Allah kelamının tüm şifreleri Meryem'de
'Cennet Kadınlarının Sultanı' olarak anılan Hz. Meryem'i anlatan kitabı Siret-i Meryem'le dikkatleri yeniden üzerine çeken Sibel Eraslan bu zorlu öykünün arka planını anlattı, Ertuğrul Özkök görüşmesine dair bilgiler verdi.
ABONE OL
Nursel Tozkoporan'ın röportajı
Zaman değişiyor. Mekanlar değişiyor. Meraklar, ilgi alanları... Dün görmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz pekçok şey bir anda en merak edilen husus haline gelebiliyor...
Olmaz mı? Hayat dediğimiz şey bu olsa gerek.
Bunu neden söylüyorum..
Elbette ki Sibel Eraslan'dan dolayı bütün bu girizgahı yaptığım bir gerçek.
Şöyle ki..
Ne Sibel Eraslan ismi yeni bir isim ne de bir anda ortaya çıkmış birisi...
Ertuğrul Özkök'ün yeni keşfettiği bir isim olabilir bizlerde bunu anlayışla karşıyalabiliriz.
Tanımamasını da, yazdıklarını, geçmişte yaptıklarını es geçmiş olabilir..
Sonuçta on yıl öncesindekini Ertuğrul Özkök'ten bahsetmiyoruz ama Sibel Eraslan ismi yirmi yıl öncesinde de vardı yirmi yıl sonrasında...
Ne yazdıkları değişti, ne ilgi alanları ne de kendisi...
Hukukçu ve başörtülü olduğu için alanında çalışamamış diplomasını duvarına asmış bir isim...
Refah Partisi döneminde Hanımlar Komisyonu Başkanlığını yaptı. Ama nasıl derler bizim camiada kendisi "abla" olarak bilinir..
İslamcı kadın harekatının öncülerindendir...
Timaş Yayınları'ndan çıkan Siret'i Meryem isimli Hz. Meryem'in hayatını hikayeleştirdiği, şimdilerde de ikinci baskısı olarak yeniden okuyucuya sunulan kitabı vesilesiyle, Ertuğrul Özkök'ü ziyaret etmiş kendisi. Hem yayımlanan kitabını götürmüş hem de ziyaret etmiş...
Peki bu ziyaret sonucunda ne oldu?
Bir anda Ertuğrul Özkök'ün Sibel Eraslan'la tokalaşıp tokalaşmadığı, elinin havada kalıp kalmadığını merak eder olduk...
Memleket meselesi haline dönüştü yani...
Lamı cimi yok ben de merak ettim, Ertuğrul Özkök bunu yazının başlığı olarak sununca okurlarına...
Siret'i Meryem'i konuşmak için Sibel Eraslan'la randevulaştık. Güzel bir tesadüfki kitabın isim babası Ömer Lekesiz de ordaydı...
Hem Siret'i Meryem'i konuştuk. Hem de şu merak edilen Ertuğrul Özkök'ün elinin havada kalıp kalmadığı meselesini...
BİZDE SİRET-İ YAZMAK BİR GELENEK
Siret-i Meryem ne demek?
İsmini Ömer Lekesiz koydu. Siret yolculuk demek. Yani yolculuğun hikâyesi ve bizde Siret-i yazmak bir gelenek. Siret bizim bibliyografya dediğimiz şeyin daha geniş anlatımından ibaret. Yani bir tür özel tarih anlatımı. Serüveni de içerir ama bu serüven sadece yapıp ettikleriyle değil aynı zamanda dünyaya verdikleri şekiller ile de bir anlatım tarzıdır. O bakımdan da daha çok Rabbani ya da ruhani tutumları olan insanların hayatlarına ilişkin anlatılara İslam kültüründe siret adı verilir.
Hz. Meryem’in hayatıyla ilgili çok eser olmadığını biliyoruz. Olmamasını neye bağlıyorsunuz?
Bu hem Türkiye’nin edebi, sosyolojik macerası ile ilgili hem de Hz. Meryem’e genelde insanlığın duyduğu saygı ile alakalı. Çünkü biz saygı duyduğumuz şeyleri aynı zamanda kutsarken biraz hayatın içinden uzaklaştırıyoruz. Yukarılarda uzak bir yerlere koyarız. Saygın bir yere yükseltiriz ama bu saygın yükseltme eylemi aynı zamanda bir tür unutmaya, bir tür hayattan dışlaşmaya tekabül eder. Kutsalın modern hayatın içinden adım adım bu şekilde uzaklaşarak, sisli puslu bir bulutun arkasına, bir tülün arkasına gizlenmesi gibi bir şey. Bir de Türkiye’deki edebi kamunun seküler tarzda kendini var etme girişimiyle de ilgili. Yani kutsal ya da mistik kahramanlara edebi kamu içerisinde bir anlam izdüşümü olamamıştır maalesef. Böyle bir seküler dayatma ile karşı karşıyasınız. Bu sizi bir tarihçi kılabilir. Mesela benim bir edebiyatçı olarak en korktuğum şeydir. Tarihçi değilsiniz, tarihçiliğin o insanı tahrik eden ve çağıran yoluna da düşmemeniz gerekir. Çünkü siz bir edebiyatçısınız. Öte yandan bir din vaizi, din öğreticisi de değilsiniz çok ince bir çizginin üzerinde yürüyerek ilerlemeniz gerekiyor. Tüm bu zorluklarla Hz. Meryem’i edebi olarak okumamızı geciktirmiştir diye düşünüyorum.
HZ.MERYEM BİZANSLILARIN AZİZESİYMİŞ GİBİ ALGILANIYOR
Meryem ismi aslında Türkiye’de çok yaygındır. Ama Hz. Meryem bilinmez. Hep mesafe vardır. Neden?
Haçlı Seferleri ile ilgili Doğululara has bir tedirginlik ve antipatik muhalefet var. Haçlı Seferleri’nde Haçlı ordusunun kullandığı simgelerden, yeminlerden, flamalardan şövalyelerin korunmak için kullandıkları ikonalara kadar hep Meryem sembolleri vardır. Meryem biraz bizde sanki Bizanslıların, Haçlıların azizesiymiş gibi algılanıyor. Bu yanlış algıyı da biz tashih etmek zorundayız.
![]() |
| Son dönemin dikkat çeken kitabı Siret-i Meryem'in yazarı Sibel Eraslan, arkadaşımız Nursel Tozkoporan'ın sorularını cevapladı, Hazreti Meryem'i anlattı... |
KURANI KERİM'DE HZ. MERYEM İLE İLGİLİ 34 AYET VAR
Hz Meryem Kur’an-ı Kerimde nasıl anlatılıyor?
Hz. Meryem Allahu Teala’nın son sözüdür. Kur’an-ı Kerim’de iffetiyle, yüksek ahlakıyla fedakârlığı ve feragatiyle kadın - erkek insanlığa örnek gösterilen nadide insanlardandır. Hz. Meryem ile ilgili 34 ayet vardır. Kanonik İncillerde sadece 19 ayet var. Sanki zihnimizde klasifikasyon var ve işte Meryem Hıristiyanlara, Haçlılara, Bizans’a ait bir şeydir. Mesela İstanbul’da da Hz. Meryem ile ilgili birçok ikonayı görebiliyorsunuz. Veya Şam’a, Halep’e gittiğinizde Meryem annemizin o figüratif desenlerinin ne kadar etkin olduğunu görürsünüz. İtalya’da, ispanya’da keza görüyorsunuz. Ama bizim hürmetimiz ve sevgimiz bambaşka. Hıristiyan dünyasından daha aşağıda, daha soluk, daha sönük, daha düşük bir Meryem yok. Bizde mesela Hz. Peygamberimiz, kızı Hz. Fatıma’yı bir konuda güzel bir cevap verdiği zaman, “Benim sözü de yüzü de Meryem’e benzeyen güzel evladım” diye seviyor ve alnından öpüyor. Hz. Fatıma çok akıllı, fetanet sahibi bir kadın. O’nun her hailini Efendimiz niçin Meryem’e benzetiyor? Çünkü Kuran’da da çok güçlü bir Meryem örnekliği var.
SON 15 YILIM BU HADİSİ ŞERİFİ ÇÖZMEKLE GEÇİYOR
Bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz cennetin sultanı olan kadınları sayıyor…
Evet. Efendimiz bir gün eline bir hurma dalı alıp yere 4 uzun çizgi çizdi. Arkadaşlarına 4 uzun çizginin ne olduğunu sordu. Onlar da, “Siz söyleyin “dediler. Hz. Peygamberimiz; “Hz. Asiye, Hz. Meryem, Hz. Hatice ve Hz. Fatımadır. Bunlar cennetin sultanı kadınlardır” diyor. Niçin cennetin sultanı dedi? Ben bunun üzerinde çok durdum. Son 15 yılım bu Hadis-i Şerifi çözmekle geçiyor.
Neden dünyanın sultanı demedi?
Cennet daha uzak, daha gelecekte, daha atide, hatta spekülatif yani şu anda bilmediğimiz bir yer. Zaten cennetin Arapça’da gizlilik gibi de bir anlamı var. Cennete atıf yaparak aslında bütün zamanları kastediyor. Yani dünyanın biten zamanından sonra da ileriki yeni zamanın cennete, ahrete dair o zamanın içinde de bu kadınların bir temelini atmıştır. Dolayısıyla o 4 sütün gibi olan 4 kadın büyük kadınlardır. Dünyanın kaidesini taşırken aynı zamanda o kaidenin bir ucu da ahrette. Bu demektir gibi tüm zamanların en önemli sütunu o kadınlar. Ben onların izdüşümlerinin peşine düştüm.
Hz. Meryem’im hayatını yazmayı belki hep düşünmüşsünüzdür ama ilk yazmaya başlamanız nasıl oldu?
Çok iradi olduğunu söyleyemem. Çalışmam önce Hz. Fatıma ile başladı. Sıralama kronolojik olmadı. Sonra sıra Hz. Meryem’e geldi. Meryem beni Hatice’ye itti. Birinin elinden diğerinin eline gönderildim gibi adeta. Bu aslında bana da uyuyor. Yani tarih ve kronolojik anlatım erkek zihninin yazıya döktüğü bir şablondur ve düzdür. Eksi istikametinden artı istikametine doğru gider, hiç kırılmaz. Ama benimkisi hep kırılmalarla dolu, sondan başlamışım Hz. Fatıma ile sonra ikinci kadın Hz. Meryem ve üçüncü kadın… Şimdi birinci kadını çalışıyorum. Normalde bir erkeğin zihni böyle çalışmazdı. Hz. Asiye’den ve Mısır tarihinden başlar ve diğer kadınlarla devam ederdi.
![]() |
|
35‘DEN SONRA ERKEKLERİN ELİNİ HAVADA BIRAKMIYORUM Ertuğrul Özkök ile tokalaştınız mı? Ertuğrul Bey elini uzattı mı? Peki daha önce görüşmüş müydünüz? Ertuğrul Özkök bir yazısında “İslami kesimin kadınları içlerindeki aşkı korkmadan söyleyebiliyorlar” diye yazmıştı. Gerçekten de öyle mi? BİZ SEVGİLİYE HÜRMET EDEN BİR GELENEKTEN GELİYORUZ Dolayısıyla bu konuda erkekler mi yoksa kadınlar mı daha atak? AKİT, PİRİ REİS'İN KORSAN GEMİLERİNDEN BİRİSİ GİBİ Medya kurallarına göre hareket etmediğinizi mi söylüyorsunuz? ÖZKÖK’ÜN YALIN AYAK GÖRÜNTÜSÜ BENİ ALLAK BULLAK ETMİŞTİ Bu konuyu birebir konuştunuz mu? |
Peki, siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Bunun benim darmadağınıklığımla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bir yönü parçalanmışlıklarımla, ahir zamanda yaşıyor olmamla, bilgisizliğimle, yetimliğimle yani kimsesiz ve parçalanmış olmamla ilgili. Bir yönü de takdir-i ilahi yani bu annelerin, kadınların kendi aralarında da çok ciddi bir ilişki var. Ve onlar kendilerine yaklaşmak isteyen kişileri böyle bir sandal gibi birbirlerinden birbirlerine gönderiyorlar gibi bir hisse kapılıyorum. Tasarruflarını hissetmemek imkânsız. Baktığım bütün kız kardeşlerimizde, annelerde, kadınlarda dünyadaki kadın hareketlerine dair bütün performanslarda hepsinin iz düşümlerini okumama imkân sağladı.
“KEŞKE YAZMASAM, KESKE YAKINLAŞMAYA ÇALIŞMASAM” DEDİM
Endişe taşıdınız mı?
Tabii ki taşınmaz mı?
Endişelerinizde haklı çıktınız mı?
Beynim yanıyor yani. Mesela bu sabah namazından sonra çok ciddi bir şekilde; “Keşke yazmasam, keşke yakınlaşmaya çalışmasam” dedim. Hata mı ettim? Kutsiyetlerine dair bir hürmetsizlik mi ettim? Tabii bunları düşünüyorum. Sabah namazından sonra Hz. Meryem’i düşünüyordum ve Onunla ilgili bir şeyler yazıyordum. Kendimi çok ezik hissettim. “İnşallah hürmetsizlik etmiyorumdur” diye defalarca ruhaniyetlerinden de özür dileyerek yapıyorsunuz bu işi. Çünkü çok yüksekler, çok güzeller, çok kâmiller. Allah’ın seçtiği hele ayette Hz. Meryem için; “Allah Onu özenle yetiştirdi, bir çiçek gibi” diyor. Şimdi siz bu kişiye nasıl yanaşacaksınız? Hangi eksik, aciz halinizle, nasıl yanaşacaksınız?
Ama bir şekilde de anlatılmalı…
Tabii ki edebiyatın içine de çağrılmalı. Çünkü ben kendi kimliğim ve benliğimi biraz büyükannelerimin fotoğrafları üzerinden bakarak kurmaya çalışıyorum. Her çocuk büyükannesini merak eder. Onun en doğal hakkıdır. Bu kadınlar da bizim büyükannelerimiz. Onların sözleriyle, dualarıyla, ninnileriyle öğreniyoruz. Tarihin içerisinde açtıkları çığır, feragat ve fedakârlığa dair o yarılmanın vektörel açısı içerisinde bugünlerde yaşıyoruz. Ama yine de insan çok tedirgin oluyor. Çünkü Hz. Meryem Hz. İsa’nın da hikâyesi demektir biraz. Hz. Fatıma’nın, Hz. Hatice’nin hikâyesi biraz sevgili Peygamberimizin de hayat hikâyesi demektir. Bu yakınlık ister istemez yazarı çok ciddi bir sorumluluk altına itiyor.
MÜSLÜMAN BİR KADININ YAZMASI İLGİ UYANDIRIYOR
Kitabın çevirisi yapılıyor mu?
Evet. Hem Hz. Hatice hem de Hz. Meryem çeviri aşamasında. Tabii ki ilgi uyandırıcı bir şey de. Müslüman bir kadının ve özelliklede İstanbul’dan bir kadının yazması ilgi uyandırıyor. Çünkü İstanbul Ayasofya ile ilişkilendirilmiş, Batı’dan bakıldığında Meryem ikonasıyla da çok eşleştirilmiş bir yer.
BATI'DA MERYEM ÇOK CİDDİ BİR SANAT MENŞEİDİR
Hıristiyan dünyasında Hz. Meryem ile ilgili kitap var mı?
Bütün şairler, felsefeciler Hz. Meryem’in etrafında dolanırlar. Mesela Goethe bunlardan birisidir. Veya işte Kristi Vana’nın son metinleri Hz. Meryem üzerinedir. Rönesans resmi dediğimiz şey baştan sona Meryem resmi demektir. Batı’da Meryem çok ciddi bir sanat menşeidir.
Peki siz kaynak olarak nerelerden yararlandınız?
Kur’an-ı Kerim, hadis kitapları var. Bunun dışında da İnciller. Kanonik İnciller arasında mesela Yuhanna’yı severim. Kanonik olmayan İncillerden Barnabas’ı, Saint Tomas’ı severim. Özellikle Saint Tomas’ı Ahmet Yüksel Özemre dilimize çevirmiş ve tefsir etmiştir. Çok hikmetli öğretiler, çok hikmetli hikayeler vardır. Hz. Meryem Taberi tarihinde geçer. Muhyiddin-i Arabi Hz. Meryem ve Hz. İsa bahsini çok önemsemiştir. O’nun öğretisinde çok önemli bir mihenk taşı gibidir. Şimdi Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin divanını okuyorum. Mesela Hz. Meryem ve Hz. Asiye çok atıf yapılan iki kadın figürü.
Bu ön çalışma ne kadar sürdü?
Hz. Fatıma’dan itibaren hep okuyorum. Masiyon mesela önce Hz. Fatıma’yı okumaya başlamıştı. Ama Masiyon hep Meryem ile kıyaslayarak ortaya koyar. Aslında 1999’da ben Hz. Fatıma’yı okurken Meryem’i de okumaya başlamıştım. Bunu sonradan fark ettim. Yazmam iki yıl sürdü.
MERYEM DÖNEMİN EN İYİ HAFIZIYDI
Hz. Meryem kadınlar için ne ifade etmeli? Kadınlar Hz. Meryem ile nasıl bir empati kurmalılar?
O’nun yaşadığı her şeyle çepeçevre sarılıyız. Meryem Filistin, Gazvelidir. Filistin’in ilk mültecileri Meryem ve oğlu İsa’dır. İlk onlar Filistin’den sürüldüler. Hala devam eden bir kaderidir bu Filistin’in. Filistin’in kaderi Meryem annemizden bu yana değişmemiştir. Orada hep bir hüzün, hep bir keder, hep bir yerinden yurdundan çıkarılma olmuştur. Sürgün yoluna düşmüş kadınlar, bebekler var. Hz. Meryem Mısır’a sürgüne gidiyor. Orada tarla işçiliği yapmıştır. Çocuğuna hem ana hem baba olmuştur. Bugün bizim sürdüğümüz modern hayatın o kadar benzeri ki. Bütün zorlukları orada yaşamış. Çünkü bir kolunda çocuğu, bir kolunda tarlayı biçtiği aletler… Bir gün boyunca o halde biçti. Bir sap buğday veriyorlardı, onu alıp evine götürüyordu.
6 BİN ERKEK ÖĞRENCİNİN ARASINDA TEK BAŞINA BİR KADIN
Keza kadınların okumasının yasak olduğu bir dönemde Hz Meryem’in okuması da çok önemli…
O dönemde kadınların Beyti Makdis’e girmeleri yasak, merdivenlere dahi çıkamıyorlardı. İlim öğrenmeleri okumaları yasak. Çünkü İsrailloğulları’nın kadınları çok ciddi muhalefet geliştirebilecekleri bir dile sahip. Tevrat da o dili kışkırttığı için o dönemdeki hahamlar Tevrat’ı okumalarını istemiyor. Ama Meryem döneminin en iyi hafızı ve en iyi hattatı. Düşünün yani 6 bin civarındaki erkek öğrencinin arasında tek başına bir kadın orada okuyor. Bu dönemin üniversitesi gibi düşünün. O dönemde Beyti Makdis’in okuldan mezun olanlar hattat oluyorlar aynı zamanda fıkıh âlimi oluyorlar. Veya öğretmen yani tebliğci vaiz oluyorlar. Hz. Meryem’in bu iki mezuniyeti de vardır. Döneminde hem en iyi hatiptir hem de en iyi fakihtir, en iyi hattattır. Okulun bir numaralı öğrencisi olarak mezun oluyor.
HZ. MERYEM CESARET, FEDAKÂRLIK, SABIR DEMEKTİR
Ama hep Meryem, sanki daha hayatın dışında, kendi içine kapanmış masumiyetin simgesi içerisinde bir inci gibi anlatıldı…
Evet, incidir ama aynı zamanda çok cesur ve güçlü birisidir. Hz. Meryem’den bugüne ne gelebilir? Cesaret, feragat, fedakârlık, sabır ve yine cesaret yine cesaret. Babası olamayan bir çocuğa hem ana hem baba olmuştur. Bugün de törelerin karşısında kadın çok ciddi manada bir hukuk mücadelesi veriyor. O zamanki töre de babasız bir çocuğu dünyaya getirdiği için Hz. Meryem’i ölümle tehdit ediyordu. O töreyle de yaptığı bir mücadele var. Dolayısıyla yaşadığı her şey bana çok güncel geliyor. Bugün de karşılıkları olan şeyler.
KURAN’IN DİLİ HZ. MERYEM’İ ÖZGÜN KILIYOR
Hz. Meryem hem Kuran’da hem de İncil’de tasvir edilmiş. İncil’deki Meryem ile Kuran’daki Meryem benziyor mu?
Kur’an-ı Kerim’de çok daha yüceltilerek bizatihi Allah’ın överek anlattığı bir sima. İncillerde daha İsa’ya bağlı olarak anlatılıyor. Yani İncillerde Hz. İsa’nın anası olarak geçiyor. Bizim Kuran’ın dili ise Hz. Meryem’i övgün kılıyor. Hz. İsa’ya Meryem’in oğlu olarak bakıyor. Birisi İsa’nın annesi diye bakarken diğeri Meryem’in oğlu diye bakıyor. Buna da hayret ettim. Yani bir çiçeğe benzetilerek tarif edilen kişi ve kendisine ait vahiy geliyor. Muhteşem bir kadın.
Hz. Meryem’in resimlerini gördüğünüz zaman Hz. Meryem bu diyebiliyor musunuz? Resimler sizin kafanızda canlandırdığınız Meryem’i yansıtıyor mu?
Her ressam kendi zihnindeki, gönlündeki Meryem’i çizmiştir. Bize hayat veren su çok önemli. Bir yerde taşınması gerekiyor. Ya bir bardak ya bir şişe ya da hiç olmadı o suyu elinizle alırsınız veya bir akan suya dudaklarınızı uzatırsınız. O suya kavuşabilmeniz için bir vasıta olması gerekiyor. Meryem de ilahi rahmet olan Hz. İsa’ya ulaşmak için annelik derecesinde bir kıvamla, bir Ahsen-i takvim üzere, güzel bir kıvam üzere yaratılmış örnek bir kadın.
Hz. Meryem bir otorite sarsıcı kadın…
Kesinlikle. Öyle zaten… Mevcut statükoyu patlatan, çatlatan bir kayanın içerisinden çıkan bir nane dalı gibi… Bir bakarsınız kayaların üstünde bir ıtır çiçeği çıkar. Bir nane, bir kekik çıkar. O taşın bağrından nasıl çıkmış diye hayret edersiniz. İşte Hz. Meryem biraz öyle bir şeydir yani.
HZ MERYEM, KURAN’DA EN ÇOK ÖRNEK GÖSTERİLEN KADINDIR
Kuran’da en çok örnek gösterilen kadın diye biliyorum. Doğru mudur?
Evet, en çok örnek gösterilen kadın. Bir de kadın erkek bütün kahramanlar nazarında düşünecek olursanız en çok örnek gösterilen insanlardan biridir. Peygamberimize örnek gösterilmiştir bir de. Ey Muhammed Meryem’i de an diye bizzat son elçisine talimat vermiştir. Peygamber Efendimize söylenmiş her teklif O’nun ümmetine de söylenmiş. Dolayısıyla biz de Hz. Meryem’i çok sık anması gereken bir toplumuz. Hıristiyanlara, Bizanslılara falan bırakılmış bir iş değil. Edebiyatıyla, tarihiyle olsun Hz. Meryem’i anmak bizim vazifemiz. Bütün insanların görevi ama en çok da Hz. Muhammed’in ümmetinin vazifesidir.
Hz. Meryem ile Hz. Fatma arasında benzerlik var mı?
O’nu Hz. Peygamberimiz söylüyor. Tabii ki çok benzeşiyorlar. Hayata bakışları, zekaları, cesaretleri ve çok kırılgan gibi gözüken o masumiyetin içinde geleceğe dair taşıdıkları işaret ve çekirdekler. Birisi Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin annesidir, birisi de Hz. İsa’nın annesidir. Ve her iki anne de çocukları üzerinden çok ciddi bir kederi yaşamışlardır. Her ikisi de kurucu üyedir. Hz. Fatıma ile aynı zamanda bizim geleceğimiz kuruluyor. Hz. Meryem ile birlikte de insanlığın geleceği kuruluyor. İkisini de birbirine benzetiyorum.
"ALLAH" KELİMESİNİN BÜTÜN ŞİFRELERİ HZ.MERYEMDE GİZLİYDİ
Hz. İsa’nın dünyaya gelişi Kuranı kerimde nasıl anlatılıyor?
Hz. İsa’nın dünyaya gelişi Kur’an-ı Kerim’de çok lirik bir dille anlatılır. Hz. Meryem başına ne geldiğini bilmiyordu. Yani genç bir kızdı çünkü. Evlenmedi. Birden içinde büyüyen bir gerçekle uyandı. Ve o gerçek Hz. İsa olacaktı. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teâlâ Hz. İsa’ya “Allah’ın kelimesi” der. Allah kelimesini bir kadına taşıttırdı. Allah’ın kelimesinin bütün şifreleri Hz. Meryem’de gizliydi. Çocuğunun o hakikate dayalı yüksek söyleminin özü Hz. Meryem’in içindeydi, kalbindeydi, ruhundaydı. Hz. İsa’nın dünyaya gelişi büyük bir basiret ve cesaret gerektiriyordu. Ve o taşıyıcı güç, cesaret bir kadına verilmiştir.
Hem de evli olmayan genç bir kıza...
Hz. Meryem’in çocuğunu dünyaya getirirken mescitten uzaklaşması, sancı çekmesi, ihtiyar ve kurumuş bir hurma dalına dayanması… Karanlığın içinde tek başına gitti. O acıyla, o yalnızlıkla, O’na sadece meleklerin fısıltısı yetişebiliyordu. İşte; “Şu hurma dalına uzan, o dalı tut” gibi… Birden bire o yeşerdi ve hurmalar çıktı, birden bire yerden su fışkırdı. O coğrafya sanki hep birlikte bir zikir diliyle konuşmaya başladılar. Toprak içinden suyu çıkarttı. Herkes Meryem’e yetişmek istiyordu. Bir şekilde kimsesiz kadına yardım etmek istiyordu. Gecenin karanlığında tek başına Allah’ın kelimesini yüklenmiş bu kadının doğumuna tanıklık ediyorlardı. Yani ölmüş bir ağaç birden dallarını yeşertiyordu. Uçlarından hurmalar sarkıyordu. Adeta ‘buyur’ diyordu… Niçin insanlar duyarsızdı? Bir kütüğün dile geldiği, bir taşın toprağın çatlayıp içinden su çıkarttığı Meryem’in sesini kim duyacaktı? 2010 yıl sonra bizim bu sesi duymamız gerekiyor. Ve bu sese “Lebbeyk” diyerek “Biz de buradayız ve sana tanıklık ediyoruz Meryem annemiz” diye haykırarak koşmamız gerekiyor aslında.
Hz. Meryem Hz. İsa’nın ölüm haberini aldığında ne yaptı?
Hıristiyanlar çarmıha gerilenin Hz. İsa olduğunu düşünüyorlar. Bizim tefsirlerimizde, tarihlerimizde böyle anlatılmaz. Hz. İsa için vefat etti, öldü kelimesi kullanılmaz. Göklere kaldırıldığı söylenir. Havarilerden yani yakın arkadaşlarından birisi O’nu ihbar etmiştir. Bu hem Hıristiyan hem de Müslüman kaynaklarında böyle. Ve vali onu tutuklatmıştır. O ihbar eden havari Cenab-ı Allah tarafından Hz. İsa’nın suretine benzetilmiştir. Ve onu tutuklayıp götürmüşlerdir. Bize anlatılan budur. Müslüman dünyasında kıssa bu şekilde devam ediyor.
Hz. Meryem hakikati biliyor muydu?
Tabii Hz. Meryem de hakikati bilmiyor. O da oğlunun tutuklanıp götürüldüğünü zannediyor. Ama daha sonra mesela Taberani’de oğlunun görüntüsünün kendisine gelip, “Üzülme anne öldürülen kişi ben değilim” diye ifade ettiği anlatılır. Tizianiyo resminde kabristandaki halleri resmedilmiştir. Annesiyle bir tür vedalaşmasıdır. Mecdeli Meryem var yanında o arada. Çok ağlıyorlar, her gün nerede olduğunu bulmak için kabristanda kemiklerini arıyorlar. Bir annenin kaybettiği oğlunun arkasından yaşadığı durum muhakkak ki dünyanın en dramatik sahnelerinden birisidir. Tabiri caizse Hz. İsa’ya annesiyle vedalaşma imkânı verildi, ikram edildi. Ama Kur’an-ı Kerim’de böyle bir bilgi yok. Bize tarihi anlatılar şeklinde gelen şeylerden söz ediyorum. Benim ruhumu çok etkin hale getirdiği için o sahneyi unutamıyorum. Bir anne ile oğlunun yaşadığı dram Hz. Meryem’in son sayfalarında vardır.
Hz. Meryem’in oğlundan sonraki hayatıyla ilgili bir bilgi var mı?
Bizde bu kıssa burada bitiyor. Kur’an-ı Kerim’in anlattığı kıssalarda çoğunun sonunu anlatmaz Cenab-ı Allah. Bu yüzden 1500 yıldır kıssaları merakla okuruz. Velâkin ucu açık hikâyelerdir. Böyle olmasının sebebi insan var oldukça dönüp dönüp bu kıssaları okuması ve sonunu merak etmesi.
Sonunu bilsek bu kadar merak etmeyebilirdik herhalde…
Aslında Batı’nın roman anlayışı da bu. Sonunu detayıyla bilir ama onu tamamıyla dışa iter. Öğrendikten sonra dışa çıkarır. Ama Doğu’daki okuma kıssalar üzerinden gittiği için sonu yok. Başlangıcı da sonu da açık. Kur’an’ın açık kalmasındaki hikmet de bu. Kur’an kendini açık bıraktıran bir kitap çünkü bir roman değil, başı sonu belli bir insan yazısı değil. O yüzden insanlar hala onu açıp okuyorlar. Hz. Meryem kıssasının da hem başı açık hem de sonunun ne olduğunu bilmiyoruz. Kısa bir süre daha yaşadığına dair bir bilgi var, Anadolu’ya geldi diye bir bilgi var. Veya bir sala atladı o salla Akdeniz’i aşarak Magosa açıklarına gitti diye bir bilgi var. Hıristiyan tarihçilerinin anlattığı bilgiler bunlar. Ben de mahsusen o veda ile bıraktım… Doğu’ya ait birisi olduğum için o geleneği kırmadım. Ucunu açık bıraktım ama bir anne için evladına veda müthiş bir sondur zaten. Ondan sonra anne yaşasa ne kadar yaşamıştır? Evladına veda ettikten sonraki hayatına yaşam mı denir? Hz. Meryem bir öğretmendi. Muhtemelen son nefesine kadar da o hikmetleri kendi çevresindeki insanlara öğretmeye devam etmiştir.
CENABI HAK KUDRETLİ TEKLİFİNİ BABASIZ BİR ÇOCUĞUN ÜZERİNDEN İKAME ETMİŞTİR
Hz. İsa neden babasız dünyaya geldi?
İşin fıkıh boyutu var ama ben edebiyatçı olarak anlatabilirim. Cenab-ı Hak sünnetullahı gereği bizleri bir anneden ve babadan üretmiş fakat bunun bazı istisnaları var. Mesela Hz. Âdem’in hem annesi hem de babası yok. Keza Hz. Havva da öyle. Hz. İsa’nın da babası yok. Burada ironik bir durum var. Bu aslında topluma sorulmuş bir soru. Ünlü ceza avukatı Jacques Verges’in çok sevdiğim bir cümlesi vardır. “İşlenmiş her söz topluma sorulmuş bir sorudur” der. Babasız bir çocuk olmak sadece Batı’nın, Doğu’nun, Hıristiyanların, Müslümanların değil bu dünyanın en zor sorularından birisidir. Cenab-ı Hak kudretli teklifini babasız bir çocuğun üzerinden ikame ederek aslında bizdeki bu yaygın kadim töreyi de
sarsmıştır. Yani o sözünü dilerse bir taştan söylettirir, dilerse bir örümcek ağından söylettirir, dilerse babasız bir çocuğu kendi peygamberi kılarak kendi kelimesini söylettirir. Ve o babasız çocuk çığır açar. Bunda yetimlere bakışımızı sarsıcı bir teklif gizli.
Nasıl yani…
Hz. Meryem’i de annesi öyle dünyaya getiriyor. “Bu beklemekte olduğum evladımı senin yoluna adıyorum Ya Rabbi. Bütün bağlılıklardan uzaklaştırarak senin yoluna adıyorum” diyor. Ve Hz. Meryem ile ilgili bu ayetten yola çıkarak vakıflar kuruluyor. Doğu’da vakıfların çoğu yetim çocuklarla ilgiliydi. Tarık bin Ziyad annesiz babasız bir çocuktu ama O’nu İslam toplumu alıp o vakıflarda öyle güzel bir şekilde yetiştirdi ki gemilerini yakan o romantik komutana dönüştü. Ve 1492’ye kadar Avrupa’ya ışık saçan Endülüs Medeniyeti’ni kurdu. Buradan bize bir teşvik de var. Bizim toplumsal yük gibi gördüğümüz o yetimlerde hepsinde birer Hz. İsa, Hz. Meryem var. Endülüs fatihi Tarık bin Ziyad onların arasından çıkabilir. Allahü Teâlâ bizim alışık olduğumuz sınıflandırmayı burada allak bullak ediyor. Töreyi ironik kaderle çok ciddi bir sorgulamadan geçiriyor diyebilirim.
BÜYÜKANNEMİZE KAVUŞMAK, SARILMAK GİBİ
10 yıl sonra Hz. Meryem’i anlatmak nasıl bir şeydir?
Heyecan verici ve coşkulu bir şey. Yani büyükannenize kavuşmak, sarılmak gibi. O’nun izlerinin üzerinde koşmanın coşkusu yetiyor zaten. Bütün nehirlerin özlediği şey denize kavuşmaktır. Bizimde âcizane dereler, çaylar olarak Hz. Meryem’e doğru akmaya çalıştık.
Hz. Asiye’yi ne zaman okuyacağız?
Yazdığım kısımlar, okuduğum kısımlar var. Çalışıyorum. Daha çok okuma serüveni olarak görüyorum. (Bitti)
Haber 7
-
f selçuk 13 yıl önce Şikayet Et4 sultan annemizi öğrendim.. meryem annemizi ve ona olan sevgimizi ve bizdenliğini farkettiren yazara rabbim derin bir irfan ve ilhamlar lutfetsin.Beğen
-
mustafa akgül 15 yıl önce Şikayet Ethadi ordan provakatör. sen 35inden sonra provakatörlüğe başladın.Beğen
-
demokrat 15 yıl önce Şikayet EtEdebiyatçı mı? Ne dediniz?. Hanfendi, siz edebiyatçı değilsiniz. Siz hukukçusunuz. mesela Nazan Bekiroğylu, Sevinç Çokum, gerçekten de edebiyatçılardır. Ama siz hukukçusunuz! Edebiyatla uğraşıyorsunuz. Mesela Nazan Hoca, biraz hukukla ilgili kelam etse "ben hukukçu muyum" diyecek? Sanmıyorum. Bu işin akademik anlamda eğitimini almadıysanız ben edebiyatçıyım demeyeceksiniz. O zaman edebiyatçı yazarlara ayıp oluyor, haklarına giriyorsunuz. maşalllah eneniz hat safhada! tesettür, şöhret ve ene! Allah büyüktür...Beğen
-
Akıncı 15 yıl önce Şikayet EtŞaşırdım.... Otuz beş yaşından sonra el veriyormuş! O zaman başını da açsaydınız hanfendi? Üstelik otuz beş yaş oldukça genç bir yaş iken böyle bir açıklama nasıl birisi olduğunuz hakkında ip içu verdi. Özkök seni beğenmiş!!! Vay be.. ne kadar önemli! Seni zaten beğenmiyordum, şimdi ise hiç okumayı düşünmüyorum. Allah selamet versin din bezirganlarına...Beğen
-
bilal kara 15 yıl önce Şikayet EtİDDALI. İddalı başlık okadar alim bulamadı siz buldunuz bu şifreleri modernst şifrelerse bilememBeğen

