukukçu Yazarı Ercan Ezgin’in  teklif ettiği  “Göç ve Uyum Bakanlığı”nı kurarak çözüme kavuşturmak yerine…

“Balkanlardan göçenleri” öne sürmeyi çok yanlış bulduklarını ifade ediyor bu vatandaşlarımız.

gurbet ellerinde yaşayan vatandaşlarımız da, yurt dışına çalışmak için giden kendileriyle, Türkiye’ye sığınanların  “benzetilmesinden” rahatsızlık duyduklarını belirtiyorlar.

Zira, onlar kazandıkları her bir “Mark”ın karşılığını fazlasıyla vermiş insanlar.

Şunu.da çok iyi biliyorum ki,

 

Gurbet ellerden de, Suriyeli göçmenlerin ihtiyaçları için kullanılmak üzere yardımlar yapıldı.

Bu konuda çalışan sivil toplum örgütlerimiz var oralarda.

Mesele, “yardımlara” karşı olma meselesi değil, “sap ile samanın” karıştırılması meselesi!

Bunu yapanlar Siyasi iktidara destek vermiş olmuyor, aksine zarar vermiş oluyorlar üstelik!

*

Kıymetli okuyucularım:

 “Sığınmacılar” konusuna bakışımı bilirsiniz.

Zulümden kaçan insanlara yardım elini uzatmak, inancımızın gereğidir.

Osmanlı’yı cihan hakimiyetine ulaştıran da, “askeri gücünden” ziyade, insanlara güzellikle hitap etmesi, etnik ayrımcılık yapmadan hizmetlerini her tarafa götürmesidir.

Meselenin bir tarafı böyledir.

Diğer tarafını da biliyorsunuz:

Her devlet, ani ve büyük göçlerin yol açacağı problemleri önceden görmek, tedbirleri eksiksiz bir şekilde almak mecburiyetindedir.

Aksi takdirde, at izi ile it izi  karışır!..

Mücadele ettiğiniz güçlerin adamları da, “sığınmacılar” arasına girer!

 Sınırlarınız ötesindeki her türlü sıkıntıyı içeri davet etmiş olursunuz.

Provokasyonlara müsait bir zemin oluşur.

Nüfus dengeleriniz bozulur.

Sosyal dengeleriniz alt üst olur.

Resmi raporlarınızda bile “Tam olarak kaç kişinin içeri girdiği tahmin edilememektedir!” yollu ifadeler yer alıyorsa…

Bütün bunlar güvenlik endişelerinin iyice arttığı ve bütün terör örgütlerinin eş zamanlı olarak üzerinize geldiği bir süreçte oluyorsa…

Meseleyi, “sloganlarla” çözüme kavuşturamazsınız.

Altındağ’daki büyük provokasyonu küçümsemeye çalışanlara aldırmamak…

Ve bu meselenin, düpedüz “beka meselesi” olduğunu gözden kaçırmamak şart!..

İşi hal yoluna koymakta gecikmenin siyasi faturasının ne tarafa çıkacağını söylemeye de gerek yok herhalde!

YORUMLAR 39 TÜMÜ
  • Haluk 5 yıl önce Şikayet Et
    Ya yanlış diyorsun kardeşim Şam Bağdat ne kadar bizimse Bosna Üsküp ne kadar bizimse Halepli Şamlı Selanikli hersekli bin de Ankara İstanbul Bursa onların suni sınırlar birgün olacak güneyimizde ırak Suriye diye birşey kalmayacak zaten bu isimler sonradan konma 1990 yılında gelen Bulgar göçmen kardeşlerimizi niye aldık 1951 yılında 205 bin Bulgar göçmeni niye aldık neymişte selanikten gelenler evladı fatihan mış güneyden gelenler arapça konuşuyormuş arkadaş Güneydoğu'nun yarısı arapça konuşur ne alaka sizde yazarım diye yazıyorsunuz aydın müsvetteleri
    Cevapla
  • Mehmetşirin 5 yıl önce Şikayet Et
    Eyvallahhh
    Cevapla
  • Hamza 5 yıl önce Şikayet Et
    sen hangi dünyada yaşıyorsun?
    Cevapla
  • Mehmet Kan 5 yıl önce Şikayet Et
    Ki zaten Suriyeden göç edenlerin önemli bir kısmı da Türk'tür.
    Cevapla
  • Yahya 5 yıl önce Şikayet Et
    He babam he sen haklisin hatta turk oglu turk.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle