Fon krizi sonrası çarpıcı mesaj: Kimsenin başı öne eğilmesin
Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal, İnsan ve Medeniyet Hareketi'nin kamuoyunda tartışılan fon krizine ilişkin açıklamasını köşesine taşıdı. Müslümanların helal kazanç ve ahlaki sorumluluklarını hatırlatan bildiriyi destekleyen Ünal, dindar kimliğiyle tanınan kişilerin işlediği suçların bütün Müslümanlara ve İslam'a mal edilemeyeceğini vurguladı. Ünal, Milli İrade Platformu'na da dikkat çeken bir çağrıda bulundu.
Kıymetli hocamız Mehmet Güney’in onursal başkanlığını, değerli kardeşimiz Kemal Özden’in genel başkanlığını yaptığı İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) geçtiğimiz günlerde fon krizine dair mühim bir bildiri yayınladı. Bildiri şu çağrıyla son buluyor:
“İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak başta kendimiz olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve hayat tarzlarını helal ve haram ölçüleriyle yeniden muhasebe etmeye; açgözlülüğün yerine kanaati, istismarın yerine dürüstlüğü, haksızlığın yerine adaleti hâkim kılmaya çağırıyoruz. Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz. Müslümanca duruş, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı yapmaktır. Helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil olmak, hakkı gözetirken kendi menfaatinden de vazgeçebilmektir.”
Bildirinin muhtevası son derece önemli ancak bildiri, İslâmî bir STK’nın zor zamanda konuşabilmesi, cesur, net, kararlı bir duruş sergileyebilmesi açısından ayrıca değerli.
Bu minvalde başka açıklama yapan oldu mu bilmiyorum, gözümden kaçmış olabilir. Müslümanlara temel değerleri, sınırları, ilkeleri hatırlatan benzeri açıklamaların gelmesi kuşkusuz hayırlı olurdu. Örneğin 319 STK’yı çatısı altında bulunduran Milli İrade Platformu, kritik dönemeçlerde gazetelere verdiği tam sayfa ilanlardan birini böyle bir dönemde de verebilir. Bu hatırlatmalara, çağrılara, davetlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Bu arada, İMH’nın bildirisindeki bir paragrafa naçizane itirazım var. Bildiride deniliyor ki: “Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.”
Daha önce burada yazmıştım: Dindarların ya da dindar görünenlerin yaptığı hatalar, işlediği suçlar, tüm dindarlara teşmil edilemez, hele hele dine yöneltilemez. Başörtülü, namaz kılıyor, Hacca, Umreye gidiyor diye bir kişinin işlediği suç hiç kimseyi utandırmaz, İslam’ın toplum nezdindeki itibarına halel getiremez.
Kötü örnek üzerinden ülkedeki tüm dindarlara yönelik sistemli bir saldırı var. Kâfiri, münafığı, FETÖ’cüsü, Ekrem’cisi bir yana, AK Parti’ye olan kinini tüm dindarlara yönelten ölçüsüzler var. Maalesef etrafımızda bu saldırılardan etkilenip gereksiz mahcubiyet duyan çok kimse de var.
Bir aile üyesi, küçük bir cemiyetin, bir aşiretin mensubu hata yapsa, “Yüzümüzü kızarttın, boynumuzu yere eğdirdin, bizi el aleme rezil ettin, bize laf getirdin, itibarımızı iki paralık ettin” diye kınanır. Ancak Müslümanlar ne dünyada ne de Türkiye’de küçük gruplar. Müslüman nüfusu dünyada 3 milyara ulaştı. Türkiye’nin tamamı Müslüman ve dindarların oranı da yüzde 25’leri aştı. Bu büyük rakamlar içinde hırsız da, arsız da, ahlaksız da olur. Kendisini “Müslüman” olarak tanımlayıp İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen, İsrail’le iş tutan bile var. Kendisini “Müslüman” olarak tanımlayıp cinayet işleyen, hırsızlık yapan, yolsuzluk yapan, hatta terör örgütleri kurup Müslüman katleden de var. Kimseyi tekfir etmek hakkımız ve haddimiz olmadığına göre iyi ile kötüyü birbirinden ayıracak ve başımızı asla öne eğmeyeceğiz.
Değerli hocamız Yasin Aktay, Yeni Şafak’ta geçen haftaki “Karşımıza Bir Nehir Çıkacaktı, Uyarılmıştık” başlıklı yazısıyla Bakara suresi 249’uncu ayeti hepimize hatırlattı. Nefsine ve şeytana uyup yasaklı suyu içenler tökezleyip düşecek, mü’minlerin ordusu yoluna kararlılıkla devam edecektir.
Umutsuzluğa, hayal kırıklığına, özgüven kırılmasına, mahcubiyete, alınganlığa, utanmaya, sıkılmaya hiç mahal yok. Kim ne yaparsa sadece kendisine yapar. Mü’minin itibarını kimse sarsamaz, zira inananlar her zaman üstündür.
İMH'DEN FON SKANDALINA TEPKİ: MÜSLÜMAN KİMLİĞİYLE YAPILAN HAKSIZLIKLAR İSLAM’IN İTİBARINI ZEDELİYOR
İnsan ve Medeniyet Hareketi”nden yapılan o açıklama;
Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Fon krizi”, kazançla imtihanımızı ve ekonomik hayatın ahlaki temellerini yeniden düşünmemizi gerektirmektedir. İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak meseleyi şahıslar üzerinden değil; haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve giderek yaygınlaşan ahlaki duyarsızlık/yozlaşma üzerinden ele alıyor, yaşananları hepimiz için ciddi bir muhasebe vesilesi olarak görüyoruz.
İslam, çalışmayı, üretmeyi ve alın teriyle kazanmayı teşvik ederken helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak ortaya koyar. Müslümanca duruş; kolay ve haksız kazancın cazibesine kapılmadan emek vermeyi, sabretmeyi ve gerektiğinde daha azıyla yetinmeyi bilmektir. Zira asıl zenginlik, başkasının hakkına göz dikerek servet biriktirmekte değil; helal kazancın bereketinde, kanaatin huzurunda ve adaletin gözetilmesindedir.
Kur’an-ı Kerim’in ölçü ve tartıda hile yapanlara yönelik ağır uyarısı, yalnızca alışverişe değil, hak ve menfaatin söz konusu olduğu bütün ilişkilere yöneliktir. Kendi hakkını eksiksiz alırken başkasının hakkını gözetmemek, kazancı kendine ayırıp zararı başkasına yüklemek, gerçeği gizleyerek güveni istismar etmek bu ilkenin açıkça ihlalidir. Peygamber Efendimizin (sav) “Bizi aldatan, bizden değildir.” ikazı, Müslüman için dürüstlüğün bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.
Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.
Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.
Takva Ekseninde Toplumsal Değişim, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin çarşıda, iş yerinde ve kurumlarda hayat bulmasıdır. Takva; emaneti korumakla, adil paylaşmakla ve kimsenin görmediği yerde de hakkı gözetmekle görünür olur.
İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak başta kendimiz olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve hayat tarzlarını helal ve haram ölçüleriyle yeniden muhasebe etmeye; açgözlülüğün yerine kanaati, istismarın yerine dürüstlüğü, haksızlığın yerine adaleti hâkim kılmaya çağırıyoruz. Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz.
Müslümanca duruş, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı yapmaktır. Helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil olmak, hakkı gözetirken kendi menfaatinden de vazgeçebilmektir.
-
Tarkan 49 dakika önce Şikayet Et25 milyar lira nasıl yurt dışına bankalarla yollandı kimse bunu araştırmıycak mı? ben ev alırken 1 milyon eft yaptım diye hesabın bloke edildi eft kapatıldı. masak arastırmasından dolayı oldu. bu masak bukadar hassas çalışıyorsa bu kadar para nasıl gitti? gitti ise suclu yok mu? varsa nerede? yani devletten para çıkmadan ödenecek tatminkar değil. sucluların tamamı yargılanmalı.Beğen Toplam 2 beğeni
-
sadi 50 dakika önce Şikayet EtÖncelikle şu bilinmelidir Kurana uymayanlar Müslüman olsbilir mi..Allah kitap göndermiş eksik yok buyurur. RİBA yerine Faiz yazıp yapılan tercüme çok yanlış.Riba da mal esastır. Altın,gümüş,buğday,hurma verdiğin kadar geri alacaksın. Faiz de para esastır. Para Banknottur,çektir,senettir.Yani vesikadır,enflasyonla değeri değişir. Enflasyonun üzerindeki kazanç tabiki Faizdir,haramdır.Beğen Toplam 1 beğeni