Lâle Müldür: Bütün Türkiye benim oğlum
Yeni şiir kitabı Siyah Sistanbul, 2009 ve 2010’da yazdığı şiirlerden oluşan Lale Müldür bundan sonraki kitabı ‘Anneye Ayetler’ isimli kitabını da anlattı. Lale Müldür, “Balık İnsanı” isimli şiirinde oğullarına sesleniyor...
ABONE OL
Kemâl Yanar'ın kitap haberi
Lâle Müldür’ün yeni şiir kitabı Siyah Sistanbul, şairin 2009 ve 2010’da yazdığı şiirlerden oluşuyor. Eser, aynı zamanda Müldür’ün “sondan bir önceki şiir kitabı”. Şairle hem bu kitabını hem de bundan sonra yayımlanacak olan kitabı ‘Anneye Ayetler’i İstanbul’daki evinde konuştuk.
"Benim kulaklarım pencerelerdedir
onda kulaklarım,
pencereler kırılalı beri
Efendimiz! Efendimiz!
diye gider bir ses
ve dağılır bir çuval un gibi saçlarına
sen hiç dönme arkana sen
ey yitik…
bir nehirde yürümek
ve unutmak kirli çocukluğu” (Ey Yitik)
Aklımda hâlâ bir önceki gece soluksuz okuduğum kitaptan ilk hatırlayışta bana kalan bu dizeler dönüp dururken çalıyoruz şairin kapısını. Son şiir kitabı Siyah Sistanbul hakkında bir söyleşi yapmak için ziyaret ettiğimiz Lâle Müldür’ün evindeyiz. Her zamanki içtenliğiyle karşılıyor bizi. “Siz yol kıyafetleri uygun gelmişsiniz ama yola çıkacak kimse yok burada,” diyerek gülümsüyor. Sonra kendiliğinden açılıyor sohbet: “Ben eskiden yolcuydum hep. Yoldaydım yani. Yolumu nihayet bitirdim. Şimdi bir tek yolum var ama bu her yere gidebilen bir yol. Kısmet yani.”
![]() |
| SİYAH SİSTANBUL, LALE MÜLDÜR, YKY, 112 SAYFA, 14 TL Kitabı temin etmek için tıklayınız |
Bakışlarımız duvarlardaki Yavuz Tanyeli, Balkan Naci İslimyeli gibi günümüz resim sanatının usta isimleri tarafından yapılmış Lâle Müldür portrelerinde ve şairin evinin benzersiz Boğaz manzarasında gezinirken, “İsterseniz, ben ilk önce Hıristiyanlarla Müslümanların genel halinden bahsedeyim size biraz,” diyen şaire kulak veriyor ve ses kayıt aletini çalıştırıyoruz: “Dışarıda inanın, kendine Hıristiyan diyecek insanlar çok azaldı, gerçekten azaldı. Müslümanlarda da eklektik bilinç fazla, analitik bilinç fazla ama sentez yok. İki dehşetengiz uçurumun arasından ilerliyoruz. Düşmemiz an meselesi. Saçma sapan gürültüler, kavgalar bir de üstüne üstlük. Ve görünmez bir savaş var.”
‘Bütün Türkiye benim oğlum’
İlk olarak, Siyah Sistanbul’dan konuşmak istiyoruz; kitabın en ilgi çekici şiirlerinden biri olan, çarpıcı imgelerle kurulu “Balık İnsanı” isimli şiirden. Bu şiirde yer alan: “Ama benim oğullarım var/ Bütün Türkiye benim oğlum” dizelerinin çıkış noktasını öğrenmeye çalışıyoruz. “Sen sevdin mi o şiiri?” diye soruyor Müldür ve ekliyor: “O şiiri kimse kavrayamadı daha. Anlayan hiç kimse yok galiba artık. Böyle de yazmak feci yani!.. Evet, benim bir sürü oğlum var, diyorum o şiirde. Balık İnsanı enteresan bir şiir, Türkiye’ye ağıt gibi. Uzun, ciddi bir şiir o. Orada ben oğlum diyorum Türk erkekleri için. Hepsi oğlum gibi. Doğrusu sizi de başka bir şekilde karşılamadım, oğlum gibisiniz.”
Bir kâhin-şair olarak Arthur Rimbaud, Lâle Müldür şiirinde hep önem taşıyan bir isim oldu. Bu kitapta, bu kez daha da önemli ve ayrıcalıklı bir deneyim eşliğinde karşılaşıyoruz büyük Fransız şairle:
“Gece yarısını biraz zaman geçmişti, ki karşımda Rimbaud duruyordu, o çağlar ötesi yüzüyle hâlâ, onu çağımıza getirmek ve onunla konuşmak istedim. Bunun için tek bir yolvardı - HİPNOZ işte Rimbaud karşımdaydı bütün serseriliği vurdum duymazlığı ve büyüsüyle… ama bu aynı Rimbaud İsa’nın önünde hüzünlü, melankolik ve titreşimlerle dolu bir Rimbaud olarak kalakaldı. Bugüne kadar Rimbaud’yu yeniden diriltmek gereksiz bir uğraş olurdu çünkü Rimbaud’nun şiirleri bütün çağları öngörür. Ancak bugün bir sonraki kitapta görüleceği üzere bilinmeze vardık ve Yaratıcı Ozan ilk defa varoluyor çünkü BEN bir başkasıdır…”
Lâle Müldür’den bize biraz bu deneyimi ve “Meleklerin Hükmettiği Rimbaud” diye isimlendirdiği şairi anlatmasını istiyoruz: “Rimbaud, bayağı kendini beğenmiş bir şair. Bana bile bir kere güldü. Kızdım, ‘Ben seni hayata getiriyorum. Benimle alay mı ediyorsun?’ dedim. Sonraları tam tersine döndü bana karşı. İsa’nın resminin altında duruyor, sürekli İsa’ya bakıyordu. Onu falan bıraktı, bana bakmaya başladı. Rimbaud, Rimbaud!.. Aklınız alıyor mu?.. Benim İsa’yla ilgili girdiğim her türlü zor pozisyona o da giriyordu. Aynı sıkıntıları çekti benimle. Üzüldü mü de çok üzülen biri gerçekten. Çok üzüldüğü zamanlar oldu, ben de çok üzüldüm onunla birlikte.”
‘İkide bir ağlar hale geldim’
Tam bu arada, “Ağlıyorsun işte Rimbaud/ ağlıyorsun/ ne yapabilirim ki ben bunun için?” dizelerini hatırlatıyoruz şaire: “Evet ağlıyor, ben de ağlıyorum çok” diye cevap veriyor Müldür: “Ben ikide bir ağlar hale geldim artık.” Şairin uzun bir süredir tasvir edegeldiği İsa Peygamber imgesine de yakın bir Rimbaud ile karşılaşıyoruz kitapta, hattâ kitabın son şiiri “Bronz”da, tüm isimlerin baş harfleri birer şifre olarak birleşiyor şiirin bitimine doğru: “Ve en sonunda/ bir dövme yanağında/ karışık tuhaf çizimlerin arasında/ LM ve C/ sonra LMC ile veriyorsun şifreni…/ sonra sonra R ve C/ ve LMRC olarak tamamlıyorsun şifreni…”
Şairin bir kâhine dönüşümü hakkındaki düşüncelerini soruyoruz Lâle Müldür’e, “Beni Amerika’da öyle biliyorlar zaten, öyle tanıdılar,” diyor ve son Amerika seyahatinde yaşadıklarını anlatıyor bize: “Amerika’nın en iyi şairleriydi karşımızdakiler. Ben son anda şiirimi değiştirmeye karar verdim, o ana dek hep başka bir şiir okuyordum, vazgeçtim, Buhurumeryem’i okuyayım dedim. Okuyorum şiirin İngilizcesini. Ben şiirimi okudukça insanlar tuhaf tepkiler göstermeye başladılar. ‘Allah Allah,’ dedim, ‘herhalde beğenmediler şiirimi.’ Sonra biri kalktı ve ‘Şu gördüğünüz kadın’ dedi, ‘İşte burada, hepinizin önünde kehanet gösteriyor.’ Ve kehanetle biliniyorum ben Amerika’da artık. Ama o da neden? Ben bir sürü şeyi bilirim, artık bunun esprisi bile kalmadı. Çoğu kimse telefon açıyor bana, ‘Şöyle şöyle bir durum var, ne yapmalıyım Lâle?’ diye soruyor. Ben de uyduruyorum bir şeyler, sonra doğru çıkıyor söylediklerim. Ben ne yapayım?”
Noli Me Tangere’nin öyküsü
Söz, “Buhurumeryem”e ve kehanetlere gelmişken, biraz İsa Peygamber ile ilgili hikâyesini anlatmasını istiyoruz; şiire ilk başladığı yıllara dönüyor şair: “İtalya’ya ilk gidişim hem herkesin çok ilgisini çeker, hem de anlamazlar niye döndüğümü. Ben İngilizce şiirler yazıyordum o zaman. Sonradan Gürol Irzık’la Bülent Somay, ‘Türkçe yaz Lâle,’ dediler. Onlara uydum. İngilizce şiirlerimi gönderdim İtalya’daki akademiye. Olay olmuş farkında değilim ben. Annem ve babamla gittik okula, baktım bütün hocalar ve rektör beni bekliyor. Hiç alışık değilim böyle şeylere. Niye bekliyorsunuz diye sormak da acayip olacak, sormadım bir şey. Ondan sonra beni şiir hocamın yanına gönderdi rektör. Şiir hocası konuşmaya başladı, çok da yakışıklı bir adamdı, iki de bir İncil diyor; ‘Siz niye İncil’den söz ediyorsunuz ki bana?’ dedim. Adam bana şöyle bir baktı, ‘Sen İncil’den bahsetmiyor musun?’ dedi. ‘Yok, hayır,’ dedim; ‘ben bilmem ki İncil’i, Kur’an’ı da bilmem. Ben Marksistim,’ dedim. O sıralar Marksisttim. Bunun üzerine ‘Noli Me Tangere’yi gösterdi, ‘Bunu nasıl yazdın?’ diye sordu. ‘Bunu Freud’un bir kitabından almıştım,’ dedim. Ama bulamadım yerini sonradan. Fazla da inceleyip bakmadım doğrusu. Zen Budist bir araştırmaya göre ölüler dirilir, yeniden konuşmaya başlarlar. Yeniden doğuş teması İsa’ya bağlanıyor oradan ama benim aklımda öyle bir şey yoktu hiç. ‘Bu kadarı fazla, sana İsa öğretmiş bu sözcükleri,’ dediler. Çünkü İsa, bildiğiniz gibi ‘kelimetullah’. Elbette ki şairlere bakıyor. Ve ben bütün dünyada dolaştığımdan biliyorum, dünyanın hiçbir yerinde benim kadar İncil’le kafayı bozmuş biri yok. Dolayısıyla adam inanmadı tabii ondan sonra.”
Bundan sonraki kitap: Anneye Ayetler
“Hiçbir şeyi hiçbir zaman aydınlatamayacağım düşüncesi beni büyük bir umutsuzluğa sürüklüyor, o zaman kurtuluş için yığınlar gibi ben de kurtarıcıyı beklemeye başlıyorum.” diye yazmıştı Lâle Müldür, ilk ve tek romanı Bizansiyya’da. “Bir kurtarıcı beklentisi üzerine, buna duyduğumuz ihtiyaç üzerine neler düşünüyorsunuz? Hiç umudunuz kalmadı mı?” diye soruyoruz şaire, “Tam yerine geldiniz,” diyerek gülüyor: “Dünyanın sonuna geldiğimizi herhalde tartışan kimse kalmadı artık. Ben yıllar önce başladım dünyanın sonu geliyor demeye.” Ve oradan, Siyah Sistanbul’un öncülü olduğu bir sonraki kitap Anneye Ayetler’e geliyoruz: “Ben esas bundan sonraki şiir kitabında öyle şeyler koyacağım ki ortaya, skandal olacak. Ama skandal, bildiğimiz kötü anlamda skandal değil. Sadece çok şaşıracaklar. Kitabın ismi ‘Anneye Ayetler’ ama annemle ilgili değil skandal. Anneme dair özel bir bölüm var. Ama ondan sonra öyle bir bölüm geliyor ki!..” diyor ve susuyor şair. Dünyaya, insanlığa ağıt niteliği mi taşıyor diye soruyoruz, bunun üzerine, “Hiç ağıt yok, son derece mutlu bir kitap,” diyor: “Yepyeni stillerde ve daha manevi şiirler olacak. Ama skandal olan ne, onu söyleyemiyorum tabii.” Şairi daha fazla zorlamamak için konuşmanın yerini alıyor “Zen Susuşu”, o büyük susku:
“yan yana ikimiz susuyoruz işte
Zen susuşunu
Ayak parmaklarını kıvırıyorsun
Karanfilli çayımdan içiyorum ben
Hiçbir şey söylemeyerek
yan yana ikimiz susuyorum işte
Zen susuşunu
ayrı ayrı bir yerlere alınıp götürülmeden önce.”
‘Şairin okurunu yarattığına inanıyorum’
Bu kitapta benim son birkaç depresif şiirim var. Son siyahlıklar artık. Siyah Sistanbul ismi oradan geliyor. Buradan işte inci gibi bir beyazlığa geçeceğiz.
Ben, şairin okurunu yarattığına inanan bir insanım. Genelde, burada yazacak insan değilim, ne yalan söyleyeyim. Burada yazmam çok acayip bir şey. Burası olmasa başka bir yer de olamazdı ama biliyorum.
Tanrı Kuramı diye bir kitap okuyorum şimdi. Tanrı’nın bulunduğu yerden söz edecek olursak, orada başlangıç ile son karışır zaten; sonlar başlangıca, başlangıçlar da sona dönüşür aniden. Beğendim de kitabı, çünkü ne ardı sıra bakışı olan bir din severliğe, ne de kuantum mekanikçi bir kökten materyalist dönüşüme inanıyor. İkisinin buluştuğu noktada duruyor adam. Yani milletin bu kadar anti-Müslüman olması, dinlerin Avrupa’da hiçbir yer tutmaması artık, bunların temelindeki meselelerden biri… Bu adam ortasını bulmuş, Bernard Haisch diye biri.
Korku yok bende. Doğrusu bir tek işkenceden korkarım ben, Allah uzak tutar inşallah beni. Onun dışında hiçbir şeyden korkmam. Çok erken yaşlarda babaya karşı çıkarak hayatımı kurmaya başladım zaten.
KİTAP ZAMANI
-
Kamil 14 yıl önce Şikayet Ethiç birşey anlamadım. Anneye Ayetler diyor ama anlattılarında ayetle ilgili bir şey olmadığı gibi tam tersi durumlar görülüyor birde Türkiye benim oğlum diyor ?? ne demekse ?gerçi normaldirMarksizm le Freud la büyüyen birinin sözlerinden bir şey anlasam bu kez başkalarının şaşması gerekirdi tabi -:)Beğen
