Yurttaş Marx'ı nasıl bilirdiniz?
Dört çocuğu kendinden önce ölmüştü. Kapital tamamlanamamıştı. Engels, kalan yaşamını Kaptal’in notlarını ve el yazmalarını karşılaştırarak okumaya ve düzenlemeye adamıştı...
ABONE OL
Francis Wheen, ‘Karl Marx’ adlı kitabında Marx’la ilgili belgeleri aynen kullanırken günün koşullarını ve Marx’ın ruh halini daha iyi kavramamız için kendi yorumlarını katıyor. Bir bakıma dönemi yeniden yorumluyor. Bunu yaparken kimi kez hafif alaycı bir tavır kullanmaktan da çekinmiyor
Sennur SEZER'in kitap kritiği
Efsaneleşmiş tarihsel kişiler bana korku verir. Yalnız bana mı? Hemen herkese. Bu korku zamanla o kahramanı insani özelliklerinden uzaklaştırır. Kimse bir ulusal kahramanın karnının acıkacağını, uykusunun geleceğini düşünmez. Canının yandığına da inanamaz. Bu insanüstü kahramanlık özellikleri kazandırma ya da ilah sayma (putlaştırma demeye her zaman dilim varmıyor) zamanla o kişinin inanırlığını zedelemeye başlar. Günümüzün en önemli kahramanlarından biri kuşkusuz Karl Marx’tır.
Onun yaşadığı bölgeyi, hayatını geçirdiği evleri görenler hatta mezarının Londra’daki High Gate’daki bugünkü yerine (ki mezarlığın oldukça göze çarpan bir noktasıdır) sonradan taşındığını öğrenenler, bir an sarsılırlar... Sonra yine onun insanüstü biri olduğu inancını sürdürürler.
Onun için kaç cilt kitap yazıldı bugüne kadar bilemiyorum. (1976’da yazılan Karl Marx Satanist miydi, Peder Richard Wurmbrand benzeri saçmalıklar da dahil.) Ama günümüz insanın kişiliğinde ciddi eserleri okuyabilmek için gerekli dikkatin yerini sabırsız bir televizyon izleyicisinin zihin dağınıklığının aldığı bir gerçek. Bu yüzden Marx biyografileri ne kadar satarsa satsın gerekli okura ulaşamıyordu bence. Ortada bir gazetenin (Independent) sorduğu soru dolanıyordu yalnızca “Peki Karl Marx neden Harry Potter’den bile daha popüler?” Benim bu soruyu yanıtlayabilmem değişik gözle yazılmış bir Marx biyografisiyle yanıtlanabildi. O bir insandı. Ve sıradan insanların yaşama koşulları içinde olağanüstü ekonomik/felsefi ve toplumsal çözümlemeler yapmayı başarmıştı. Hem de onun mirasçısı, izleyicisi, öğrencisi olduklarını ilan edenlerin yanlış yorumlamalarına karşın, onun saptamalarının doğruluğu her gün kanıtlanıyordu. O bu sonucu da daha önceden görmüştü. Üstelik yaşarken de kendini Marksist ilan eden bir partinin durumuna bakıp “Bu durumda ben Marksist değilim” diyecek kadar çaresiz ve alaycıydı.
Yazar Tembelliği
Bana Marx’ı yeniden sevdiren yazarın adı Francis Wheen. En önemli özelliği sivri dili. Kimseyi kayırmıyor. Marx’ı da. Karl Marx adlı kitabında Marx’la ilgili belgeleri aynen kullanırken günün koşullarını ve Marx’ın ruh halini daha iyi kavramamız için kendi yorumlarını katıyor bunlara. Bir bakıma dönemi yeniden yorumluyor. Bunu yaparken kimi kez hafif alaycı bir tavır kullanmaktan da çekinmiyor. Benim en etkilendiğim bölüm, Marx’la ortak noktalarımız olduğuna beni inandıran şu satırların yer aldığı bölüm “Çoğu yazar şu belirtileri tanıyacaktır: Bitmez tükenmez bir erteleme, dikkat dağıtıcılar arayışı, eldeki iş yerine başka herhangi bir şey yapmaya yönelik istek.” Demek ki benim de günün birinde cilt cilt kitap yazacak sabrım olabilecek. Kapital olması şart değil ya... Ama 24 Ocak 1848 tarihli şu mektubu, benim yayıncımın okumasını hiç de istemem doğrusu: “Merkez Komite, Brüksel’deki bölgesel komitesini Yurttaş Marx’la irtibata geçerek, kendisine son kongrede yazmayı üstlendiği Komünist Parti Manifestosu’nu bu yılın 1 Şubat’ına dek Londra’ya ulaşmaması halinde, kendisine karşı yeni önlemlerin alınacağını bildirmekle görevlendirir. Yurttaş Marx’ın görevini yerine getirmemesi halinde, Merkez Komite, Yurttaş Marx’ın kullanımına verilen belgelerin derhal iadesini talep edecektir.”
Ne var ki, Marx’ın yazarlığının gerçekten önemli bir özelliği vardır: “Marx bir teslim tarihiyle karşı karşıya olduğunda genellikle elinden geleni yapardı ve bu son uyarı da işlevini görmüşe benziyordu. Manifesto’nun tüm modern baskıları Marx ve Engels’in adını taşısa ve Engels’in fikirlerinin etkisi kuşku götürmese bile, Şubat başında nihayet Londra’ya ulaşan metin, Orléans 42 numaradaki çalışma odasında, kesif bir puro dumanı arasında sabahlara kadar yaptığı karalamalarla, tek başına Marx tarafından kaleme alındı.”
Bakın işte bu olağanüstü. “Yumurtanın kapıya gelmesi” diye tanımlanabilen zaman daralması durumuna kadar alt bilinç ve üst bilinçte onca ölçülüp biçilen sözcüklerin, kavramların neredeyse otomatik olarak yazılması. Ve kim bilir kaç kez uykudan fırlayarak bir cümlenin kontrolü.(Lütfen bilgisayarın kes-yapıştır, otomatik düzelt, vb. kolaylığının yokluğu da anımsansın. Hatta daktilo bile el yazısından kolay... Acaba asıl mucize bu mu...)
Marx’ın Engels ile anlaşmasının temelinde ikisinin de alaycı bir yorum ustası olmalarının payı var kuşkusuz. 1848 ‘de yazdığı bir mektup bunun kanıtı: “Noel’e gelindiğinde, Engels ‘günahkâr yaşam’dan ve ‘yabancı topraklarda tembellik etmek’ten sıkılmıştı. Bern’den gönderdiği bir mektupta okul kaçaklığına akıl almaz bir mazeret sundu: “Sorgulama için alıkonulmayacağıma inanmak için yeterli zemin varsa, derhal geleceğim. Ondan sonra dilerlerse 10 bin jürinin önüne çıkarabilirler, ama ifade vermen için tutukladıklarında puro içmene izin verilmiyor ve ben de buna katlanamam.”
Dava için purolarından feragat etmesi gerekmediği konusunda teminat verilmesinin ardından, Engels, Ocak’ta Almanya’ya döndüğünde devrimin büsbütün sona ermediğini gördü.
“Dava umurumda değil, tutuklanmak da... Ama puro içirtmiyorlar ya...” Bu tavır Marx’ın sıkıntılı yaşlılığını alaya alışına benzemiyor mu? Önce onun canını sıkan nedenleri bir sıralayalım: Eşi Jenny kanserdi. Durumunun çaresizliği hekimlerce de dile getirilmişti. Çevresine girmeyi başaran ve proletaryanın başka bir sınıftan eğitimli birilerince özgürleştirilebileceğine inanan Hyndman, sosyalist manifestosu England ForAll’a iznini almadan üstelik kitabın ve yazarının adını da anmadan Kapital’den iki bölümü alıntılamıştı. Yalnızca ‘bölüm II ve III’te yer alan fikirler ve malzemenin çoğunu, kendi ülkemin insanlarının çoğunluğunun da çok yakında ulaşılabilir hale geleceğine güvendiğim, büyük bir düşünür ve özgün bir yazara borçlu‘ olduğu notunu düşmüştü. Kitap bu alıntıların dışında düşünce hatalarıyla doluydu. Buna duyduğu kızgınlıkla eşinin durumu Kapital’in yazmayı düşündüğü bölümlerinde ilerleme kaydetmesini engelliyordu. Bu can sıkıntısının bir nedeni de eşiyle kendisinin ‘hayat kaynağı’ torunlarının aileleriyle Fransa’ya taşınmış olmasıydı. Bir torun daha doğmuştu, uzakta... Büyükanne bir kız umuyordu ama torun Marx’ın istediği gibi erkekti: “Ben kendi açımdan, tarihin bu dönüm noktasında çocuklarda erkek cinsiyeti tercih ediyorum. Önlerinde insanlığın görüp görebileceği en devrimci dönem uzanıyor. Şimdi kötü olan tek şey, bizzat görmek yerine, ancak öngörebilecek kadar ‘yaşlı’ olmak”. Yıl 1881 ve iki yıl sonra ölecek Marx. Devrimi göremeyecek. Cenazesine katılan 11 kişiyi de...
Sonra olup bitenler
Dört çocuğu kendinden önce ölmüştü. Kapital tamamlanamamıştı. Engels, kalan yaşamını Kaptal’in notlarını ve el yazmalarını karşılaştırarak okumaya ve düzenlemeye adadı. Böylece Kapital’in Almanya’da Temmuz 1885’te, III. Cilt Kasım 1894’te yayımlandı. “İlk resmi İngilizce çeviri (1887) iyi satmadı, ama üç yıl sonra New York’ta çıkan 5 bin adetlik korsan bir baskı neredeyse anında tükendi- herhalde yayıncının Wall Street bankerlerine, kitabın ‘kapitalin nasıl biriktirileceğini’ ortaya serdiği iddiasında bir genelge göndermesi nedeniyle.”
Karl Marx’ın Francis Wheeler tarafından yazılan biyografisi bir roman olarak okunabilecek nitelikte. Cinayetler, aşklar, parasızlık ve eskimeyen bir dev eserin yaratılışı. “İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir” diyebiliyorsanız, bu kitabı seveceksiniz.
(Radikal Kitap)
Marx ile ilgili en son yayınlananan eser olan ve alternatif bir bakış açısı sunan Marks'ın Dahiliği Sosyalizmin Yüz Akı adlı kitabın teknik bilgileri ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz...