1 kitap alın 'Münevver' okuluna bir tuğla koyun

Münevver Karabulut cinayetinin 6'ncı yılında, baba Süreyya Karabulut, ‘Körebe-Kelebeğim Münevver'in Ardından' adlı bir kitap çıkardı.

ABONE OL
GİRİŞ 05.03.2014 12:34 GÜNCELLEME 05.03.2014 12:34 KİTAP
1 kitap alın 'Münevver' okuluna bir tuğla koyun
1 kitap alın 'Münevver' okuluna bir tuğla koyun

Kitap; yaşanan tüm olayları somut ve soyut aktarırken Karabulut amacının kızı adına bir okul yaptırmak olduğunu söylüyor. “Bir kitap, bir tuğla kampanyasına siz de destek olun” diyor...

3 Mart 2009'da bir cinayet işlendi. Tüm gazeteler bu cinayetle ilgileniyor, sokaktaki adam sadece bu cinayeti konuşuyordu. Tarihin acı sayfalarına ‘Münevver Karabulut Cinayeti' olarak geçmişti bu olay. Dosya gizemlerle doluydu. Münevver sevgilisi tarafından kesilerek öldürülmüş, cesedi gitar kutusuna konularak Etiler'de bir çöp konteynırına bırakılmıştı. Herkes dehşet içinde bu konuyu dinliyor, ayrıntılarını merak ediyordu ancak cinayet dosyası sır perdeleriyle doluydu. Zaman geçtikçe planlanmış bir cinayet olduğu, Garipoğlu aile bireylerinin de bu işe karıştığı ortaya çıktı. Baba Süreyya Karabulut davanın sonuçlanması için kendince yollar denedi. Sabah programlarına dahi çıktı. Her gördüğüne ağladı, yardım istedi. Bir dönem sonra bu medyada hoş karşılanmamaya başladı. Ama baba Karabulut kendine hâkim olamıyordu. Nasıl olabilirdi ki zaten...

http://image.cdn.haber7.com/haber/haber7/archive/4dc9706da02b61fde353bb4ece7c4672prjpg_h418.jpgÖlüm herkesin başına gelebilecek bir şeydi. Kızını hastalıktan, trafik kazasından kaybetmemişti. Bugün yapabilirsek biraz empatiyle nasıl bir ruh haline bürünebileceğimizi tahmin edebiliriz. O acısını ancak katiller mahkum edilirse dindirebilecekti. İşin peşini öyle ya da böyle bırakmadı. Deliller saklanıyor diye ağladı günlerce program program gezip... Cem'i bulsunlar diyerek gazetelere demeçler verdi. Olayı dedim ya kendince diri ve akıllarda tutmaya çalışıyordu. Zengin ve nüfuzlu bir ailenin karşısında mücadele edebilecek tek bir şey vardı elinde; acısını ve mücadelesini herkesle paylaşarak konunun kapanmamasını sağlamak... O da bunu yaptı.

Birkaç gün sonra 6'ncı yılına girecek olan bu acı ölüm yıl dönümünde bir kitap çıkardı Süreyya Karabulut; ‘Körebe - Kelebeğim Münevver'in Ardından'.

Kitap şimdiye kadar başlarından geçen somut ve soyut yaşanan her olayı, hissi aktarıyor. Baba Karabulut bu kitabı yazmasındaki amacı da Bolu'da açmak istediği Münevver Karabulut Meslek Lisesi' için oluğunu söylüyor. Bu okulu yaptırdığında kızının ölümünün ardından yapılan ve anısını yaşatacağı en anlamlı şey olduğunu düşünüyor.

Süreyya Karabulut'la bir araya geldik ve Münevver cinayeti'nin ardından kalanları konuştuk.

Nasıl başlanır söze bilemiyorum. Şimdi nasılsınız, neler yapıyorsunuz?
Hiçbir zaman iyi olmayacağım, nasıl olabiliriz ki, kızımı toprağa vermişim. İnançlı insanlarız biz. Allah'a sarıldık, ondan güç vermesini diliyoruz.

Kitapta ne anlattınız, sizin için çok sancılı bir süreç olsa gerek...

Evet, zordu... Yeniden yeniden o olayları düşünmek zordu. Tabii ben kitap yazmaktan anlamam. Her gün gittiğim caminin avlusunda oturup ses kayıt cihazına anlatmaya başladım. Anlattım da anlattım… Her gün bir olay, bir detay anlatıyordum sonra onlar editörler tarafından deşifre edilerek yazıldı...

Eşiniz Nagihan Hanım ne dedi peki?
O aslında kitabın çıkmasını istemedi. Yeniden insanların bu olayı hatırlaması demek onun da hatırlaması, yeniden konuşulması anlamına geliyordu ki eşim bunların olmasını istemiyordu. Üzüntüsü, kederi ikiye katlanıyor.

Makul bir istekmiş...
Evet, öyle... Ama o dönem yapılan açıklamalar, hakkımızda konuşulan şeyler o kadar çirkindi ki bunları öyle askıda bırakamazdık. Şimdi her şey daha sakinken tüm yaşananları anlatmak istedim.

Olayların yaşandığı sırada çok fazla göz önündeydiniz ve sürekli anlatıyordunuz...
O dönem tam bir ‘medya maymunu' olmuştum bunu kabul ediyorum. Gazete ve televizyonlar da benim sağlıklı olmayan ruh halimden gayet iyi faydalandı. Tabii medyada olmayı ben de istedim. Çünkü olayın aydınlığa kavuşmasını istiyordum ve bunu televizyonlara çıkarak hızlandırmayı amaçlamıştım. Şimdi yanlış olduğunu görüyorum ama o zaman onu düşünecek ruh halinde değildim.

Bir okul yaptırmak istiyorsunuz...
Evet, Bolu'da... ‘Münevver Karabulut Meslek Lisesi' olsun istiyorum. Kızımın ardından yapabileceğim en hayırlı şey bu. O yüzden kitabın gelirinden ve alacağımız tazminatla okulu tamamlayacağım. Umarım bu hayalimiz gerçek olur ve kızımın adını bu şekilde yaşatabilirim.

Kitabınızı gözyaşlarımı tutamadan okudum...
Benim için de öyle oldu... Kızımla konuşmak istediğimde o çöp konteynırına gidiyorum. İçim parçalanıyor... Yaşanan bu olayı kabullenemiyorum. Kızım cinayete kurban giden biriydi ama o bir insandı ve onun için çok şey söylendi. ‘O saatte dışarıda ne işi vardı' denildi. Ben kızıma hep güvendim, güveniyorum. Bu kitap anne babalara örnek olsun, çocuklarına daha sıkı sarılsınlar istiyorum.

Cem Garipoğlu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok düşündüm... Evirdim çevirdim, bir yere koyamadım. “Ne istedi benim kızımdan?” demekten başka bir şey bulamadım. Cem'i araştırdıkça ortada kalmış bir çocuk olduğunu gördüm. Ne Türk, ne Avrupalı. Ne sevgiyle büyümüş ne de sahiplenilmiş... Küçük kızlarıyla ilgilenen bir anne, karısını aldatan bir baba, yolsuzluklara adı karışmış bir aile onunki. Cebine para koymuşlar salmışlar sokağa. Annesinden nefret etmiş. Kaç kişiyi sevmiş, kaç kişi onu sevmiş? Bu kayıp çocuk dünyanın tüm hırsını kızımdan çıkarmış...

Gerçi neye yarar öyle değil mi?
Koca bir hiç. 33 yaşına vardığında çıkacak cezaevinden... Hayatına kaldığı yerden devam edecek. Açıklamalarda “Cinnet geçirdim”, “Erkekliğime laf söyledi” gibi açıklamalar yapmıştı. Bir gün açıklasın; Cem kızımı neden öldürdün?

Peki, oğlunuz Enver nasıl, o neler yapıyor?
ABD'de akrabalarımızın yanında yaşıyor. Orada okuyor. Ablasını kaybetti ve onun yaşadıkları da bambaşka. İlk gün polislerin “Cem'in evini bize göster” dediklerinde ablasının öldürüldüğü olay mahaline gittiğini bilmiyordu. Karakolda beklerken önünde duran dosyayı açtığında ‘Etiler'de başı kesilen Münevver Karabulut' yazdığını görmüş. Yaşadığı şoku ne ben anlatabilirim ne de siz anlayabilirsiniz... Gittiği psikolog buralarda olmasının iyi olmayacağını söylediğinde onu gönderdik.

Söylemek istediğiniz son bir şey var mı?
İnsanlar bu kitabı alsın ve yapacağımız okula destek olsun... ‘Bir kitap, bir tuğla' diyerek yola çıktık. Herkes bize destek olsun, kızımın okulunu yaptıralım.

ENVER'İN ABLASININ ARDINDAN YAŞADIKLARI

Kitaptan alıntı yapmak zor... Her bir anektod kalbi acıtıyor. Bir insanın başına bunlar nasıl gelir demekten kendinizi alamıyorsunuz. Gözyaşları sel oluyor... Ama bir cümle var ki kitabı okumayı bir süre bırakmama neden oldu. Belki benim de bir kardeşim olduğu için...

Enver, kaçırılan ablasının bulunması için beklediğini zannederken önünde duran dosyayı açıyor ve ‘Etiler'de başı kesilen Münevver Karabulut' etiketini görüyor. Bunu daha sonra akrabalarından bir ablasına anlatırken “Canlıyken kesmemişlerdir  değil mi ablamı?” derken yaşadığı acı ve öfke...

Cem Garipoğlu'nun bir kız çocuğunu değil koca bir ailenin geleceğini de öldürmüş olduğunu görüyoruz. Nedeni ise  hâlâ bilinmiyor, gerçi bilinse ne olacak ki?

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR