İbrahim Tenekeci'den gurbetin ve memleketin hikâyesi
İbrahim Tenekeci, Muhit Kitap’tan çıkan "Uzak İstanbul" adlı eserinde, göçün ve memleket hasretinin İstanbul özelinde hayatlara nasıl şekil verdiğine değinerek önemli bir yazı kaleme aldı.
ABONE OL
Cumhuriyetinin ilan edildiği ilk yıllarda nüfusun büyük bir kısmı köylerde yaşıyor ve geçimini tarımdan sağlıyordu ancak 1950'li yıllara geldiğimizde tarımda makineleşmenin de etkisiyle kırsalda iş olanaklarının azalması birçok insanı geçim derdine düşürdü.
-
İşte böylece taşı toprağı altın denen bir şehre akın başladı; İstanbul, hizmet ve sanayi sektörünün büyümesiyle Anadolu'dan gelenler için bir umut şehrine dönüştü.
-
Köyden İstanbul'a gelen akrabalarını da yanına çağırdı böylece aynı köyden gelen insanların oluştuğu mahalleler ortaya çıktı.
-
Gecekondu kültürü de göçün önemli bir parçası haline geldi.
-
İnsanlar çoğu zaman kendi evlerini yaparak şehre tutunmaya çalıştılar.
-
Genellikle göç eden insanlar ağır işlerde çalıştı.
-
Bugün İstanbul'un birçok semtinin hikayesi aslında Anadolu'dan gelen göçmenlerin hikayesidir.
"UZAK İSTANBUL" MEMLEKET HASRETİ ÇEKEN BİR NESLİ HATIRLATIYOR
İbrahim Tenekeci'nin Muhip Kitap'tan çıkan "Uzak İstanbul" adlı kitabı memleket hasretiyle büyükşehre yaşamaya gelen göçmenleri bizlere hatırlatır.
İstanbul'da geçen yıllar insanın hayatını değiştirir; işi değişir, evi değişir, alışkanlıkları değişir ama memleket dediğimiz yer çoğu zaman insanın içinde aynı kalır.
Bu yüzden yıllar boyunca İstanbul'da yaşayan birçok kişi kendini "İstanbullu" değil, memleketinin adıyla tanımlar. Göç eden insanların İstanbul'la kurduğu ilişki, iki şehirli bir hayat biçimine dönüşür. Bir yanda yaşamını sürdürdükleri ekmek kapılarının bulunduğu şehir, diğer yanda ise köklerinin bulunduğu memleketleri...
Bu gidip gelmeler sayesinde insanlar iki yer arasında bir bağ kurar. İstanbul'da kazanılan para memlekette bir ev yaptırmaya, tarla almaya veya aileye destek olmaya harcanır. İşte bu yapılan göçler iki coğrafya arasında kurulan uzun süreli bir kültür ilişkisine dönüşmüştür. Memleket bu insanlar için aidiyet hissi yaratan büyük bir özlem duygusudur.

MEMELEKETE GİTMEK BAŞLIBAŞINA BİR RİTÜELDİR
Göç eden insanların hayatında memlekete gitmek başlı başına bir ritüeldir. Bayram yaklaşırken alınan otobüs biletleri, bagaja konan koli koli hediyeler, arabayla çıkılan uzun yollar...
En ilginç şeylerden biri de şivedir. İstanbul'da yıllarca yaşayan biri çoğu zaman daha sade bir Türkçe konuşmaya alışır ama memlekete varıp köyün girişindeki ilk kahvehaneye girdiğinde ya da bir akrabayla karşılaştığında o şive sanki hiç gitmemiş gibi geri gelir. İstanbul'da farkında olmadan bastırılan o yerel konuşma biçimi bir anda ortaya çıkar. Köye gidildiğinde zamanın akışı da değişir. İstanbul'daki acele ve telaş yerini daha yavaş bir hayata bırakır. Ama memlekete gitmenin içinde hep küçük bir hüzün de vardır. Çünkü insan oraya her gidişinde zamanın geçtiğini daha net görür.
Mahmut Bıyıklı: Kitap fuarları aynı zamanda bir kültür mektebidir
Dünyanın en büyük hackerı nasıl yakalandı? İhsan Aydın'ın kaleminden yeni eser
Kadim Dinler ve Bilgelikler kitabı Timaş Yayınları'ndan çıktı
MEMLEKET, DÖNÜP DÖNÜP GİDİLEN BİR HAFIZADIR
Çocuklukta koşulan sokaklar değişmiştir, bazı evler boşalmıştır, bazı büyükler artık yoktur. Buna rağmen memleket yine de insana ait hissettiren bir yerdir. Bu yüzden İstanbul'da yaşayan birçok kişi için memleket yalnızca doğulan yer değil, dönüp dönüp gidilen bir hafızadır.
Kitapta, şehirlerin içinde gizli kalmış köylerden de bahsedilir. Benim de gittiğimde sakinliğinde huzur bulup Sakarya'nın Taraklı ilçesi de buna dahildir. Göynük, Taşkesti, Karapürçek ve daha birçok küçük ilçe okurken insanda köy sıcaklığını hissettirir.
Sessiz sakin yaşanan günleri anımsar, o köylerde yavaş akan zamanı hatırlarız.
Uzak İstanbul, okurken içinizin ısındığı, küçük ve sakin yaşama merakın duyulduğu bu nedenle sizi seyahat etmeye davet eden bir eser. Özellikle memleket hasreti çeken biriyseniz, empati kurmak sizin için çok daha kolay olacaktır.