Murat Ülker yazdı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?

Murat Ülker, Contemporary İstanbul’da gördüğü Johnny Depp’in Bunnyman adlı tavşan heykelinden yola çıkarak Osmanlı döneminin denizcilik tarihine uzandı. Ülker, İngiliz denizci John Ward’ın Müslüman olduktan sonra Yusuf Reis adını almasını ve Akdeniz’deki yerini anlattı.

Bizi Takip Edin
GİRİŞ 11.10.2026 12:25 GÜNCELLEME 11.10.2026 12:26 GÜNCEL
Murat Ülker yazdı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?
Murat Ülker yazdı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?

Murat Ülker, 'Tersanedeki tavşan bana neyi hatırlattı: Jack Sparrow gerçekten Yusuf Reis mi?' başlıklı yeni yazısını okurlarıyla paylaştı.
Murat Ülker'in yazısı şu şekilde;
Tersanedeki sanat fuarı Contemporary İstanbul’u önceden planlanan bir seyahatim nedeniyle son gün gezebildim. 21’incisi yapılan fuara bu yıl 16 ülkeden 70 galeri katılmış.

Oldukça eğlenceli geldi bu yıl, herhalde yeni yerinden ve tahmin ettiğimden fazla zaman geçirdim, çok sayıda eseri inceledim, fuarın artık resmi kitapçısı haline gelen Patika’da kitaplara göz gezdirdim, bol fotoğraf çektim. Sevdiğim birkaç eseri sizinle üstte kolaj fotoğrafında paylaştım.

Bu yıl fuarın maskotu olan Johnny Depp’in Bunnyman isimli tavşan heykelini görünce aklıma eşimin beni Alis Harikalar Diyarı’ndaki tavşana benzettiği yıllar geldi, hani hep “geciktim, geciktim” diye zıp zıp koşuşan, çünkü yıllarca çok çalıştım ve artık bu alışkanlığım huyum oldu, vazgeçemiyorum. İşkolik olmuştum, öyle ki 24 saatte 25 saat çalışırdık.

 

Ben de tavşanı görüp yavaşlayayım diye bir tavşan figürünü yatak odasının avizesine asmıştım. Fakat neticede tavşan ve ben birbirimize alıştık artık.

 

Bu konuyu daha önce biraz araştırmıştım. Instagram’da Korsan Sparrow karakterinin bizim Yusuf Reis’ten esinlenerek oluşturulduğunu anlatan bir içeriğe denk geldim

Eğrileri doğrultmak ve Korsan Sparrow’u yani Yusuf Reis’i rahmetle anmak adına size kısaca tarihin sisleri arasında yer alan bu olaydan bahsetmek istedim.

Oruç Reis’ten Yusuf Reis’e Akdeniz’in reisleri
Akdeniz’in bir zamanlar yalnızca devletlerin değil, reislerin de denizi olduğunu düşünmek bugün için kolay değil. İstanbul’u başkent edinmiş Osmanlılar’ın Akdeniz hâkimiyeti 16. yüzyıl boyunca genişliyordu. Fakat denizin üzerinde devletlerle korsanlar, tüccarlarla askerler, Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki sınırlar belirgin değildi. Bir gün kendi başına bir gemi ele geçiren bir denizci, birkaç yıl sonra bir hükümdarın hizmetine girebilir; küçük bir korsan filosunun reisi, bir eyaletin valisine veya imparatorluğun donanma komutanına dönüşebilirdi.(1,3)

Bu konudaki sözü edilesi kaynaklardan biri ilk baskısı 2018 yılında yapılan şu ana kadar 11 baskı yapan prof. dr. Emrah Safa Gürkan’ın Sultanın Korsanları Osmanlı Akdenizi’nde Gaza, Yağma ve Esaret 1500-1700 isimli kitabı. Gürkan kitabın girişinde korsanlar konusunda tarih yazmanın sıkıntılarını anlatarak hem Avrupa hem de Türkiye’deki arşivlerdeki çalışmaları hakkında bilgi vermiş. Gürkan’a göre Osmanlı korsanları yalnızca İslam uğruna savaşan deniz gazileri değillerdi. Onlar aynı zamanda ganimet peşindeki başına buyruk savaşçılar ve milletlerüstü kabul edilmiş uluslararası hukukun henüz oluşmamış olduğu bir dönemin deniz akıncılarıydı. Gürkan’a göre İslami Gaza niyeti gerçek ama korsanlıkta ekonomik çıkar, itibar, esaretten kaçış, siyasal çıkarlar ve maceraperestlik de var. (1)

Prof. Gürkan’a göre korsan, bir devletin veya tanıdığı bir siyasal otoritenin izni ve belirli kuralları içinde hareket eder. Pirat/deniz haydudu ise bu hukukî çerçevenin dışındadır. Osmanlılar’da korsan etnik bir tanım değildir. Türkler, Rumlar, Arnavutlar, İtalyanlar, İspanyollar, İngilizler, Hollandalılar, Yahudiler ve muhtediler aynı sularda seyrediyor olabilirler. İstanbul ile Cezayir, Tunus ve Trablusgarp korsanları arasındaki ilişki bir emir komuta ilişkisi değildir, karşılıklı menfaate dayanan, ama sıkça ihtilafa düşülen bir ittifaktır. Barbaros, Oruç ve Turgut Reis kitabın merkezinde değiller, bu çalışmada korsanlık sistemi incelenmektedir. Barbar Müslüman korsan önyargısına sahip Avrupa kaynaklarından da yoğun istifade edilmiştir. Gemi teknolojisi, rüzgârlar, limanlar, esirlik, gündelik hayat, ganimet paylaşımı ve diplomasi kitapta tarih aktarımı kadar yer tutuyor. Korsan konusunu merak edenlerin prof. Gürkan’ın kitabını mutlaka okumaları gerekir. (1)

Bu yazıda ansiklopedik kaynaklardan Oruç Reis, Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Kılıç Ali Paşa ve onlardan yaklaşık bir kuşak sonra gelen İngiliz Jack Ward yani Yusuf Reis hakkında bilgileneceğiz. (2, 3, 5, 6, 8)

Bu arada Emrah Safa Gürkan’ın kitabından anladığımız geçmişte Yusuf Reis adıyla anılan birçok kişi var. İngiliz John Ward Müslüman olduktan sonra Yusuf Reis adını alır, bizim kahramanımız o. Bunun yanında 1581’de kaydedilmiş İspanyol asıllı bir Yusuf Reis, 1670’lerde Mayorkalı bir Yusuf Reis ve sonraki tarihlerde başka Yusuf adlı reisler de varmış. (1, 8)

Oruç Reis, Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Kılıç Ali Paşa ve onlardan yaklaşık bir kuşak sonra gelen İngiliz Jack Ward’ın aralarında yaklaşık yüz yıllık bir geçmiş var. Hikayemiz Oruç Reis ile başlıyor. Oruç, Midilli’de yaşayan sipahi Yakub Ağa’nın dört oğlundan biri, kardeşi de Hızır, dünya onu Barbaros Hayreddin Paşa olarak tanıyacaktı. (2, 3, 5, 6, 8)

Oruç Reis başlangıçta deniz ticareti yapıyordu. Fakat Rodos şövalyeleriyle karşılaşması hayatını değiştirdi. Kardeşi İlyas öldürüldü, Oruç esir düştü. Kurtulduktan sonra artık ticaret ile korsanlık arasındaki çizgiyi geçti ve Akdeniz’in giderek tanınan reislerinden biri oldu. Bir dönem Şehzade Korkut’un himayesinden yararlandı, daha sonra faaliyetlerinin merkezini Kuzey Afrika’ya taşıdı… (2)

1492’de Granada’nın düşmesiyle İber Yarımadası’ndaki Müslüman hakimiyeti sona ermişti. İspanya artık Kuzey Afrika’ya doğru genişliyordu. İspanyol kaleleri ve üsleri Kuzey Afrika sahillerinde çoğalırken Müslüman nüfus üzerindeki baskı sonucunda göç hareketleri bölgenin siyasal dengesini değiştiriyordu. Oruç ile Hızır bu ortamda Batı Akdeniz’e yöneldiler. ( 2)

Önce Tunus hükümdarıyla anlaşarak Halkulvadi’yi, (La Goulette), üs olarak kullandılar. Ardından Cerbe’ye geçtiler. Küçük filoları büyüdü. İtalya ve İspanya arasındaki deniz trafiğine saldırmaya başladılar. 1516’da Cezayir‘e girdiler. Oruç artık yalnızca savaşan bir korsan değildi, toprak yöneten bir siyasi aktöre dönüşüyordu. 1518’de Tilimsan’da İspanyollarla savaşırken öldü. (2)

Yerini kardeşi Hızır devraldı. Hızır’ın yaptığı şey, ağabeyinin mirasını büyük bir siyasi yapıya dönüştürmek oldu. Oruç’tan sonra Cezayir’in İspanya karşısında ayakta kalamayacağını gören Hızır çözümü, Cezayir halkının da desteğiyle Osmanlı Sultanı I. Selim’in himayesine girmekte gördü. Böylece Kuzey Afrika’daki yerel deniz gücü ile Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri ve siyasi gücü arasında kurulan bağ kalıcı oldu. Sultan Süleyman döneminde Hızır İstanbul’a çağrıldı ve 1534’te kaptanıderyalığa getirildi. Artık o yalnızca Hızır Reis değil, Barbaros Hayreddin Paşa, bir devlet adamıydı. Yakın geçmişteki korsan reisi, artık Osmanlı’nın deniz kuvvetlerinin başındaydı. (3)

1538 Preveze Deniz Savaşı, bu dönüşümün zirvesidir. Barbaros’un karşısında Andrea Doria’nın komuta ettiği İspanyol, Venedik, Papalık ve diğer Hristiyan kuvvetlerinden oluşan büyük bir donanma vardı. Barbaros merkezdeydi. Sağ kanatta Salih Reis, geride Turgut Reis bulunuyordu. Osmanlı donanması Preveze’den üstün çıktı. Bu zafer Osmanlı’nın Akdeniz’deki deniz gücünün dönüm noktalarından biri oldu. Fakat Barbaros’un mirası sadece kazandığı savaşlar değildi; bağımsız Akdeniz reisleri ile Osmanlı devlet sistemi arasında kurulan istihbarat ve güç birliği idi ve burada en önemli kişi Turgut Reis idi. ( 4, 5)

Turgut Reis yaklaşık 1487’de Menteşe bölgesinde doğdu. Genç yaşta denizciliğe girdi ve kendi filosunu oluşturabilecek kadar yükseldi. Barbaros’la ilişkisi özellikle önemlidir. Preveze’de onun yanında savaştı. Daha sonra Korsika’da Andrea Doria’nın kuvvetlerine esir düştü. Yaklaşık üç yıl esaret altında kaldı. Barbaros’un 1543’te Cenova üzerindeki baskısı sonucunda serbest bırakıldı. Barbaros 1546’da öldüğünde Turgut Reis, onun oluşturduğu denizcilik geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biriydi.

Fakat burada sistemde önemli bir farklılık var. Artık bir devlet adamı hüviyetindeki bu reisler alışılmış donanma subayları değildi. Kendi gemileri, adamları, ekonomik çıkarları ve önemli ölçüde hareket serbestileri vardı.Osmanlı devleti onları gittikçe sistemine dahil ediyordu.

Turgut Reis’i buna bir olarak ele alırsak: Turgut önce bağımsız bir reis olarak güç kazandı. Sonra Osmanlı devlet teşkilatında sancakbeyi oldu. Nihayet Trablusgarp beylerbeyliğine kadar yükseldi. Trablus’un 1551’de Osmanlı hakimiyetine alınmasında belirleyici rol oynadı. 1565’te Malta kuşatmasında aldığı yara sonucu öldüğünde yaklaşık yarım yüzyıllık Akdeniz korsanlık geleneğinin en ünlü isimlerinden biriydi.

Turgut Reis’in yanında yetişen bir denizci vardı. Öyküsü, zamanın Akdeniz dünyasını bize Barbaros’un öyküsünden bile daha güzel anlatır. Adı Giovan Dionigi Galeni idi. Sonra Uluç Ali, en sonunda da Kılıç Ali Paşa oldu. (6)

Kılıç Ali Paşa’nın kökeni hakkında kaynaklarda farklı ayrıntılar bulunmakla birlikte, Kalabriya kökenli bir Hristiyan olduğu ve sonradan İslam’ı kabul ettiği konusunda sağlam tarihsel kanıt vardır. Osmanlı vakıf belgelerinde babasının Abdullah veya Abdülmennan olarak kaydedilmesi de onun mühtedi kökeniyle uyumludur. Denizcilik kariyerinin dönüm noktalarından biri 1548 civarında Turgut Reis’in maiyetine girmesidir.

Uluç Ali zamanla kendi başına büyük bir güç haline gelir. Trablusgarp’ta görev yapar, Cezayir beylerbeyi olur ve 1570’te Tunus’u ele geçirir. Sonra 1571’de İnebahtı savaşı oldu. Osmanlı donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Fakat Uluç Ali’nin yaklaşık otuz gemilik filosu savaş alanından kurtulmayı başardı. İstanbul’a döndüğünde II. Selim onu ödüllendirdi. Uluç Ali artık Kılıç Ali Paşa’ydı, Osmanlı donanmasının başına getirildi, Kaptanıderya olmuştu. Bu görevde yaklaşık on altı yıl kaldı. İnebahtı’da ağır kayıp veren donanmanın yeniden inşasında da önemli rol oynadı. Zamanın padişahının ona İstanbul’da mülkünde yer vermemesi üzerine denizi doldurarak inşa ettirdiği Kılıç Ali Paşa Camii ve hamamı onun adını taşır. Kılıç Ali paşanın hikayesi sıra dışılığı ile bize Osmanlı sistemin nasıl çalıştığını gösterir: Akdeniz’de bir insan İtalya’da Hristiyan olarak doğar, Kuzey Afrika’da Müslüman olur, Osmanlı hizmetine girer ve sonunda İstanbul’da imparatorluğun donanmasını yöneten Kaptanıderya olur. Kılıç Ali 1587’de öldü. Fakat Akdeniz’de reisler hakimiyeti devam ediyordu. (7)

Yazımın asıl konusu edindiğim Ward işte bu sırada Akdeniz’de sahne almıştı. Çok daha kuzeyden gelen bir İngiliz olan John veya Jack Ward yaklaşık 1553’te İngiltere’nin Kent bölgesinde doğmuştu. Kılıç Ali Paşa öldüğünde Ward otuzlu yaşlarındaydı. Onun Akdeniz macerası 17. yüzyılın başında başlamıştı. Ward önce İngiliz privateer dünyasının insanıydı. Yani hükümdarın izniyle düşman gemilerine saldıran, kendi hesabına çalışan özel denizcilerden biriydi. İngiltere’nin İspanya’yla barışmasından sonra ekonomik sahası daralan Ward korsan oldu ve Akdeniz’e, Tunus’a geldi. (8, 9)

Yaklaşık yüz yıl önce Oruç ve Hızır kardeşlerin faaliyet gösterdiği Kuzey Afrika sahilleri artık çok daha gelişmiş bir korsanlık ekonomisine sahipti. Ward bu sisteme katıldı. İngiliz denizcilik bilgisi ve Kuzey Avrupa’nın yelkenli gemi teknolojisiyle Akdeniz korsanlığının tecrübesi birbiriyleriyle buluştu. 1607’de Venedik’in büyük ticaret gemisi Reniera e Soderina’yı ele geçirmesi Ward’ın ününü Avrupa’ya yaydı. Ward’un hikayesini sıra dışı yapan sadece korsan olması değil, Kılıç Ali gibi İslam’ı kabul etmesiydi; artık ismi Yusuf Reis olmuştu.

Dönemin İngiliz edebiyatı bu olayı büyük bir ihanet olarak sundu. 1609’da hakkında kitapçıklar yayımlandı, baladlara ve şiirlere konu oldu. Robert Daborne’un A Christian Turn’d Turk adlı oyunu ise Ward’ın Hristiyanlıktan İslam’a geçişini sahneye taşıdı. (10)

Yusuf Reis Barbaros, Turgut Reis veya Kılıç Ali Paşa ile aynı statüde değildi. Barbaros ve Kılıç Ali kaptanıderyalığa kadar yükselmiş Osmanlı devlet adamlarıydı. Turgut Reis Osmanlı yönetiminde sancakbeyliği ve Trablusgarp beylerbeyliği yaptı. Yusuf Reis ise esas olarak Osmanlı egemenliği altındaki Tunus’ta faaliyet gösteren bir korsan reisiydi.Onu Osmanlı merkez donanmasının amirali olarak düşünmek yanıltıcı olur. Fakat tarihteki yeri tabii önemlidir. (8)

Oruç Reis, Kuzey Afrika’da korsanlığın siyasi erke dönüşümünün sigesidir. Barbaros Hayreddin, sahip olduğu deniz gücünü Osmanlı İmparatorluğu’nun stratejik gücüyle birleştirdi. Turgut Reis, Barbaros’un kurduğu yapıyı Batı Akdeniz’e yaydı. Kılıç Ali Paşa, etnik ve dinsel farklılıkların sınır olmadığının, yapının ne kadar geçirgen olduğunun göstergesi oldu. Kalabriyalı bir Hristiyan, Turgut’un adamı oldu ve sonunda Kılıç Ali Paşa Osmanlı donanmasını yönetti. Akdeniz artık İngilizleri ve Hollandalıları bile cezbetmektedir.

Bugün dönüp tarihe baktığımızda hepsini korsan diye nitelemek kolaycılık olur. Fakat Gürkan’ın da belirttiği gibi 16. yüzyıl Akdeniz’inde korsan, corsair, privateer, reis, donanma komutanı ve devlet görevlisi arasındaki sınırlar hiç kesin değildi. Oruç kendi filosunu yönetirken bir şehri ele geçirip oraya hükmedebiliyordu. Barbaros korsan reisliğinden kaptanıderyalığa yükselebiliyordu. Turgut kendi filosuna sahipken Osmanlı beylerbeyi olabiliyordu. (3, 5)

Kılıç Ali esir bir Kalabriyalı iken Osmanlı’nın en güçlü denizcilerinden birine dönüşmüştü. İngiliz Jack Ward ise Tunus’ta Yusuf Reis oluyordu. İşte bundan dolayı bu hikaye sadece Osmanlı korsanlarının tarihi değildir, o vakit Akdeniz’de sosyal sermaye dolaşımının ne yol izlediğinin, kimliklerin nasıl oluştuğunun, siyasi erkin nasıl şekillendiğinin hikayesidir. (6, 8).

Denizcilik bilgisi bir reisten diğerine aktarılırken, korsan filoları devlet donanmalarına eklemleniyordu. Kuzey Afrika limanları uluslararası denizcilik merkezlerine dönüşürken, Hristiyan denizciler Müslüman reislerin filolarına katılıyor. Onlar da Osmanlı’ya katılıyorlardı.

Yukarıda ek olarak verdiğim vidyoda korsan Jack ya da john Ward’ın islamı kabul edip Yusuf Reis olduğu, Tunus’ta yaşadığı doğrulanıyor. Hatta mermerden yapılmış bir sarayda zengin biri olarak yaşadığının kanıtları var. Ancak ne Jack Sparrow’un ondan esinlenilerek yaratıldığına ne de bahçesinde kuşlar yetiştirip “Birdy” soyadını aldığına yönelik kanıt var. Bazılarının hayal gücü muazzam oluyor. Çocuklar küçükken bazen beraber film seyrederdik, sorarlardı, niye böyle oluyor diye, derdim ki: Senaristin tercihi, ne yapabiliriz ki?! Fakat sonra öğrendim senarist yalnız değilmiş, prodüktör hatta pazarlamacı da varmış karışan. (8, 11, 12).

Aslında Yusuf Reis’in gerçek hikayesinin Jack Sparrow efsanesine ihtiyacı yok. John Ward’un hayatı zaten yeterince sıra dışıymış. İngiltere’nin Kent bölgesinde doğan bir denizci, ülkesini terk ediyor, Akdeniz’e geliyor, yaklaşık yüz yıl önce Oruç ve Barbaros kardeşlerin faaliyet gösterdiği Tunus’a yerleşiyor, Müslüman oluyor, Yusuf Reis adını alıyor ve döneminin en tanınmış korsan reislerinden birine dönüşüyor. İngiltere’de daha hayattayken hakkında kitapçıklar, baladlar ve tiyatro oyunları yazılıyor. Robert Daborne 1612’de yayımlanan A Christian Turn’d Turk adlı oyununda Ward’a trajik bir son bile hazırlıyor. Gerçek Yusuf Reis ise İngilizlerin kendisine yazdığı bu sondan sonra Tunus’ta yaşamaya devam ediyor. (10).

Hayatının son yıllarına ilişkin bilgiler ilk dönemleri kadar ayrıntılı değil. İskoç seyyah William Lithgow’un anlatısından 1615’te Tunus’ta hayatta olduğunu, varlıklı ve nüfuzlu bir hayat sürdüğünü biliyoruz. Ölüm tarihi konusunda kaynaklar tam olarak birleşmese de genellikle 1622 civarı kabul ediliyor; bazı kaynaklar Tunus’taki veba salgınında öldüğünü belirtiyor. Dolayısıyla kesin olarak söyleyebileceğimiz, İngiltere’den kaçan Jack Ward’un İngiltere’ye dönmeden, hayatının son bölümünü Yusuf Reis olarak Tunus’ta geçirdiğidir. (11).

Böyle bakınca Johnny Depp’in Bunnyman’inden başlayıp Jack Sparrow’a, oradan Yusuf Reis’e ve nihayet Oruç Reis, Barbaros, Turgut Reis ile Kılıç Ali Paşa’nın tekrar hatırladığımız hikayeleri bize gösterdi ki beş yüzyıl önce Akdeniz, sandığımızdan çok daha hareketli, enternasyonelmiş. İnsanlar ülkeleri dolaşırken bu sosyal hareketlilik dinler, kimlikler, meslekler ve imparatorluklar arasında da geçebiliyormuş. Bir korsan devlet adamı, bir Kalabriyalı kaptanıderya, bir İngiliz de Yusuf Reis olabiliyormuş.

Jack Sparrow’un Yusuf Reis’ten esinlenerek yaratıldığına dair kanıt yok. Ama araştırınca insanın aklına tersinden bir soru geliyor: Gerçek bir Yusuf Reis varken Jack Sparrow’a neden ihtiyaç duyalım ki? (12).

Ben korsanların hikayesini ilk defa rahmetli babamın küçükken hediye ettiği renkli, resimli bir kitapta görmüştüm. Tuğla gibi kalındı. Oruçreis, Hızır Reis, Leventler ve daha nicelerinin hikayesi, defalarca okumuştum. Sonra bir daha görmedim. Niye bizi bu hikayelerden mahrum ediyorlar ki?

Fuat Öner Haber7.com - Sorumlu Müdür/Yayın Koordinatörü
Haber 7 - Fuat Öner

Editör Hakkında

1989 İstanbul doğumlu olan Fuat Öner, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İnternet Gazeteciliği-Yayıncılığı ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme bölümlerinden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Medya Yönetimi’nde yüksek lisans Eğitimini tamamladı. Medya sektörüne 2008 yılında adım atan Öner, Star TV ve Habertürk gazetelerinde çeşitli görevler üstlendi. 2012 yılında Kanal7 Medya Grubu'na haber editörü olarak katılan Öner, şu anda Haber7.com'da Yayın Koordinatörü olarak görev yapmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL