'Yüzyılın Tanığı Anadolu Ajansının Asırlık Öyküsü'nün hikayesi
Gazeteci Atakan Çelik, “Yüzyılın Tanığı Anadolu Ajansının Asırlık Öyküsü” adlı eserinde yalnızca bir haber kurumunun geçmişini değil, milli mücadelenin hafızasını da anlattığını söyledi.
ABONE OL
Gazeteci Atakan Çelik: Yüzyılın Tanığı Anadolu Ajansının Asırlık Öyküsünün hikayesini anlattı. Çelik, “Bu sadece bir ajansın değil, hakikatin yeniden yazılma hikâyesidir.” ifadeleriyle kitabın çıkış noktasından bahsetti.
"BİR DİRENİŞ REFLEKSİ OLARAK KURULDU"
— “Yüzyılın Tanığı” kitabının çıkış noktası nedir?
Anadolu Ajansı’nı anlamak için bugünden değil, kurulduğu andan başlamak gerekir.
Anadolu Ajansı, 1920’de sıradan bir medya kurumu olarak değil; Milli Mücadele’nin hakikat cephesi olarak kuruldu. O gün Anadolu işgal altındaydı. Ama sadece topraklar değil, hakikat de işgal altındaydı. İşte bu yüzden ajans daha ilk gününden itibaren çok kritik bir karar aldı: Dünyaya kendini anlatmak için üç dilde yayın yapmaya başladı. Bu çok önemli bir kırılmadır. Çünkü o gün verilen mesaj şuydu:
“Biz sadece savaşmıyoruz… Kendimizi anlatıyoruz.”
Ve aslında bugün tartıştığımız her şey, o gün atılan bu adımın devamıdır.

“Hakikat vardı… ama onu anlatacak bir irade gerekiyordu”
Uzun yıllar boyunca dünya, belirli merkezlerden yazılan hikâyelerle şekillendi.
Savaşlar anlatıldı, krizler anlatıldı… Ama çoğu zaman başkalarının diliyle anlatıldı. Ve bu durum şu gerçeği ortaya çıkardı: Hakikat vardı… ama onu anlatacak bağımsız bir irade yoktu. Anadolu Ajansı işte tam burada devreye girer. Bu yüzden ben şunu söylüyorum: Kendi hikâyeni kendin yazmazsan, başkası senin adına yazar.
"AJANS DEĞİL, TARİH KONUŞTU"
Kitapta 15 Temmuz’a özel bir vurgu var… Evet, çünkü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi Anadolu Ajansı’nın ne olduğu bir kez daha ortaya çıktı. O gece biz sadece haber geçmedik. Devletin ve milletin sesi olduk. Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalanırken içerideydik. O anlarda gazetecilik bir meslek olmaktan çıktı… Bir tanıklığa dönüştü. Ve o gece şu netleşti: Anadolu Ajansı, kriz anlarında sadece izleyen değil, hakikati dünyaya taşıyan bir omurgadır.
“Gazze: Hakikatin en ağır sınavı”
Kitapta Gazze’ye geniş yer veriyorsunuz…
Çünkü Gazze, günümüz dünyasının en çıplak gerçeğidir. İsrail’in saldırıları sadece bir askeri operasyon değil; insanlığın gözleri önünde yaşanan bir trajedidir. Ama mesele sadece yaşananlar değil… Nasıl anlatıldığıdır. İşte bu noktada Anadolu Ajansı’nın rolü hayati hale geliyor. Ajans, Gazze’de sadece haber üretmedi. Tanık oldu. Kanıt sundu. Ve dünyaya “sanık” gösterdi. Bu bağlamda ortaya çıkan
• “Tanık”
• “Kanıt”
• “Sanık” eserleri, sadece gazetecilik ürünü değildir.
Bunlar, tarihe bırakılmış delillerdir.
"BİR HAFIZA KURUMU"
Bugün geldiğimiz noktada Anadolu Ajansı’nı klasik tanımlarla anlatamayız.
O artık:
• Sadece haber veren bir kurum değil
• Sadece takip eden bir yapı değil
Hakikati kayda geçiren küresel bir hafıza merkezidir.
Kuruluşunda üç dilde başlayan o irade, bugün çok daha geniş bir coğrafyada yankı buluyor.
“Bu kitap bir hikâyeyi anlatmıyor… o hikâyeyi kuruyor”

Son olarak kitabı nasıl tanımlarsınız?
“Yüzyılın Tanığı” sadece bir tarih anlatısı değil. Bu kitap, bir hikâyenin nasıl sahiplenildiğini anlatıyor. Bu kitap, hakikatin kim tarafından yazıldığını sorguluyor. Çünkü aslında mesele çok net: Hikâyeyi kim yazarsa, tarih onun olur. Ve Anadolu Ajansı şunu yaptı: Kendi hikâyesini kendisi yazdı. Bu yüzden “Yüzyılın Tanığı” sadece bir ajansın 100 yıllık öyküsü değildir. Bu, bir milletin hakikat mücadelesidir. Bu, bir hafızanın yeniden inşasıdır. Ve en önemlisi… Bu kitap, o hikâyenin kahramanlarını anlatır. “Kurucu irade, daha en başında algı savaşının farkındaydı”
Anadolu Ajansı’nın kuruluşunu anlamak için sadece bir kurumun doğuşuna değil, bir hakikat mücadelesinin başlangıcına bakmak gerekir.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Milli Mücadele’yi yalnızca cephede verilen bir savaş olarak görmediler. Onlar, aynı zamanda bir anlatı savaşı verildiğinin de farkındaydılar.
O dönemde dünya kamuoyu büyük ölçüde Batı merkezli ajansların ürettiği bilgilerle şekilleniyordu. Özellikle Reuters gibi ajanslar üzerinden dolaşıma giren haberler, Türkiye aleyhine ciddi bir algı oluşturuyordu.
Anadolu’da verilen mücadele, çoğu zaman ya çarpıtılıyor ya da görmezden geliniyordu.
İşte tam bu noktada kurucu irade şunu gördü: Savaş sadece cephede değil, bilgi alanında da veriliyordu.
Ve bu alanda güçlü olmayan, sahada kazandığını masada kaybedebilirdi.
Bu nedenle Anadolu Ajansı’nın kuruluşu, sıradan bir iletişim hamlesi değil;
dezenformasyona karşı geliştirilmiş stratejik bir reflekstir.
Ajansın daha ilk günden itibaren çok dilli yayın yapması da bu bilinçle alınmış bir karardır.
Çünkü amaç sadece iç kamuoyunu bilgilendirmek değil;
dünyaya doğrudan ve filtresiz bir hakikat sunmaktı.
Bu yönüyle Anadolu Ajansı: Bir haber ajansı olmanın ötesinde, Türkiye’nin ilk sistemli karşı anlatı mekanizmasıdır.